Türk Mutfağı 1400 yıllık
yolculuğun farklı bir öyküsü

Türkler
insanlık tarihinin en ilginç hikayelerinden birini yazdılar. 6. yüzyılda,
Ortaçağın karanlığı Avrupa’ya çökmüşken Türk boyları bir yanda Moğollar diğer
yanda Çinlilerle komşuydular.Orta Asya steplerinden Anadolu bozkırına
ulaşmaları 300 yıllarını, Malazgirt’ten Konstantinapol’e varmaları ise 400
yıllarını almıştı. Bundan 30 yıl sonra ise II. Mehmet, Boğaz’ın kıyısında
Bizans İmparatoru’ndan kalan sarayda bir İtalyan ressamına portresini yaptırıyordu
(Gentile Bellini, 1480). Orta Avrupa’da Almanca konuşan bir halkla karşı
karşıya gelmeleri için 50 yıldan az bir süre yetti (I. Viyana Kuşatması 1529).
Orta
Asya’nın içlerinden başlayıp Viyana’ya kadar süren bu uzun yolculuk Türkleri
farklı uygarlık, dil ve kültürle karşı karşıya getirdi. Elbette farklı
mutfaklarla da...
Henüz 7.
yüzyılın sonunda Müslüman Araplarla karşılaştılar; 9 ve 10 yüzyıllarda
Bağdat’ın kuzeyine yerleşip halifelerinin askeri gücünü oluşturdular.
İran
topraklarında Harzemşah ve Selçuklu devletlerini kurdular. 12. yüzyılda
Anadolu’ya girmişler ve Bizans kültürüyle karşılaşmışlardı. 200 yıl sonra ise
Balkan halklarıyla... Onları etkilediler, onlardan etkilendiler...
Bu
karşılıklı kültürel etkileşim sadece Türklerin büyük yürüyüşünün sonucu
değildi. Başka halklar da bu topraklara gelip Türkler ve diğer yerli halklarla
kaynaştılar kendi yemek alışkanlıklarını değiştirdiler, ama Türk mutfağına da
önemli katkılarda bulundular. Örneğin 15. yy. sonunda İspanyol Yahudileri,
Osmanlı topraklarına yerleştiklerinde Seferad mutfağını da tabii ki
beraberlerinde getirmişlerdi. 19. yy. ortasında Kırım savaşının ertesinde yüz
binlerce Tatar, bundan 5-10 yıl sonra ise Çerkezler Anadolu’nun çeşitli
bölgelerine yerleştiler. Gelenekleri ve mutfaklarıyla birlikte...
19. yy
sonunda İstanbul’da yapılan bir sayımda lokantaların önemli bir kısmının,
meyhanelerin hemen tamamının Rumlar ve Ermeniler tarafından işletildiğini
ortaya koyuyordu. Daha sonraki yüzyıllarda “Türk kahvesi” olarak bilinecek Türk
usulü kahve hatta bizzat kahvenin kendisi bugünkü Tahtakale’de iki Suriyeli
Arap’ın 15. yy. başlarında açtıkları kahvehaneden tüm dünyaya yayıldı.
Bütün
bu örnekler bir sonuca çıkıyor:
Belki de
hiçbir halk zengin bir imparatorluk mutfağı yaratma konusunda Türkler kadar
şanslı olmadı. Bu zenginlik sadece Türklerin 1400 yıllık yolculuklarında
karşılaştıkları onlarca farklı kültürü harmanlamış olmalarından kaynaklanmıyor
aynı zamanda Anadolu coğrafyasında her biri bir ülke mutfağı sayılabilecek 5-6
bölgesel mutfağın varlığı da içinde yaşadığımız zenginliğin ne derece büyük
olduğunu ortaya koyuyor. Bizim sorunumuz ise başta bu değerin kıymetini
bilmemekte ve başkalarına sunamamakta yatıyor!..