İstanbul dönüm noktasında…

İstanbul’un
yurt dışındaki imajı günden güne gelişme gösterirken, şehir son dönemde yurt
dışı basının da ilgi odağı haline geldi. Sektörde saygın bir yeri olan
uluslararası restoran ve catering endüstrisi dergisi “Food Service
Europe&Middle East 6. sayısında İstanbul’a on altı sayfalık bir dosyayla
yer verdi.
Bu
dosyanın öne çıkan bölümlerini sizlerle paylaşıyoruz.
Türkiye’de
bir “ilk”i sergiledik
Fuarda hem
bahçe hem de iç mekan mobilyaları ile yer aldık. Yeni ürünlerimiz olan
Türkiye’de ilk kez bizim ürettiğimiz transparan opal koltuk ve x-treme sandalye
ile bar sandalyesini tanıttık. Bu ürünler bilhassa mimarlar ve tesis
sahiplerinden çok büyük ilgi gördüler. Ancak fuar beklediğimiz gibi değil.
Antalya gibi bir yerde birçok tesis sahibini karşımızda göremedik. Gelenlerle
yetindik diyebilirim. Organizasyondan hiç memnun kalmadık. Alt katta yer aldığımızdan
olsa gerek başta ısıtma sorunu olmak üzere birçok problem yaşadık.

Son on
yılda pek çok pozitif gelişme İstanbul ve Türkiye’yi yemek endüstrisi açısından
dünya çapında özel ziyaret noktalarından biri haline getiriyor. Ancak
turizmdeki tüm bu büyük gelişmelere rağmen sektörde sorunlar devam ediyor.
AĞIRLAMA
GERÇEKLERİ
Türkiye:
Yeme-içme ve eğlence mekanları (belgeliler) 83.000 koltuk
Türkiye:
Oteller 480.000
yatak
Türkiye’ye
giriş seçenekleri
Hava yolu %
75
Kara yolu %
16
Deniz yolu %
7.5
Tren yolu %
0.2
İstanbul
Otelleri (belgeliler) 53.000 yatak
- 5 yıldız 17.000
- 4 yıldız 14.000
- 3 yıldız 10.000
- 2 yıldız
5.000
- 1 yıldız
1.100
İstanbul
Otelleri (Belgeli ve belgesizler) 87.000 yatak
Kaynak:
TUROB / Turizm Bakanlığı

Türkiye
geçtiğimiz yüzyılda ekonomik bunalım, enflasyon, nüfus artışı ve büyük şehirlere
göç sorunlarıyla karşı karşıyaydı. Ancak 2001 krizini de atlattıktan sonra
durum giderek düzelmeye başladı. Ekonomi gün geçtikçe büyürken turizmde de her
yıl artışlar gözleniyor. Rakamlar geçtiğimiz yıl ülkeye 21 milyon kişinin giriş
yaptığını gösterirken bu sayı 2004’te 17 milyon, 2003’te ise 14 milyon kişi
olarak gözükmekte. Düşük fiyatlı “her şey dahil” paketleri ile gerek iş gerek
tatil için ülkeyi tercih edenler yıldan yıla artarken zaman zaman terör
faktörüyle düşüş görünüyor. Bunun yanında Avrupa Birliği, İstanbul’u 2010
Avrupa Kültür Başkenti seçerken şehir, dünyanın her yerinden birçok yayının da
ilgi odağı haline geldi. Uluslararası “Travel&Leisure” okurları da İstanbul’u
“Dünyada Ziyaret Edilebilecek 10 Muhteşem Şehir” listesinde 3. sıraya yerleştirdi.
“Newsweek International” ise İstanbul için dünyanın en ‘cool’ şehirlerinden
biri yorumunu yapmakta. Bu iyi gelişmelerin yanı sıra şehirde halen altyapı
sorunları sürerken buna karşılık yeni açılan kongre ve alışveriş merkezleri ile
gelişim de devam ediyor. Fransız Accor Grubu, 2015 yılına kadar Türkiye’de 50
yeni otel projesi sunarken bunlardan 12’si 2009’da gerçekleşecek.
W Hotel ve
Park Hyatt’ın, İstanbul’da 2008’de açılması planlanırken şehirde 2. Four
Seasons ve Marriott da aynı yıl hizmette olacak.

Dünya şehri
İstanbul’da her kesime hitap eden seçenekler mevcut.
Zayıf
noktalar
Biraz önce
bahsi geçen pek çok faktör Türkiye’yi Avrupa turizm marketinde öne çıkarıp
ülkenin 20 yıl önceki izole duruşunu değiştirdi. Ancak tüm konukseverliği ve
uluslararası özellik taşıyan zengin mönüsü yanında, Türkiye’nin birtakım
negatif özellikleri de yok değil;
-
Türkiye’deki ekonomik özellikler yeme-içme sektörünü doğrudan etkiliyor. Dolayısıyla
yiyecek-içecek maddelerine uygulanan yüksek vergiler ve benzeri konular ülkeyi
negatif etkiliyor.
-
Türkiye’nin uluslararası arenadaki pazarlama imajı negatif öğeler içeriyor.
Ülkeye
giren yolcu sayısının son 3 yılda yükselmiş olmasının yanı sıra turizm için çok
fazla sevinmek için zaman henüz erken. “Daha gidecek çok yolumuz var” diyen
TUROB, Türkiye Otelciler Birliği Genel Sekreteri Mihail Liakoff, turizme ilişkin
rakamları, “En büyük rakibimiz olan İspanya, geçtiğimiz yıl turizmden 45 milyar
dolar gelir elde etmişken bizimkisi sadece 28 milyar dolardı” diye açıklıyor. “Her
şey dahil” sisteminin kendileri için zararlı olduğunu sözlerine ekleyen
Liakoff, bu sistemle ortalama yaz tatillerinde haftalık turizm gelirlerinin
sadece 650-660 dolar olduğunu belirtiyor. Kültürel zenginliği ile öne çıkması
gereken Türkiye’nin kültür turizminden de yeterince faydalanamadığını söyleyen
Mihail Liakoff, “Kültüre ağırlık vermeliyiz” diyor.
İmaj
problemi
İstanbul’un
önde gelen fusion restoranlarından Sunset Gril&Bar’ın sahibi ve Türkiye
Restoranlar Birliği üyelerinden Barış Tansever, Türkiye’nin imaj problemine
dikkat çekiyor. “Türkiye hakkında halen aşırı önyargılar var. Avrupa Birliği
vatandaşları Türkiye’nin yeni yüzünü görmeliler. Bir master plana ihtiyacımız
var”. Türkiye için bu konuda atılabilecek doğru adımlar yok değil. Belediyeler,
ticaret odaları, seyahat acenteleri ve otel birlikleri birleşip yeni bir tanıtım
çalışmasına girişebilirler. Türkiye’deki gelişmeler dışarıda tanıtılarak burada
yüksek kalitede bir turizm hizmeti verildiği anlatılmalı. Örneğin Bodrum
bölgesinde 15 yeni golf alanı açılacağı, yine bölgenin Rusya finans planları
ile destekleneceği bilinmiyor. Rusya, Almanya’dan sonra bölgeye ziyaretçi sağlayan
ikinci önemli kaynak. Ancak Türkiye’nin konumu Orta Doğu’ya yakınlığı nedeniyle
ülkeyi şanssız kılıyor!
Vergi
sorunları
Türkiye’de
bürokrasi ve vergi, restoran işletmecileri için en büyük problem. Hatta bu
yemek yapma ve servis etmenin de ötesinde bir sorun. Ancak 10 yıl öncesine
oranla üretim ve dağıtımın etkili hale gelmesiyle yiyecek-içecek ithalatı daha
rahat yapılıyor. Swissôtel The Bosphorus F&B Müdürü Yusuf Çavdar’a göre
ithal ürünlerdeki vergi inanılmaz derecede pahalı. Çavdar konuya ek olarak,
“Yüzde 180 vergi oranı ile her zaman zorlanıyoruz. Bu da ürün çeşitliliği sağlama
çabalarımızı etkiliyor. O nedenle de yerel ve uluslararası mutfaklardan
yemekler sunarak bunu dengelemeye çalışıyoruz” açıklamasını yapıyor. Türkiye’de
bürokrasi de ayrı bir problem. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından yapılan
denetlemeler ve sıkı prosedürler nedeniyle ithalatçı firmaların
gereksinimlerini karşılayan pek çok sertifikaya sahip olmaları gerekiyor. Buna
karşın çalışılan çok fazla ithalatçı firma yok. Mesela Swissôtel The
Bosphorus’ta sunulan Asya ve Çin yemekleri sadece iki firmadan temin
edilebiliyor. Çavdar, “Bu tip Uzakdoğu ürünlerini getirebileceğimiz 7-10 şirket
olsaydı çok daha mutlu olurduk” diyor. Türkiye şu an için bazı gıdaları kendi
yetiştiremiyor. Geçen sene yetiştirilmeye başlanan avokado uluslararası
mönülere büyük kolaylık sağlarken mango, papaya ve muzun ise üretici sayısı
günden güne artmakta. Sunset Grill&Bar’dan Barış Tansever ithal şaraplarda
vergilerin çok yüksek olduğunu belirtirken Türkiye’de tüm şaraplardan yüzde 63
oranında Özel Tüketim Vergisi alındığını söylüyor. İthal şaraplarda da yüzde
18’lik bir vergi söz konusu. Bu da Avrupa’daki en yüksek vergi oranı. Uygulanan
vergiler ile 20 Euro’luk bir şarap 200 Euro’ya geliyor. Türkiye’de şarap
tüketiminin hızla arttığı göz önüne alınırsa hükümet tarafından uygulanan
vergilerin yeniden gözden geçirilmesi gerekliliği ortaya çıkıyor.
TÜRKİYE’YE
GELİŞLER
-Yabancı
kaynaklar -
Ülke 2005
ziyaretçi sayısı 2004 yüzdesi
Almanya 4.243.584 6.52
Rusya 1.864.682 16.18
İngiltere 1.757.843 26.66
Bulgaristan 1.621.918 23.8
Hollanda 1.254.153 5.27
Yunanistan 584.840 20.48
Fransa 470.582 27.75
İtalya 401.852 26.33
Ukrayna 380.397 29.63
İsviçre 308.682 13.74
Amerika 222.918 49.43
İspanya 198.462 71.44
Kaynak: TUROB/Turizm Bakanlığı

