Hedefimiz;
pazar payımızı artırmak…

Metal ağırlıklı başladığı üretim serüvenine ahşabı da
katarak daha da büyüyen Büromodel, Türkiye’de sağladığı başarının yanı sıra
Avrupa ülkelerine ihracat gerçekleştiriyor. Büromodel hakkındaki sorularımızı
firmanın Genel Müdürü Ahmet Baykara’ya yönelttik…
Firmanız hakkında bilgi alabilir miyiz? Büromodel
sektörde nasıl bir noktada bulunuyor?
Bugün ofis mobilyası piyasasında birçok firma var. Zaman
içinde bu firmalar değişiyor ama süregelen birkaç firma yoluna emin adımlarla
devam ediyor; Nurus, Koleksiyon, Tuna bunlardan bazıları… Bir de bunun dışında
yine belirli bir çizgiyi tutturmuş ancak bahsettiğim firmalar kadar iyi
tanınamamış firmalar var. Büromodel bu firmalardan biri.
1981 yılında metal ağırlıklı olarak kurulan Büromodel daha
sonra günün ihtiyaçlarına ve trendine göre ahşap büro mobilyası üretimini de
ürün gamına ekledi. Bunun büyük bir avantajı oldu. Çünkü büro mobilyası
piyasasında metal üretimi olmayan bir firmanın tam olarak başarılı olması pek
mümkün değildir. Çünkü ahşabı öyle ya da böyle herkes yapabilir. Ama metal
imalatınız yoksa dışarıya bağımlı kalırsınız ki o zaman tam başarılı olma
şansınız olmaz.
Bugün de metal konusunda oldukça iddialıyız. Almanya ve
Hollanda’ya büyük ölçeklerde metal büro mobilya komponenti satıyoruz.
Büromodel, 1981 yılından bugüne 25–26 yıl içinde kendine
belirli bir yer edindi. Mesela ilaç sanayi sektöründe birçok firmanın
tedarikçisiyiz. Bunun yanı sıra birçok sektörden büyük müşterilerimiz var.
Belli bir çizgiyi yakalamış durumdayız.
Üretiminizi yeni fabrikaya taşımaya hazırlanıyorsunuz…
Evet. Şu ana kadar Eyüp Topçular’da iki ayrı yerde üretim
yapıyorduk. Ne kadar yakın olsalar da ahşap ve metal atölyelerinin ayrı ayrı
yerlerde olması bir takım sıkıntılar yaşamamıza neden oluyordu. Bunun üzerine
Hadımköy’de bütün üretim kompleksini aynı çatı altında toplayabileceğimiz 9 bin
m2’lik kapalı alanı olan bir bina satın aldık. Öncelikli olarak Mart ayı
içinde metal atölyesini, Mayıs ayı başına kadar da ahşap atölyesini fabrikamıza
taşıyacağız. Böylelikle üretim hacmimizi de artırabileceğiz. İhracata
verdiğimiz önem bunu zorunlu kılıyor. Yurtdışında bazen bir günlük gecikme bile
sorun olabiliyor. Onun için yeni tesisimizde, yeni makinelerle çok daha
verimli, daha üst düzey üretim yapıp yolumuza devam edeceğiz.
2006 Büromodel açısından nasıl bir yıl oldu?
Aslında 2006 bütün büro mobilya piyasası için iyi bir yıl
olmadı. Hatta şöyle diyebiliriz ki; 2001 düzeyinde bir yıl oldu. Kimse için iyi
geçmedi, bizim içinde iyi geçmedi. 2005’deki ciroyu ancak yakalayabildik.
Enflasyon kaygısı olmadığı için adetsel bazda çok önemli farklar olmuyor.
Önceleri aynı sayıda üretim yapılırdı ancak ciro1,5- 2 kat artardı. Bu yıl
böyle olmadı. O nedenle 2006’nın genel anlamda hem ofis mobilyası sektörü için
hem de bizim firmamız için iyi bir şekilde geçtiğini söyleyemem.

Sektörde yaşanan sıkıntılar hakkında neler söylemek
istersiniz? Ayrıca Büromodel olarak önümüzdeki sürece yönelik hedefleriniz
nelerdir?
En başta gelen hedefimiz adetsel üretimimizi, dolayısıyla da
pazar payımızı artırmak. Bizim pazarımızda pay artırmak çok göreceli. O kadar
çok firma var ki. Eskiden firmaların yoğunluğu İstanbul merkezliydi, ayrıca
Ankara ve İzmir’de de az da olsa önemli firma vardı. Şimdi öyle değil. Bakıyorsunuz
Kayseri’de ve Konya’da çok büyük firmalar var. İzmir’deki firmalar çoğaldı.
Amasya’da, Zonguldak’ta yeni firmalar var. Sektör artık bölgesellikten
kurtuldu. Bu firmaların hepsi de tabi belli bir amaç peşinde. Durum böyle
olunca piyasadaki pay olabildiğince azaldı. Bugün tahminimce en büyük firmanın
pazar payı yüzde 3’ü geçemez. Dolayısıyla satış fiyatlarımız durmadan düşüyor.
Bu sefer “aman işi alayım kaçırmayayım” düşüncesi işin içine girince
karlılığınız düşüyor. Baştan beri dediğim gibi önemli olan adetsel anlamda ciro
artık.
İhale sisteminde de bazı sıkıntılar yaşıyoruz. Her zaman
olmasa da biz de zaman zaman ihalelere giriyoruz. Bakıyorsunuz ismini dahi
duymadığınız firmalar ihalelere giriyor. İhale için istenen birtakım belgeler
nereden sağlanmışsa temin edilmiş. İmalatı olmayan ama elinde TSE belgesi olan
firmalar ihaleye katılıyor. Bizim gibi firmaların genel giderleri oldukça
yüksek. Bununla beraber belge esasına göre ihale gerçekleştirildiği için
üretimi bile olmayan firmalar sizinle eşit koşullarda rekabet ediyor. Yaşanan
bu tür uygulamalar bizi ihracata yöneltti.
Buradaki müşterilerimizi ihmal etmiyoruz, ihaleleri ihmal
etmiyoruz, işimize devam ediyoruz tabi. Ama ağırlığımız 2007 yılında da
önümüzdeki yıllarda da büyük ölçüde ihracat ağırlıklı olacak.
İhracatta rakamsal anlamda belirlemiş olduğunuz bir hedef
var mı?
Rakamsal olarak bir şey söylemek çok zor. Şu kadar olur bu
kadar olur demek pek mümkün değil. Ama zannediyorum bu yıl bir milyon Euro
civarını yakalarız. Artık ondan sonrası biraz bize biraz da alıcıya bağlı.
Mesela iki tane alıcımız var; Almanya ve Hollanda da. Mesela Hollanda da olan
müşterimiz geçen seneye göre cirosunu yüzde 40 artırdı. Bu Avrupa
standartlarına göre müthiş bir rakam. Almanya’daki o kadar değil, ama hepsi de
mutlaka belirli oranlarda artışa gittiler. Dolayısıyla bizde görüyoruz ki bir
milyon olmasa da 800–900 bin Euro’yu kesin yakalarız. Bu işlere Türkiye’de
herkes giremiyor. Çünkü her şeyden önce çok iyi bir metal atölyenizin olması
lazım. Her işi kalıplı yapmanız lazım, artık makinelerin hepsi CNC oldu
biliyorsunuz. Bu işi herkes yapamıyor. Türkiye’deki iç pazar bu şekilde devam
ettiği taktirde 2008 sonuna kadar bazı firmalar piyasadan silinecek. Yani
ihracatı olmayan, yurtdışı satışı olmayan firmalar en azından küçülecek.
