25 Mayıs 2012 Cuma
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Alvar Aalto Barbican Sanat Galerisi’nde

 

Alvar Aalto, 1970’ler (Jyväskylä, Alvar Aalto Müzesi’nin izniyle; © Eva ve Pertti Ingervo).

 

Şermin Alyanak n Londra’daki Barbican Kültür Merkezi kuruluşunun 25. yıldönümünü kutlarken, programında ilginç konserler, gösteriler ve sergiler yer almakta. Bunlardan bir tanesi de modern mimarinin ve tasarımın büyük ustalarından, Finlandiyalı Alvar Aalto’ya (1898-1976) ayrılmış. Barbican Sanat Galerisi’nin bütününü kaplayan bu serginin önemi, böylesine kapsamlı bir retrospektifin ilk kez İngiltere’de açılması. Serginin bir diğer önemli özelliği de, tasarımının ve küratörlüğünün çağdaş Japon mimarlarından Shigeru Ban tarafından yapılmış olması.

 

Shigeru Ban, karton boru, bambu ve ahşap gibi doğal ve yenilenebilen malzemeleri kullanarak olağanüstü strüktürler oluşturan bir mimar. Çevreci ve insani kaygılarla yapmış olduğu bu deneysel çalışmalarla adeta Alvar Aalto’nun öğretilerini devam ettirmekte. Shigeru Ban, mimarın sosyal sorumluluklarını vurgulayarak Alvar Aalto’nun yapıtlarından esinlendiğini de gösterirken; onun tasarım felsefesini, Finlandiya başta olmak üzere Danimarka, Rusya ve AB devletlerinde gerçekleştirdiği 14 temel yapıtı ile anlatıyor. “Shigeru Ban’ın Gözünden Alvar Aalto” başlıklı bu sergi böylece her iki mimarın tasarımlarına organik yaklaşımlarını ve bu yaklaşımın insancıl bir mimarlık için nasıl bir esin kaynağı oluşturduğunu ortaya koyuyor. Aalto 30’lu yıllarda Japon mimarisinin doğaya olan duyarlığı ve zanaatçıların becerilerinden de etkilenmiş ve yapıların doğayla uyumu onun amaçlarından biri olmuştur. Yıllar sonra Shigeru Ban’ın yapılarında da aynı kaygının ve yaklaşımın devamını izliyoruz.

 

“Mimarın tek amacı… bir cennet yaratmaktır. Her ev, her mimarlık ürünü… insanlar için dünyevi bir cennet yapma çabasının ürünü olmalıdır,” diyen Alvar Aalto, gerçekleştirmiş olduğu yapıların sadece strüktürleri ile uğraşmamış, bir o kadar da iç mekanları ve donanımlarına ağırlık vermiştir. Tasarlamış olduğu mobilyaların, aydınlatma araçlarının, cam ve tekstil tasarımlarının birçoğu, içinde yer aldıkları yapıların adıyla anılırlar; “Savoy” vazosu, Paimio Sanatoryumu koltuğu veya Viipuru kütüphane taburesi gibi. “(…) Benim mobilyalarım çok ender olarak profesyonel tasarım çalışması ürünüdür. Hemen hemen istisnasız olarak hepsini mimari bütünün bir parçası, mimarinin bir tamamlayıcısı olarak yaptım; kamusal yapılarda, soylulara ait evlerde veya işçi kulübelerinde, mobilyayı bu şekilde tasarlamak çok eğlenceliydi,” demiş olsa da bu ürünler, mükemmelliği aramanın, gelişen teknolojiyi doğru kullanmanın, malzemeyi iyi tanımanın ve kullanan insanın ön planda tutulmasının sonucu olarak günümüze kadar dayanmış olan tasarımları işlerliklerini yitirmemişler; bugün hala üretildikleri gibi büyük bir sevgiyle de kullanılmaktalar.

 

Villa Mairea, Noormarkku, Finlandiya, 1938-39, mimar: Alvar Aalto (Jyväskylä, Alvar Aalto Müzesi’nin izniyle; © Gustaf Welin).

 

Alvar Aalto; birlikte anıldığı Le Corbusier ve Mies van der Rohe gibi modernist ustalarla aynı zaman dilimini ve yeni işlevcilik, standartlaşma, akılcılık gibi benzer ideolojileri paylaşmasına rağmen; yaratıcılığının doğal çevre ve yöresel bağlarla içiçe olmasıyla modernliğin katı akılcılığını aşmış ve daha insancıl bir yaklaşım getirmiştir. 20’li yıllarda ve 30’ların başında, biraz Bauhaus Okulu, biraz Art Deco etkisinde, tüm Avrupa’ya hakim olan işlevselcilik veya yeni nesnelliğin en belirgin öğeleri, Alvar Aalto’nun hem kendi yaşadığı evde hem de tasarladığı yapılarda kullandığı krom nikel kaplamalı boru mobilyalardır. Alvar Aalto’nun yapıtlarını ve tasarımlarını salt işlevcilikle yorumlamak yeterli değildir; işlevselcilik onun insan, doğa ve yapıları arasındaki organik bağı ifade etme sürecinde sadece bir basamaktır. Yapı sanatı onun için yaşam sentezinin madde olarak biçimlendirilmiş şeklidir.

 

Jyväskylä İşçi Kulübü, Jyväskylä, Finlandiya, 1924-25, tiyatro girişi ve fuaye, mimar: Alvar Aalto (Jyväskylä, Alvar Aalto Müzesi’nin izniyle; © Martti Kapanen).

 

1898 yılında Finlandiya’nın Kuortane şehrinde doğan Hugo Alvar Henrik Aalto, 1921 yılında Helsinki Teknik Üniversitesi’nin Mimarlık Bölümü’nü bitirmiştir. Mezuniyetinin ardından bir süre İsveç’te mimar Arvid Bjerke’nin yanında çalıştıktan sonra Finlandiya’ya dönerek 1924 yılında Jyväskylä’de kendi adıyla Mimarlık ve Anıtsal Sanat Bürosu’nu açmıştır. Her zaman kendisiyle ilgili mit yaratmayı beceren Alvar Aalto, bürosunun girişine ismini koskocaman harflerle yazmıştır.

 

1919’da özgürlüğünü kazandıktan sonra kimlik arayışına giren Finlandiya’da birçok genç aydın gibi Aalto da ülkesinin kültürel gelişimine katkıda bulunmak istemektedir. Gazete ve dergilere yazılar yazar, yeni yapılaşma içinde açılan mimarlık yarışmalarına katılır. 1924 yılında kendi gibi mimar olar Aino Marsio ile evlenir; birlikte konut ve öğrenci yurdu projeleri üzerinde çalışırlar. Erken dönem yapıları arasında işçi konutları ve Jyväskylä İşçi Kulübü projeleri yer almaktadır. Adeta bir Aalto şehri olarak kabul edilen bu şehir ve civarında irili ufaklı 70 projesi bulunmakta.

 

National Pensions Institute, referans kitaplığı ve okuma salonu, Helsinki, Finlandiya, yarışma tarihi: 1948, yapım: 1952-57, mimar: Alvar Aalto (Jyväskylä, Alvar Aalto Müzesi’nin izniyle; © Heikki Havas).

 

1927 yılında eski başkent olan Turku’daki Güneybatı Finlandiya Tarım Kooperatifi projesini kazandıktan sonra, o dönemlerde Helsinki’ye göre daha fazla aydın dost çevresi buldukları bu şehre yerleşmeye karar verirler. O dönemin en ilerici tasarımları olarak kabul edilen Marcel Breuer mobilyaları ile donattıkları evleri, uluslararası modern akımı savunan aydınlar grubuna dahil olduklarının birer göstergesidir.

 

Turku şehrindeki Tuun Sanomat gazete binası (1927-28), Viipuri Kitaplığı (1927-35) ve Paimio Sanatoryumu (1928-33) yapıları “Uluslararası Stil”in çizgilerini taşır. Eşiyle birlikte Avrupa’ya yapmış olduğu çeşitli gezilerde ve 1929 yılındaki CIAM (Uluslararası Çağdaş Mimarlar Kongresi)’da tanıştığı

Le Corbusier, Walter Gropius, Marcel Breuer gibi mimarlar ve eleştirmen Siegfried Giedion ile dostluklar kurmuştur. Diğer genç mimarlar gibi bu tarzı olduğu gibi taklit etmek yerine daha insancıl bir yorum getirir. Bu açıdan da Paimio Sanatoryumu dönüm noktasıdır, yapının bütünü adeta bir “sosyal Gesamtkunstwerk”dir. Ayrıntılarla ilgili titizliği kapı kollarının tasarımına kadar uzanır. Sanat bütünlüğü içinde sanatoryum, iç mekanlarının en ufak ayrıntısına kadar sıradan bir hastanın her türlü gereksinmesine cevap vermekte; temizlik ve sağlık ön planda tutulmakla birlikte, neşeli ve sıcak bir atmosfer de yaratılmaktadır.

 

İnşaat sırasında ahşabı bükme deneyleri ağır basmaktadır. Turku’daki bir mobilya firmasının teknik müdürü ve iyi bir ahşap ustası olan Otto Korhonen ile birlikte seri üretime uygun mobilyalar üstünde çalışırlar ve yapı tamamlandığında, daha sonra “Aalto Mobilyaları” diye adlandırılacak, açık renkli huş ağacından pres-kontra mobilyaların ilk örnekleri de ortaya çıkar (1933). “Kıvrılmış birkaç boru ve üstüne gerilmiş deri ile yaylanan bir oturma elemanı yapmak kendi içinde akılcı bir çözümdür. Biz, akılcı olarak değerlendirdiğimiz nesnelerin çoğunlukla insancıl niteliklerden yoksun olduğu görüşündeyiz,” diyerek ahşap ağırlıklı mobilyalar tasarlamaya devam eder. Viipuri Kitaplığı’nın üstüste toplanabilir üç ayaklı taburelerinde kullandığı “L” ayaklar ve onun çeşitli biçimde biraraya getirilme şekliyle farklılaşan “Y” ve “Yelpaze” biçimindeki ayaklar bu ahşap bükme denemelerinin sonucudur.

 

1933 yılında Paimio Sanatoryumu tamamlandığında, o dönemin etkin mimarlık eleştirmeni olan Siegfried Giedion bu yapıyı çağın en başarılı üç yapısından biri olarak tanımlayacaktır; diğerleri Walter Gropius’un Dessau’daki Bauhaus Okulu ve Le Corbusier’nin Cenevre’deki Milletler Cemiyeti projeleridir. Artık kendi ülkesinde olduğu kadar yurtdışında da ün kazanmıştır ve sadece otuz beş yaşındadır. Uluslararası dost çevresinde mimarlar dışında onun tasarımlarını etkileyecek olan Fernand Legér ve Constantin Brancusi gibi sanatçılar da vardır.

 

 

“Tank” koltuk, 1932, tasarım: Alvar Aalto (Jyväskylä, Alvar Aalto Müzesi’nin izniyle; © Maija Holma).

 

Kendi ülkesinde önceleri biraz aşırı olarak kabul edilen Alvar Aalto mobilya tasarımlarının Finlandiya dışında ün kazanmaya başlaması, aynı yıl Londra’daki Fortnum&Mason büyük mağazasında sergilenmesi ile başlar. Bu uluslararası çıkışı izleyen yıllarda Milano Trienalleri’ne katılım ve ödüller onun mimarlığın yanısıra mobilya ve cam tasarımı alanında da tanınmasına neden olur. Büyük Bunalım’ın getirdiği yapı sektöründeki durgunluk onun bürosunu da etkilemiştir. Sanatoryum projesi tamamlandıktan sonra bürosunu Helsinki’ye taşır, 1935 yılında da eşi Aino ile birlikte şehrin banliyösü olan Munkkiniemi’de kendilerine yeni bir ev ve stüdyo kurarlar.

 

Bu arada sanat ve teknolojinin ustaca birlikte kullanılma ilkesi, disiplinlerarası beslenmenin en güzel ve başarılı örneği ve geçtiğimiz yıllarda 70. yılını kutlayan Artek şirketinin kuruluşu gerçekleşir. Alvar ve eşi Aino Aalto’nun yaratıcı gücü; bir sanatsever olan Maire Gullichsen’in ailesinin maddi olanakları ve sanat tarihçisi ve yazar Nils-Gustav Hahl’ın uluslararası ilişkilerinin ortaklığında kurulan bu şirketin kısa süre içinde Finlandiya’nın belki de ilk öncü şirketlerinden biri olmasına neden olur. Şirketin amacı mobilya satmak ve ilerici bir yaşam ve kültür geliştirmektir. Aalto’nun tasarımlarıyla, şirketin kaliteli üretimi ve dünyaya açık çağdaş pazarlama ilkeleriyle zamana meydan okuyan bir marka olmayı becermiş olan Artek, aynı zamanda yıllar içinde evrensel sanat ve el sanatlarının Finlandiya’da tanıtılmasına katkıda bulunmuştur. Finlandiya’da birkaç nesildir Aalto mobilyaları ile büyümek onlara doğal veya sıkıcı gelebilir ama kendisinin de dediği gibi: “Bir nesne, tasarımcısının düşüncesinde mükemmelleşmez; kullanıcının amacı eseri tamamlar.”

 

Säynätsalo Belediye Sarayı, çatı makası detayı, Säynätsalo, Finlandiya, 1948-52, mimar: Alvar Aalto (© Judith Turner, 2006).

 

1936 Uluslararası Paris Fuarı’ndaki Finlandiya Pavyonu tasarımı ile adını tekrar yurtdışında duyuran Aalto’nun bir sonraki projesi de Savoy Restaurant olacaktır. Alvar Aalto’nun, en az mobilya tasarımları kadar tanınan ve adeta tasarım ikonu olan cam tasarımlarının başında; “Savoy” vazosu olarak da bilinen, Finlandiya’nın göllerini anımsatan organik biçimli cam kasesi yer almaktadır. Kendi deyimiyle “Eskimolu Kadının Deri Pantalonu” adlı bu çok amaçlı kase Karhula-Iittala firması tarafından Paris Fuarı için üretilmiş ve birincilik ödülü almıştır. Artık her projesinde Finlandiya’dan bir parça vardır, Artek şirketinde ortak olduğu Gullichsen ailesi için yapmış olduğu Villa Maire hem çağdaş hem de Finli olma özelliklerinin birarada başarıyla kullanıldığı yapılarından biridir: doğal ahşap ve metal taşıyıcılar, beton kirişler ve doğal çatı örtüsünün beraberliği.

 

Seinäjoki Belediye Sarayı, konferans salonu, Seinäjoki, Finlandiya, 1958-87, mimar: Alvar Aalto (Jyväskylä, Alvar Aalto Müzesi’nin izniyle; © Kalevi A. Mäkinen).

 

Benzer bir yaklaşım da 1939 New York Dünya Fuarı’ndaki Finlandiya pavyonudur. Tasarımın kurgusu Finlandiya ormanlarının biçim, ışık ve gölgelerinden büyülü bir esinlenmedir. Hiçbir şeyi beğenmeyen Frank Lloyd Wright bile bu yapıtı “genius” diye tanımlar. Hem bu çalışma hem de bir yıl önce New York MoMA’da açmış olduğu sergi ve MIT’ye misafir hoca olarak davet edilmesi nedeniyle ABD’ye yaptığı yolculuklara savaş nedeniyle uzun bir ara vermek zorunda kalan Alvar Aalto, ancak 1946 yılında MIT’ye gidebilecek ve Baker House adlı projeyi gerçekleştirebilecektir. Bu yapı onun fuar pavyonları dışında yurtdışında gerçekleştirdiği ilk projedir.

 

1949 yılında eşi Aino’yu uzun bir hastalıktan sonra kaybeder, üç sene sonra gene bir mimar olan ve bürosunda çalışan Elissa Mäkiniemi ile evlenir. 50’li yıllar Aalto’nun mesleğinin en üst noktasına eriştiği yıllardır. Muurutsalo’da kendileri için yapmış olduğu deneysel ev (1952-53), Helsinki Teknoloji Üniversitesi (1949-66), Sosyal Sigorta Enstitüsü binası (1953-57) ve Fin Komünist Partisi için yapmış olduğu Kültür Evi (1952-58) bunlardan bazılarıdır.

 

Alvar Aalto, yapılarında doğal ışığı kullanmadaki başarısı kadar yapay aydınlatma ustalığı ile de dikkat çeker. Yapının bir öğesi olarak tasarladığı aydınlatma elemanları dışında seri olarak, belki de daha az üretildiği için daha az bilinen, “Arı Kovanı” veya “Melek” adlı aydınlatma araçları-armatürleri de işlevselliğin estetikle birleştiği başarılı örnekler arasındadır. Lamine ahşap, buzlu cam veya metal levha kullandığı bu aydınlatma araçları işlevsel olduğu kadar, kullanıldığı mekanlarda güzel bir ışık ortamı da yaratmaktadır. Aalto için yapay ışık ve aydınlatma yapının önemli bir tamamlayıcısıdır; geliştirdiği aydınlatma sistemlerinin amacı doğal ışığı olabildiğince mükemmel bir şekilde taklit etmektir.

 

Alvar Aalto’nun çalışma alanı takı tasarımından cam tasarımına, mobilyadan bina ve şehir planlamasına uzanmaktadır. Tüm tasarımlarında olduğu gibi mimari yapıtlarında da ahşap, tuğla, beton gibi doğal malzemelerin birarada kullanımından doğan uyumu gelişen teknolojiyle bütünleştiren yenilikçi çözümleri büyük bir ustalığı yansıtmaktadır. Barbican Sanat Galerisi’nde yer alan bu yapıtlar, mimarın “Kuzey Klasiği” tarzından başlayarak ölümüne kadar olan süre içinde altı dönemi ve bu dönemlerin özelliklerini yansıtmaktadır. Dönemler içindeki çalışmalar modelleri, çizimleri, fotoğrafları ve o yapılara ait ürünlerle birlikte sergilenmekte. Sergilenen yapı ve projeler arasında Paimio Sanatoryumu (1929-33), Gullichsen ailesi için Villa Mairea (1938-39), AA Sistem Evleri (1937), Deneysel Ev (1952-53), Jyväsklä İşçi Kulübü, Üç Haç Kilisesi (1955), Kuzey Jutland Sanat Müzesi (1958, 1966-72), Seinajoki şehir merkezinin gelişimi (1952-87) yer almakta. Sergide özgün modellerin yanısıra Tokyo Keio Üniversitesi’ndeki Shigeru Ban laboratuvarında geliştirilmiş olan Aalto yapılarının analitik modellerine de yer verilmiş. Amerikalı fotoğrafçı Judith Turner’ın Aalto binalarının yeni fotoğraf çekimleri de mimarın yapıtlarına dair yeni bir bakış olarak tanımlanıyor.

 

Seinäjoki Belediye Sarayı, konferans salonu, Seinäjoki, Finlandiya, 1958-87, mimar: Alvar Aalto (© Judith Turner, 2006).

 

Sergide yer alan Shigeru Ban’ın çalışmaları onun kağıt, bambu ve ahşap ile yapmış olduğu denemeleri tanıtmakta; erken dönem mobilya tasarımları, Carta Koleksiyonu (1998), L-Unit oturma mobilyaları (1993), Kağıt Kütük Evi, Kobe (1995), Mobilya Evi, Yamanashi (1995), Hanover Expo’daki Japon Pavyonu (2000) ve son tasarımı olan ve 2008’de açılması planlanan Metz’deki Yeni Pompidou Merkezi.

 

Shigeru Ban, ilk kez 1986 yılında Tokyo’da Alvar Aalto sergisini yaparken kağıttan yapılmış boruları strüktürel öğe olarak kullanmış. Bu çalışmasından sonra geri dönüşümlü karton levhalarla yapmış olduğu deneylerle, alışılmış yapı malzemelerine bir yenilik getirmiş. Bu sergide 1995 yılındaki Kobe depremi sonrası evsizler için yapmış olduğu geçici barınakların yapımında karton borular kullanmasıyla ilgili projesi de sergilenmekte. Bu projeyle Aalto’nun İkinci Dünya Savaşı sonrası konut sorununa getirdiği prefabrik konut mimarisindeki insancıl yaklaşımla paralellik kuruluyor. Her iki mimarın da geleneksel malzemeleri modern teknoloji ile birleştirme sırasında bu prefabrik konutlara bireysel insan dokunuşuyla ilgili yaptıkları denemeler vurgulanıyor. Savaş sonrası yapılarının bir özelliği de bütün o malzeme kıtlığına rağmen en ufak ayrıntısına kadar doğru planlanarak, olabilecek en iyi malzeme ve işçilikle yapılmış olmaları. Bu dönemde gerçekleştirmiş olduğu kamusal yapıların özgünlük ve kalite açısından ancak Fin Ulusal Romantik döneminin en güzel örnekleri ile karşılaştırılabileceği söyleniyor.

 

Belediye Sarayı ve kilise, eskiz, Seinäjoki, Finlandiya, 1958-87, mimar: Alvar Aalto (Jyväskylä, Alvar Aalto Müzesi’nin izniyle; © Maija Holma).

 

“Sanatta sadece iki önemli nokta var: insanlık veya onun yokluğu. Salt biçim, kendi içinde bir ayrıntı, insanlığı yaratmaz. Günümüzde modern olan yeteriyle gereksiz ve oldukça kötü mimarlık var.” (Alvar Aalto, 1957)

 

22 Şubat-13 Mayıs tarihleri arasında açık kalacak olan “Shigeru Ban Gözünden Alvar Aalto” sergisinin küratörleri Japon mimar Shigeru Ban, Helsinki Fin Mimarlık Müzesi’nin eski müdürü ve aynı zamanda Aalto uzmanı olan Juhani Pallasma ve Barbican Sanat Galerisi’nden Tomoko Sato. Son iki isim aynı zamanda sergiyle ilgili yayımlanan Alvar Aalto: Through the Eyes of Shigeru Ban kitabının da editörleri. Kitap, Judith Turner’ın fotoğrafları ve Aalto Vakfı’nın vermiş olduğu ve bazıları ilk kez yayımlanan arşiv bilgi ve görüntüleriyle eşsiz bir kaynak. Serginin açık olduğu süre içinde değişik uzmanların konuşmaları ve konferanslarına da yer verilmiş.

 

Alvar Aalto’yu anlatırken hatırlatmamın gerekli olduğuna inandığım bir etkinlik de Alvar Aalto Vakfı’nın Alvar Aalto Akademisi’yle birlikte düzenlediği uluslararası tasarım semineri. 30 Ağustos-1 Eylül tarihleri arasında yapılacak seminerin başlığı “It’s a Beautiful Day” (Bugün Çok Güzel Bir Gün). Uluslararası konuşmacılar ve katılımcılar yaptığımız işlerin yarını nasıl etkilediğini; bugün, dün ve tasarım ilişkisini sorgulayacaklar ve yanıtlar arayacaklar. Serginin afişinde de belirtildiği gibi: “Bugün güzel bir gün olabilir ama acaba herkes için geçerli bir değerlendirme mi? Nasıl baktığınıza bağlı. Günümüzde bize güvensizlik duygusu veren çok şey var. Aynı zamanda geçmiş bize çok güvenli gelebilir, içindeki nesneler tamamen tehlikeden uzak gibi gözükmektedir. Güven artık bir mega-trend olmuştur. Güvensizlik duygusu günümüze ve geleceğe olan inancımızı silip atmıştır. Bugün kara bir gün mü yoksa çok güzel bir gün mü? Her şeyi yeni bir ışık altında görüp tasarıma temiz bir sayfa açabilir miyiz?” n Prof.Dr. Şermin Alyanak, Marmara Üniversitesi Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü.

 

Kaynaklar:

www.barbican.org.uk/artgallery

Alyanak, Ş., “Alvar Aalto”, Arredamento Mobilya ‘95, Boyut Yayıncılık, 1995, s. 68-73.

Artek Manifesto, 2005.

Page, M., Furniture Designed by Architects, Whitney Library of Design, New York, 1983.

Stenross, A. (ed.), Visions of Modern Finnish Design, Otava Publ. Co.,1999.

www.alvaraalto.fi

www.designmuseum.org

www.kansallisbiografia.fi

www.alvaraalto.fi/designseminar/2007

 

“Tabure 60”, 1935-36, tasarım: Alvar Aalto (Artek’in izniyle).

 

“Savoy” vazoları, 1937, tasarım: Alvar Aalto (© Iittala).

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


67339 - unknown - 38.107.179.240