OFİSLER
DÖNÜŞÜMÜN NERESİNDE?
Artık mobilite, dinamizm
ve esneklik üzerine kurulan çalışma yaşamında, ofislerin bu yeni düzene ayak
uyduracak şekilde yapılanması kaçınılmaz. İnsanların aynı işi, sabahtan akşama
kadar sabitlenerek yapmaya zorlandıkları statik yapı yerini, tüm çalışanların
daha sosyal ve etkin olabildikleri etkileşimli ofis düzenine bırakıyor.

Günümüzde nispeten geçerliliğini koruyan statik yapı, hemen her sektörde
yerini, dinamik yapılanmaya bırakıyor. Gelişen teknoloji, bilginin paylaşımı,
beraberinde de sektörlerde iş hacmini ve hızını artırıyor. Bir şirketin
işlerinin hızlanması, organizasyonunun dinamikleşmesi; bunu sağlayabilecek bir
mimari planlamaya gereksinim duyması anlamına geliyor.
Değişimin itici güçlerinden
biri olan teknoloji, ofis çalışmasının geleneksel çalışma masası ve sabit mesai
saatlerine bağlı olmayan bir çalışma düzeni yaratmış durumda. Neredeyse tamamen
zamandan bağımsız bir çalışma yaşamımız var artık. Mekana bağımlılık da giderek
azalıyor bu gelişme ekseninde.Yaşanan dönüşüm teknolojinin gelişimine paralel
gerçekleşiyor. Taşınabilir araç ve teknoloji ürünlerinin çeşitlilik ve kullanımı
arttıkça, çalışanlar ofislerinin, en az kişisel yaşamları kadar özgürlük,
mobilite ve teknolojik destek sunmasını talep ediyor. Bu ne kadar mümkün? Işin
gerçeği, bir çok ofisin, bu kıstaslarla bakıldığında hala “sınıfta kaldığı”.
Bunun sebebi, ofis mekanlarının değişen beklentilere ayak uydurabilmek için
gerekli esneklik ve yalın tasarıma sahip olmamaları. Grift ve çoğu kez esnek
olmayan tasarımlarıyla geleneksel ofisler, mobilite ve dinamizmin egemen olduğu
temponun gerisinde kalmalarına yol açıyor. Ancak değişimin kaçınılmaz hızını
öngören firmalar, bu dönüşüme ayak uydurmalarını sağlayacak önerilerin
talepçisi olmaya başladılar bile. Yeni çalışma biçimleri, yeni yaşamlar ve yeni
örgütsel biçimleri destekleyen yapısıyla geleceğin ofisleri için sunulan
çözümler, inovasyon olarak adlandırılan yenilikçilik eğiliminden besleniyor. Yaşamın
olmazsa olmaz koşulu olan “değişim, yenilikçilik ve farklılaşma”, rekabet
gücünü artırmayı hedefleyen markaların sloganı olmuş durumda. Vizyonu gerçeğe,
iyi fikirleri iyi tasarımlara dönüştürebilen firmalar, bu felsefenin gücünden
sonuna kadar yararlanıyor.

Modern ofislerde, masa, dolap ve diğer mobilyaların birbirinin tekrarı olmaktan
uzak, yeni, yaratıcı, esprili çözümlere ve kişiselleştirmeye olanak tanıyan
nitelikte olmaları talep ediliyor.
Ofis ortamını, değişimden
beslenen yenilikçi çizgiye uydurmak için tasarımcılar, artık mekan kurgusu ile
ilgili eski kuralları çoktan rafa kaldırmış durumda.
Taylor ve ya Ford döneminde kişinin üretkenliğinin en üst düzeyde değerlendirilmesi
için kurulan ortam ve düzenekler günümüzde geçerli değil. Çalışanlar artık
makinenin belirlediği hızda akan bir bandın üzerinde, temposu belirlenmiş bir
çalışmaya uyum göstermenin ötesinde bir şeyler yapmak zorundalar.
Tüm dünyada ofis mobilyası sektörü, bu gelişmeler doğrultusunda geliştirilen
yeni projelerle yerleşik sistemlere alternatif olarak farklı öneriler
getiriyor. Yeni yaklaşımdaki ortak kriter, her çalışanın kişisel ortamını
kurabileceği bir altyapının önerilmesi. Gerek ölçüleri, gerekse renk, desen ve
kullanım özellikleri ile çalışanların kendilerine ait hissedebileceği, bir
yandan da kurumsal kimliği zedelemeyen ürünler, bu uzlaşma arayışının sonucu
olarak yaşam buluyor.