Yakın
vadede Türkiye avantajlı
OMSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Nuri Tuna;

Ofis Mobilyaları Sanayi ve İşadamları Derneği(OMSİAD),
sektörde yaşanan gelişmeler karşısında yeni fikirlerin üretildiği, var olan
sorunlar karşısında çözüm arayışlarının paylaşıldığı bir platformun ihtiyacı
olarak kurulmuş. Zaman içinde bu amacını başarıyla gerçekleştiren dernek, bugün
yeni açılımlarla sektöre farklı bir perspektif getiriyor.

Bizim sektörümüz daha önce emek yoğun bir sektördü. Ancak
bugün, özellikle Gümrük Birliği sonrasında sektör kendini çok yeniledi. Gümrük
Birliği ile birlikte yeni yatırımlar yapıldı. Üreticiler önce yabancı ürünleri,
ardından da bu ürünlerin nasıl yapıldığını görme fırsatı buldular.
Rekabetçi bir ortamda değil sektörün sorunlarını tartışmayı,
firmalar bir araya bile gelemezken OMSİAD yöneticileri, yarına yönelik
hedefleri için çalışmalarını sürdürüyorlar.
Türkiye pazarından ithalat ve ihracat hacimlerine, haksız
rekabet koşullarından önümüzdeki süreçte yaşanabilecek olası gelişmelere kadar
sektörde yaşananları İstanbul Sanayi Odası Başkan Yardımcısı ve OMSİAD Yönetim
Kurulu Başkanı Nuri Tuna’ya yönelttiğimiz soruların yanıtlarında aradık.

Ofis mobilyaları sektörü hakkında genel bir bilgi
alabilir miyiz? Özellikle Türkiye üreticisinin uluslararası platformda
avantajları var mıdır? Varsa bu avantajlar nelerdir?
Sektörle ilgili genel olarak değerlendirme yapabilmemiz için
öncelikle ev mobilya sektörü rakamlarına bakmakta fayda var. Yaklaşık olarak 3
milyar dolarlık bir ev mobilya pazarı olduğu varsayılıyor. Ofis mobilyası
pazarı da bunun yaklaşık %20- %30’u kadar. O da 600–900 milyon dolar eder ki,
yani 750-800 milyon dolar civarında bir pazar payından bahsedebiliriz. Bu oran
belki toplam rakam olarak baktığımızda çok büyük olmamakla beraber, bu rakam
içerisine olabilecek başkaca ilave üreticiler var. Ben bunları kayıtlı,
kayıtsız olarak irdelemek istemiyorum, bizim ana konumuz bu değil ama bu ilave
üreticileri de dikkate aldığımızda, bu rakamın %50 kadar daha yukarda olması
gerektiğini varsayıyorum. Çünkü ofis mobilya üreticisi olmayıp, ofis mobilya
pazarı için üretim yapan çok sayıda kişi, firma ve küçük atölye var. Genel
anlamda tadilat dekorasyonla başlayan her türlü firmanın bu tip bir işe aday
olduğu görülebiliyor.
Bizim sektörümüz daha önce emek yoğun bir sektördü. Ancak
bugün, özellikle gümrük birliği sonrasında sektör kendini çok yeniledi. Gümrük
Birliği ile birlikte yeni yatırımlar yapıldı. Üreticiler önce yabancı ürünleri,
ardından da bu ürünlerin nasıl yapıldığını görme fırsatı buldular. Bu süreç
Gümrük Birliği öncesi başladı ama Gümrük Birliği ile birlikte Türkiye’de
yapılabilirliğinin daha kolay ve ulaşılabilir olduğu gözlemlendi. Bu süreçte
makine parkları ve yardımcı malzemelerle tüm ekipmanların ithalatı kolaylaştı.
Bugün sektördeki birçok firma, yaptığı yeni yatırımlar sonucunda yeni
teknolojilere sahip oldu. Bu açıdan baktığımızda ofis mobilyası sektörü, genç
ve teknolojisi yeni bir sektör. Henüz sektör tanımını yeni yeni alıyor. Daha
önce mobilya başlığı altında olan sektör, bugün yine mobilya ile algılanabilir
ama ofis mobilyası kendi içinde önemli bir sektör haline geldi. Bu yeni
teknoloji bize yurtdışı ile rekabet edebilme avantajı getirdi. Yani
yurtdışındaki birçok Avrupa ülkesinin yapmış olduğu ürünleri, benzer makine parklarını
ve benzer yardımcı malzeme ve aksesuarları kullanarak burada da yapma şansı
doğdu. Bu, dünya pazarı olarak değerlendirdiğimizde bizim açımızdan büyük bir
avantaj tabi.
Bugün Avrupa’ya baktığımızda İtalya sektörde dizayn olarak
öncü bir ülke. İşin teknolojisi ve mukavemeti açısından Alman mobilya firmaları
son derece iyi firmalar, İsviçreliler benzer şekilde. Belki tüm sektör için
bunu söylemek iyimserlik olabilir ama Türkiye’de de sektördeki birçok sayıdaki
firma bu bahsettiğim ülkelerin üreticileri ile rekabet edebilecek, ürün
kalitesi olarak da bu standartlarda ürün yapabilen firmalar haline geldi. Ve
nitekim ihracat olarak değerlendirdiğimizde, bahsettiğim bu firmalar bu
ülkelere ihracat yapıyor, bu işi gayet güzel de götürüyorlar.
İhracattaki son tablo nedir? Hangi ülkelere daha çok
ihracat gerçekleştiriliyor ve pazar payı dikkate alındığında ihracat hacmi
olarak Türkiye bu sektörde nasıl bir yerde?
İhracatçı Birlikleri’nin verileri ve elimizdeki bilgiler
doğrultusunda ofis mobilyasının 200 milyon dolar civarında bir ihracat payı
var. Bunun önemli bir kalemini Avrupa Birliği ülkeleri ve Kuzey Afrika ülkeleri
oluşturuyor. Bu ülkeler arasında Fas, Cezayir ve Tunus’un olduğunu biliyorum.
Avrupa ülkelerinde Almanya önemli bir pazar. Hollanda, Belçika ve Fransa da
önemli satın almacılar arasında yer alıyor. Bunların haricinde farklı sektörler
olduğu gibi ofis mobilyaları sektörünün de Türkî Cumhuriyetler ile bir ticaret
hacmi var. Bunların içinde; Türkmenistan, Özbekistan ve Azerbaycan ağırlıklı olarak
yer alıyor. Tabi bir de Rusya pazarı var. Rusya da bizim için önemli bir pazar.
Toplam pazar yüküne baktığımızda ihracat önemli bir oran.
Ben Türkiye’nin bu anlamda çok önemli bir potansiyeli olduğunu düşünüyorum.
Bugüne kadar dönem dönem hızlanıp, dönem dönem yavaşlayan girişimler dünyadaki
mobilya pazarının da dalgalanmaları ile ilgili. Bir dönem Avrupa firmaları ürün
almak veya işbirliği yapmak üzere çok fazla ziyaretlere katılmışlardı. Ama
Avrupa’daki durgunlukla beraber bu süreç tabi doğal olarak yavaşladı. Şimdi
tekrar yine böyle bir süreç başladı. Geçtiğimiz süreçlerde İtalyan heyetlerin
art arda ziyaretleri, Türk firmaları ile birçok görüşmeleri oldu. Ümit ediyorum
bunlarda sektör için katkılarını getirecek faaliyetler olur.

Peki, sektörde ithalat hangi boyutlarda?
Gümrük birliği ile beraber parça, hammadde ve makine
getirdik. Doğal olarak ürün getiren firmalar da oldu. Türkiye’nin hızlı büyüme
trendine girdiği bir süreçte ithal ürün getiren firmalar önemli bir pazar elde
ettiler. Ancak özellikle 2000 sonrasındaki krizde ithalat her geçen gün giderek
azaldı. Bugün bir hesaplama yaptığımda bir oran veremiyorum çünkü kayda değer
bir rakam, hesaplanmaya değer bir oran olarak görmüyorum. Yani daha önceki
büyük boy işlerde mutlaka birkaç ithal marka karşımıza çıkarken, şimdi belki
yılda bir kez iki kez projeli ihale işlerinde yabancı firma ile mukayese
edilebilme ihtimali çıkıyor. Onun haricinde ağırlıklı olarak Türk firmaları
daha etkin. Burada tabi birçok faktör var, ürünlerin olumlu bir noktaya gelmiş
olması, standardın yükselmiş olması, rekabetçi fiyatlar bunlar önemli
faktörler.
Buradan ithalatın yanlış olduğu veya buna karşı olduğumuz
gibi bir anlam çıkartılmasın. Ki bizim de ithal ettiğimiz ürünler var. Bunlar
doğal olarak vardır. Sektördeki bütün firmalar için bu geçerli. Hatta bu
süreçte bize ithal gelen ürünlerin önemli bir eğitici süreci de olmuştur. Çünkü
yerli üreticiler kendilerini rekabet edilebilir ürün yapmak, tasarımını
geliştirmek, daha ekonomik çözümler bulabilmek yönünde geliştirmişlerdir.
Bunlar bence sektör için olumlu gelişmelerdir. Bugün de sektörde ithal edilen
ve satan ürünler var. Bu son derece doğaldır. Eğer liberal bir ekonomide iseniz
bunların olması gerekir zaten.
Merdiven altı üretim hakkında da düşüncelerinizi alabilir
miyiz? Bu olgu sizin sektörünüzde hangi boyutlarda? OMSİAD’ın bu konuda
çalışmaları var mı?
Bu sorun tabi ki sadece ofis mobilyacılarının sorunu değil.
Türkiye’de başlı başına bir problem. Nitekim bugün ekonomiyi hepimiz takip
ediyoruz. Bu işin içinde olan kişiler biliyorlar ki kayıtlı ve kayıt dışı
işlerin miktarı arasında ?- ? gibi bir oranlama var. Bizim sektörümüzde de bu
oranın böyle olma ihtimalini varsayarsak bu kötü bir rekabet ortamı olur.
Çalışan personelinin sigortasını, katma değerini, faaliyetinden elde ettiği
kurumlar veya gelir vergisini ödeyen bir firma; bir de vergisini ödemeyen,
sattığını alıp cebine koyan bir başka kişi. Bunların ikisinin rekabet etmesi ne
adildir ne de etik. Ama böyle bir realite var. Bununla ilgili mücadele tek başına
ne OMSİAD’ın ne sektörün sonuç alabileceği bir faaliyet değil. Bu konu ile
ilgili bir seferberliğin tüm Türkiye için geçerli olması lazım. Tek başına
OMSİAD ancak üye firmalarıyla bir bilinçlendirme yapabilir. Zaten üye
firmaların böyle bir süreci yok. Yani OMSİAD’da üye bir kurumun kayıt dışı olma
ihtimali herhalde sıfırdır veya sıfıra yakındır. En azından böyle bir hatayı
bilinçli olarak yaptığını varsayamayız. Mümkün değildir. Biz bu oranları aynı
şekilde Maliye Bakanlığı’na, bağlı bulunduğumuz odalara aksettiriyoruz. Ben
kendim de başka sivil toplum kuruluşları içinde olmam sebebiyle bunları birçok
yerde paylaşıyorum zaten. Tüm sektörlerin bu anlamda sıkıntıları var ve bunu
hepimiz biliyoruz. Ve hepimiz birlikte mücadele edersek üstesinden gelebiliriz.
OMSİAD’ın yola çıkarken belirlemiş olduğu hedefleri
nelerdi? Bu nokta da hedeflerine ulaşabildi mi?
Birçok sektörde olduğu gibi bizim sektörümüzde de önce
rekabetçi bir ortam vardı. Rekabetçi ortamda firmaların bir araya gelmesi, bir
araya gelip sektörü konuşması pek mümkün olamıyordu. OMSİAD’ın öncelikli amacı;
bu firmaların bir araya gelerek sektörle ilgili bilgileri olumlu, olumsuz
durumları paylaşıp; “Acaba sektör için ne yapabiliriz?” arayışına girmesiydi.
Bu amacını çok ziyadesiyle yerine getirdi. Bununla ilgili hiçbir tereddüdümüz
yok, bu mükemmel şekilde işliyor şimdi.
İkinci önemli konu sektör için nelerin yapılabileceğinin
değerlendirilmesiydi. Bu önemli konuların başında fuar vardı. Bir sektörün
varlığından söz ediyorsanız bu ürünlerin tüketiciye tanıtılacağı bir ortamın
oluşması lazım. Bununda en önemli faaliyeti fuarlardır.
Daha önce firmalar, fuar firmaları ile tek tek görüşmelerini
ve çalışmalarını yaparken, OMSİAD ile beraber dernek- fuar firması işbirliği
başladı. Bu durum önemli bir avantaj sağladı. Üyelerin fuarda ki toplam
maliyetleri daha aşağıya çekildi. Görüşmeleri ve tanıtıma yönelik çalışmaları
OMSİAD üzerine aldı. Yapılacak tüm ilanlardan duyurulara, davetiye
miktarlarından yurtdışından gelecek satın alma heyetlerine kadar, tüm faaliyetler
dernek fuar firması işbirliği ile yürümeye başladı. Çok önemli bir faaliyeti
başarı ile yerine getirdi
OMSİAD, bunlar haricinde ithalat ve ihracatla ilgili birçok
avantajlar sağlıyor. İthalat zorlukları ile ilgili bilinçlendirme ya da hazine
dış ticaret müsteşarlıklarına bilgi akışını sağlama, faaliyetleri zaten
yapıyoruz. Bunları rutin işlerimiz olarak görüyoruz. Yurtdışı fuar faaliyetleri
ile ilgili bize gelen bilgileri veya bizden oluşabilecek bilgilerle ilgili bir
köprü görevi görüyoruz. Bu gibi faaliyetlerimiz var.
Sektörle ilgili önümüzdeki döneme ilişkin beklentileriniz
nelerdir?
Avrupa pazarında önemli bir daralma var. Daralmayla beraber
birçok firmanın işlerini bıraktığını, tasfiye ettiğini, Amerikalı firmalara
sattığını ve benzeri birçok gelişmelerden haberdarız. Böyle bir atmosferde,
oradaki rolüne baktığımızda Türkiye’nin bir avantajı var; Teknolojisi yeni.
Duraklama sonrasında hareketlenme başlandığında bence Avrupa açısından en
önemli tedarik noktası Türkiye olacak. Ortadoğu gözüyle ise Türkiye teknolojisi
açısından yeni bir ülke olduğu için ithal edilebilir ürünleri var.
Avrupa ülkeleri açısından baktığınızda da kalitesi iyi,
Avrupa ülkesi standardında ürünler yapabiliyor ve nispeten ekonomik. Böyle
değerlendirdiğimizde önemli bir noktada olduğumuzu, gerek coğrafi anlamda
gerekse teknolojik alt yapımız anlamında avantajlı olduğumuzu düşünüyorum. Ama
dediğim gibi dalgalanmaları kestirebilmek çok kolay değil. Bir yıl öncesinde
çok iyi olan pazar bir yıl sonrası için çok daha farklı gelişebiliyor. Ama
Türkiye’nin bu anlamda yakın dönemde önünün çok açık olduğuna inanıyorum. Ve
zaten bu amaçla da birçok firma yatırımlarını yaptı. Yani Türkiye’nin rekabetçi
bir ortama da hazır olduğunu düşünüyorum.