26 Mayıs 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

“Ticarette güven kolay sağlanmıyor”

 

İtalya'da pek çok ödül alan 70 yıllık Mascagni firmasının Türkiye’deki temsilciliğini yapan Oyalido’dan mimar Oya Karafakioğlu’yla, Mascagni ile dostluk ve güvene dayalı iş ortaklıklarından değişen müşteri taleplerine, piyasanın güncel durumundan yeni nesil ofis sistemlerine kadar pek çok konu üzerine konuştuk.

 

 

Oyalido’nun kurucusu olan Oya Karafakioğlu, 1974 yılı Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık Bölümü mezunu. 18 sene Koç Grubu’na ait bir şirkette yönetici mimar olarak görev yaptıktan sonra 1991’de  kendi şirketini kurmuş. Koç Grubu’nun ilk ve tek özelleştirdiği şirket olan Bürokur’u devralmış. Rahmi Koç’un ismini koyduğu Oyalido böyle doğmuş.

 

Oyalido-Mascagni işbirliği ne zaman kuruldu?

Mascagni firmasının 15 yıldan beri Türkiye’deki tek temsilcisiyiz.  Onlar da bizim gibi bir aile şirketi. Tüm tasarımlarını kendi bünyelerinde gerçekleştiriyorlar. Bu bizim için çok önemli bir kıstas. Nitekim tasarım dediğiniz zaman bunun için çok iyi bir ekip ayırmanız, laboratuar kurmanız lazım. Onlar bizim adımıza bunu yapmışlar. Biz de Türkiye’de projelerimizde bu tasarımları kullanıyoruz. Tasarım her sektörde çok önemli artık. Kendine ait olanı, özgün olanı yaratmak ve markalaşmak. Oyalido olarak biz Mascagni’nin yarattığı çizgiyi Türkiye’de devam ettiriyoruz.

 

Oyalido’yu biraz tanıyabilir miyiz?

15 yıldan beri inşaat, mimarlık, dekorasyon, tasarım ve mobilya alanlarında faaliyetimizi yürütmekteyiz. Şirketimiz mimari ve teknik kadrolarımız olmak üzere, 10-12 kişilik bir ekipten oluşuyor. Kaba inşaatı alıp komple dekorasyon hizmeti veriyoruz. Bunun yanı sıra sadece mobilya satışımız da var. Ancak hiçbir zaman kapıdan giren müşteriye, “3 masa, 2 koltuk verelim” anlayışında olmadık. Tek bir masa isteyen müşterimize dahi mimari hizmetimizi veriyoruz.

 

Hedef kitleniz hangi tüketici grubudur?

Hedef kitlemiz büyük işyerleri, ofisler, holdingler. Koç Grubu ağırlıklı olmak üzere oldukça zengin bir referans listemiz var. 32 yıldır sektörde olmanın getirdiği bir birikim var. Bizim için önemli olan, müşteri sayısından çok müşterinin devamlılığı. Bu yüzden de en fazla önem verdiğimiz şey hizmet. Özellikle de satış sonrası hizmet…

 

Tüketicinin hiç değişmeyen talebi nedir? Müşterinizi seçiyor musunuz?

Tüketicinin beklentisi her zaman en iyi çizgiyi, tasarımı, markayı en ucuza almaktır. Bir grup müşteri vardır ki, iyi malı ve markayı çok ucuza alamayacağının bilincindeki müşteridir bu. O müşteri zaten bizde bellidir, hiç tartışmayız. Bizde  ikinci bir grup müşteri vardır ki, markayı, trendi en iyi çizgiyle ama çok ucuza almak ister. Yani “merdivenaltı” üretim yapan bir mobilyacının verdiği fiyata alma beklentisi içindedir. İnanın, bu dünyanın hiçbir yerinde yok. Ama onu almak için ısrar eden tüketici, bizim hedef kitlemiz değil. Ancak büyük gruplar içinde bu kitleye seslenenler var. Yani kendi üretimini bozup da, kalitesiz üretimi aynı çizgiyle sunanlar  var. Ancak bu bizim işimiz değil.

 

Oya Karafakioğlu proje ekibi ile birlikte

 

Müşteri talep ve beklentileri, dekorasyon çizginizi etkiliyor mu? Müşteriyle aynı frekansta olmak ne kadar önemli?

Tabi ki etkiliyor. Öyle müşterilerle karşılaşıyoruz ki, önce büyük bir heyecanla aynı lisanda konuştuğumuzu zannediyoruz. Ancak zaman geçtikçe farklı olduğunu görünce, o işi almışsak dahi, o işin bitirilmesine dek geçen süre kötü elektrikle tamamlanıyor. Belki iş iyi bitiyor ama keyifli bir süreç olmuyor.

 

İşi bıraktığınız oluyor mu?

Hayır hiç olmadı şimdiye dek. Hep ortak bir nokta yakalanıyor. Tabii müşterinin çok ısrarcı olduğu noktada, olamayacak bir projeye imza atmamız söz konusu olmadı hiç.

 

Oya Karafakioğlu Mascagni’nin temsilcisi oldukları yıldan bugüne geçen süreci ise şöyle değerlendirdi:

“İlk seneler, yani 1995-2000 yılları arasında pazarda inanılmaz bir canlılık vardı. Haftada iki tane tır gelirdi. Yetişemezdi kimse. Tırın üzerine çıkıp etiket kontrolü yaptığımı bilirim. Öyle bir furya vardı. O furyada kotalarımızı 3’e 4’e katlamıştık. Ben Avrupa birincisi oldum. Roma’da konferanslar verdim. İtibarımız çok büyüktü. Tabii krizler başlayınca her şey tepetaklak oluverdi. Bunları şunun için anlatıyorum: Mascagni’yle anlaşmamız çerçevesinde kotamızı son iki senedir tutturamıyoruz. Buna rağmen başka bir firma düşünmediklerini ifade ettiler. Nitekim gayretimizi, çalışmamızı biliyorlar. Dünyada Hindistan’dan Japonya’ya kadar pek çok ülkeye mal veriyorlar. Parasını, mal gümrüğe gelmeden çıkaran tek firmayız. İşte bunun ismi “güven”. Bu güven de kolay sağlanmıyor.

Eskiden planlarımızı uzun vadeli yapardık. 6 aylık planlar yapardık. Sonradan 2-3 aya düştü. Şimdi ise günlük yaşıyoruz. İstikrar yok çünkü. Bakıyorsunuz sıra sıra gökdelenler, “residence”lar yapılıyor. Zannediyor musunuz ki Türkiye’de çok iş var? Bakın, bizim satış ekiplerimiz hepsini ek tek dolaşıyorlar. İnanın, hepsi bankalardan kredi bekleyenler. Ya satamamış, ya kiralayamamış. Baktığın zaman, inşaat sektörü çok iyi gidiyor. İnşaat sektörünün büyümesi bizi çok olumlu etkiler. Ama maalesef baktığınız zaman içi boş bir sektör olduğunu görüyorsunuz. Tekstilci de, mobilyacı da bugün inşaatçı oldu. Böyle bir furyadır gidiyor. Çok keyifli değil. Ama yine de hiçbir zaman umudumuzu kaybetmiş değiliz. Türkiye çok badireler atlattı. Daha da atlatacak. Bunların hepsine hazırlıklıyız. Bu krizlerin içinde ayakta kalabiliyorsak, işte bu şu an için en iyi başarı. Üretimin yoksa, ticaret yapıyorsan, dükkanını kapatmıyorsan bu bence en büyük başarı. Üretimin varsa, dükkanını kapatıyorsan o çok büyük bir başarısızlık…

 

 

Yeni nesil toplantı odaları

Bu sayıdaki konseptimizin “GELECEĞİN OFİSLERİ” olduğunu öğrenen Karafakioğlu, üst düzey yöneticilerin prestij ofisleri için projelendirip uyguladıkları “yeni nesil toplantı odaları”na da değindi sohbetimizin sonunda:

“Teknoloji geliştikçe bütün toplantı odaları yavaş yavaş birer uzay üssü haline gelmeye başladı. Her tarafta ekranlar, tavanlarda projektörler, perdeler, masaların altında-üstünde kablolar, kumandalar, bir uydu alıcı , üstünde bir DVD Player, en altta bir amplifier ve daha neler neler…

Benim bahsetmek istediğim ise bu karmaşa değil, daha zarif, teknoloji üssünü andırmayan ama tamamen teknolojik toplantı odaları. Şimdi nasıl oluyor da hem teknolojik hem değil diyeceksiniz.

Anlatayım;

Toplantı odasından içeri girdiğinizde sade bir oda ile karşılaşıyorsunuz. Masa, sandalyeler, dolaplar, aydınlatma armatürleri. Hepsi bu. Çok şık ve modern. Sadece masa üzerindeki  küçük bir sabit kontrol paneli dikkatinizi çekiyor. Bu nedir diye baktığınızda işte şov orada başlıyor. Panelin üzerinde plazma’yı, projektörü, sesi ve ışıkları açıp kapamak için ve PC, DVD, SAT yazan birer düğme var bir de DVD veya uydu alıcısını kontrol edebilecek bir kaç tuş.

Plazma düğmesine bastığınız zaman karşıdaki dolaptan bir plazma yükseliyor. Önünüzdeki düğmelerden DVD’ye basarsanız DVD, PC düğmesine basarsanız PC’nizin görüntüsü plazmaya düşüyor. PC’nizi masadaki bir kapağı açtığınızda içinden çıkan bir kabloya bağlıyorsunuz hepsi o. İşiniz bitince kablo vs. ortadan kalkıyor. -Ama odanın sahibi sizseniz kabloya bile gerek yok. Diz üstü bilgisayarınızı kablosuz olarak sisteme tanıtmışsınızdır zaten.- Projektör düğmesine bastığımızda o bomboş odada daha fazla şeyler olduğunu anlıyorsunuz. Plazma otomatik olarak kapanıyor ve dolabın içine giriyor. Işıklar biraz azalıyor. Bu arada tavandan bir perde inmeye başlıyor, aynı anda bir projektör beliriyor yukarıda ve plazmada az önce seyrettiğiniz görüntü perdede artık. SAT düğmesine bastığımda TV görüntüsü ve sesi geliyor ekrana. Önünüzdeki kumandadan menüsüne girmek dahil her şeyi yapabiliyorsunuz. Kontrol paneli ekranda TV varken TV, DVD görüntüsü varken DVD kumandası oluyor otomatik olarak. İşiniz bittiğinde bir düğmeye basıyorsunuz ve o teknoloji merkezi haline gelmiş olan toplantı odanız artık elektronik cihazlar barındırmayan sade bir toplantı odasına dönüşüveriyor.

Daha ne marifetleri var bu kontrol panelinin diye sorarsanız ne yok ki! Bu panel network üzerinden dışardan da kullanılabiliyor. Teknisyenlerin toplantı odasına gelmesine gerek kalmadan kontrol edebileceği bir sistem bu. Ayrıca projektörün servis zamanı, lamba ihtiyacı vs. gibi bilgileri gerekli yerlere e-mail yoluyla haber verebiliyor. Önden toplantı saatlerinizi ayarlarsanız siz gelmeden istediğiniz cihazları açıyor ve çıkışınızda otomatik olarak kapayabiliyor.

Sizi bilmem ama ben bu yeni nesil toplantı odalarını çok sevdim…

 

 

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


65064 - unknown - 38.107.179.240