25 Mayıs 2012 Cuma
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


Sonraki Sayfa >>

Adeta “Kuytuda” Bir Fotoğraf Abidesi: Martin Munkácsi

    

100 Kilometrede, Macaristan, 1929 (© Ullstein Bild; © Joan Munkácsi). 

 

Basın fotoğrafçılığı alanında çığır açan büyük bir usta. İki dünya savaşı arasındaki dönemin çoğu öncü adı gibi onun yaşamı da Avrupa’da başlıyor, Almanya’dan geçip ABD’de sonlanıyor.


Suya Girerken, 1929 (© F.C. Gundlach Collection; © Joan Munkácsi).

 

En Tehlikeli An, 1928 (© F.C. Gundlach Collection; © Joan Munkácsi).

 

Tahterevalli Üzerinde, 1929 (© Ullstein Bild; © Joan Munkácsi).

 

Murat Germen n Efsane usta Henri Cartier-Bresson’un fotoğrafa asıl ilgisi, 1932 yılında André Lhote atölyesinde, sadece seyahatlerini ve arkadaşlarını görüntüleyen genç bir amatör fotoğrafçı konumunda iken gördüğü, Martin Munkácsi’ye ait “Tanganyika Gölü’ne Koşan Çocuklar” (1930) fotoğrafıyla başlamış. Bresson’un evinin duvarlarındaki resimler, desenler arasında sadece iki fotoğraf varmış: Biri Munkácsi’nin söz konusu fotoğrafı, diğeri de Meksika’da 1913’te kurşuna dizilen bir kalpazanın, idam mangası karşısında ağzında sigarası, umursamaz ve meydan okurcasına gülümser fotoğrafı. Bresson ünlü olduktan sonra bir röportajında Munkácsi fotoğrafı hakkında şunları demiş: “Bu fotoğraf bende coşku ve heves yaratan kıvılcımın ta kendisidir. Anı dondurmakla fotoğrafın sonsuzluğu yakalayabileceğinin farkına vardım onun sayesinde. Bu beni etkilemiş tek fotoğraftır. Bu resimde öyle bir yoğunluk, yaşama heyecanı, spontanelik ve mucizevi bir hal var ki, beni her zaman etkilemeye devam etti.”

 

Bresson ile başlamışken, diğer bir ünlü fotoğrafçı Richard Avedon’un Munkácsi hakkında söyledikleri ile devam edeyim: “Daha önce heyecansız, sevgisiz ve yalan dolu bir eylem olan moda fotoğrafçılığına kendine has bir mutluluk, dürüstlük ve kadın sevgisi getirdi. Günümüz moda dünyasındaki fotoğrafçılar onun yavrularıdır, mirasçılarıdır… Munkácsi’nin sanatının sırrı onun hayata dair motivasyonunda yatar: Hayatın görkemli ve mükemmel olmasını istemiştir, nitekim işleri de görkemli ve mükemmeldir.” Genç, tutkulu ve kendine güvenen Amerikan kadını imajının yaratılmasında aktif payı olan fotoğrafçının moda röportajında yeni bir janr yarattığı aşikar.

 

Kumsalda Eğlence, Berlin, 1930 (© F.C. Gundlach Collection; © Joan Munkácsi).

 

Güzel Sonbahar: Güneşin Son Demleri, 1929 (© Ullstein Bild; © Joan Munkácsi).

 

Eugene Smith’in (1918-1978) ilk çalışmalarında gene Martin Munkácsi’nin işlerinden etkilenerek fotoğraflar ürettiği de söylenir. Bu kadar önemli üç fotoğrafçıyı bu derece etkilemiş olmasına karşın Munkácsi gerektiği ve hak ettiği kadar bilinen bir fotoğrafçı değil, özellikle de Türkiye’de. Şahsen “Tanganyika Gölü’ne Koşan Çocuklar” fotoğrafını şimdiye kadar okuduğum birçok fotoğraf tarihi kitabında gördüm ve fotoğraf tarihi söz konusu olduğunda aklıma gelen ilk görüntülerden bir tanesini oluşturuyor bu enfes fotoğraf. Fakat her nedense, bu yazıyı yazana kadar Munkácsi ile anında eşleştirebildiğim yegane fotoğraf bu idi ne yazık ki. Yazıyı yazarken yaptığım araştırma ve elime geçen müthiş katalog sayesinde, neredeyse “meçhul” sayabileceğimiz bu fotoğrafçının değerini zihnime oturtma fırsatı yakaladım. Bulduğum kaynaklarda okuduğuma göre, Munkácsi öldükten sonra bile Richard Avedon haricinde kimse sanatçının hakkını vermemiş. Bunu biraz yadırgadım doğrusu, çünkü beklenen ve dışarıdan göründüğünden çok daha acımasız, ticari olan sanat dünyasında; yaşadığı dönemlerde sevilmeyen, ilgi gösterilmeyen, hatta karşı çıkılan bazı “marjinal” sanatçıları öldükten sonra hep sahiplenen çıkar. Bu sahiplenme bazen bizzat karşı çıkan kişi(ler)den gelebilir ve ben bunu biraz “sırtlanca” bulurum. Adam yaşarken “yerin dibine batırmak için elinden geleni yap, ölünce ve tehlike geçince onu sahiplen ve üzerinden kendine pay çıkar” tavrı bana çok çirkin geliyor (ki böyle çalışan çok sanat taciri var ortalıkta).

 

Martin Munkácsi 1896’da Koloszvár, Macaristan’da doğmuş ve 1963’te ölmüş. İlk spor fotoğrafları 1921’de basılan fotoğrafçı genç yaşta yayın dünyasına adımını atmış. Macaristan’da iken hem gazete yazarlığı hem de fotoğrafçılığı birlikte götürmüş; uzmanlık alanı ise spormuş. O zamanlarda teknik kısıtlar nedeniyle sadece parlak ışık şartları ile dış mekanda gerçekleştirilebilen spor fotoğrafçılığına iyi kadrajlanmış aksiyon estetiği getiren fotoğrafçı, artistik ve teknik konularda meslektaşlarından bir adım önde durmuş. Munkácsi’nin meslek hayatı içindeki efsanevi dönüm noktalarından birisi, ölümle sonuçlanan bir kavgaya şahit olması ve bunu görüntülemesi olmuş. Çektiği fotoğraflar katil zanlısının yargılanması sırasında delil olarak kullanılmış ve mahkemenin kararını vermesinde etkili olmuş – ki bu durum fotoğrafçının adını biraz kötüye çıkarmış. Gene de bu kötü şöhret 1928’de Berlin’de bir iş bulmasında ona fayda sağlamış ve Berliner Illustrierte Zeitung’da çalışmaya başlamış. Burada yayımlanan ilk fotoğrafı, su birikintisinin içinden geçerken su sıçratan bir araba görüntüsü olmuş. Aynı dönemde Die Dame adlı bir moda dergisi için de iş üretmeye başlamış.

 

Sadece spor ve moda fotoğrafları çekmenin ötesinde, fakiriyle zenginiyle Berlinlileri günlük hayatları içinde görüntülemiş. Berliner Illustrierte Zeitung için Türkiye, Sicilya, Mısır, Londra, New York ve Liberya gibi çeşitli yerlerde çekimler gerçekleştirmiş. Modern zamanların hızı ve yeni fotoğrafik bakış açıları bulma olasılığı onu hep büyülemiş ve özellikle hava fotoğrafı gibi özel çekim tekniklerini kullanabilmek için, o sıralar varolan zeplin gibi muhtelif hava taşıtlarına heyecanla binmiş. Havadan yeri çekmenin yanında, kadınlar için uçuş dersi veren bir okulun etkinliklerini belgelerken havadan-havaya çekimler yapma fırsatı da bulmuş.

 

21 Mart 1933’te ise dünya tarihindeki en önemli “karanlık” günlerden birinin tanıklığını yapmış: Yaşı epeyce ilerlemiş olan Almanya başkanı Paul von Hindenburg ülkeyi Adolf Hitler’e teslim ediyor… Gene Berliner Illustrierte Zeitung için yaptığı bir röportajda Hitler’in yakın çevresini fotoğraflamış – bunu ironik bir durum olarak değerlendirmek olası, çünkü Munkácsi hem bir yabancı hem de Musevi. 1934’te Naziler Berliner Illustrierte Zeitung’u “nasyonal”leştirmişler ve Kurt Korff adlı Musevi yayın yönetmenini kovmuşlar. Munkácsi’nin yenilikçi fotoğrafları yerine, yayını Alman ordusu fotoğrafları ile doldurmuşlar. Bu gelişme üzerine New York’a göçen fotoğrafçı, ünlü Harper’s Bazaar moda dergisi ile 100.000 dolarlık bir kontrat imzalamış. Daha önce alışıldığı şekilde iç mekanda çekim yapmak yerine, hiç vazgeçmediği yenilikçi tavrına istinaden dış mekanları tercih etmiş; plajlar, çiftlikler, tarlalar ve havaalanı gibi mevkileri prodüksiyonlarında kullanmış.

 

Fotoğrafçının kendine güveninin her daim yerinde olduğu ve bu sayede de zamanının en iyi ücret alan fotoğrafçılarından birisi olduğu söyleniyor. 20. yüzyılın tartışmasız en önemli fotoğrafçılarından da olan Munkácsi, modern fotojurnalizmin temellerini atarak, o zamana kadar durağan bir pratik olarak seyreden fotoğrafa hareket getirmiş. Profesyonel bir ilişki kurduğu medyanın muhtaç olduğu bilgiyi aktarırken, Munkácsi, yansız bir gözlem pratiği izleme iddiasında olmamış ve her daim kendi bakış açısını dahil etmiş. Fotoğraf pratiğinin her aşamasında deneysel yaklaşımı ile izleyenlerini şaşırtmış ve kendine hayran bırakmış.

 

Munkácsi zamanının ötesine geçerek aksiyon, sürat, tempo, ritim gibi dinamizm içeren konuları çalışmış ve göze görünmeyeni görünür hale getirmek gibi bir misyon üstlenmiş. Cesur kadrajlarla çalışan fotoğrafçının bu örnekleri ilk ortaya çıkardığında ne gibi tepkiler aldığını, ne gibi zorluklarla karşılaştığını tahayyül etmek çok da zor değil. Fakat algımızın yönlenmesindeki çeşitli dinamikleri irdeleyen Gestalt ilkelerinin, Munkácsi fotoğraflarında çok ustaca kullanıldığını görüyoruz. Bu ustalık sayesinde, belki de, o zamana kadar görülmemiş kompozisyonların göze hoş gelmesi ve düşündüğüm kadar tepki görmemesi olası hale gelmiştir. Bir sistem adamı olmadan hep öncülük yapmış sanatçı; üç boyutlu uzam, hacim ve geometriye çok hakim olduğunu, zamanımız için bile yenilikçi duran kurgusunda aksettirmiş. Örneğin, 1929 tarihli “Tarlada Çocuklar” adlı fotoğrafında, zamanımızın kavramsal kurgu fotoğrafı pratiğinin izlerini taşıyan bir tavır gözlenebilir. Gene aynı yıl çekilen bir başka “marjinal” fotoğraf ise “Yeraltı Kabloları” adını taşımakta ve insanları daha önce pek girme fırsatı bulamadıkları bir ortama, izleyemedikleri bir öyküye davet etmekte. Bunlar ve benzeri fotoğraflarda ortaya çıkan sorgulayıcı tutum, sol ve sağda yer alan fotoğraf çiftlerinden oluşan “foto-diptik”lerinde iyice su yüzüne çıkıyor. Benzerlik, kontrast gibi Gestalt ilkelerinden yola çıkarak sosyal ve politik içeriklere de dokunan bu çalışmalarda, insan-doğa ilişkisi üzerine düşündürücü bazı ikilemlere yer verilmiş.

 

İlkleri seven bir yaratı adamı olarak göze çarpan Munkácsi, ilk defa nü modelleri kullanarak popüler bir dergi için makaleler üretmiş ve cesaret konusunda sınır tanımadığını ispat etmiş. Katharine Hepburn, Leslie Howard, Jean Harlow, Jane Russell, Louis Armstrong, Fred Astaire gibi önemli şahsiyetlerin portrelerini çekmiş. Munkácsi, bazı çığır açan sanatçılar gibi (şu an ilk akla gelen Van Gogh) fakirlik içinde ama muhalif duruşunu bozmadan, saygınlığını koruyarak ölmüş. Birçok üniversite ve müze anlaşılmaz bir şekilde sanatçının arşivini kendilerininkine dahil etmeyi reddetmişler ve bu yüzden işler dünyanın farklı noktalarına dağılmış. Berlin’deki Ullstein Arşivleri ve Hamburg’daki F.C. Gundlach Koleksiyonu, Munkácsi’nin işlerinin toplu olarak görülebileceği en büyük iki kaynak.

 

F.C. Gundlach tarafından organize edilen “Deichtorhallen” retrospektifi, fotoğrafçının tüm işlerini kapsamak ve sunmak açısından görülmesi gereken bir belge niteliğinde. Eski ve yeni baskılar, fotoğraf editörleri tarafından rötuşlanmış özgün teslimler, bitmemiş kitap taslakları, dergiler vb. fotoğrafçının çok katmanlı ve boyutlu çalışma biçimini gözler önüne seriyor. Fotoğrafçının çabuk öğrenen ve seri çalışan birisi olduğunu öğreniyoruz hakkında yazılanlardan, bu kabiliyetini de bir rekabet ve tercih edilme unsuru olarak devreye sokmayı becermiş.

 

Munkácsi’nin fotoğraf tarihine kalmış önemli bir sloganı ve aynı zamanda San Francisco Modern Sanatlar Müzesi’nde (SFMOMA) 2007 yılında açılmış sergisinin adı “Fotoğraf Çekerken Düşün!”dür (Think While You Shoot!). Dijital fotoğraf makinesi üreten bir markanın reklamlarında “düşünme, çek” gibi bir zamane sloganının kullanılması da hayli ironik duruyor fotoğrafçının önerisi yanında. n Murat Germen, fotoğrafçı/mimar, Sabancı Üniversitesi, SSBF.

 

Kumsaldaki Şemsiyeler, Macaristan, 1923-1927 (© Joan Munkácsi Collection).

 

Kumsaldaki Kadın, 1930 (© F.C. Gundlach Collection; © Joan Munkácsi). 

 

Tatil Keyfi, 1929 (© Ullstein Bild; © Joan Munkácsi).

 

Tarlada Çocuklar, Bad Kissingen, 1929 (© F.C. Gundlach Collection; © Joan Munkácsi).


Maden Ocağında Facia, Alsdorf, 1930 (© Ullstein Bild; © Joan Munkácsi).

 

Yeraltı Kabloları, Braunschweig, 1929 (© F.C. Gundlach Collection; © Joan Munkácsi).

 

Colleano tel üzerinde ters takla atıyor, 1932 (© Ullstein Bild; © Joan Munkácsi).

 

Reichstag Açılış Günü: Reich Ordusu Geçit Töreni, Potsdam, 21 Mart 1933 (© Ullstein Bild; © Joan Munkácsi).

 

Dansçı Margo Kumsalda Eğlenirken, 1934 (© John Harper Esten Collection; © Joan Munkácsi).

 

Kuş Sürüsü, 1921-1933 (© Joan Munkácsi Collection).

 

Dünya Fuarı, 1934 (© F.C. Gundlach Collection; © Joan Munkácsi). 

 

Güneş Şemsiyeli Çıplak, 1935 (© John Harper Esten Collection; © Joan Munkácsi).

 

Çıplak ve Ölü, The Fabulous World of Munkácsi başlıklı yayımlanmamış seçkide yer alan 1950’lere ait fotoğraflar (© Joan Munkácsi Collection).

 

Doğa da… kendini tekrar eder, The Fabulous World of Munkácsi başlıklı yayımlanmamış seçkide yer alan 1950’lere ait fotoğraflar (© Joan Munkácsi Collection).

 

İsimsiz, The Fabulous World of Munkácsi başlıklı yayımlanmamış seçkide yer alan 1950’lere ait fotoğraflar (© Joan Munkácsi Collection).

Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


67805 - unknown - 38.107.179.240