26 Mayıs 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Boğaz’daki romantik  İtalyan! Meditrina

 

 

 

Romalı bir tanrıça Boğaz’a gelirse, adını ondan alan bir İtalyan restoranında da çıta baştan yüksek tutulur elbette. Hayallerini gerçekleştirerek yaz sonunda Meditrina’yı hayata geçiren Deniz-Ercan Uysal çifti ile Barış Gökahmetoğlu da böyle yapmışlar zaten. Hayranı oldukları şef Sabit Arslan’ı yanlarına alan, dekorasyon için ünlü mimar Nazlı Gönensay ile anlaşan üç kafadar; Ortaköy’de açtıkları şık restoranlarında, son derece zengin içerikli, deneysel tatların da yer aldığı mönüleri ile kendileri gibi İtalyan mutfağından vazgeçemeyen lezzet tutkunlarını ağırlıyorlar şimdilerde...

 

 

 

Gastronomi dünyasının yeni silahşörleri Sabit Arslan, Deniz Uysal, Barış Gökahmetoğlu, Meditrina'yı modernlikle gelenekselin buluştuğu, İtalya'nın sıcaklığı ve New York'un enerjisini bir araya getirecek bir şekilde tasarlayarak hayata geçirdiklerini belirtiyor.

 

Sizleri bilmem ama ben oldum olası hikayesi olan birlikteliklerden keyif alırım. Yakın bulduğum çitlerin hikayelerini sorarım mesela, onlardan birinin başlayıp diğerinin araya girip bazı detayları anlattığı öyküleri dinlemeye bayılırım. Aynı merak iş hayatımda da geçerli. Yeni açılan mekanların doğuşları da beni yakından ilgilendirir. Eğer ortaklık söz konusu ise onların bir araya gelişleri de önemlidir tabii. O nedenle genelde ilk sorum bu olur: “Mekanın çıkış öyküsünü öğrenebilir miyim?”... Meditrina için yaptığım röportaja da klasik Hülya Akyurt sorusu ile başladım bu yüzden!

Hikayeyi anlatmaya ilk olarak herkesin daha çok Ulus’taki ünlü İtalyan restoranı Del Mare’nin şefi olarak tanıdığı Sabit Arslan başladı. Restoran hayatına Del Mare’de başlayan, İstanbul’da yaklaşık 11 ayrı yerde çalışan Arslan, Del Mare’de 10 yıl kadar çalıştıktan sonra 2004 yılının Aralık ayında artık Del Mare’nin kendisine yetmeyeceğini düşünerek oradan ayrılmış. Yaklaşık bir yıl kadar NTV, CNBC-E gibi çeşitli kanallarda program yaptıktan sonra bir İtalyan restoranı açmış. Bundan sonrasını gelin kendisinden dinleyelim... “Barış, Deniz, Ercan benim hem arkadaşım hem de daimi müşterimdi. Hatta Deniz’le Ercan’ı ben evlendirdim, düğün yemeklerini ben yaptım. Bu grup hemen hemen haftanın beş günü evlerine gitmeden önce bana yemeğe gelirlerdi. Böyle böyle şakayla karışık birlikte iş yapma sohbetleri başladı” derken Deniz Uysal, araya giriyor... “Sabit’in oradan ayrılma fikri yokken biz, ‘Niye bize haber vermedin? Bir dahaki projede biz de olsaydık’ diye takılıyorduk” diyor. Sabit Bey, devam ediyor anlatmaya... “Dedim ya ani bir kararla diğer ortaklığımı bitirince buradaki yere focus olduk. Ve bu grupla, hep beraber yola çıktık.”

Deniz Hanım, eşi Ercan ile şu anki ortakları Barış’ın çok yakın dost olduklarını söylüyor. Kendi cephelerinden O’nun olayı anlatışı ise şöyle: “Barış da Ercan da yemeğe çok düşkünler. Tabii ben de onlarla birlikteyim. Biz üçümüz sürekli yurt içinde ve yurt dışında birlikte yemekler yer, yemeklerin keyfini çıkarırdık. Sabit’i de hep takip ederdik; Sabit nerede biz orada şeklinde... Benim uzmanlık alanım aslında marketing. Dokuz sene Unilever’de sonrasında bir seneye yakın Coca Cola’da görev aldım. Ancak böyle bir fikir ortaya çıkınca çok güzel bir iş bölümü yaparız dedik. Ercan’la Barış, işin finansal boyutuna bakarlar, mutfak zaten Sabit’e emanet, marketing ve PR’ını da

ben yürütürüm; bu güç birliği ile ortaya iyi bir sinerji çıkar ve güzel bir projeyi hayata geçiririz diye düşündük. Barış’la konuştuk, bir araya geldik”.

Barış Gökahmetoğlu da başından beri kendisinde zaten böyle bir fikir olduğunu açıklıyor. Sabit olunca, mekan da güzel, neden olmasın diye düşünüyor. Artık yavaş yavaş borsa işiyle dışarıdan ilgilenip restoranla uğraşmaya karar veren Barış Bey, bu şekilde dört ayak üstüne düştükleri görüşünde! Bu fikre Deniz Hanım da yüzde yüz katılıyor. “Olur ya, hayatta bazen kapılar açılır insana, ya geçersiniz ya geçmezsiniz. Biz hep beraber geçmeye karar verdik. Öncelikle Sabit Bey’in son işinden ayrılması, sonra Sabit Bey’e daha önceden söylenen bu mekanın denk gelmesi... Bizim fikir ortaya çıkınca Sabit, büyük bir heyecanla kolumuzdan tutup bizi buraya getirdi. Tabii burası bir harabeydi, içinde kuşlar uçuyordu ama gördük ve tamam dedik”.

 

 

 

Mönüden...

Meditrina'nın ana mönüsü; Antipasta, Carpaccio, Zuppe e Minestre, Insalate, Risotti, Paste Fresche, Paste, Carni, Polli, Pesci, Pizze ve Chefs Courses bölümlerinden oluşuyor. Tatlı Kahve mönüsü ise Dolci, Formaggi ve Caffe bölümlerinden...

Konuklarına geniş bir perspektifte; ana mönüsünde 64, tatlılarda 8, kahvelerde 9 alternatif sunuyor, Meditrina. Chef's Courses'da yer alan örnekler: Bufalo sütü mozzarellası, organik domates, taze fesleğen ve pesto sosu ile; Taze kerevitli linguine, hafif acı biberli domates sosu ile; Kızgın tavada çevrilmiş karides, taze domates soslu Toskana fasulyeleri yatağında.

 

Proje öncesi İtalya gezisi

 

Şimdi sıra dekorasyon detaylarını öğrenmekte... Nazlı Gönensay ile yolları nasıl kesişmiş acaba? Deniz Hanım, anlatıyor... “Biz hep adım adım gittik. Önce proje ekibi oluşturduk. Kendimize ‘Prime Dining Group’ adını seçtik ve şirketimizi kurduk. İlk iş olarak da tabii ki mimarlık ofisini seçmek söz konusuydu, 3-4 mimarlık ofisi ile temasa geçtik. Her birine mekanı gösterdik, kafamızdaki brief’i anlattık. Onlar da sonra bize kendi tekliflerini ve ön projeyi sundular. Nazlı Hanım’a inandık… Kendisi uzun yıllar New York’ta çalışmış, üstelik restoran konusunda tecrübesi olan biri. Anlaştıktan sonra hep beraber İtalya’ya gittik. Bu bizim mönümüz ve dekorasyonumuz için bir ilham gezisi oldu. Toscana’yı, Milano’yu dolaştık; bir sürü restoran gezdik, mimari havasını kokladık. Nazlı Hanım’a orada ilham geldi ve şunu şöyle yapalım, bunu böyle yapalım demeye başladı. Bu şekilde mimari süreç başlamış oldu.”

 

 

 

 

Sürprizler yolda...

Meditrina’da -yabani mantar günleri gibi- mevsimsel sürprizleri olacağını açıklıyor, Barış Bey. Deniz Hanım ise Pazar günü etkinliklerinden söz ediyor. “Pazarları mönümüzde olmayan sadece o gün Sabit Bey’in kendi elleriyle pişireceği özel yemekler olacak. Örneğin şu anda mönümüzde olmayan özel bir lazanyayı finalize ediyor Sabit Bey. Bol lagoslu, dört kat lazanya ve dört kat ayrı peynirle hazırlanan lazanya, masaya geldiğinde bol domates sosu ile servis ediliyor ve tabii yanına şarap eşlik ediyor.

 

Meditrina hayata geçerken...

 

Şubat gibi mimarını seçen üçlü, Mart gibi başlanan projeyi Ağustos başında sonlandırarak 4 Ağustos’ta Meditrina’da yemek yapıldığını ifade ediyor. Bir yandan mimari süreç devam ederken onlar da arka tarafta mönüyü hazırlamışlar. Sabit Bey, zaten işin uzmanı. Diğerleri de dünyada gezip gördükleri yerlerden edindikleri deneyimler ile konu hakkında bilgililer. Sonuçta sürekli fikir alışverişi yapmışlar tabii. Deniz Uysal, işin marketing tarafında da kurumsal yapıya geçebilmek için profesyonel bir yardım alarak PR stratejilerinde destek almayı uygun bulmuş. Ve bu şekilde projeyi hayata geçirmişler.

 

500 isim arasından!

 

Mekanın ismi onları en zorlayan konulardan biri olmuş! “Herhalde bir 300-500 isim üzerinde durmuşuzdur” diyorlar! Düşünün... Ama hepsini eliyorlarmış. Sonunda ‘İtalyan olmalı ama çok klasik bir İtalyan havası yerine moderniteyi de içinde taşıyan bir isim seçmeliyiz’ diye karar vermişler. Sonra Deniz Hanım, internette araştırırken mitolojiye girmiş ve derken ‘Meditrina’ ismiyle karşılaşmış. Bu adı arkadaşlarıyla paylaştığında herkesin çok hoşuna gitmiş. Şölen yönü, sonra şarap, yeme-içme, festivaller; İtalya ve İtalyan Tanrıçası... Beraberce bu adda karar kılmışlar sonunda. 

 

Mönü dizaynında kritik kararlar

 

Mönü için yaklaşık üç ay çalıştıklarını biliyorum. Sabit Arslan, öncelikle kendisinin daha önce çalıştığı grubuyla test ettiği, çıkıp dışarıda yediği, çeşitli araştırmalarla çıkarttığı 45-50 hatta daha fazla reçete olduğunu, bunun dışında kendi yaptığı 45 spesiyali bulunduğunu söylüyor. Restoran açılmadan yakın çevrelerini çağırıp tadım yaptırarak hepsinden 10 üzerinden 10 alanlarını mönüye koyduklarını ifade ediyor. Mönüde Meditrina’ya özel yaklaşık 45–50 yemeğin ön plana çıkmasını istemişler. Bunun yanında insanların istediği klasik yemeklere de yer vermeyi ihmal etmemişler tabii. Mönüyü bu şekilde dizayn etmişler ama kısa bir süre sonra yapacakları Londra ve sonrasındaki İtalya seyahati grup için çok önemli. Bu gezilerden esinlenmek anlamında çok iyi fikirlerle döneceklerini düşünüyorlar. Konu ile ilgili olarak Sabit Arslan, “Tabii ki benim şef olarak istediğim, ortaklarımın da arzu ettikleri gibi ileride -ama çok ileride değil-, Avrupa’da nasıl yemek yersiniz ve unutamazsınız, biz buradan da misafirlerimizi çok güzel yemekler yiyip hiçbir zaman unutmayacakları şekilde göndermek istiyoruz. Bunun için tam olarak kestiremiyoruz ama belki 3 ay, belki 6 ay sonra klasikleri de mönümüzden yavaş yavaş çıkarmak ve İstanbul’da yeni bir akımın öncüsü olmak istiyoruz” diyor.

 

Taze malzemeler ile ev usulü

 

Tek bir bölgeye fokuslanmamışlar, İtalya’daki her bölgeden o bölgeyi temsil eden en güzel lezzetleri almışlar mönülerine. İtalyan mutfağını, en taze malzemelerle, hiç dışarıdan sos kullanılmadan, ev yapımı, ev usulü yapmaları ile gurur duyuyorlar. Ve “Farkı da bu noktada yakalıyoruz” diyorlar.

Barış Bey, Meditrina’da deniz mahsulüne ilginin yoğun olduğunu söylüyor. Onun dışında iki kişilik et, Floransa usülü ızgara T-bone Steak en çok söylenen yemekler arasında imiş.

Pasta’larda da –taze makarna- çok iddialılar; içinde yaklaşık 8-10 çeşit malzeme olduğunu söylüyorlar. “Pizzalarımız da çok özel” diyerek gelenlere mutlaka tatmalarını öneriyorlar.

Tatlı mönülerinde ise çok bilindik çeşitlerde bile farklılaşmak adına küçük taçlar ile özgün tatlar elde etmişler. Örneğin, creme brulee’yi zencefil ve misket limonu ile tatlandırırken panna cotta’yı damla sakızı ile hazırlayıp üzerinde yaban mersini sosuyla servis ediyorlar. Bunlar akla kolay gelmeyen malzemeler... Yaban mersininin Türkiye’de her yerde bulunamadığını söyleyen Deniz Hanım, kendilerinin Mersin’den özel olarak getirttiklerini, damla sakızının da aromasını değil, gerçek olanını kullandıklarını belirtiyor.

 

 

Meditrina adlı tanrıça; şölen, şarap ve uzun ömrü temsil ediyor. Boğaz'daki Meditrina da çok geniş bir perspektif sunan mönüsünün yanı sıra tam 89 çeşit şarabın yer aldığı şarap listesiyle konuklarına beklediklerinden fazlasını sunuyor!

 

Şarap listeleri zengin

 

Şarap kavları hakkında bilgiyi ise Barış Gökahmetoğlu veriyor bize... “Yerli şarabımız da yabancı şarabımız da var. İspanya’dan, Amerika’nın batı yakasından şaraplarımız olsa da genel olarak yerli ve İtalyan şaraplarımız ağırlıkta. Bu arada mahzen şaraplarımız da mevcut. 98 yılına kadar şaraplarımız var ve oldukça ilgi görüyor.

İstanbul’da çok az yerde bulunan şaraplarımız da var. Sonuçta her insanın masanın yanında güzel bir şarap olması hoşuna gider. Bir de şişe açmanın fiyat avantajı da oluyor. Zengin şarap mönümüzde yaklaşık 20-25 senelik şaraplar da bulunuyor. Biz ucuz ve orta segmentte yerli şarapları ön planda tutuyoruz. Daha pahalı olanlarda ise kaliteli yabancı şarapları tercih ediyoruz.”

 

Vizyonları, amaçları

 

12 aylık bir mekan olmayı tercih ediyorlar. Yazın yine aynı yerde olmayı düşünüyorlar. Zaten denizin üzerindeler ve camları açınca çok ferah oluyor mekan. Grup kabul ediyorlar ama kapatma durumuna çok nadir karar veriyorlar. Açılışından bu yana hedeflerinin üzerinde seyrettiklerinden keyifliler. Mekan daha çok akşamları iyi gidiyor. Yeni açılan yerlerde akşam doldurmanın önemini bildiklerinden insanların öğlen de gelmeye yavaş yavaş alışmalarını bekliyorlar.

Vizyonlarını, tamamen uluslararası standartlarda bir İtalyan restoranı yaratmak olarak tarif ederken amaçlarını ise, ‘Sadece yemeklerle değil, gerek sunum gerek dekorasyon gerekse servis kalitesi ve markanın konumlandırılması ile insanların buraya girdiğinde yaşadıkları hislerle bir bütün halinde yeni bir ekol yaratmak’ olarak açıklıyorlar. Ve bu işe uzun vadeli bakıyorlar…

 

Kurumsal bir bakış…

 

Ortaklar, ilk projelerinde yeni bir başlangıç yaptıklarına inanıyor. Bu işi sevdikleri her hallerinden beli. Artı doğru, sistemli ve profesyonelce yapmaya çalışıyorlar. Bu birikimi başka projelerle hayata geçirmek, farklı konseptler sunarak büyümek istiyorlar ve “İstanbul yeme içme dünyasında yeni bir grup olarak kendimizi konumluyoruz” diyorlar. Meditrina ilk bebekleri ama her zaman yeni projelere açıklar. Tek şartla, doğru zamanda doğru yerlerde olmak istiyorlar. “İşin başında olmak şart. Sonuçta hiçbirimiz bu işi part-time bir iş olarak görmüyoruz. Gerek Barış gerek ben mutlaka işin başındayız. Detaylarda farklar yaratmaya çalışıyoruz” diyen Deniz Uysal, şu etapta yeni projelerin de İstanbul’da olmasını doğru bulduklarını söylüyor. Ne diyelim, darısı yeni restoranlarının başına...

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


65467 - unknown - 38.107.179.236