“Ticarette
güven kolay sağlanmıyor”
İtalya'da pek çok ödül alan 70 yıllık Mascagni firmasının
Türkiye’deki temsilciliğini yapan Oyalido’dan mimar Oya Karafakioğlu’yla,
Mascagni ile dostluk ve güvene dayalı iş ortaklıklarından değişen müşteri
taleplerine, piyasanın güncel durumundan yeni nesil ofis sistemlerine kadar pek
çok konu üzerine konuştuk.

Oyalido’nun kurucusu olan Oya Karafakioğlu, 1974 yılı Devlet
Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık Bölümü mezunu. 18 sene Koç Grubu’na ait bir
şirkette yönetici mimar olarak görev yaptıktan sonra 1991’de kendi şirketini
kurmuş. Koç Grubu’nun ilk ve tek özelleştirdiği şirket olan Bürokur’u
devralmış. Rahmi Koç’un ismini koyduğu Oyalido böyle doğmuş.
Oyalido-Mascagni işbirliği ne zaman kuruldu?
Mascagni firmasının 15 yıldan beri Türkiye’deki tek
temsilcisiyiz. Onlar da bizim gibi bir aile şirketi. Tüm tasarımlarını kendi
bünyelerinde gerçekleştiriyorlar. Bu bizim için çok önemli bir kıstas. Nitekim
tasarım dediğiniz zaman bunun için çok iyi bir ekip ayırmanız, laboratuar
kurmanız lazım. Onlar bizim adımıza bunu yapmışlar. Biz de Türkiye’de
projelerimizde bu tasarımları kullanıyoruz. Tasarım her sektörde çok önemli
artık. Kendine ait olanı, özgün olanı yaratmak ve markalaşmak. Oyalido olarak
biz Mascagni’nin yarattığı çizgiyi Türkiye’de devam ettiriyoruz.
Oyalido’yu biraz tanıyabilir miyiz?
15 yıldan beri inşaat, mimarlık, dekorasyon, tasarım ve
mobilya alanlarında faaliyetimizi yürütmekteyiz. Şirketimiz mimari ve teknik
kadrolarımız olmak üzere, 10-12 kişilik bir ekipten oluşuyor. Kaba inşaatı alıp
komple dekorasyon hizmeti veriyoruz. Bunun yanı sıra sadece mobilya satışımız
da var. Ancak hiçbir zaman kapıdan giren müşteriye, “3 masa, 2 koltuk verelim”
anlayışında olmadık. Tek bir masa isteyen müşterimize dahi mimari hizmetimizi
veriyoruz.
Hedef kitleniz hangi tüketici grubudur?
Hedef kitlemiz büyük işyerleri, ofisler, holdingler. Koç
Grubu ağırlıklı olmak üzere oldukça zengin bir referans listemiz var. 32 yıldır
sektörde olmanın getirdiği bir birikim var. Bizim için önemli olan, müşteri
sayısından çok müşterinin devamlılığı. Bu yüzden de en fazla önem verdiğimiz
şey hizmet. Özellikle de satış sonrası hizmet…
Tüketicinin hiç değişmeyen talebi nedir? Müşterinizi
seçiyor musunuz?
Tüketicinin beklentisi her zaman en iyi çizgiyi, tasarımı,
markayı en ucuza almaktır. Bir grup müşteri vardır ki, iyi malı ve markayı çok
ucuza alamayacağının bilincindeki müşteridir bu. O müşteri zaten bizde
bellidir, hiç tartışmayız. Bizde ikinci bir grup müşteri vardır ki, markayı,
trendi en iyi çizgiyle ama çok ucuza almak ister. Yani “merdivenaltı” üretim
yapan bir mobilyacının verdiği fiyata alma beklentisi içindedir. İnanın, bu
dünyanın hiçbir yerinde yok. Ama onu almak için ısrar eden tüketici, bizim
hedef kitlemiz değil. Ancak büyük gruplar içinde bu kitleye seslenenler var.
Yani kendi üretimini bozup da, kalitesiz üretimi aynı çizgiyle sunanlar var.
Ancak bu bizim işimiz değil.

Oya Karafakioğlu proje ekibi ile birlikte
Müşteri talep ve beklentileri, dekorasyon çizginizi
etkiliyor mu? Müşteriyle aynı frekansta olmak ne kadar önemli?
Tabi ki etkiliyor. Öyle müşterilerle karşılaşıyoruz ki, önce
büyük bir heyecanla aynı lisanda konuştuğumuzu zannediyoruz. Ancak zaman
geçtikçe farklı olduğunu görünce, o işi almışsak dahi, o işin bitirilmesine dek
geçen süre kötü elektrikle tamamlanıyor. Belki iş iyi bitiyor ama keyifli bir
süreç olmuyor.
İşi bıraktığınız oluyor mu?
Hayır hiç olmadı şimdiye dek. Hep ortak bir nokta
yakalanıyor. Tabii müşterinin çok ısrarcı olduğu noktada, olamayacak bir
projeye imza atmamız söz konusu olmadı hiç.
Oya Karafakioğlu Mascagni’nin temsilcisi oldukları yıldan
bugüne geçen süreci ise şöyle değerlendirdi:
“İlk seneler, yani 1995-2000 yılları arasında pazarda
inanılmaz bir canlılık vardı. Haftada iki tane tır gelirdi. Yetişemezdi kimse.
Tırın üzerine çıkıp etiket kontrolü yaptığımı bilirim. Öyle bir furya vardı. O
furyada kotalarımızı 3’e 4’e katlamıştık. Ben Avrupa birincisi oldum. Roma’da
konferanslar verdim. İtibarımız çok büyüktü. Tabii krizler başlayınca her şey
tepetaklak oluverdi. Bunları şunun için anlatıyorum: Mascagni’yle anlaşmamız
çerçevesinde kotamızı son iki senedir tutturamıyoruz. Buna rağmen başka bir
firma düşünmediklerini ifade ettiler. Nitekim gayretimizi, çalışmamızı
biliyorlar. Dünyada Hindistan’dan Japonya’ya kadar pek çok ülkeye mal
veriyorlar. Parasını, mal gümrüğe gelmeden çıkaran tek firmayız. İşte bunun
ismi “güven”. Bu güven de kolay sağlanmıyor.
Eskiden planlarımızı uzun vadeli yapardık. 6 aylık planlar
yapardık. Sonradan 2-3 aya düştü. Şimdi ise günlük yaşıyoruz. İstikrar yok
çünkü. Bakıyorsunuz sıra sıra gökdelenler, “residence”lar yapılıyor. Zannediyor
musunuz ki Türkiye’de çok iş var? Bakın, bizim satış ekiplerimiz hepsini ek tek
dolaşıyorlar. İnanın, hepsi bankalardan kredi bekleyenler. Ya satamamış, ya
kiralayamamış. Baktığın zaman, inşaat sektörü çok iyi gidiyor. İnşaat
sektörünün büyümesi bizi çok olumlu etkiler. Ama maalesef baktığınız zaman içi
boş bir sektör olduğunu görüyorsunuz. Tekstilci de, mobilyacı da bugün inşaatçı
oldu. Böyle bir furyadır gidiyor. Çok keyifli değil. Ama yine de hiçbir zaman
umudumuzu kaybetmiş değiliz. Türkiye çok badireler atlattı. Daha da atlatacak.
Bunların hepsine hazırlıklıyız. Bu krizlerin içinde ayakta kalabiliyorsak, işte
bu şu an için en iyi başarı. Üretimin yoksa, ticaret yapıyorsan, dükkanını
kapatmıyorsan bu bence en büyük başarı. Üretimin varsa, dükkanını kapatıyorsan
o çok büyük bir başarısızlık…

Yeni nesil toplantı odaları
Bu sayıdaki konseptimizin “GELECEĞİN OFİSLERİ” olduğunu
öğrenen Karafakioğlu, üst düzey yöneticilerin prestij ofisleri için
projelendirip uyguladıkları “yeni nesil toplantı odaları”na da değindi
sohbetimizin sonunda:
“Teknoloji geliştikçe bütün toplantı odaları yavaş yavaş
birer uzay üssü haline gelmeye başladı. Her tarafta ekranlar, tavanlarda
projektörler, perdeler, masaların altında-üstünde kablolar, kumandalar, bir
uydu alıcı , üstünde bir DVD Player, en altta bir amplifier ve daha neler
neler…
Benim bahsetmek istediğim ise bu karmaşa değil, daha zarif,
teknoloji üssünü andırmayan ama tamamen teknolojik toplantı odaları. Şimdi
nasıl oluyor da hem teknolojik hem değil diyeceksiniz.
Anlatayım;
Toplantı odasından içeri girdiğinizde sade bir oda ile
karşılaşıyorsunuz. Masa, sandalyeler, dolaplar, aydınlatma armatürleri. Hepsi
bu. Çok şık ve modern. Sadece masa üzerindeki küçük bir sabit kontrol paneli
dikkatinizi çekiyor. Bu nedir diye baktığınızda işte şov orada başlıyor.
Panelin üzerinde plazma’yı, projektörü, sesi ve ışıkları açıp kapamak için ve
PC, DVD, SAT yazan birer düğme var bir de DVD veya uydu alıcısını kontrol
edebilecek bir kaç tuş.
Plazma düğmesine bastığınız zaman karşıdaki dolaptan bir
plazma yükseliyor. Önünüzdeki düğmelerden DVD’ye basarsanız DVD, PC düğmesine
basarsanız PC’nizin görüntüsü plazmaya düşüyor. PC’nizi masadaki bir kapağı
açtığınızda içinden çıkan bir kabloya bağlıyorsunuz hepsi o. İşiniz bitince
kablo vs. ortadan kalkıyor. -Ama odanın sahibi sizseniz kabloya bile gerek yok.
Diz üstü bilgisayarınızı kablosuz olarak sisteme tanıtmışsınızdır zaten.-
Projektör düğmesine bastığımızda o bomboş odada daha fazla şeyler olduğunu
anlıyorsunuz. Plazma otomatik olarak kapanıyor ve dolabın içine giriyor.
Işıklar biraz azalıyor. Bu arada tavandan bir perde inmeye başlıyor, aynı anda
bir projektör beliriyor yukarıda ve plazmada az önce seyrettiğiniz görüntü
perdede artık. SAT düğmesine bastığımda TV görüntüsü ve sesi geliyor ekrana.
Önünüzdeki kumandadan menüsüne girmek dahil her şeyi yapabiliyorsunuz. Kontrol
paneli ekranda TV varken TV, DVD görüntüsü varken DVD kumandası oluyor otomatik
olarak. İşiniz bittiğinde bir düğmeye basıyorsunuz ve o teknoloji merkezi
haline gelmiş olan toplantı odanız artık elektronik cihazlar barındırmayan sade
bir toplantı odasına dönüşüveriyor.
Daha ne marifetleri var bu kontrol panelinin diye sorarsanız
ne yok ki! Bu panel network üzerinden dışardan da kullanılabiliyor.
Teknisyenlerin toplantı odasına gelmesine gerek kalmadan kontrol edebileceği
bir sistem bu. Ayrıca projektörün servis zamanı, lamba ihtiyacı vs. gibi bilgileri
gerekli yerlere e-mail yoluyla haber verebiliyor. Önden toplantı saatlerinizi
ayarlarsanız siz gelmeden istediğiniz cihazları açıyor ve çıkışınızda otomatik
olarak kapayabiliyor.
Sizi bilmem ama ben bu yeni nesil toplantı odalarını çok
sevdim…
