CEYLAN
PİRİNÇCİOĞLU
Kongre
ve Seyahatte Devr-i Alem!

Bir önceki sayımızda konuğumuz olan Ceylan Pirinçcioğlu
ile ilgili röportajın devam edeceğini yazmıştım. Bu kez kendisinden kongre
turizminin daha ileriye götürülmesine ilişkin bilgileri ve seyahat alanında tüm
dengeleri altüst edecek bir gelişimin ilk sinyallerini öğreniyoruz. Ve ayrıca
VIP Turizm’in diğer acentelere örnek olabilecek detaycı çalışma stratejilerini
ve felsefesini de…


“İstanbul’un bir kongre şehri, İstanbul’un dört ayrı
bölgesinin de kongre merkezi olarak geliştirilmesi, İstanbul’un ve Türkiye’nin
gelirlerine katkıda bulunacaktır.”
İSTANBUL AYNI ANDA DÖRT KONGREYİ KALDIRABİLİR
Sizin uzmanlık alanlarınızdan biri de kongre
organizasyonu. Kongre turizminin gelişimi için görüşleriniz nedir?
Şimdi kongre turizmde belli bir grup, arkasındaki 10 bin-20
bin kişiyi yönlendirecek kararlar alıyor, o açıdan o karar veren kişiler,
kamuoyunun nasıl bir yaklaşım içerisinde olduğunu dikkate alıyor. Türkiye’de
kongre turizminde önemli yatırımlar yapıldı, her büyük otelin bir kongre
salonu, her şehir merkezinin bir kongre merkezi oluştu. Bunları en iyi şekilde
değerlendirmemiz lazım. Uluslararası kongreler için havayolları charter dışında
otellere akıyor olmalı. Özellikle Antalya çok yoğun charter seferleri olan bir
yer ama gerçek bir kongre merkezi olabilmesi için normal tarifesi olan
uçakların direkt oraya iniyor olması gerek. İstanbul’da böyle bir yapı söz
konusu; çok güzel bir havalimanımız, çok güzel bir kongre salonumuz var ama
yetersiz. O açıdan bunun geliştirilmesi gerekiyor. Mesela hemen yanında Harbiye
Açıkhava Tiyatromuz var ve bu açıkhava tiyatrosunun kapanan, gerektiğinde
açılabilen bir yapıyla 6–7 bin kişilik bir merkez olarak kullanılabilecek hale
getirilmesi gerekiyor. İstanbul için sadece iki ay çalışılabilen bir mekan çok
lüks! Bunun yapılmasını engelleyen bir Anıtlar Kurulu üyeliği var. Oysaki
burada böyle bir imkan varken, tüm yıl boyunca İstanbulluların,
faydalanabileceği bir yer olabilir. Kongrelerde zaten ancak bir açılış-kapanış
oluyor, dolayısıyla diğer zamanlarda etkinlikler yapılabilir. Lütfi Kırdar’ın
yanında hemen bir yol var, orası bağlanabilir. Nedense o yol senelerdir kapalı
duruyor! Bu şekilde orası kazandırılabilir. Yani bir bütün olarak
geliştirilmesi gereken bir durum. 1996’da orası kongre turizmi için
kazandırılmıştır.
VIP Turizm, Türkiye’nin ilk kongresine de imza atmıştı
yanılmıyorsam…
Evet, ilk kongremizi 1968 yılında Taksim’de bulunan Atatürk
Kültür Merkezi’nde düzenlemiştik. Yine ben orada çocukken bellboy olarak
çalışmıştım. Kayıp eşyalardan sorumlu bir masa vardı ve günde 10 TL. alıyordum.
Çok güzel bir tecrübeydi gerçekten. O zaman Atatürk Kültür Merkezi’ni kongre
merkezi olarak kullanma imkanımız oluyordu. Daha sonra Habitat sırasında, ilk
açılan bir merkezde kongre yapmış tek şirketiz. İnşallah Sütlüce’de yeni bir
kongre merkezi açılışı var, orada da ilk kongreyi VIP Turizm olarak
gerçekleştiririz.
O halde Sütlüce ile ilgili çalışmalarınız hakkında bilgi
alalım…
Sütlüce ile ilgili birkaç projemiz var. Tam oluştuğu
takdirde oraya gireceğiz, şu an tam olarak tamamlanmadı ve ne şekilde
bitirileceği belli değil. Tabii fikir olarak orada birtakım kongrelerin
düzenlenmesi için ön anlaşmalarımız var. Burası 3 bin ve 2 bin kişilik, ayrıca
farklı tipte başka salonları ile oldukça kapsamlı bir merkez...
İstanbul’da kaç kongre aynı anda olabilir?
Aslında İstanbul daha büyüklerini de kaldırabilir.
İstanbul’da aynı anda 3–4 kongre yapılması söz konusudur. İstanbul’un dört ayrı
bölgesinin kongre merkezi olarak geliştirilmesi İstanbul’un bir kongre şehri
olarak geliştirilmesi, gerçekten İstanbul’un ve Türkiye’nin gelirlerine katkıda
bulunacaktır. Bu açıdan başka ülkeleri, başka şehirleri örnek aldığımız zaman
Avusturya’nın Viyana kenti en büyük sayıyı alan kent ve bu tamamen pazarlamayla
ilgili…
İstanbul’un eksiklikleri neler size göre?
Bizim şehrimiz, en güzeli. Ama düzensizliklerimiz maalesef
çok kötü. Trafiğimizin daha düzenli olması lazım. Bununla ilgili yapılan
çalışmaların, gerçekten insan gücümüze katkısı olacak. Yapılacak olan ne kadar
yatırım varsa belediyelerimizin hepsini yapması gerekiyor. Reklam kirliliğini
azaltmalılar... Burada tarihi eserlerimiz, çok güzel binalarımız var ama
üzerindeki reklam kirliliği, binalarımızın görüntüsünü etkiliyor. Aynı şekilde
bütün tatil yörelerini de düzenlememeliler. En güzel, yepyeni gelişmiş olan
Türkbükü mesela, en azından oralarda sürdürülebilir özelliği korumak gerekir.
Yunan adalarında bir çizgi var ki inanılmaz, öyle bir koruyorlar ki… Orada
kalan kişilerin harcamalarıyla mukayese ediyorsunuz, bizim o güzelim
otellerimizde alınan paralarla karşılaştırdığınız zaman sonuç hüsran. Yunan
adalarında yaygın bir harcama ile sadece otel değil, restoranından rent a
car’ına herkes kazanırken bizde kişilerin otelden çıkmadan sadece otel
içerisinde yaşamaları ve oradan aldıkları hizmetlerle yetinmeleri sağlanıyor.


Ceylan Pirinçcioğlu, Küba’da New Men grubu ve Bill
Clinton ile birlikte.
YABANCILARA LOKAL DENEYİMLER YAŞATMALIYIZ
Sizin için seyahatin anlamı nedir?
Bir kere insanlar değişik bir ortama gittikleri zaman
işyerlerini, evlerini, arabalarını götürmüyorlar; sonuçta bir tek çantaları ve
kendileri gidiyorlar. Bir yere gidiyorlar, gittikleri zaman değişik bir ortamda
bulunuyorlar, değişik ortamın içinde kendilerini daha yalın hissediyorlar. O
açından çok önemli bir tecrübe... Herkesin bu tecrübeyi senede en az bir veya
iki kez yaşayabilmesi lazım. Bazı kişiler yazlıklarda yaşıyorlar, bu da güzel
bir şey ama insanları bağımlı kılıyor, sabit yapıyor. Oysa bir hafta sonu oraya,
bir hafta başka bir yere gidebilmek, eğer imkanları varsa en azından senede iki
seyahati gerçekleştirmek mümkün. Çünkü çok değişik fiyat kategorilerinde
fırsatlar sunuyoruz. Seyahat, insanların yaşamlarını farklılaştırmak,
zenginleştirmek, güzelleştirmek adına katkıda bulunuyor ve de hem kendinizi
daha iyi tanıma fırsatınız oluyor hem de başkalarının sizi tanıma imkanı
doğuyor.
Bir de bunun içerisinde, iyi vakit geçirme; gerek gezme,
görme, eğlenme gerek bir anı paylaşmak gerekse bir şeyler yaşamak var.
Özellikle grup seyahatlerinde yeni insanlar tanıyorsunuz ve grup halinde
olduğunuz insanlarla bir şeyler paylaşmak son derece keyifli oluyor. O açıdan
seyahatin çeşitli boyutları var... İş seyahatlerine ise biraz daha farklı bir
yapıyla gidiyorsunuz. Bu aynen okumakla öğrenmek ya da televizyondan seyretmek
gibi; birebir orada bulunmanın ve yaşamanın farklı bir yapısı var. O açıdan
nasıl maça gittiğiniz zaman yaşadıklarınızla televizyondan gördükleriniz
farklıysa, çıplak gözle görmek, hissetmek, yaşamak, o sıradaki atmosferi
hissetmek de çok farklı bir durum. Gitmekte fayda var, bilinçli bir şekilde
gittiğinizde daha da büyük keyif alıyorsunuz. Ben seyahat ettiğim zaman
kaybolmak isterim. O şehirde kaybolup nerede olduğunuzu bilmemek, oranın
yerlisi gibi yaşamak; bunlar gerçekten insana gittiği o yöreyi doyasıya
hissettiriyor.
İşte şimdi, sizden daha önce dinlediğim asma yaprağı
ihalesi ile ilgili anınızı anlatmalısınız…
Açıkçası benim izlediğim böyle çok özel şeyler var, sözünü
ettiğiniz hikaye Hindistan’da gerçekleşti. Bir arkadaşım fotoğraf çekiyordu, O
sırada iki tane çekçek aldık. Sonra trafik tıkandı. Baktık adamlar
yürüyemiyorlar, biz de indik yürüyoruz. Yürürken enteresan bir yapı ile
karşılaşıyorsunuz, o keşmekeşin kendi içerisinde organize bir tarafı var. O
sırada bir tarafta bakkal çırağı, öbür tarafta başka malzemeler satan bir yer
ve bir başka yerde de bir kalabalık; herkes yerde oturuyor ve bir bey elini
kaldırıyor, borsası var işin! Ne alıyorlar bir bakayım dedim. Açık arttırmayla
dolma yaprağı satılıyor. Gerçekten enteresan bir durumdu. Asma yaprağını en
yüksek fiyatı veren alıyordu. O ortamda oradaki insanların o heyecanını gördüm.
(Kendisi en yüksek fiyatı vererek asma yapraklarını satın almış!) Bu simgesel
bir şey. Önemli olan oradaki lokal olayları tanımak görmek, onlarla
paylaşabilmek. Şimdi biz de yabancılara böyle şeyleri hissettirebilmek için,
balık haline götürüyoruz mesela. Sabah 7’de balık haline gitmeleri gerçekten
çok keyifli oluyor. Oradaki atmosferi ve insanların günlük yaşamındaki ticari
olgularının nasıl geliştiğini görmeleri çok farklı bir durum.
Peki Türkiye’nin yurtdışındaki imajı nasıl? Siz bu konuda
neler yapıyorsunuz?
Mesela Fenerbahçeliler kızacak ama Galatasaray, Türkiye’yi
iyi tanıtmış olan, gerçek bir marka… Türkiye’den geliyorum deyince, birinin
ayağına top değdiğinde hemen ‘Galatasaray, Hakan Şükür’ diyor. Bu güzel bir
şey, keşke daha çok başarımız olsa, tanınırlığımız artsa diye düşünüyorum.
Çünkü bu da gelecek neslin Türkiye’ye dönük gelişimini sağlayacak bir uygulamadır.
Bu doğrultuda bizim yazarlarımız, mesela Orhan Pamuk’un yazdığı ‘Kar’ kitabı
çeşitli lisanlarda yayınlandı; İtalya ile bir keresinde görüşmemizde,
İtalyanlar Kar kitabını okudum diye anlatıyorlardı, ne kadar heyecan verici bir
olay... (O tarihte henüz Orhan Pamuk Nobel ödülünü almamıştı!) Yemek konusu
yine en önemli konulardan birisi. Yurtdışında eğlencemiz, restoranlarımız
tanıtılmalı, bunlar desteklenmeli diye düşünüyorum. Bir de gelen insanların
büyük bir çoğunluğu bir otele geliyor, kalıyor ve gidiyorlar. Halbuki birazcık
daha ülkemizi tanımalarını sağlayacak imkanlar yaratmamız lazım.
Hiç olmazsa bir yemeğimizi yiyip bir-iki show görmeliler.
Türk gecesi ile kafalarında bir imaj oluyor ama Türk insanını, mutfağını
birebir yaşıyorlar mı onu bilemiyorum! Burada yine bizim zaman zaman
gerçekleştirdiğimiz bir uygulama ile gelen yabancı konuklarımızı,
dostlarımızın-ahbaplarımızın evlerine götürüyoruz. Bunun müthiş bir etkisi
oluyor. Böyle bir ziyaret yaptığınızda, çok büyük bir tecrübe ile unutamadıkları
anlardan birisi oluyor. Bu çok özellikli bir durum, çünkü kişilerle sohbet
edebilecekleri bir ortam söz konusu. O ana kadar bizi temsil eden; otobüs
şoförümüz, rehberimiz, gittikleri zaman oteldeki personel, dükkandaki alışveriş
ettikleri insanlarla sınırlı kalabiliyor. Oysaki bu insanların tümü, sonuçta
onların para vererek hizmet aldıkları kişilerden ibaret!


Uzayda seyahat ettiğinizde buradan Hawaii’ye gidişiniz
kolaylaşacak... Bir anda 20 saatte gideceğimiz yere birkaç saatte gitme imkanımız
olacak. Bu açıdan çok önemli değişiklikler bizi bekliyor. Önümüzdeki 10 yıl ya
da 15 yıl içerisinde bu aşamayı kat edeceğimizi düşünüyorum.
UZAYDA SEYAHAT İMKANI OLACAK!
İlk uzay seyahatinden biz bahsettik. Onda da bazı aksilikler
oldu. Biz bahsettiğimiz zaman 1984 senesiydi ve planlar 1992 içindi. 1992 yılı,
Amerika’nın kuruluşunun 500. yılıydı ve onunla ilgili bir hazırlık vardı. Fakat
sonra birtakım kazalar oldu, o projeleri gerçekleştiremediler. Proje şimdi
2008’e kaldı. Evet şu an hayal gibi görünüyor ama tarihe baktığımızda bütün
bilim adamları ‘insan uçamaz’ demiş, bundan 1-2 yıl sonra birisi uçmuş ve 54
saniye havada kalmış. Üstünden 60 yıl geçtikten sonra aya gidilmiş. Şimdi ise
her yarım saniyede bir, dünyanın dört bir tarafında uçak kalkıyor.
Şu an burada bir zorunluluk süreci yaşıyoruz, tabii ki uzaya
çıkmak bahsettiğimiz gibi esasında çok zor değil! Sonuçta gideceğiniz yer, 120 km.’lik bir yer, yani buradan İzmit kadar bir yol. Ama atmosferin dışına çıkıyorsunuz. Atmosferin
dışına çıktığınız zaman, yerçekiminin dışına çıkıyorsunuz. Bu birinci aşama,
ikinci aşama aya ulaşmak, üçüncü aşama aydan ileri gitmek olacak... Bunların
ilk aşaması havacılık dünyasını değiştirecek ve yerçekimsiz alan içerisinde
seyahat etme imkanı olacak.
Birkaç saat içinde Hawaii’de!
Uzayda seyahat ettiğinizde buradan Hawaii’ye gidişiniz
kolaylaşacak... Bir anda 20 saatte gideceğimiz yere birkaç saatte gitme
imkanımız olacak. Bu açıdan çok önemli değişiklikler bizi bekliyor. Önümüzdeki
10 yıl ya da 15 yıl içerisinde bu aşamayı kat edeceğimizi düşünüyorum. Daha
sonra da bu bir yerde taşımacılıkta da kullanılacak. Buradan 120 km. yukarıya çıktığınızda atmosferin dışına çıkmış oluyorsunuz ve buna uçak gibi bir şeyle
çıkıyorsunuz. Şimdi uçaklar 10. km.’de gidiyorlar, bizim bahsettiğimiz 80 km.’ye oradan da atmosferin dışına çıkacak ve 120 km.’ye gidecek. Çok uzak değil aslında, 60 sene
geçmiş uzaya gidilmiş. Şimdi jetler ve bin kişilik uçaklar planlanıyor. Şu an
biraz fantezi gibi görünüyor. Ama bu fanteziler de değişecek. Bizim
vizyonumuzun içinde bir şey olduğu için söylüyorum bunu; 22 yıl önce 10 yıl
sonra olacak deniyordu, şimdi hâlâ 2008 deniyor, ama olacak… O zaman o tarihte
100 bin dolar deniyordu şimdi 200 bin dolar deniyor ve halen insanlar
yazılıyor.

Romantik Önerileri…
Bali bu konuda en romantik otellere sahip bir yer, o açıdan
öyle bir yerin hoş olacağını düşünüyorum. Bütçeye göre çeşitli imkanlar var.
Mesela Aman Resort’un Filipinler’deki yeri çok özellikli ve çok özel hizmet
veriyorlar. Karayipler’de yine çok güzel otelleri olan birkaç ada var, onları
özellikle tavsiye ediyoruz. Las Vegas da çok muazzam bir yer… İtalya’da
arabayla gezmek de çok hoş romantik anlar yaşatıyor.
• VIP ‘Yaşama Değer Katar’; benim ortağım, sevgili kız
kardeşim Yasemin’in yarattığı bir görüştür, bir slogandır. Biz yaşamlara değer
katmalıyız. Vizyon olarak her kişinin, her kurumun yaşamına değer katmak ve
bunu yaparken de onu keyifle yaşamaları için her şeyi düşünmek durumundayız.
Takım arkadaşlarımızla birlikte sürekli, bütün müşterilerimize ‘nasıl daha
zevkli vakit geçirtebilir, yaşamlarına nasıl değer katabiliriz’ bunun üzerine
çalışıyoruz.
• Ben dahil tüm arkadaşlarının deneyimlerini toplarsanız
ortaya çok büyük bir sayı çıkar. Şöyle ki annem ilk tercüman-rehber... 50
yıldır Pirinçcioğulları bu işin içerisinde olan insanlar… Biz de ikinci
jenerasyon olarak 25 yılımızın üstüne geçtik. Toplarsanız, bizdeki 100 kişinin
toplam tecrübesi 1000’e yakındır. 38 yıllık bir şirket, 1000 yıla yakın bir
tecrübe yani...
• En sevdiğim şeylerden biri de gençlerin eğitimi ve bu
konulardaki eğitim programlarını uygulamak. Ben Sultanahmet’te bilet de kestim,
kasiyer olarak da çalıştım. O tarihlerde kardeşim de uçak biletleri kesiyordu.
O zaman İstanbul’dan Kopenhag’a haftada üç kere seferlerimiz vardı. Uçakların
gelişine-gidişine kadar bakıyordum. Şimdi haftada üç kere İstanbul’dan çok
güzel seferlerimiz var.
• Bugün ‘Turizm’ ve ‘Mice’ (Meeting, Incentive,
Congress&Exhibition, Events) olarak baktığımızda zaman zaman yüzde 60-40
gibi zaman zaman 50-50 gibi olan bir yapımız var. Ekonominin durumuna,
Ortadoğu’daki krizlere, savaşlara bağlı olarak oranlar değişebiliyor.
• Birilerinin adına ağırlama sanatı gerçekleştiriyoruz.
Doktorları, eczacıları bayilere hizmet veriyor, onları yurtdışına götürüyoruz.
Götürdüğümüz kişilerin oraya gitme amaçlarına yönelik bir program düzenliyoruz.
Bunun yanı sıra sosyal tarafa da ağırlık veriyoruz, gittikleri yörede bilimsel
olarak almaları gereken birtakım bilgiler varsa ona da yardımcı oluyoruz.
• Dünyanın dört bir tarafında acentelerimiz olduğundan
bilmediğimiz bir konu varsa onlara danışıp son bilgileri alıyoruz. Seyahat
danışmanlarını sürekli yeniliyoruz. Bu şekilde daha iyi araştırma imkanımız
oluyor ve müşterimizin lehine olacak şekilde beğenilerine sunmaya çalışıyoruz.
• Türk seyyahları çok bilinçli, çok iyi araştırıyorlar, çok
güzel değerlendiriyorlar. Tabii ki şimdi internet sayesinde araştırma
yapabiliyorlar. Fakat sonunda bir seyahat danışmanından, destek alabilirler, bu
konuda da bizim arkadaşlarımız oldukça eğitimli. Daha hesaplı bir fiyat
çıkarabilecek, daha düzeyli belki 3-5 kuruş fazla vererek çok daha iyi bir
yerde kalmalarını sağlayabilecek ve birebir tecrübe edilmiş birtakım yerleri
gösterebilecek durumdalar.
• Bizim VIP Travel diye bir bölümümüz var. Bu bölümde kişiye
özel arzu ve istekler doğrultusunda seyahatlerini dizayn edip gerekirse
yurtdışında yapılmakta olan bir programa dahil edebiliyoruz ya da özel olarak
sizin için bunu yapabiliyoruz. Zaman zaman kendimizin bir etkinliği izleme
bazında -yemek veya şarap geceleri vb.- yaptığımız özel programlar da oluyor.
• Her seyahatte şunu söylüyorum; suyun üstünde olan
güzelliklerden çok daha fazlası suyun altında… Dalma konusunda gerçekten çok
enteresan tecrübelerim oldu. Bunları mümkün olduğunca iletmeye çalışıyoruz ki
insanlar dalsınlar… Kızıldeniz, Uzakdoğu, Hawaii hazine gibi… Herkese denizin
altındaki birtakım güzellikleri yaşamalarını tavsiye ederim.
İnsanlar kendilerini nasıl önemli hisseder?
• İlk olarak insanlara isimleriyle hitap etmek, onları önemsemek,
onları tanıtmak, başkalarıyla tanıştırmak... Birinci kural bu; bir grubun
içerisinde o kişi/kişilerin tanınmasını sağlayacak ortam yaratmak…
• Onlar için detaylı birtakım konularda düşünceler
yaptığınızı hissettirmek, örneğin küçük bir hediye vermek… Onlara verdiğimiz
hediyenin değerinden çok kendilerini önemsetecek bir anlamı oluyor.
• Yarattığımız programın içinde de onları düşünerek birtakım
olayları hazırladığımız takdirde, ‘Bak bizim için bunları da düşünmüşler, ne
güzel bir yere getirmişler’ dedirterek onların önemli olduklarını hissetmesini
sağlıyoruz… Onların namına, kendilerinin düşüneceği birtakım konuları yapma
çabası içindeyiz. Bir kültür programına götürdüğümüzde, her şeyi kapsayan bir
yaklaşım içerisindeyiz. Mesela akşam bir tiyatro ya da opera programımız
olduğunda pantolonları-ceketleri ütüsüz olabilir, parasını düşünmesinler diye
ütü parası dahil diye bir uygulama yapmıştık.
• Biz ne yaparsak önemli hissettirebiliriz diye düşünüyoruz.
Aynı şekilde dünyada da insanların beklentilerine hitap edecek çalışmalar
yapılıyor. Bunları da örnek alıyoruz... Örneğin otelde size bir yastık mönüsü
veriliyor ve çeşit çeşit yastığın içinden sizin başınıza uygun olacak yastığı
seçiyorsunuz; isterseniz getiriyorlar, onunla uyuyorsunuz.
• Otelleri seçerken de onların adına düşünüyoruz,
seçimlerimizi yapan arkadaşlardan da bu özelliklere önem vermelerini istiyoruz…
Bazısı 299 dolara bir şey satıyor, şehrin dışında bir yer. İnsanlar oradan
oraya gidene kadar telef oluyor. Ayrıca bir o kadar daha para harcıyor.
Kaybettiği ‘zaman’, en önemli şey! Kişilerin en önemli vakitlerine hitap
ediyoruz. O yüzden onu çok iyi planlamamız ve düzenlememiz gerekiyor. Öyle
düşünüyoruz... Programımızı yaparken biz nasıl düşünürdük, nasıl yapardık,
burayı nasıl tanıtalım gibi birtakım detaylar oluyor. Mutlaka bir kültür
öğesinin programın içerisinde olmasını arzu ediyoruz.
• Bir diğer çalışmamız da, seyahat öncesinde bir otel
salonunda kişileri toplayıp gidecekleri yerler hakkında bilgiler vermek, gelen
misafirleri birbirlerine tanıtmak, onların beklentilerini öğrenmek ve onların
beklentilerine göre önceden hazırlamamız gereken birtakım konular varsa bunları
iyi anlamak... Bu amaçla seyahat öncesi bir toplantı yapıyoruz, mutlaka arada
1-2 gün boşluk bırakıyoruz ki o iki gün içerisinde neler giyecekler, neler
götürecekler onlarla ilgili son eksikliklerini toparlasınlar. Bütün
programlarımızda gitmeden önce bunu yapıyoruz, daha ufak gruplar olursa bu
buluşmayı ofisimizde gerçekleştiriyoruz. Bu şekilde gidecek gruplarımızla bizim
de birebir tanışma imkanımız oluyor; onlarla karşılaşıp el sıkışıp konuşma
imkanımız doğuyor. Hepsine de katılıyoruz.
• Yaptığımız organizasyonlarda da yine aynı şekilde, bir
davetiye yazıyorsak elle yazdırıyoruz, ayaklarının altına kırmızı halılar seriyoruz…
Kişileri geldikleri zaman anlattığım şekilde karşılıyoruz, giderken bir
hediyeyle uğurluyoruz. İnsanlar bir güzelliği, bir yeniliği, bir şeyi paylaşmak
için davet ediyorlar insanları. Geldikleri zaman geçirecekleri vakit de önemli;
bulundukları ortam, bir arada olacakları insanlar da… Bundan memnun olacakları
ve de kendilerini iyi hissedecekleri bir ortam yaratmaya çalışıyoruz.
Dekorasyondan kullanılan ışığa, yaratılan mekanın içerisindeki atmosferden
yemek ikramına kadar her şeye son derece önem veriyoruz. Bütün bu detayları
tasarladığımız zaman insanlar ‘bizim için özenilmiş’ diye düşünüyorlar.