Öteki
%90 ve Tasarım

Bambu pedallı pompa, tasarımcı: Gunnar Barnes ve
International Development Enterprises Nepal, üretici: Nepal ve Bangladeş’teki
yöresel küçük atölyeler; metal, plastik ve bambu, 6,35x17,78x12,7 cm (Fotoğraf:
© 2003 International Development Enterprises).
Endüstriyel tasarım
etkinliği, ilk gündeme geldiği dönemden başlayarak hem dünya hem de ülke ölçeğinde
varlıklı bir küçük azınlığın taleplerini karşılamaya yönelik oldu. Bu bağlamda
adeta seçkinci bir iş olduğu bile söylenebilir.
Cooper-Hewitt Ulusal Tasarım
Müzesi’ndeki güncel bir sergiyse, yoksullar için tasarlamanın yaşamsal önemine
dikkat çekiyor.

Küresel Köy Barınağı, tasarımcı: Ferrara Design,
“Architecture for Humanity” (İnsanlık için Tasarım) grubu ile birlikte,
üretici: Weyerhauser ABD, 2004; üç kat lamine edilmiş oluklu mukavva,
250x250x233 cm (Fotoğraf: © 2005 Architecture for Humanity / © Grenada Relief,
Recovery, and Reconstruction).

LifeStraw® hayat kamışı, tasarımcı: Torben Vestergaard
Frandsen, üretici: Vestergaard Frandsen SA, Çin ve İsviçre (şimdiki model),
2005; yüksek dayanımlı polistiren dış hazne, halojen reçine, iyon değiştirici
reçine ve iç haznede de patentli aktif karbon, 25,4x2,5 cm (çap) (Fotoğraf: ©
2005 Vestergaard Frandsen).
A. Can Özcan n Amerika’nın Kaliforniya eyaletindeki badem
üreticileri, damlama yöntemli sulama sistemleri için her yıl milyonlarca dolar
harcarlar. Dönüm başına yaklaşık 2.000 dolarlık bir maliyet demektir bu ve 2,7
milyar insanın günlük gelirinin 2 doların altında olduğu bir dünyanın başka
yerlerinde bu koşullarda tarım yapabilmek mümkün değildir. Ama birtakım
tasarımcılar çıkıp, bunun beşte biri maliyetinde ve aynı işlevi gören bir
sistem tasarlarlarsa, o zaman Hindistan’da da bu tarım olanaklı hale gelir.
Peki, Kamboçya, Bangladeş, Etiyopya, Myanmar, Nijerya, Nepal, Vietnam, Zambia
ve Zimbabwe’de tasarım projeleri gerçekleştiren ve Dr. Paul Polak’ın 1980’lerde
kurduğu IDE (Uluslararası Gelişme Girişimi)’nin geliştirdiği bir sistemin
maliyetinin 3 dolar olabileceğine kim inanır?
John F. Kennedy “Özgür bir toplum fakir olan çoğunluğa
yardım etmezse, zengin olan azınlığı da koruyamaz” diyordu bundan 40-50 yıl
kadar önce. Kendisini de koruyamayan Amerikan başkanını zaman haklı çıkarıyor
gibi. Gerçi ondan önce de ondan sonra da çoğunluk fakir olandır aslında.
Çoğunluk açtır, çoğunluk en temel ihtiyaçlarını karşılayamaz durumdadır ve
çoğunluk karanlıktadır. Artık demode bulunduğu için bir süredir unuttuğumuz
küresel ısınma, küresel terör, küresel fakirlik gibi konuların gündeme gelmesiyle
yeniden anılmaya başlanan Victor Papanek’in Design for the Real World adlı
kitabında değindiği gibi, bugün karanlıkta yaşayan insanların sayısı Edison’un
ampulü icat ettiği devirden daha fazladır. Benzer bir biçimde, bugün telefon
kullanmayan nüfus da Alexander Graham Bell’in telefonu icat ettiği
zamandakinden daha kalabalıktır. Bu durumun daha bilimsel bir ifadesi Pareto
Prensibi ya da 80/20 kuralı olarak bilinir. Pareto ilkesi, Vilfredo Pareto
(1848-1923) adlı İtalyan bir ekonomist tarafından bulunmuştur. Onun ortaya
koyduğuna göre, İtalyan nüfusunun %20’si ülkenin kaynaklarının %80’ine
sahiptir. Bu ilke günümüzde birçok alana uyarlanabilir:
— Bir yerdeki insanların %20’si problemlerin %80’ine sebep
olur.
— Telefon görüşmelerinizin %80’ini, rehberinizdeki %20’lik
kısımla yaparsınız.
— Gazetelerdeki sayfaların %20’si, haberlerin %80’ine
sahiptir.
— Bir ürünün sadece %20’si %80 olarak kullanılır.
— Bir şehrin trafiğinin %80’i, yolların %20’si üzerinde
gerçekleşir.
— Bir firmanın %80 geliri, ürettiği ürünlerin %20’sinden
gelir.
— Yeniliklerin %80’i, insanların %20’si tarafından
gerçekleştirilir.
— %80 ilerleme %20 çaba ile gerçekleştirilir.
— Hataların %80’inden bileşenlerin %20’si sorumludur.

Seramik su filtresi, tasarımcılar: Dr. Fernando Mazariegos,
Ron Rivera ve IDE Kamboçya, üretici: IDE tarafından kurulmuş yerel bir fabrika,
Kamboçya, 2006; seramik çamuru, plastik kap ve “colloidal” gümüş boya,
5,08x5,08x8,89 cm (Fotoğraf: © 2002 IDE).
Ancak, bu oran tasarımlar ve insanlar söz konusu olduğunda,
azınlığın lehinde, çoğunluğun aleyhinde bir duruma yol açmış olmalı ki, New
York’taki Smithsonian Cooper-Hewitt Ulusal Tasarım Müzesi 2007 Mayıs ayı içinde
açacağı serginin adını “Öteki %90 İçin Tasarım” olarak koymuş. Bu temanın çıkış
noktası ise tasarımcıların %90’ının, %10’luk varlıklı kesim için çalışıyor
olması gerçeği. Küratörlüğünü kendisi de duyarlı bir tasarımcı olan Cynthia E.
Smith’in yaptığı ve 4 Mayıs-23 Eylül 2007 tarihleri arasında gerçekleştirilecek
olan sergideki işlerin ortak özelliği ise varlıklı azınlığın değil, yoksul
çoğunluğun ihtiyaçlarına cevap vermeye yönelik ürünler olmaları. Bu sergide yer
alan ürünler özellikle çekici olmayan, çok sınırlı ama önemli bir işlevi olan,
çok çok ucuza mal olacak şekilde tasarlanmış ürünler. Bir anlamda arzulanan
değil ama ihtiyaç duyulan nesneler olmaları onları tasarım açısından önemli
kılıyor. “Öteki %90 İçin Tasarım” için bir de kitap hazırlanmış. Kitapta
serginin içeriğine ve önemine değinen yazı ve röportajlar yer alıyor. Cynthia
E. Smith, bu sergiye de ilham veren kendi dönüşümünü şöyle açıklıyor: “İkiz
Kuleler’in yerle bir olduğu gün benim de dünyam değişti ve hiçbir şeyin eskisi
gibi olmayacağı duygusunu ben de yaşadım. Sonraki iki hafta boyunca da
Manhattan’daki enkaz içinde bir şeyler yapmaya çabaladım ve bir endüstriyel
tasarımcı olarak yetiştirildiğim halde sahip olduğum donanımın işe yaradığı
hiçbir şey bulamadım. Sonuçta da sorgulamaya başladım: Bir tasarımcı olarak
ben, nasıl bir fark ortaya koyabilirdim?”1
Tasarımın, özellikle de endüstriyel ürün tasarımının tarihi
genellikle Batı’dan ve endüstri devriminden itibaren ele alınır. Endüstriyel
tasarımın koşulları ise büyük ölçüde, üretici olarak endüstriyel üretim
modellerine ve kapitalizme, tüketici olarak da çoğunluktaki bir orta sınıfın
varlığına dayandırılır. Yani bir tarafta endüstriyel üretimi gerçekleştirecek
yapılar bulunacak ve üretilecek, diğer tarafta da tüketme olanaklarına sahip
bir orta sınıf ya da burjuvazi yer alacaktır ve halen de prensipte böyle
olmaktadır denilebilir. Bugün de profesyonel tasarımcılık dediğimiz meslek
dalı, çoğunlukla, belli davranış ve tüketim alışkanlıkları ile belli bir yaşam
biçimine sahip insanlar için üretim yapılan koşullarda gerçekleştirilir ve
tasarım eğitimi de buna yönelik tasarımcılar yetiştirir. Bu koşullar sanki
dünyada varolan yegane koşullarmış gibi, tasarım dendiğinde de otomotiv, beyaz
eşya, iletişim, elektronik, mobilya, perakende, ambalaj gibi sektörel tanımlar
üzerinden piyasa koşullarına karşılık gelen profesyonel bir meslek alanı tanımlanır.
Bütün meslek grupları içinde en ideolojik meslek
hegemonyasını kurmuş olan tıptır belki de. Tarihsel gelişim içinde insanın
kendi bedeni üzerinde söz sahibi olma, ona müdahale etme hakkını elinden alarak
kendi bedenine yabancı kalmasına yol açmıştır. Yaşamayan bir dil olan
Latincenin bedensel uzuvlar ve sağlık öğeleri için kullanılmasından başlayarak
hukuksal düzenlemelere uzanan gelişim içinde insanlar kendi bedenlerine
yabancı, ona müdahale edemez hale gelmişlerdir. Tıbbın insan hayatı içindeki olumlu
rolü elbette yadsınamaz. Ancak tıbbın insanları kendi bedenlerine en basit
müdahaleden mahrum bırakacak şekilde yabancılaştırarak bir meslek hegemonyası
kurmuş olduğu da bir gerçektir. Tasarım mesleği, tıp mesleği ile
kıyaslandığında yolun çok daha başında olsa da, insanın kendisine ait en temel
ihtiyaçları kendi olanakları ile karşılayabilme, kendi zihinsel soyutlamalarını
somut ürünlere dönüştürebilme yetisine yabancılaştırması açısından benzerlikler
gösterir. Ivan Illich bu konuda “endüstriyel ve profesyonel ürünlere uygun bir
dozajın ötesinde ihtiyaç duymaya başlamak, insan potansiyelinin mahvolmasına,
bireylerin zaman öğütücü hız olgusuna tutsak olmasına, eğitim görüyorum derken
aptallaşmasına, tedavi oluyorum derken hastalık hastası olup çıkmasına
sebebiyet vermektedir. Emtia ancak belirli bir noktaya kadar insanların kendi
başlarına yapabildiklerinin yerini alıp faydalı sonuçlar vermektedir”2 diye
yazar. Ancak tasarım konusunda günümüzde yaşanan sıkıntı, sadece insanların
kendi becerilerini ortaya koyamayacak kadar kendilerine yabancılaşırken bu
becerilerin profesyonel bir meslek uzmanlığına dönüşmesi değil, bu uzmanların
da sadece azınlığa hizmet eden ürünler tasarlayacak şekilde donanmaları ve
çalışmaları olmuştur. Bunun sonucunda gelinen nokta yeryüzü nüfusunun bilmem
kaç katını aydınlatacak kadar ampul, bir o kadarına da yetecek kadar telefon
tasarlanıp üretilirken, karanlıkta yaşamak zorunda kalan, iletişim araçlarını
hiç kullanmadan yaşayan ya da suya ulaşamayan insanların giderek çoğalması olmuştur.
Bu durumun ortaya çıkışı, ya da farkına varılışı ise o kadar da yeni değildir.
Endüstrileşmenin ve endüstriyel toplumların ortaya çıktığı 19. yüzyıldan bu
yana insanın tasarımcı karakteriyle endüstriyel, sosyal ve ekonomik ilişkileri
sorgulayan pek çok isim çıkmıştır. William Morris’in “Arts and Crafts” hareketinden
başlayarak Bauhaus’a, oradan da özellikle çevresel faktörlerin ve sosyal
ekonomik kutuplaşmaların yaşandığı 20. yüzyılın son çeyreğine kadar bu
sorgulama devam etmiştir. Örneğin, Richard Buckminster Fuller 20. yüzyılın
ikinci yarısında, Endüstri ve Tasarım kelimelerinin kendi başlarına çok
sağlıklı olduklarını, ancak biraraya geldiklerinde sağlıksız bir durum ortaya
çıktığından bahseder ve uçak fabrikaları gibi yerlere asla endüstriyel
tasarımcılar sokulmayacağını yazar3. Victor Papanek, E.F. Schumacher, Andre
Gorz, hatta Albert Einstein gibi çok farklı disiplinlerden gelen kişiler de bu
duruma dikkat çekmişlerdir. Örneğin, Victor Papanek mimarlık ve mühendisliğin
çözüm üreten meslekler olduğunu belirtirken, endüstriyel tasarımcıların çözüm
değil, sorun ürettiklerinden bahseder4. Papanek’in dostlarından ekonomist E.F.
Schumacher ise 1960’lar ve 70’lerin kült olmuş kitaplarından Small is Beautiful
(Küçük Güzeldir)’da5 üretimde ve tüketimde sadece büyümeye yönelik bir ekonomik
anlayışın tehlikeleri, sonuçları ve aktörlerinden bahsederken, kişilerin refah,
kamunun sefalet içinde olduğunu savunan John Kenneth Galbraith’in6 izinden
gitmektedir.
1980’ler ve 90’lar bu anlayışı önemsemek yerine gözardı eden
bir üretim, tüketim ve tasarım ekonomisini benimsemişlerdir. Doğu Bloku’nun
dağılmasıyla birlikte, en azından iddia olarak eşitlikçi söyleme dayanan
ideolojiler de etkisini yitirmiştir. Bunun sonucunda da genel anlamda iki kutup
olarak kümelenebilecek sosyal, ekonomik, ideolojik anlayışlar her yerde yerini
küreselleşme adı altında tek bir büyük pazar sosyolojisine, ekonomisine ve
tasarımına bırakmıştır. Oysa dünyanın bütününü içeren bir terminolojiye aitmiş
gibi görünen küreselleşme olgusu, aslında tam da Smithsonian Cooper-Hewitt
Ulusal Tasarım Müzesi’ndeki serginin vurguladığı anlamda, dünyanın çok büyük
bir çoğunluğunu eskisinden de fazla dışlayan bir dönem olmuştur. Ancak, tek
boyutlu bir dünya ekonomisi ve buna dayalı sosyal, kültürel yapılanmalar
eskisinden de daha keskin kutuplaşmaların yolunu açmış; sadece azınlığı ya da
çoğunluğu değil, herkesi birtakım felaketlerin eşiğine taşımıştır. Terör de
bugün sadece şu yüzdenin ya da şu bölgenin meselesi olmadığı gibi, küresel
ısınma ve çevre sorunları da yeryüzünde yaşayan herkesin problemi haline gelmiştir.
Çok uzun zamandır bu sorunlara bilimsel olarak dikkat çeken UNESCO, UNICEF, WHO
(Dünya Sağlık Örgütü), ILO (Uluslararası İşgücü Örgütü), Su Araştırmaları
Bilimsel Komitesi ya da çok daha radikal tavırlar sergileyen Greenpeace gibi
kuruluşların cılız seslerine ilk defa 2000’li yıllarla birlikte ciddi olarak
kulak verilmeye başlanır. Bu seslere kulak kabartanlar arasında tasarımcılar ve
tasarım eğitmenleri de vardır. Massachussettes Institute of Technology’den Amy
Smith öğrencilerinden bir hafta boyunca günde
2 dolarla yaşamalarını ister. Böylece dünyada yaşayanların
neredeyse yarısının ellerindeki 2 dolarla karşı karşıya kaldıkları durum daha
iyi anlaşılabilecektir. Amy Smith bu tecrübelerden çıkan tasarım sonuçlarını
D-Lab adlı bir çalışma ve web sitesiyle ortaya koyar
(http://web.mit.edu/d-lab/). Katrina kasırgası ya da tüm dünyada yaşanan
deprem, tsunami gibi felaketler ulusal ve uluslararası kuruluşlar ile sivil
toplum örgütlerinin yanında tasarımcıların ve tasarım örgütlerinin de bu
konulara yönelimlerini hızlandırır. IDSA (Amerikan Endüstriyel Tasarımcılar
Derneği) altında Leslie Spear “Öteki %90 İçin Tasarım” sergisine benzer bir
başlık olan “Çoğunluk İçin Tasarım” topluluğunu oluşturur. Bunu BM Milenyum
Gelişim Hedefleri programı ve 2006 Aspen Tasarım Zirvesi’nde dünyadaki tüm
tasarımcıları gelişmekte olan ülkelerdeki yoksulluğa son vermek üzere iş, sivil
toplum ve kültür kuruluşlarıyla işbirliğine çağıran bildiriler izler. Günümüzde
İngiltere’de Salford Üniversitesi’nden Amerika’da Kansas Devlet
Üniversitesi’ne, Afrika’dan yoksul Güneydoğu Asya bölgelerine kadar pek çok
örgütlü ve düzenli tasarım uygulamaları, atölye çalışmaları, eğitim programları
da geliştirilmeye başlanmıştır. Smithsonian Cooper-Hewitt Ulusal Tasarım
Müzesi’ndeki “Öteki %90 İçin Tasarım” sergisi de özellikle 2000’li yıllarla
ivme kazanan bu anlayışın bir göstergesi niteliğindedir.
Sergide, yiyecek, su, barınma, sağlık, eğitim, enerji,
ulaşım gibi başlıklar altında sergilenen tasarım ürünleri ve doğal felaket
koşulları düşünülerek gerçekleştirilmiş ürünler var. Kenya, Kamboçya, ABD,
Hindistan, Güney Afrika gibi tüm dünya coğrafyasından derlenmiş tasarımlar
arasında Yves Behar’ın “Her çocuğa bir dizüstü bilgisayar” ve Architecture for
Humanity grubunun barınma ünitesi tasarımları yanında Kenya’da yerel
atölyelerde üretilmiş kaplar da yer almakta. Aydınlatma da sağlayan yer
matları, yiyecekleri korumaya ve serin tutmaya yarayan kaplar, barınma
üniteleri, yük taşıma bisikletleri, ulaştırmayı kolaylaştıran tasarım
çözümleri, seramik su arındırma üniteleri ve daha bunlara benzer 30’dan fazla
tasarım ürünü bu sergide yer alıyor. Sergi için hazırlanan aynı adlı kitapta
yer alan Paul Polak, Martin Fisher gibi tasarımcılara göre bu tasarımlar sadece
yardım veya destek sağlamanın ötesinde tasarımcılar için profesyonel bir iş ve
çalışma alanı. Profesyonel iş modelleri olarak da kurgulanıp yönetilmek
durumundalar7.
Bana tasarımcıların mitolojik figürü olmaya en yakın aday
kim olur diye sorsalar, yarı insan yarı tanrı Prometheus derdim kesinlikle.
Tanrıdan ışığı çalma cesareti ve becerisini kullanıp insanlara aydınlık
getiren, bunun için de sonu gelmez acılar çekeceği işkencelere katlanan
Prometheus. Bugün ne yazık ki o Prometheus, elindeki iş başvuru formlarıyla
dünyadaki insanların çoğuna sırtını dönmüş ve yeteneklerini de tanrıları
aydınlatmaya adamış görünmektedir. Hadi o kadar insafsız olmayalım. Smithsonian
Cooper-Hewitt’teki “Öteki %90 İçin Tasarım” sergisi bu yargımızın
tasarımcıların hepsi için değil ama %10’u için geçerli olmadığını gösteriyor. n
Yrd.Doç.Dr. A. Can Özcan, İzmir Ekonomi Üniversitesi Endüstriyel Tasarım
Bölümü.

Kap-içinde-kap soğutucu, tasarımcı: Mohammed Bah Abba,
üretici: yerel atölyeler, Kenya, 2006; toprak, kum ve su, çeşitli ölçülerde
(Fotoğraf: © 2000 Tomas Bertelsen).

PermaNet ağ, tasarımcı: Vestergaard Frandsen, üretici:
Vestergaard Frandsen SA, Vietnam, 2000; %100 polyester içeren deltametrin (bir
çeşit yapay paratiroid), 160x180x150 cm (Fotoğraf: © 2005 Palle Peter Skov).

Her çocuğa bir dizüstü bilgisayar, kavram: Nicholas
Negroponte, tasarımcı: Yves Behar (Martin Schnitzer ve Bret Recor ile
birlikte), Continuum (Prototip), üretici: Quanta Computer Inc. ve OLPC, Çin,
2007; PC/ABS, lastik, 3,30x48,26x24,13 cm.
Notlar:
1 Smith, Cynthia E., “World Designs To End Poverty”,
Design for the Other 90%, Cooper-Hewitt, National Design Museum, Smithsonian
Institution, New York, 2007.
2 Illich, Ivan, “Körelten Meslekler (Disabling
Professions)”, Profesyoneller İktidarı, çev. Cevdet Cerit, Pınar Yayınları,
1994, s. 32.
3 Fuller, R. Buckminster, Ideas and Integrities,
Collier Books, New York, 1969, s. 77.
4 Papanek, Victor, Design for the Real World, Granada
Publishing, 1978.
5 Schumacher, E.F., Küçük Güzeldir, çev. Osman
Deniztekin, E Yayınları, 1979.
6 Galbraith, J.K., Affluent Society, Penguin Books,
1962.
7 Polak, Paul, “Design for the Other Ninety Percent”,
Design for the Other 90%, Cooper-Hewitt, National Design Museum, Smithsonian
Institution, New York, 2007.

Sierra ışıklı yer örtüsü, tasarımcı/üretici: Portable
Light Team, KVA MATx, ABD, 2006; alüminyum dokuma, geridönüşümlü PET, esnek
fotovoltaik hücreler, yarı-iletkenler, esnek kablo döşemeleri, 71,12x35,56x2,54
cm (açık), 30,48x35,56x2,54 cm (katlanmış) (Fotoğraf: Stanford Richins).

Big Boda yük taşıma bisikleti, tasarımcı: Worldbike, Adam
French (ilk aşama), Ed Lucero, Paul Freedman, Matt Snyder, Ross Evans, Moses
Odhiambo ve Jacob (ikinci aşama), üretici: Worldbike ve Moses Odhiambo
atölyesi, Kenya 2002-05 (ilk aşama), 2005 (ikinci aşama); yumuşak çelik,
papirüs dokuma yolcu yastığı, 213,36x121,92x60,96 cm (Fotoğraf: © 2006 Ed
Lucero).

Enkaz atığı 19. yüzyıl servilerinden yapılmış masa (©
2006 BASIC Girişimi).

AMD kişisel internet iletişim cihazı, tasarımcı: M3
Design, üretici: Solectron ve FIC, ABD, Meksika ve Brezilya, 2004; alüminyum
döküm taban, PC/ABS plastik iki parçalı dış kısım, TPE trim şeridi, lastik
ayaklar, 10GB 3,5 inç hard disk, AMD Geode™ GX işlemci, vidalar,
6,35x13,97x21,59 cm .(© 2004 M3 Design).

Hindistan’ın Andra Pradesh eyaletinde, Nizamabad kentinde
yerel Syndicate Bankası’nın veznesini aydınlatan güneş enerjisi sistemleri (©
1997 SELCO-Hindistan).

Estela Hernandez dokuma çantasına fotovoltaik hücreler
dikiyor, Meksika Sierra Madre’de San Andreas bölgesi (© Stacy Schaefer, UC
Chico).

Mevcut kısıtlı çocuk oyun alanlarını arttırmaya yönelik
teraslarda güneş enerjisi kullanan mutfak üniteleri (© 2004 BASIC Girişimi).

Nepal’deki küçük bir çiftlik arazisi üzerinde kullanılan
sulama fıskiyesi (© 2004 IDE International Development Enterprises).