
Ahmet
Örs Gurme-Yazar
Bütçesi
sağlam bir enstitü faydalı olur
Türkiye’de
gerçekten profesyonel aşçılar yetiştiren kurslar bulunduğu gibi, eğitim mutfağı
bile olmadığı halde yüksek okul düzeyinde diploma verebilen aşçılık okulları
var. Bu ikinci grup okullarda belki genel kültür sahibi hevesli aşçı adayları
yetişebilir ama mesleğini öğrenmiş aşçıların çıkması mümkün değil. Aşçılık
mesleğinin de pek çok sorunu var. Bunların başında aşçıların toplumdaki imaj
sorunu geliyor. Öte yandan, aşçılık mesleğinin gerektirdiği bilgi ve mesleki
donanımdan yoksun pek çok kişi “aşçı” sıfatıyla ortalıkta dolaşıyor. Bunlar
mesleğin itibarına zarar veriyor. Bu ve benzeri sorunların üstesinden
gelebilmeleri için aşçıların birlikte meseleleri ortaya koyup tedbirlerini aramaları
gerekirken, biraz sivrilmiş, isim yapmış aşçılar çevrelerine bir grup
meslektaşlarını toplayarak dernekler kuruyor. Bu dernekler birbirinin elinden
sponsorlarını kapma ve birinin yaptığı etkinliği taklit etme yarışına
giriyorlar. Bu anarşinin Türkiye’de aşçılık mesleğine zararı dokunuyor. Ancak
ben aşçıların yakın bir gelecekte durumun ciddiyetini fark edip tek bir çatı
altında örgütlenebileceklerine ihtimal vermiyorum.

Türk
Mutfağı Enstitüsü’ne bakışı
Kuşkusuz
doğru kurulmuş, alt yapısı ve bütçesi sağlam böyle bir enstitü çok faydalı
olur. Ancak bundan önce bazı kültür bakanları bu gibi projeleri hayata geçirmek
için girişimde bulunmuşlardı. Onlara doğru yolu gösteren, mesleğin duayenleri
de vardı. Ama işi bilen o uzman kişiler kısa sürede kendilerine pay çıkarmaya
çalışan gruplar tarafından saf dışı bırakıldı. Allahtan bakanların koltukta
oturma süreleri çok uzun olmuyor. Onlar gittiğinde projeler bir başka bakan
sıfırdan başlayıp bir şeyler yapmaya kalkışıncaya kadar her seferinde rafa
kaldırıldı. Eğer gerçekleşseydi yarardan çok zarar verecek bu enstitünün o
koşullarda kurulmamış olmasından memnunum. Zira devletten beslenmeye alışmış
çıkarcıların elinde böyle bir enstitü Türk mutfağını daha da geriye götürür.

Ali
Rıza Dölkeleş - Profesyonel Mutfak Yön. Derneği Başkanı
Özellikle
turizmde, otelcilik dalında gelişim çok hızlı. Her geçen gün yeni tesisler açılıyor.
Çok büyük
çapta kalifiye personel sorunu açıkça ortada. Bunu göz önünde tutarsak şu an açılan
okullar sayıca az. Benim isteğim ve kalbimden geçen her ilde bir aşçılık,
pastacılık okulu olması... Son yıllarda açılan tesisler ile beraber hızlı bir şekilde
artış gösteren mutfak sanatkarlarını bir araya getirmek için dernekleşme kaçınılmaz
olmuştur. Bizim mesleğimizde devamlı hedef vardır. Çalışmanın dışında Türk
mutfağını ve Türk şeflerini tanıtmak, devamlı çıtasını yükseltmek olgusu hep
var olmuştur. Bu hedefleri yakalamak ise kesinlikle birliktelikten yani
dernekleşmeden geçmektedir. Ne kadar bilgili, bu sanatın zirvesinde de olsak
kendi başımıza hiçbir şey yapamayacağımız katidir. Bu pencereden baktığımızda,
Türkiye genelinde yirminin üzerinde lokal aşçı dernekleri var.

Dernekleşme
kaçınılmaz
Derneklerin
çokluğu zarar vermez, tam aksine kitlelere ulaşması yönünden bölgesel olarak son
derece faydalı olacaktır. Ama bu çoğalmanın bir amacı, hedefi olması
gerekmekte. Enstitü oluşumuna ise ılımlı bakarım. Giden yolu da bu doğrultuda
görüyorum. Türkiye’de aşçı derneklerinin gündeminde olan “federasyon” bilindiği
üzere beş dernek ile oluşabiliyor. Eski yıllara bakıldığında bırakın
derneklerin bir araya gelmesini aşçılar yan yana gelmezdi. Ama şu an yapılan
organizasyonlar, etkinlikler aşçılarımızı kaynaştırmış, dernekleri bir biri
arasında yardımlaşmaya ve destek vermeye yönlendirmiştir. Hal böyle olunca
neden federasyon olmasın, sorusu akla gelmiştir. Bunların toplamında adına Türk
Mutfağı Enstitüsü deyin, konfederasyon deyin, bu birlikteliğe de kesinlikle
ihtiyaç var. Burada dikkat edilmesi gereken husus ise bu tarz oluşumların yerel
olmaması. Ülke geneli düşünülerek hareket ediliyor ise bu başkanlık ve
federasyonun yeri merkezi bir il içerisinde tutulamaz. Başkanlık kime geçmiş
ise daha faydalı çalışmasını sürdürebilme adına merkez de o bağlamda yer değiştirmelidir.

Max
Thomae - Mövenpick Hotel İstanbul - Executive Chef
Kayıt
altına alma adına böyle bir oluşum gerekli
Türkiye’de
aşçılık okulları gün geçtikçe çoğalıyor. Çok fazla okul olması güzel bence. Yüzlerce
de özel hastane var bu ülkede, hepsi çalışıyor. Bu işin arkasında ekonomik olduğu
kadar sosyal bir düşünce de var. Kars’tan Tekirdağ’a kadar tüm aşçılık okullarında
aynı kalitede bilgi verilsin, istiyorum. Bir standart yakalanmalı. Bu sayede
gelişiriz. HACCP konusunda mesela, standart çalışmalar olmalı. Bu standartları
hep birlikte yükseltmeliyiz. Çünkü Türkiye’de bu alanda büyük bir turistik ve
ekonomik potansiyel var. Tüm bu okullar Milli Eğitim Bakanlığı’nca pilot proje şeklinde
değerlendirilebilirler. Türkiye’nin önde gelen ustaları özel aşçılık okullarında
pratik dersler verebilirler…

Dernekler
ve enstitü üzerine…
Dernekleşme
açısından ise en önemli kişilerin genç öğrenciler olduğunu düşünüyorum. Biz
onları kazanırsak, Türk mutfağı da kazanır. Türkiye’de tüm aşçılar içinde
acayip bir potansiyel, yetenek ve mesleğe saygı var. Dernekler çok iyi fakat
dernek içinde tek kişinin başarısı, bayrağı taşıması değil de birliktelik
önemli. Derneklerin hepsi önemli, hepsinin kendilerine özgü konu, alan ve
faaliyetleri var. Fakat hep birlikte olurlarsa daha hızlı giderler, diye düşünüyorum.
Enstitü oluşumu ise süper bir fikir. Araştırma, kayıt altına alma ve geliştirme
adına bu tür bir oluşum gerekli. Amaç Türk mutfağını geliştirmekse enstitünün
çok yararlı olabileceğini düşünüyorum.

Eyüp
Kemal Sevinç Marriot Asia Hotel - Executive Chef
Eskişehir’de
hayata geçirildi bile...
Türk
mutfağının en büyük sorununun eğitim olduğunu düşünüyorum. Eğitime yeterince
yatırım yapılmıyor. Sadece Mengen’de bir Aşçılık Meslek Lisesi var. Onun
dışında baktığımızda birkaç üniversite var. Başkaca da mutfakla ilgili çok
fazla kurum yok. Özele baktığımızda çok fazla okulun açıldığını görüyoruz. Özel
teşebbüsler var. Sertifika çalışmaları yürütüyorlar. Bence sayıca çoğalmaları
lazım.

Toplum
örgütleri çoğalmalı!
Aşçı
derneklerinin de sayıca çoğalması gerekiyor. Ne kadar kişiyiz? 70-75 milyon
nüfusumuz var. Ne kadar derneğimiz var? 20-25 tane derneğimiz var. Amerika’da
183 tane sadece federasyon var. Bir federasyon 5 dernekten oluşuyor. Yani 900
küsür dernek var. Nüfusumuza oranla dernek sayısı az bence... Toplum
örgütlerinin çoğalmasından korkmamamız lazım. Enstitü oluşumuna gelince, şu an
Türkiye’de bir Türk Mutfağı Enstitüsü oluşumu var. Eskişehir Anadolu
Üniversitesi’nde bir uygulama mutfağı vardı. Orada küçük çaplı bir enstitü de
kuruldu. Bölge bölge araştırmalar yaparak yöresel yemekleri kayıt altına almaya
başladılar. Hatta Ekim’de bir sempozyum düşüncesi bile var bildiğim kadarıyla.
Bu da çok sevindirici tabii. Hatta bir değil birden fazla enstitü olmalı diye
düşünüyorum. Bir an önce hayata geçmeleri gerekiyor…

Musa
Dağdeviren - Restoran İşletmecisi (Çiya)
Öncelikle
bağımsız olmalı
Okullarımızda
maalesef Fransız gastronomisi öğretiliyor. Kendi coğrafyasındaki pişirme
tekniklerini bilmiyor öğrenciler... Endüstriyel mutfak tasarımlarında da
sorun var. Örneğin tas kebabı dendiğinde her yerde başka türlü yapılıyor. Kendi
mutfağında deneyimlerini paylaşmaları için teşvik edilmek yerine ustalar hep
küstürülmüş. Bu şekilde mutfağımız nasıl ilerleme yapabilir? Mutfağımız şöyle
olmalı, böyle olmalı gibi içi boş söylemler yerine çalışmamız gerekiyor. Bunun
için de bir kültür devrimi gerekiyor.
Dernek
sayısı değil işlevi önemli
Birçok
dernek var. Hiçbir tanesine üye olmuş değilim. Körler sağırlar birbirini
ağırlar mantığından çıkmadıkça dernekler alanında bir ilerleme kaydedemeyiz.
Siz benden ya da fikirlerimden hoşlanmayabilirsiniz, ben de sizden. Ama yapılan
iş başkadır. Ben mutfağıma bakış açıma ya da yaptığım donelere sahip çıkıyorum.
Örneğin biz Çiya olarak yurt dışında daha fazla haber oluyoruz. Farklı isimler
altında birçok dernek var. Ama birbirlerini ağırlamaktan öteye geçmiyorlar.
Derneğin sayıca çok olması değil işlevini yapması önemli.
Pasif
bir oluşum olmamalı
Tabii ki
bir Türk Mutfağı Enstitüsü olmalı ama enstitüden ne anladığımıza bağlı. Enstitü
denildiğinde pasif, kendi içinde ne yapacağını bilmeyen bir oluşum olmamalı.
Ben bunu yıllardır söylüyorum. Enstitüsü oluşmayan, literatürünü oluşturamamış
hiçbir mutfak gelişemez. Üniversitenin desteklediği, bürokrasinin olduğu yerde
enstitü gelişemez, diye düşünüyorum. Üniversitelerin yapması gereken destek
bilimsel destek olmalıdır. Özerk olmayan bir enstitünün yaşama şansı sıfır. Bu
enstitü yaşadığımız coğrafyanın özelliklerini oluşturan, herkesin
sahiplenebileceği bir anlayışta olmalı. Kurmakla da yetmez, enstitünün ne
yaptığı, topluma karşı sorumluluklarını yerine getirmesi önemli. Bu olmadıktan
sonra mutfağımızın gelişme şansı yok.

Marianna
Yerasimos - Yazar
Enstitü
işlevsel olmalı
Sadece
yemek tarifleri toplayan ve bunları “kuru kuru” yayınlayan bir Türk Mutfak
Enstitüsü’nün gerekliliğine inanmıyorum. Türk mutfağı (ayrıca hangi yüzyılın,
hangi sosyal sınıfın mutfağından söz ediyoruz) alt alta sıralanmış yemek
tarifleri demek değildir. Artık herkesin kabul ettiği gibi yemek, yemek alışkanlıkları
ekonomik, toplumsal ve kültürel bir olaydır. Türk ya da Osmanlı/Türk mutfağını
tanımak ve tanıtmak için önce bu mutfak kültürünün oluşumunu, zaman içindeki
gelişimini ve değişimini araştırmamız gerektiğini düşünüyorum. Yoksa Türk
mutfağının nasıl bir mutfak kültürü olduğunu ne biz tam anlayabilir ne de
dünyaya anlatabilir, tanıtabiliriz.