Ankara’dan
bir bağbozumu hikayesi…
Şarap kültürünü geliştirmek için geleneksel olarak
organize edilen ve bu yıl altıncısı düzenlenen Kavaklıdere Bağbozumu Gezileri,
Ankara Akyurt Üretim Tesisleri’nde gerçekleşti… Üzümün asmasından sonraki
serüvenine tanıklık edebildiğiniz, yaşadığınız “an”ı, “anı”ya dönüştürebildiğiniz
Kavaklıdere Bağbozumu Gezileri, bu yıl şarabın tutkunlarına farklı duygular yaşattı…

“Saat on ikiden sonra bütün içkiler şaraptır” demiş Cemal
Süreyya… İşte ben de buna inananlardan biriydim. Arkadaş ortamlarında, hoş
sohbetlerin eşlik ettiği o güzel kadehlerde sunulan kırmızı ile bordo arasında
ama tam olarak rengini bilemediğim renkte olan bir şeydi şarap benim için. Ta
ki Kavaklıdere Bağbozumu Gezileri’ne gidene kadar... Şarabın bu denli anlamlı,
bir o kadar da zor bir içki olduğunu biliyor olsaymışım keşke! Belki de geç sayılmaz…
O masalara konan şık kadehlerin içindeki, şiirlere konu olup aşkların yanına
meze yapıldığı içkiden bahsediyorum... Meğer öyle özenle, öyle bir sabırla hazırlanıyor,
öyle bir özveriyi, öyle çeşitleri, öyle bir kültürü barındırıyormuş ki
içinde...

Üzümün şaraba dönüşümü…
Önce aylarca üzümü yetişsin diye beklenirmiş... Aylar geçip
üzümler kendini bağlarında, uyudukları yerden uyandığında o muhteşem güzelliğiyle
yetiştikleri yerden toplanıp da sofralara konuk olmaya giderlerken de gördüm
onları... Önce çekirdekleri ayıklanıp sonra kocaman fabrikalarda nasıl işlendiğini
de seyrettim. Kavaklıdere’nin düzenlediği bağbozumu gezilerinden bahsediyorum.
Ankara’da bulunan kocaman fabrikadan da…
Kavaklıdere’nin Kav Club’ı
İstanbul’dan kısa bir uçak yolculuğu sonrası bizi karşılayan
Kavaklıdere aracı ile gittiğimiz Akyurt Üretim Tesisleri’nin arasından geçip
ulaştığımız tepedeki Kav Club ise çok kapsamlı bir kompleks. İçinde yüzme
havuzundan tenis kortlarına, basket sahalarından restoranlarına kadar bulunan
kulüpten hafta içi ve hafta sonu yararlanmak mümkün. Çeşitli paket programlar
ile dışarıdan misafirlerin de gelebileceği, keyifli anlar yaşayabilecekleri bir
yer haline dönüştürülen Kav Club, Kavaklıdere’nin özel misafirlerine de ev
sahipliği yapıyor. Kav Club’a ilk girdiğinizde, kapıda sizi karşılayan
güleryüzlü personel, Kavaklıdere’nin klasikleşmiş şaraplarından Çankaya şarabı
ile ‘hoş geldiniz’ diyorlar bize. Daha sonra da güzel ve düzenli dizaynı ile
dikkat çeken restoran kısmına geçiyorsunuz. Executive Chef Cafer Aydoğan’ın hazırladığı
birbirinden lezzetli yemeklerden tadarken yine Kavaklıdere’nin özel şaraplarından
tatma şansına da sahip oluyoruz. Kav Club’ın Executive Chef’i Aydoğan’ın bir
özelliği de misafirlerine sunduğu her yemeğin ardından mutfağından çıkıp tek
tek eleştirileri ve övgüleri dinliyor olması.

Bağda olmak müthiş bir duygu
Ankara’da bulunan Akyurt Üretim Tesisleri’ni görmeden önce,
Kavaklıdere’nin 270 dönümlük bağlarının bir kısmını gezme şansı da
buluyorsunuz. Büyük bir sabırla yetiştirilen üzümlerin özelliklede bölgenin en
verimli üzüm çeşidi olan Kalecik Karası üzümlerinin henüz toplanmadan daha
dallarında görme şansına sahip olmak müthiş bir duygu yaratıyor. Bağlar bir yıl
boyunca üzüm vermesi için sulanıyor, bakımları yapılıyor ancak iklim koşulları
beklenenin dışında bir gelişme yaşadığı takdirde bütün emekler boşa da
gidebiliyor. Tıpkı bu yıl Ege ve Akdeniz Bölgesi’nde yaşanan yüksek sıcaklıkların,
üzümlerin büyük ölçüde hasar görmesine sebep olduğu gibi…

Ve üzümler fabrikaya giriyor!

Bağlardan toplanan ve şarap olmaya elverişli olan üzümler
kasalarla beraber fabrikanın giriş bölümünde bulunan bantlara yerleştiriliyor.
Oradan kayan bantlar aracılığıyla kocaman makinelere doğru yol almaya başlıyorlar.
Makinenin sayesinde çekirdeklerinden ayrılan üzümler daha sonra fermantasyon işlemlerinden
geçirilmek üzere büyük ve geniş hortumlar aracılığıyla diğer makinelere
gönderiliyorlar. Kasa halinde fabrikaya giren şaraplar sofralara şişelenmiş
halde gelene kadar, hortumlar vasıtası ile bir makineden diğer makineye ve
hatta şişelere aktarılıyorlar. Şarapların en derin uykusu…
Şaraplar fıçılara konulduktan sonra
‘mahzen’ adı verilen soğutulan depolara yerleştiriliyor. Soğutma
kanallarından çıkan üfleme sesi onlara adeta şarkı gibi geliyor ve yattıkları
yerlerden gidecekleri noktalara gelene kadar dinlendiriliyorlar.
Şişeler Fransa’dan!
Kavaklıdere Bağbozumu Gezileri’ne katılanlar, şarabın üretim
aşamalarından en son hallerine yani kadehlere konuk oldukları haline dönüşürlerken
-şişelenirken- görme şansına da sahip oluyor. Ayrıca onlar şişelenirken 20 bin
metrekarelik fabrikayı gezerken duyduğunuz yorgunluğunuzu,
size ikram edilen soğuk üzüm suyu ile biraz olsun
azaltabiliyorsunuz.
Şarabın sunumunun, tadı kadar önemli olduğunun farkında olan
Kavaklıdere, şişelerini Fransa’dan getirtiyor. Sofra şaraplarının şişeleri ise Şişecam’dan.
Sıra tadımda…
Gezinin en son durağı ise Kavaklıdere Akyurt Üretim
Tesisleri’nin idari binasındaki tadım odaları… Özenle hazırlanan masanın etrafında
size sunulan 7 ayrı çeşit şarabı tattığınızda Kavaklıdere’nin sektöründe neden
bu kadar iyi bir yerde olduğunu fark edebiliyorsunuz...
Piyasaya sürülen Vinart serisinden Carignan Alicante 2005,
Emir Sultaniye 2005, Kalecik Karası; Syhrah 2005, Selection Narince&Emir
2003, Cabernet Sauvignon 2003, Ancyra serisinden Narince 2003 ve Selection Kırmızı
2003 tadıma sunulan şaraplardan… Bizim gezimiz sırasında en çok beğenilen şarap
Emir Sultaniye ve Kapadokya Narince oldu. Henüz piyasaya çıkmamış bu yeni şarapları
tattıktan sonra yapacağınız yorumlar Kavaklıdere ekibi tarafından dikkatlice
dinleniyor. Müşteri memnuniyetinin her şeyin ötesinde olduğunun farkında olan Kavaklıdere
yetkilileri, üretici ve tüketici arasındaki iletişimi bu geziler ile pekiştirmeyi
hedefliyor.