|
Heykelsi
formların iletişim dili
Mobilya tasarımının “dünü
ve bugünü üzerine” dev bir koleksiyona ev sahipliği yapan Vitra Tasarım
Müzesi’ne imza atan Frank O. Gehry’ye göre tasarımın ruhunu taşıyan yapının
kendine özgü bir ifade biçimi var: “Gerek düşündürerek, gerekse kızdırarak
meydan okuyor”.

Tasarımda dünyanın önde gelen
müzelerinden biri olan Vitra Tasarım Müzesi Kaliforniyalı mimar Frank O. Gehry
imzasını taşıyor. İlk kez 1989 yılında kapılarını halka açan müze, endüstriyel
mobilya tasarımı tarihi ve güncel eğilimlerin belgelenmesi amacıyla kurulmuş.
Müzenin tasarım ve mimarlık sergileri, yine dünyaca ünlü tasarım müzelerinde
sergilenmekte olup, müze bünyesinde okul çağındaki çocuklar ve öğrenciler için
atölye çalışmaları düzenlenmekte.
Vitra Tasarım Müzesi koleksiyonu yaklaşık 6000 sergiden oluşuyor ve bu özelliğiyle
alanındaki benzerleri arasında en önemlilerinden biri olarak öne çıkıyor.
Modern mobilya tasarımındaki stillere ilişkin en önemli dönemleri simgeleyen
örneklerin bulunduğu müze araştırmacılar için kapsamlı bir arşiv niteliğinde.
19.yüzyıl ortalarında endüstriyel kitle üretiminin başlarından, fonksiyonel
modernizmin tipik tasarımları ve çağdaş post-modern heykelsi mobilya tasarımına
uzanan sürecin kilometretaşları sayılan bu tasarımlar hakkında geniş bilgi
edinilebilecek uzmanlık kütüphanesinin yanı sıra müzenin, fotoğraflar,
çizimler, patent sertifikaları, poster ve mobilya kataloglarından oluşan
kapsamlı bir arşivi de var.
Vitra mimarisinin
kilometre taşları
Vitra Weil am Rhein’daki yapım
faaliyetlerine 1953 yılında başladığında alçakgönüllü bir mimari isteğiyle yola
çıkmıştı. İzleyen yıllarda farklı kalite çizgisindeki fonksiyonel yapılar
ortaya çıktı. Kurumsal kimlik konsepti, 1981 yılında İngiliz mimar Nicholas
Grimshaw’un fabrika binalarını gerçekleştirmesiyle oluştu. Grimshaw’un hi-tec
mimarlık çizgisi Vitra’nın yüksek teknoloji ve kalite yaklaşımıyla uyum sağladı.
Grimshaw tüm araziyi benzer yapılarla donatan bir “master plan” yaptı. Bu plana
gore iki fabrika binası daha yapıldı.
Vitra’nın Frank O. Gehry’yle ilişkisi mobilya tasarımıyla başlayıp, Vitra
Tasarım Müzesi ve ilgili fabrikanın projelendirilmesine uzanan bir iş ortaklığına
dönüştü. Bu farklı bir mimari konsepte ulaştı: Her bina ve her müdahale için,
söz konusu proje için uygun görülen, çalışması mevcut yapılarla uyarıcı bir ilişki
yaratabilecek farklı bir mimar seçilecekti. Bu noktada teknoloji ve kesinliği
Nicholas Grimshaw’un, hız ve dinamiği Zaha Hadid’in (Vitra İtfaiye Merkezi),
disiplin ve netliği Tadao Ando’nun (Vitra Konferans Merkezi), canlılık ve açıklığı
Frank Gehry’nin (Vitra Tasarım Müzesi), dinginlik ve sınırlılığı Alvaro Siza’nın
çalışmalarında görebiliyoruz.
Meydan okuyan yapı
Frank O. Gehry imzalı Vitra Tasarım
Müzesi, İsviçre’nin Basel kentinde Birsfelden’in güneydoğusunda olup, bir
otoban rampasına yakın, apartmanlar ve endüstriyel yapıların konumlanmış olan
bir yapı. Vitra’nın 1957’de Beck ve Bauer tarafından yapılmış ilk yapısına olan
yakın konumu da yapının mimarisindeki belirleyici etkenlerden biri olmuş. Yakın
çevreye zarar vermeden bir ofis yapısı bu ortama nasıl entegre edilebilirdi? Bu
arazi için önerilen diğer projelerden farklı olarak Gehry’nin önerisi yapıyı
caddeye paralel olarak konumlandırmıyordu. Bunun yerine 90° lik dik bir açıyla
konumlandırarak silüet üzerindeki etkiyi en aza indirdi.
Bunun yanı sıra caddeden geri çekilmiş ve ancak yakın plandan algılanabilen
bir “villa” tasarladı. Böylece arazinin ölçeği sınırlandırılmış oldu.
"Villa" ve ana bina bir atriyumla birleştirilip tek çatı altında
toplandı. Yine de, çevreyle olan ilişkisinde yapının “anıtsal” olduğunu
söylemek mümkün.
"Villa" Vitra çalışanları ve misafirlerinin buluşma yeri olarak
tasarlanmış. Heykelsi formları ve renkleriyle, sıradışı konferans mekanları ve
belirli alanlar için özel olarak tasarlanmış aydınlatma elemanlarıyla, yapı
kompleksinin kalbini oluşturuyor. Buradan çalışanlar binaya giriyor, atriyumdan
ya da villayla ofis bölümünü birleştiren köprüler yoluyla ofislerine ulaşıyorlar.
Yemekler ve molalar sırasında “villa”da dinlenerek zaman geçirebiliyorlar.
Formal ve informal temaslarla gerçekleşen konferans ve sunumlar burada
düzenleniyor. Köşeleri, kenarları ve kıvrımlarının yanı sıra, tuhaf güzelliğiyle
villa, hiçbir şekilde sıradan güzelliğe öykünmüyor. Frank O. Gehry’ye göre,
aksine hem çalışanlara hem misafirlere, “eşlik ederek”, “öfkelendirerek”,
“mutlu ederek” ve “düşündürerek” meydan okuyan bir hali var. Villa sonradan
güney yakasına ikinci bir ofis bölümü için yapılması planlanan eklentilere göre
ölçülendirilerek donatılmış.
Düşünce, duygu ve davranışlar üzerindeki etki olarak mimarlık doktrini ışığında
biliyoruz ki, yenilikçi, iletişime açık ve heyecan verici bir bina, çalışanların
etkinliğini arttıran davranış paternlerini geliştirirken, firma bünyesinde
pozitif bir değişim yaratır. Aynı bu yapı ve iç mekanlarının ofis tasarımı tartışmasına
getirdiği yeni yollara işaret ettiği gibi.
1850’lerden günümüze değin üretilmiş ünlü mobilyaların sergilendiği Vitra
Tasarım Müzesi’nde Gehry’nin iç ve dış duvarlarda beyaz boya, çatıda da çinko
kullanarak elde ettiği görüntü, tepe ışıkları, dış merdivenler, asansörler ve çıkmalarla
heykelsi bir anlatım ve hareketlilik kazanmış.
|
|