26 Mayıs 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


Sonraki Sayfa >>

CEYLAN PİRİNÇCİOĞLU

Kongre ve Seyahatte Devr-i Alem!

 

 

Bir önceki sayımızda konuğumuz olan Ceylan Pirinçcioğlu ile ilgili röportajın devam edeceğini yazmıştım. Bu kez kendisinden kongre turizminin daha ileriye götürülmesine ilişkin bilgileri ve seyahat alanında tüm dengeleri altüst edecek bir gelişimin ilk sinyallerini öğreniyoruz. Ve ayrıca VIP Turizm’in diğer acentelere örnek olabilecek detaycı çalışma stratejilerini ve felsefesini de…

 

 

“İstanbul’un bir kongre şehri, İstanbul’un dört ayrı bölgesinin de kongre merkezi olarak geliştirilmesi, İstanbul’un ve Türkiye’nin gelirlerine katkıda bulunacaktır.”

 

İSTANBUL AYNI ANDA DÖRT KONGREYİ KALDIRABİLİR


Sizin uzmanlık alanlarınızdan biri de kongre organizasyonu. Kongre turizminin gelişimi için görüşleriniz nedir?

Şimdi kongre turizmde belli bir grup, arkasındaki 10 bin-20 bin kişiyi yönlendirecek kararlar alıyor, o açıdan o karar veren kişiler, kamuoyunun nasıl bir yaklaşım içerisinde olduğunu dikkate alıyor. Türkiye’de kongre turizminde önemli yatırımlar yapıldı, her büyük otelin bir kongre salonu, her şehir merkezinin bir kongre merkezi oluştu. Bunları en iyi şekilde değerlendirmemiz lazım. Uluslararası kongreler için havayolları charter dışında otellere akıyor olmalı. Özellikle Antalya çok yoğun charter seferleri olan bir yer ama gerçek bir kongre merkezi olabilmesi için normal tarifesi olan uçakların direkt oraya iniyor olması gerek. İstanbul’da böyle bir yapı söz konusu; çok güzel bir havalimanımız, çok güzel bir kongre salonumuz var ama yetersiz. O açıdan bunun geliştirilmesi gerekiyor. Mesela hemen yanında Harbiye Açıkhava Tiyatromuz var ve bu açıkhava tiyatrosunun kapanan, gerektiğinde açılabilen bir yapıyla 6–7 bin kişilik bir merkez olarak kullanılabilecek hale getirilmesi gerekiyor. İstanbul için sadece iki ay çalışılabilen bir mekan çok lüks! Bunun yapılmasını engelleyen bir Anıtlar Kurulu üyeliği var. Oysaki burada böyle bir imkan varken, tüm yıl boyunca İstanbulluların, faydalanabileceği bir yer olabilir. Kongrelerde zaten ancak bir açılış-kapanış oluyor, dolayısıyla diğer zamanlarda etkinlikler yapılabilir. Lütfi Kırdar’ın yanında hemen bir yol var, orası bağlanabilir. Nedense o yol senelerdir kapalı duruyor! Bu şekilde orası kazandırılabilir. Yani bir bütün olarak geliştirilmesi gereken bir durum. 1996’da orası kongre turizmi için kazandırılmıştır.

 

VIP Turizm, Türkiye’nin ilk kongresine de imza atmıştı yanılmıyorsam… 

Evet, ilk kongremizi 1968 yılında Taksim’de bulunan Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlemiştik. Yine ben orada çocukken bellboy olarak çalışmıştım. Kayıp eşyalardan sorumlu bir masa vardı ve günde 10 TL. alıyordum. Çok güzel bir tecrübeydi gerçekten. O zaman Atatürk Kültür Merkezi’ni kongre merkezi olarak kullanma imkanımız oluyordu. Daha sonra Habitat sırasında, ilk açılan bir merkezde kongre yapmış tek şirketiz. İnşallah Sütlüce’de yeni bir kongre merkezi açılışı var, orada da ilk kongreyi VIP Turizm olarak gerçekleştiririz. 

 

O halde Sütlüce ile ilgili çalışmalarınız hakkında bilgi alalım…

Sütlüce ile ilgili birkaç projemiz var. Tam oluştuğu takdirde oraya gireceğiz, şu an tam olarak tamamlanmadı ve ne şekilde bitirileceği belli değil. Tabii fikir olarak orada birtakım kongrelerin düzenlenmesi için ön anlaşmalarımız var. Burası 3 bin ve 2 bin kişilik, ayrıca farklı tipte başka salonları ile oldukça kapsamlı bir merkez...

 

İstanbul’da kaç kongre aynı anda olabilir?

Aslında İstanbul daha büyüklerini de kaldırabilir. İstanbul’da aynı anda 3–4 kongre yapılması söz konusudur. İstanbul’un dört ayrı bölgesinin kongre merkezi olarak geliştirilmesi İstanbul’un bir kongre şehri olarak geliştirilmesi, gerçekten İstanbul’un ve Türkiye’nin gelirlerine katkıda bulunacaktır. Bu açıdan başka ülkeleri, başka şehirleri örnek aldığımız zaman Avusturya’nın Viyana kenti en büyük sayıyı alan kent ve bu tamamen pazarlamayla ilgili…

 

İstanbul’un eksiklikleri neler size göre?

Bizim şehrimiz, en güzeli. Ama düzensizliklerimiz maalesef çok kötü. Trafiğimizin daha düzenli olması lazım. Bununla ilgili yapılan çalışmaların, gerçekten insan gücümüze katkısı olacak. Yapılacak olan ne kadar yatırım varsa belediyelerimizin hepsini yapması gerekiyor. Reklam kirliliğini azaltmalılar... Burada tarihi eserlerimiz, çok güzel binalarımız var ama üzerindeki reklam kirliliği, binalarımızın görüntüsünü etkiliyor. Aynı şekilde bütün tatil yörelerini de düzenlememeliler. En güzel, yepyeni gelişmiş olan Türkbükü mesela, en azından oralarda sürdürülebilir özelliği korumak gerekir. Yunan adalarında bir çizgi var ki inanılmaz, öyle bir koruyorlar ki… Orada kalan kişilerin harcamalarıyla mukayese ediyorsunuz, bizim o güzelim otellerimizde alınan paralarla karşılaştırdığınız zaman sonuç hüsran. Yunan adalarında yaygın bir harcama ile sadece otel değil, restoranından rent a car’ına herkes kazanırken bizde kişilerin otelden çıkmadan sadece otel içerisinde yaşamaları ve oradan aldıkları hizmetlerle yetinmeleri sağlanıyor.

 

 

Ceylan Pirinçcioğlu, Küba’da New Men grubu ve Bill Clinton ile birlikte.

 

YABANCILARA LOKAL DENEYİMLER YAŞATMALIYIZ

 

Sizin için seyahatin anlamı nedir?

Bir kere insanlar değişik bir ortama gittikleri zaman işyerlerini, evlerini, arabalarını götürmüyorlar; sonuçta bir tek çantaları ve kendileri gidiyorlar. Bir yere gidiyorlar, gittikleri zaman değişik bir ortamda bulunuyorlar, değişik ortamın içinde kendilerini daha yalın hissediyorlar. O açından çok önemli bir tecrübe... Herkesin bu tecrübeyi senede en az bir veya iki kez yaşayabilmesi lazım. Bazı kişiler yazlıklarda yaşıyorlar, bu da güzel bir şey ama insanları bağımlı kılıyor, sabit yapıyor. Oysa bir hafta sonu oraya, bir hafta başka bir yere gidebilmek, eğer imkanları varsa en azından senede iki seyahati gerçekleştirmek mümkün. Çünkü çok değişik fiyat kategorilerinde fırsatlar sunuyoruz. Seyahat, insanların yaşamlarını farklılaştırmak, zenginleştirmek, güzelleştirmek adına katkıda bulunuyor ve de hem kendinizi daha iyi tanıma fırsatınız oluyor hem de başkalarının sizi tanıma imkanı doğuyor.

Bir de bunun içerisinde, iyi vakit geçirme; gerek gezme, görme, eğlenme gerek bir anı paylaşmak gerekse bir şeyler yaşamak var. Özellikle grup seyahatlerinde yeni insanlar tanıyorsunuz ve grup halinde olduğunuz insanlarla bir şeyler paylaşmak son derece keyifli oluyor. O açıdan seyahatin çeşitli boyutları var... İş seyahatlerine ise biraz daha farklı bir yapıyla gidiyorsunuz. Bu aynen okumakla öğrenmek ya da televizyondan seyretmek gibi; birebir orada bulunmanın ve yaşamanın farklı bir yapısı var. O açıdan nasıl maça gittiğiniz zaman yaşadıklarınızla televizyondan gördükleriniz farklıysa, çıplak gözle görmek, hissetmek, yaşamak, o sıradaki atmosferi hissetmek de çok farklı bir durum. Gitmekte fayda var, bilinçli bir şekilde gittiğinizde daha da büyük keyif alıyorsunuz. Ben seyahat ettiğim zaman kaybolmak isterim. O şehirde kaybolup nerede olduğunuzu bilmemek, oranın yerlisi gibi yaşamak; bunlar gerçekten insana gittiği o yöreyi doyasıya hissettiriyor.

 

İşte şimdi, sizden daha önce dinlediğim asma yaprağı ihalesi ile ilgili anınızı anlatmalısınız…

Açıkçası benim izlediğim böyle çok özel şeyler var, sözünü ettiğiniz hikaye Hindistan’da gerçekleşti. Bir arkadaşım fotoğraf çekiyordu, O sırada iki tane çekçek aldık. Sonra trafik tıkandı. Baktık adamlar yürüyemiyorlar, biz de indik yürüyoruz. Yürürken enteresan bir yapı ile karşılaşıyorsunuz, o keşmekeşin kendi içerisinde organize bir tarafı var. O sırada bir tarafta bakkal çırağı, öbür tarafta başka malzemeler satan bir yer ve bir başka yerde de bir kalabalık; herkes yerde oturuyor ve bir bey elini kaldırıyor, borsası var işin! Ne alıyorlar bir bakayım dedim. Açık arttırmayla dolma yaprağı satılıyor. Gerçekten enteresan bir durumdu. Asma yaprağını en yüksek fiyatı veren alıyordu. O ortamda oradaki insanların o heyecanını gördüm. (Kendisi en yüksek fiyatı vererek asma yapraklarını satın almış!) Bu simgesel bir şey. Önemli olan oradaki lokal olayları tanımak görmek, onlarla paylaşabilmek. Şimdi biz de yabancılara böyle şeyleri hissettirebilmek için, balık haline götürüyoruz mesela. Sabah 7’de balık haline gitmeleri gerçekten çok keyifli oluyor. Oradaki atmosferi ve insanların günlük yaşamındaki ticari olgularının nasıl geliştiğini görmeleri çok farklı bir durum.

 

Peki Türkiye’nin yurtdışındaki imajı nasıl? Siz bu konuda neler yapıyorsunuz?

Mesela Fenerbahçeliler kızacak ama Galatasaray, Türkiye’yi iyi tanıtmış olan, gerçek bir marka… Türkiye’den geliyorum deyince, birinin ayağına top değdiğinde hemen ‘Galatasaray, Hakan Şükür’ diyor. Bu güzel bir şey, keşke daha çok başarımız olsa, tanınırlığımız artsa diye düşünüyorum. Çünkü bu da gelecek neslin Türkiye’ye dönük gelişimini sağlayacak bir uygulamadır. Bu doğrultuda bizim yazarlarımız, mesela Orhan Pamuk’un yazdığı ‘Kar’ kitabı çeşitli lisanlarda yayınlandı; İtalya ile bir keresinde görüşmemizde, İtalyanlar Kar kitabını okudum diye anlatıyorlardı, ne kadar heyecan verici bir olay... (O tarihte henüz Orhan Pamuk Nobel ödülünü almamıştı!) Yemek konusu yine en önemli konulardan birisi. Yurtdışında eğlencemiz, restoranlarımız tanıtılmalı, bunlar desteklenmeli diye düşünüyorum. Bir de gelen insanların büyük bir çoğunluğu bir otele geliyor, kalıyor ve gidiyorlar. Halbuki birazcık daha ülkemizi tanımalarını sağlayacak imkanlar yaratmamız lazım.

Hiç olmazsa bir yemeğimizi yiyip bir-iki show görmeliler. Türk gecesi ile kafalarında bir imaj oluyor ama Türk insanını, mutfağını birebir yaşıyorlar mı onu bilemiyorum! Burada yine bizim zaman zaman gerçekleştirdiğimiz bir uygulama ile gelen yabancı konuklarımızı, dostlarımızın-ahbaplarımızın evlerine götürüyoruz. Bunun müthiş bir etkisi oluyor. Böyle bir ziyaret yaptığınızda, çok büyük bir tecrübe ile unutamadıkları anlardan birisi oluyor. Bu çok özellikli bir durum, çünkü kişilerle sohbet edebilecekleri bir ortam söz konusu. O ana kadar bizi temsil eden; otobüs şoförümüz, rehberimiz, gittikleri zaman oteldeki personel, dükkandaki alışveriş ettikleri insanlarla sınırlı kalabiliyor. Oysaki bu insanların tümü, sonuçta onların para vererek hizmet aldıkları kişilerden ibaret!

 

 

Uzayda seyahat ettiğinizde buradan Hawaii’ye gidişiniz kolaylaşacak... Bir anda 20 saatte gideceğimiz yere birkaç saatte gitme imkanımız olacak. Bu açıdan çok önemli değişiklikler bizi bekliyor. Önümüzdeki 10 yıl ya da 15 yıl içerisinde bu aşamayı kat edeceğimizi düşünüyorum.

 

UZAYDA SEYAHAT İMKANI OLACAK!

 

İlk uzay seyahatinden biz bahsettik. Onda da bazı aksilikler oldu. Biz bahsettiğimiz zaman 1984 senesiydi ve planlar 1992 içindi. 1992 yılı, Amerika’nın kuruluşunun 500. yılıydı ve onunla ilgili bir hazırlık vardı. Fakat sonra birtakım kazalar oldu, o projeleri gerçekleştiremediler. Proje şimdi 2008’e kaldı. Evet şu an hayal gibi görünüyor ama tarihe baktığımızda bütün bilim adamları ‘insan uçamaz’ demiş, bundan 1-2 yıl sonra birisi uçmuş ve 54 saniye havada kalmış. Üstünden 60 yıl geçtikten sonra aya gidilmiş. Şimdi ise her yarım saniyede bir, dünyanın dört bir tarafında uçak kalkıyor.

Şu an burada bir zorunluluk süreci yaşıyoruz, tabii ki uzaya çıkmak bahsettiğimiz gibi esasında çok zor değil! Sonuçta gideceğiniz yer, 120 km.’lik bir yer, yani buradan İzmit kadar bir yol. Ama atmosferin dışına çıkıyorsunuz. Atmosferin dışına çıktığınız zaman, yerçekiminin dışına çıkıyorsunuz. Bu birinci aşama, ikinci aşama aya ulaşmak, üçüncü aşama aydan ileri gitmek olacak... Bunların ilk aşaması havacılık dünyasını değiştirecek ve yerçekimsiz alan içerisinde seyahat etme imkanı olacak.

 

Birkaç saat içinde Hawaii’de!

 

Uzayda seyahat ettiğinizde buradan Hawaii’ye gidişiniz kolaylaşacak... Bir anda 20 saatte gideceğimiz yere birkaç saatte gitme imkanımız olacak. Bu açıdan çok önemli değişiklikler bizi bekliyor. Önümüzdeki 10 yıl ya da 15 yıl içerisinde bu aşamayı kat edeceğimizi düşünüyorum. Daha sonra da bu bir yerde taşımacılıkta da kullanılacak. Buradan 120 km. yukarıya çıktığınızda atmosferin dışına çıkmış oluyorsunuz ve buna uçak gibi bir şeyle çıkıyorsunuz. Şimdi uçaklar 10. km.’de gidiyorlar, bizim bahsettiğimiz 80 km.’ye oradan da atmosferin dışına çıkacak ve 120 km.’ye gidecek. Çok uzak değil aslında, 60 sene geçmiş uzaya gidilmiş. Şimdi jetler ve bin kişilik uçaklar planlanıyor. Şu an biraz fantezi gibi görünüyor. Ama bu fanteziler de değişecek. Bizim vizyonumuzun içinde bir şey olduğu için söylüyorum bunu; 22 yıl önce 10 yıl sonra olacak deniyordu, şimdi hâlâ 2008 deniyor, ama olacak… O zaman o tarihte 100 bin dolar deniyordu şimdi 200 bin dolar deniyor ve halen insanlar yazılıyor.

 

 

Romantik Önerileri…

Bali bu konuda en romantik otellere sahip bir yer, o açıdan öyle bir yerin hoş olacağını düşünüyorum. Bütçeye göre çeşitli imkanlar var. Mesela Aman Resort’un Filipinler’deki yeri çok özellikli ve çok özel hizmet veriyorlar. Karayipler’de yine çok güzel otelleri olan birkaç ada var, onları özellikle tavsiye ediyoruz. Las Vegas da çok muazzam bir yer… İtalya’da arabayla gezmek de çok hoş romantik anlar yaşatıyor.

• VIP ‘Yaşama Değer Katar’; benim ortağım, sevgili kız kardeşim Yasemin’in yarattığı bir görüştür, bir slogandır. Biz yaşamlara değer katmalıyız. Vizyon olarak her kişinin, her kurumun yaşamına değer katmak ve bunu yaparken de onu keyifle yaşamaları için her şeyi düşünmek durumundayız. Takım arkadaşlarımızla birlikte sürekli, bütün müşterilerimize ‘nasıl daha zevkli vakit geçirtebilir, yaşamlarına nasıl değer katabiliriz’ bunun üzerine çalışıyoruz.

• Ben dahil tüm arkadaşlarının deneyimlerini toplarsanız ortaya çok büyük bir sayı çıkar. Şöyle ki annem ilk tercüman-rehber... 50 yıldır Pirinçcioğulları bu işin içerisinde olan insanlar… Biz de ikinci jenerasyon olarak 25 yılımızın üstüne geçtik. Toplarsanız, bizdeki 100 kişinin toplam tecrübesi 1000’e yakındır. 38 yıllık bir şirket, 1000 yıla yakın bir tecrübe yani...

• En sevdiğim şeylerden biri de gençlerin eğitimi ve bu konulardaki eğitim programlarını uygulamak. Ben Sultanahmet’te bilet de kestim, kasiyer olarak da çalıştım. O tarihlerde kardeşim de uçak biletleri kesiyordu. O zaman İstanbul’dan Kopenhag’a haftada üç kere seferlerimiz vardı. Uçakların gelişine-gidişine kadar bakıyordum. Şimdi haftada üç kere İstanbul’dan çok güzel seferlerimiz var.

• Bugün ‘Turizm’ ve ‘Mice’ (Meeting, Incentive, Congress&Exhibition, Events) olarak baktığımızda zaman zaman yüzde 60-40 gibi zaman zaman 50-50 gibi olan bir yapımız var. Ekonominin durumuna, Ortadoğu’daki krizlere, savaşlara bağlı olarak oranlar değişebiliyor.

• Birilerinin adına ağırlama sanatı gerçekleştiriyoruz. Doktorları, eczacıları bayilere hizmet veriyor, onları yurtdışına götürüyoruz. Götürdüğümüz kişilerin oraya gitme amaçlarına yönelik bir program düzenliyoruz. Bunun yanı sıra sosyal tarafa da ağırlık veriyoruz, gittikleri yörede bilimsel olarak almaları gereken birtakım bilgiler varsa ona da yardımcı oluyoruz.

• Dünyanın dört bir tarafında acentelerimiz olduğundan bilmediğimiz bir konu varsa onlara danışıp son bilgileri alıyoruz. Seyahat danışmanlarını sürekli yeniliyoruz. Bu şekilde daha iyi araştırma imkanımız oluyor ve müşterimizin lehine olacak şekilde beğenilerine sunmaya çalışıyoruz.

• Türk seyyahları çok bilinçli, çok iyi araştırıyorlar, çok güzel değerlendiriyorlar. Tabii ki şimdi internet sayesinde araştırma yapabiliyorlar. Fakat sonunda bir seyahat danışmanından, destek alabilirler, bu konuda da bizim arkadaşlarımız oldukça eğitimli. Daha hesaplı bir fiyat çıkarabilecek, daha düzeyli belki 3-5 kuruş fazla vererek çok daha iyi bir yerde kalmalarını sağlayabilecek ve birebir tecrübe edilmiş birtakım yerleri gösterebilecek durumdalar.

• Bizim VIP Travel diye bir bölümümüz var. Bu bölümde kişiye özel arzu ve istekler doğrultusunda seyahatlerini dizayn edip gerekirse yurtdışında yapılmakta olan bir programa dahil edebiliyoruz ya da özel olarak sizin için bunu yapabiliyoruz. Zaman zaman kendimizin bir etkinliği izleme bazında -yemek veya şarap geceleri vb.- yaptığımız özel programlar da oluyor.

• Her seyahatte şunu söylüyorum; suyun üstünde olan güzelliklerden çok daha fazlası suyun altında… Dalma konusunda gerçekten çok enteresan tecrübelerim oldu. Bunları mümkün olduğunca iletmeye çalışıyoruz ki insanlar dalsınlar… Kızıldeniz, Uzakdoğu, Hawaii hazine gibi… Herkese denizin altındaki birtakım güzellikleri yaşamalarını tavsiye ederim.

 

İnsanlar kendilerini nasıl önemli hisseder?

 

• İlk olarak insanlara isimleriyle hitap etmek, onları önemsemek, onları tanıtmak, başkalarıyla tanıştırmak... Birinci kural bu; bir grubun içerisinde o kişi/kişilerin tanınmasını sağlayacak ortam yaratmak…

• Onlar için detaylı birtakım konularda düşünceler yaptığınızı hissettirmek, örneğin küçük bir hediye vermek… Onlara verdiğimiz hediyenin değerinden çok kendilerini önemsetecek bir anlamı oluyor.

• Yarattığımız programın içinde de onları düşünerek birtakım olayları hazırladığımız takdirde, ‘Bak bizim için bunları da düşünmüşler, ne güzel bir yere getirmişler’ dedirterek onların önemli olduklarını hissetmesini sağlıyoruz… Onların namına, kendilerinin düşüneceği birtakım konuları yapma çabası içindeyiz. Bir kültür programına götürdüğümüzde, her şeyi kapsayan bir yaklaşım içerisindeyiz. Mesela akşam bir tiyatro ya da opera programımız olduğunda pantolonları-ceketleri ütüsüz olabilir, parasını düşünmesinler diye ütü parası dahil diye bir uygulama yapmıştık.

• Biz ne yaparsak önemli hissettirebiliriz diye düşünüyoruz. Aynı şekilde dünyada da insanların beklentilerine hitap edecek çalışmalar yapılıyor. Bunları da örnek alıyoruz... Örneğin otelde size bir yastık mönüsü veriliyor ve çeşit çeşit yastığın içinden sizin başınıza uygun olacak yastığı seçiyorsunuz; isterseniz getiriyorlar, onunla uyuyorsunuz.

• Otelleri seçerken de onların adına düşünüyoruz, seçimlerimizi yapan arkadaşlardan da bu özelliklere önem vermelerini istiyoruz… Bazısı 299 dolara bir şey satıyor, şehrin dışında bir yer. İnsanlar oradan oraya gidene kadar telef oluyor. Ayrıca bir o kadar daha para harcıyor. Kaybettiği ‘zaman’, en önemli şey! Kişilerin en önemli vakitlerine hitap ediyoruz. O yüzden onu çok iyi planlamamız ve düzenlememiz gerekiyor. Öyle düşünüyoruz... Programımızı yaparken biz nasıl düşünürdük, nasıl yapardık, burayı nasıl tanıtalım gibi birtakım detaylar oluyor. Mutlaka bir kültür öğesinin programın içerisinde olmasını arzu ediyoruz.

• Bir diğer çalışmamız da, seyahat öncesinde bir otel salonunda kişileri toplayıp gidecekleri yerler hakkında bilgiler vermek, gelen misafirleri birbirlerine tanıtmak, onların beklentilerini öğrenmek ve onların beklentilerine göre önceden hazırlamamız gereken birtakım konular varsa bunları iyi anlamak... Bu amaçla seyahat öncesi bir toplantı yapıyoruz, mutlaka arada 1-2 gün boşluk bırakıyoruz ki o iki gün içerisinde neler giyecekler, neler götürecekler onlarla ilgili son eksikliklerini toparlasınlar. Bütün programlarımızda gitmeden önce bunu yapıyoruz, daha ufak gruplar olursa bu buluşmayı ofisimizde gerçekleştiriyoruz. Bu şekilde gidecek gruplarımızla bizim de birebir tanışma imkanımız oluyor; onlarla karşılaşıp el sıkışıp konuşma imkanımız doğuyor. Hepsine de katılıyoruz.

• Yaptığımız organizasyonlarda da yine aynı şekilde, bir davetiye yazıyorsak elle yazdırıyoruz, ayaklarının altına kırmızı halılar seriyoruz… Kişileri geldikleri zaman anlattığım şekilde karşılıyoruz, giderken bir hediyeyle uğurluyoruz. İnsanlar bir güzelliği, bir yeniliği, bir şeyi paylaşmak için davet ediyorlar insanları. Geldikleri zaman geçirecekleri vakit de önemli; bulundukları ortam, bir arada olacakları insanlar da… Bundan memnun olacakları ve de kendilerini iyi hissedecekleri bir ortam yaratmaya çalışıyoruz. Dekorasyondan kullanılan ışığa, yaratılan mekanın içerisindeki atmosferden yemek ikramına kadar her şeye son derece önem veriyoruz. Bütün bu detayları tasarladığımız zaman insanlar ‘bizim için özenilmiş’ diye düşünüyorlar.

Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


65456 - unknown - 38.107.179.239