Adeta
“Kuytuda” Bir Fotoğraf Abidesi: Martin Munkácsi

100 Kilometrede, Macaristan, 1929 (© Ullstein Bild; ©
Joan Munkácsi).
Basın fotoğrafçılığı alanında
çığır açan büyük bir usta. İki dünya savaşı arasındaki dönemin çoğu öncü adı
gibi onun yaşamı da Avrupa’da başlıyor, Almanya’dan geçip ABD’de sonlanıyor.

Suya Girerken, 1929 (© F.C. Gundlach Collection; © Joan
Munkácsi).

En Tehlikeli An, 1928 (© F.C. Gundlach Collection; © Joan
Munkácsi).

Tahterevalli Üzerinde, 1929 (© Ullstein Bild; © Joan
Munkácsi).
Murat Germen n Efsane usta Henri Cartier-Bresson’un
fotoğrafa asıl ilgisi, 1932 yılında André Lhote atölyesinde, sadece
seyahatlerini ve arkadaşlarını görüntüleyen genç bir amatör fotoğrafçı
konumunda iken gördüğü, Martin Munkácsi’ye ait “Tanganyika Gölü’ne Koşan
Çocuklar” (1930) fotoğrafıyla başlamış. Bresson’un evinin duvarlarındaki
resimler, desenler arasında sadece iki fotoğraf varmış: Biri Munkácsi’nin söz
konusu fotoğrafı, diğeri de Meksika’da 1913’te kurşuna dizilen bir kalpazanın,
idam mangası karşısında ağzında sigarası, umursamaz ve meydan okurcasına
gülümser fotoğrafı. Bresson ünlü olduktan sonra bir röportajında Munkácsi
fotoğrafı hakkında şunları demiş: “Bu fotoğraf bende coşku ve heves yaratan
kıvılcımın ta kendisidir. Anı dondurmakla fotoğrafın sonsuzluğu
yakalayabileceğinin farkına vardım onun sayesinde. Bu beni etkilemiş tek
fotoğraftır. Bu resimde öyle bir yoğunluk, yaşama heyecanı, spontanelik ve
mucizevi bir hal var ki, beni her zaman etkilemeye devam etti.”
Bresson ile başlamışken, diğer bir ünlü fotoğrafçı Richard
Avedon’un Munkácsi hakkında söyledikleri ile devam edeyim: “Daha önce
heyecansız, sevgisiz ve yalan dolu bir eylem olan moda fotoğrafçılığına kendine
has bir mutluluk, dürüstlük ve kadın sevgisi getirdi. Günümüz moda dünyasındaki
fotoğrafçılar onun yavrularıdır, mirasçılarıdır… Munkácsi’nin sanatının sırrı
onun hayata dair motivasyonunda yatar: Hayatın görkemli ve mükemmel olmasını
istemiştir, nitekim işleri de görkemli ve mükemmeldir.” Genç, tutkulu ve
kendine güvenen Amerikan kadını imajının yaratılmasında aktif payı olan
fotoğrafçının moda röportajında yeni bir janr yarattığı aşikar.

Kumsalda Eğlence, Berlin, 1930 (© F.C. Gundlach
Collection; © Joan Munkácsi).

Güzel Sonbahar: Güneşin Son Demleri, 1929 (© Ullstein
Bild; © Joan Munkácsi).
Eugene Smith’in (1918-1978) ilk çalışmalarında gene Martin
Munkácsi’nin işlerinden etkilenerek fotoğraflar ürettiği de söylenir. Bu kadar
önemli üç fotoğrafçıyı bu derece etkilemiş olmasına karşın Munkácsi gerektiği
ve hak ettiği kadar bilinen bir fotoğrafçı değil, özellikle de Türkiye’de.
Şahsen “Tanganyika Gölü’ne Koşan Çocuklar” fotoğrafını şimdiye kadar okuduğum
birçok fotoğraf tarihi kitabında gördüm ve fotoğraf tarihi söz konusu olduğunda
aklıma gelen ilk görüntülerden bir tanesini oluşturuyor bu enfes fotoğraf.
Fakat her nedense, bu yazıyı yazana kadar Munkácsi ile anında eşleştirebildiğim
yegane fotoğraf bu idi ne yazık ki. Yazıyı yazarken yaptığım araştırma ve elime
geçen müthiş katalog sayesinde, neredeyse “meçhul” sayabileceğimiz bu
fotoğrafçının değerini zihnime oturtma fırsatı yakaladım. Bulduğum kaynaklarda
okuduğuma göre, Munkácsi öldükten sonra bile Richard Avedon haricinde kimse
sanatçının hakkını vermemiş. Bunu biraz yadırgadım doğrusu, çünkü beklenen ve
dışarıdan göründüğünden çok daha acımasız, ticari olan sanat dünyasında;
yaşadığı dönemlerde sevilmeyen, ilgi gösterilmeyen, hatta karşı çıkılan bazı
“marjinal” sanatçıları öldükten sonra hep sahiplenen çıkar. Bu sahiplenme bazen
bizzat karşı çıkan kişi(ler)den gelebilir ve ben bunu biraz “sırtlanca”
bulurum. Adam yaşarken “yerin dibine batırmak için elinden geleni yap, ölünce
ve tehlike geçince onu sahiplen ve üzerinden kendine pay çıkar” tavrı bana çok
çirkin geliyor (ki böyle çalışan çok sanat taciri var ortalıkta).
Martin Munkácsi 1896’da Koloszvár, Macaristan’da doğmuş ve
1963’te ölmüş. İlk spor fotoğrafları 1921’de basılan fotoğrafçı genç yaşta
yayın dünyasına adımını atmış. Macaristan’da iken hem gazete yazarlığı hem de
fotoğrafçılığı birlikte götürmüş; uzmanlık alanı ise spormuş. O zamanlarda
teknik kısıtlar nedeniyle sadece parlak ışık şartları ile dış mekanda
gerçekleştirilebilen spor fotoğrafçılığına iyi kadrajlanmış aksiyon estetiği
getiren fotoğrafçı, artistik ve teknik konularda meslektaşlarından bir adım
önde durmuş. Munkácsi’nin meslek hayatı içindeki efsanevi dönüm noktalarından
birisi, ölümle sonuçlanan bir kavgaya şahit olması ve bunu görüntülemesi olmuş.
Çektiği fotoğraflar katil zanlısının yargılanması sırasında delil olarak
kullanılmış ve mahkemenin kararını vermesinde etkili olmuş – ki bu durum
fotoğrafçının adını biraz kötüye çıkarmış. Gene de bu kötü şöhret 1928’de
Berlin’de bir iş bulmasında ona fayda sağlamış ve Berliner Illustrierte
Zeitung’da çalışmaya başlamış. Burada yayımlanan ilk fotoğrafı, su
birikintisinin içinden geçerken su sıçratan bir araba görüntüsü olmuş. Aynı
dönemde Die Dame adlı bir moda dergisi için de iş üretmeye başlamış.
Sadece spor ve moda fotoğrafları çekmenin ötesinde,
fakiriyle zenginiyle Berlinlileri günlük hayatları içinde görüntülemiş.
Berliner Illustrierte Zeitung için Türkiye, Sicilya, Mısır, Londra, New York ve
Liberya gibi çeşitli yerlerde çekimler gerçekleştirmiş. Modern zamanların hızı
ve yeni fotoğrafik bakış açıları bulma olasılığı onu hep büyülemiş ve özellikle
hava fotoğrafı gibi özel çekim tekniklerini kullanabilmek için, o sıralar
varolan zeplin gibi muhtelif hava taşıtlarına heyecanla binmiş. Havadan yeri
çekmenin yanında, kadınlar için uçuş dersi veren bir okulun etkinliklerini
belgelerken havadan-havaya çekimler yapma fırsatı da bulmuş.
21 Mart 1933’te ise dünya tarihindeki en önemli “karanlık”
günlerden birinin tanıklığını yapmış: Yaşı epeyce ilerlemiş olan Almanya
başkanı Paul von Hindenburg ülkeyi Adolf Hitler’e teslim ediyor… Gene Berliner
Illustrierte Zeitung için yaptığı bir röportajda Hitler’in yakın çevresini
fotoğraflamış – bunu ironik bir durum olarak değerlendirmek olası, çünkü
Munkácsi hem bir yabancı hem de Musevi. 1934’te Naziler Berliner Illustrierte
Zeitung’u “nasyonal”leştirmişler ve Kurt Korff adlı Musevi yayın yönetmenini
kovmuşlar. Munkácsi’nin yenilikçi fotoğrafları yerine, yayını Alman ordusu
fotoğrafları ile doldurmuşlar. Bu gelişme üzerine New York’a göçen fotoğrafçı,
ünlü Harper’s Bazaar moda dergisi ile 100.000 dolarlık bir kontrat imzalamış.
Daha önce alışıldığı şekilde iç mekanda çekim yapmak yerine, hiç vazgeçmediği
yenilikçi tavrına istinaden dış mekanları tercih etmiş; plajlar, çiftlikler,
tarlalar ve havaalanı gibi mevkileri prodüksiyonlarında kullanmış.
Fotoğrafçının kendine güveninin her daim yerinde olduğu ve
bu sayede de zamanının en iyi ücret alan fotoğrafçılarından birisi olduğu
söyleniyor. 20. yüzyılın tartışmasız en önemli fotoğrafçılarından da olan
Munkácsi, modern fotojurnalizmin temellerini atarak, o zamana kadar durağan bir
pratik olarak seyreden fotoğrafa hareket getirmiş. Profesyonel bir ilişki
kurduğu medyanın muhtaç olduğu bilgiyi aktarırken, Munkácsi, yansız bir gözlem
pratiği izleme iddiasında olmamış ve her daim kendi bakış açısını dahil etmiş.
Fotoğraf pratiğinin her aşamasında deneysel yaklaşımı ile izleyenlerini
şaşırtmış ve kendine hayran bırakmış.
Munkácsi zamanının ötesine geçerek aksiyon, sürat, tempo,
ritim gibi dinamizm içeren konuları çalışmış ve göze görünmeyeni görünür hale
getirmek gibi bir misyon üstlenmiş. Cesur kadrajlarla çalışan fotoğrafçının bu
örnekleri ilk ortaya çıkardığında ne gibi tepkiler aldığını, ne gibi
zorluklarla karşılaştığını tahayyül etmek çok da zor değil. Fakat algımızın
yönlenmesindeki çeşitli dinamikleri irdeleyen Gestalt ilkelerinin, Munkácsi
fotoğraflarında çok ustaca kullanıldığını görüyoruz. Bu ustalık sayesinde,
belki de, o zamana kadar görülmemiş kompozisyonların göze hoş gelmesi ve
düşündüğüm kadar tepki görmemesi olası hale gelmiştir. Bir sistem adamı olmadan
hep öncülük yapmış sanatçı; üç boyutlu uzam, hacim ve geometriye çok hakim
olduğunu, zamanımız için bile yenilikçi duran kurgusunda aksettirmiş. Örneğin,
1929 tarihli “Tarlada Çocuklar” adlı fotoğrafında, zamanımızın kavramsal kurgu
fotoğrafı pratiğinin izlerini taşıyan bir tavır gözlenebilir. Gene aynı yıl
çekilen bir başka “marjinal” fotoğraf ise “Yeraltı Kabloları” adını taşımakta
ve insanları daha önce pek girme fırsatı bulamadıkları bir ortama,
izleyemedikleri bir öyküye davet etmekte. Bunlar ve benzeri fotoğraflarda
ortaya çıkan sorgulayıcı tutum, sol ve sağda yer alan fotoğraf çiftlerinden
oluşan “foto-diptik”lerinde iyice su yüzüne çıkıyor. Benzerlik, kontrast gibi
Gestalt ilkelerinden yola çıkarak sosyal ve politik içeriklere de dokunan bu
çalışmalarda, insan-doğa ilişkisi üzerine düşündürücü bazı ikilemlere yer
verilmiş.
İlkleri seven bir yaratı adamı olarak göze çarpan Munkácsi,
ilk defa nü modelleri kullanarak popüler bir dergi için makaleler üretmiş ve
cesaret konusunda sınır tanımadığını ispat etmiş. Katharine Hepburn, Leslie
Howard, Jean Harlow, Jane Russell, Louis Armstrong, Fred Astaire gibi önemli
şahsiyetlerin portrelerini çekmiş. Munkácsi, bazı çığır açan sanatçılar gibi
(şu an ilk akla gelen Van Gogh) fakirlik içinde ama muhalif duruşunu bozmadan,
saygınlığını koruyarak ölmüş. Birçok üniversite ve müze anlaşılmaz bir şekilde
sanatçının arşivini kendilerininkine dahil etmeyi reddetmişler ve bu yüzden
işler dünyanın farklı noktalarına dağılmış. Berlin’deki Ullstein Arşivleri ve
Hamburg’daki F.C. Gundlach Koleksiyonu, Munkácsi’nin işlerinin toplu olarak
görülebileceği en büyük iki kaynak.
F.C. Gundlach tarafından organize edilen “Deichtorhallen”
retrospektifi, fotoğrafçının tüm işlerini kapsamak ve sunmak açısından
görülmesi gereken bir belge niteliğinde. Eski ve yeni baskılar, fotoğraf
editörleri tarafından rötuşlanmış özgün teslimler, bitmemiş kitap taslakları,
dergiler vb. fotoğrafçının çok katmanlı ve boyutlu çalışma biçimini gözler
önüne seriyor. Fotoğrafçının çabuk öğrenen ve seri çalışan birisi olduğunu
öğreniyoruz hakkında yazılanlardan, bu kabiliyetini de bir rekabet ve tercih
edilme unsuru olarak devreye sokmayı becermiş.
Munkácsi’nin fotoğraf tarihine kalmış önemli bir sloganı ve
aynı zamanda San Francisco Modern Sanatlar Müzesi’nde (SFMOMA) 2007 yılında
açılmış sergisinin adı “Fotoğraf Çekerken Düşün!”dür (Think While You Shoot!).
Dijital fotoğraf makinesi üreten bir markanın reklamlarında “düşünme, çek” gibi
bir zamane sloganının kullanılması da hayli ironik duruyor fotoğrafçının önerisi
yanında. n Murat Germen, fotoğrafçı/mimar, Sabancı Üniversitesi, SSBF.

Kumsaldaki Şemsiyeler, Macaristan, 1923-1927 (© Joan
Munkácsi Collection).

Kumsaldaki Kadın, 1930 (© F.C. Gundlach Collection; ©
Joan Munkácsi).

Tatil Keyfi, 1929 (© Ullstein Bild; © Joan Munkácsi).

Tarlada Çocuklar, Bad Kissingen, 1929 (© F.C. Gundlach
Collection; © Joan Munkácsi).

Maden Ocağında Facia, Alsdorf, 1930 (© Ullstein Bild; ©
Joan Munkácsi).

Yeraltı Kabloları, Braunschweig, 1929 (© F.C. Gundlach Collection;
© Joan Munkácsi).

Colleano tel üzerinde ters takla atıyor, 1932 (© Ullstein
Bild; © Joan Munkácsi).

Reichstag Açılış Günü: Reich Ordusu Geçit Töreni,
Potsdam, 21 Mart 1933 (© Ullstein Bild; © Joan Munkácsi).

Dansçı Margo Kumsalda Eğlenirken, 1934 (© John Harper
Esten Collection; © Joan Munkácsi).

Kuş Sürüsü, 1921-1933 (© Joan Munkácsi Collection).

Dünya Fuarı, 1934 (© F.C. Gundlach Collection; © Joan
Munkácsi).

Güneş Şemsiyeli Çıplak, 1935 (© John Harper Esten
Collection; © Joan Munkácsi).

Çıplak ve Ölü, The Fabulous World of Munkácsi başlıklı
yayımlanmamış seçkide yer alan 1950’lere ait fotoğraflar (© Joan Munkácsi
Collection).

Doğa da… kendini tekrar eder, The Fabulous World of
Munkácsi başlıklı yayımlanmamış seçkide yer alan 1950’lere ait fotoğraflar (©
Joan Munkácsi Collection).

İsimsiz, The Fabulous World of Munkácsi başlıklı yayımlanmamış
seçkide yer alan 1950’lere ait fotoğraflar (© Joan Munkácsi Collection).