Manzarası
ve lezzetiyle bir numara

İstanbul’un
en hareketli semti Eminönü’ndeki Hamdi Et Lokantası, Güneydoğu mutfağının
vazgeçilmez lezzeti kebabın binbir çeşidini sunuyor. Muhteşem manzarasıyla,
günün her saati masaları dolu olan restoranın şöhreti çoktan sınırları aşmış
durumda.
Unkapanı
Köprüsü’nden başlayıp Galata ve ardından Boğaziçi Köprüsü’nün yer aldığı bir
manzara gözler önüne seriliyor. Denize biraz daha yakın olmak için ileri doğru
adım atıldığında sağ tarafta bütün ihtişamıyla Yeni Cami karşınıza çıkıyor.
Burası Hamdi Restaurant’ın teras katı… Teras camla kaplı olduğu için manzara
denizle sınırlı değil. Güneşin battığı saatlerde, arka camlardan görünen
Süleymaniye devleşiyor, bütün haşmetiyle görüş alanınıza giriyor. Alaca karanlık
şehre hâkim olduğunda ise terasta 1001 Gece Masalları’nı andıran ışık oyunları
başlıyor.

Hamdi’de
otantik İstanbul manzarasına eşsiz kebaplar eşlik ediyor.
Hele, İstanbul’u
sonbahar güneşi ısıtırken Hamdi Restaurant’a gittiyseniz, masmavi gökyüzünde
süzülen bulutlara elle dokunmak ister, Karaköy Limanı’nda demirlemiş büyük
yolcu gemilerini, yolcu taşıyan şehir hatları vapurlarını, Eminönü’ndeki hiç
bitmeyen kalabalığı izlemekten kendinizi alamazsınız. Mekanların haftasonları
kalabalık olmasına alışkınsanız, Hamdi’de de öyle olacağı yanılgısına kapılmayın.
Neredeyse, her katı, her saatte doludur. Uzun masalarda oturan turistler hem eşi
olmayan manzaranın, hem de arka arkaya önlerine gelen lezzetlerin tadını çıkarırlar.

Hamdi
Arpacı
Hamdi
Restaurant’ı kuran ve ona ismini veren sahibi, Hamdi Arpacı aslen Urfalı.
1960’lı yılların sonunda İstanbul’a gelip Eminönü’nde 3m2’lik derme çatma bir
yerde işe başlamış. Hamdi Bey’in çalışkanlığı ve mesleğine olan sevgisiyle yıllar
içinde devamlı büyüyen Hamdi, bugün 400 kişilik, dört katlı binasında, hem İstanbullulara,
hem de dünyanın pek çok ülkesinde gelen ziyaretçilerine muhteşem tatlar
sunuyor. Peki, 3m2’den dört katlı binalık bir restoran olmayı, dünyanın tanıdığı
bir marka haline gelmeyi Hamdi Bey umuyor, bekliyor muydu? Şöyle cevaplıyor bu
sorumuzu: “İnsanın hedefi olur ve onun için çalışır.” 10 yıl öncesine kadar
yerli müşterinin ağırlıklı olduğunu anlatan Hamdi Arpacı, “Yaşanan ekonomik
krizlerle dışarıda yemek yeme alışkanlığı azaldı. Biz de geleceğin müşteri kitlesinin
turistler olduğunu keşfettik ve bu yöne ağırlık verdik.”
Gelen
turistlerden her türlü ikram ve hizmeti esirgemeyen Hamdi Restaurant, onlara,
gerektiğinde otellerine kadar eşlik ederek hizmette sınır tanımıyor. Tabii bu
durum Mekanın şöhretinin sınırları aşmasına neden olmuş. Arpacı bu konuyla
ilgili bir anısını da şöyle dile getiriyor; “20 yıl önce İspanyol karı-koca
gelip kebap yemişti. Yıllar sonra Antalya’ya gitmeye karar verirken eşi ‘İstanbul’a
gidelim bir gece kalalım, Hamdi’de kebap yiyelim öyle gidelim’ demiş.”

Müşteri
kuş misali, ürkerse gelmez
Kebap pişirmenin
bir sanat olduğunu anlatan Hamdi Arpacı, kaliteli malı güzel işleyerek sunmanın
önemine dikkat çekiyor. Arpacı, “Müşteri kapıdan girdiğinde ne kadar güzel karşılanırsa,
mekânı ne kadar temiz görürse o kadar mutlu olur. Sunulan yemeklerin lezzeti ve
mekanda yaşanan mutlulukla beraber memnuniyet oluşur” derken müşteriyi kuşa
benzetiyor ve “Ürkerse gelmez, sürüyü de getirmez” diyor.
Haşhaşlısı,
eriklisi, domateslisi, fıstıklısı derken Hamdi’nin mönüsünde 40 çeşit kebap
bulunuyor. Adana, Urfa, Beyti, İskender derken en çok ilgiyi Testi Kebabı
görüyor. Bazı kebaplar mevsimine göre hazırlanıyor. Elma zamanı elma kebabı,
mantarın padişahı olarak bilinen Keme Kebabı, kışın soğanlı, baharda Sarımsak
Kebabı…
Yemeklerdeki
malzemeler de özenle seçiliyor. Peynir zamanı Urfa’dan peynir, biber salçası,
çiğköfte için toz biber geliyor. Dünyanın en iyi etinin Tekirdağ kıvırcığı olduğunu
anlatan Arpacı, “Şimdi her şey İstanbul’da da bulunuyor. Silivri’de çiftliğim
var, en iyi Urfa biberini orada yetiştiriyorum” diyor. Kebapların ağızda bıraktığı
lezzetin ardından yine Hamdi’ye has bir tatlı olan Katmer önünüze geliyor. Açılmış
hamurdan hazırlanan katmer, kaymakla servis ediliyor. Tatlı seçenekleri arasında
Künefe de var. Yine Güneydoğu’ya has Mırra da bütün gün pişirilip akşam servis
ediliyor.
Hamdi’nin
başka şubesi yok. ‘Tek olsun en iyisi olsun’ felsefesini benimseyen Arpacı,
“Önceki yıllarda Kadıköy ve Beşiktaş’ta denedim. Beşiktaş’taki Hanedan’ın
kurucusuyum. Ama oradayken bu dükkân, buradayken oradaki dükkân eksik kaldı.
Kapattım ve bir daha şube açmamaya karar verdim. İşin başında durmak çok
önemli” diyor. Günün her saati dolu olan, hatta günler öncesinden rezerve
edilen masaların etrafında garsonlar arı gibi çalışıyor. Mutfak ekibiyle toplam
140 personel çalışıyor. Arpacı eleman alımında da titiz… “Simsarlar var. Onların
oturduğu kahveye haber verilir. İşe alacağım kişiye 15 günlük deneme süresi
veririm, beğenirsem devam eder.” Yıllarını mesleğine veren ve gelişmek için her
zaman daha çok çalışan Hamdi Arpacı, “En büyük yanlış, adamın kebapçılıkla
ilgisi ve kebap kültürü yok dükkân açıyor. Dükkân açmak yeterli değil o işi
gerçekten bilmek, kültürüne vakıf olmak gerekiyor” diyor.