Tarihi
Çınar’da çağdaş değişimler…
Yarım asıra yaklaşan bir Çınar Hotel… Çeyrek asırlık
tecrübesi ile Murat Ercan… Ercan, otelcilikte en önemli noktanın hizmetteki
incelik olduğunu düşünmesine ve “Hizmet sektöründe en büyük sermaye
personeldir” demesine karşın yılların yorgunluğunun izlerini silmek üzere
renovasyona karar vermiş. Ve otelin ana felsefesini ve fizyonomik yapısını
korumayı ilke edindiği bu projede ‘40 yıllık arkadaşım’ dediği ünlü mimar
Mustafa Toner ile çalışmış. Şimdi yaşlı Çınar’ın nasıl doğal bir estetik
geçirerek gençleştiğine tanıklık edeceğiz…


Murat Ercan: “Yapılan işler insana aşk veriyor…”
Çınar Hotel, İstanbul’da Hilton ve Divan otelleri ile
birlikte otelciliğin başlamasında mihenk taşlarından biri… Dile kolay tam 47 yılını
dolduran otelin en önemli özelliği, misafir profili…
Bir Yeşilköylü olarak burada oturan herkes için Çınar
Oteli’nin hiçbir zaman sarsılmayan çok özel bir yeri olduğunu rahatlıkla
söyleyebilirim. Düşünün ki bir kulüp havasında, örneğin havuzda hep aynı insanları
görmek ve selamlaşmak, yıllarca Çınar’da program yapan ve şimdilerde Boğaz’a taşınmış
bulunan İlham Gencer’i neredeyse tüm yaz -gündüz saatlerinde- yine otelde
görmek mümkün! Yaptığımız röportajda açıkladıklarına göre yabancı konukların da
otele sıkı sıkıya bir bağlılıkları söz konusu. Çünkü, buranın ayrı bir havası,
sıcaklığı var. Sakin, yeşil, mavi!.. Sanki Yeşilyurt’ta değil, bir sahil
beldesindesiniz. Sonra öyle sıcak bir personeli var ki sizi her selamladıklarında
yüzlerinde aynı memnuniyeti görmeniz olası.
Murat Ercan, kendileri gibi renovasyon düşünenlere,
“Tercihen yaptığımızı yapmasınlar! Oteli ellerinden geliyorsa kapatarak 24 saat
çalışıp 6 aylık işi 2 ayda bitirsinler” diyor. Çınar’ı kapatamama gerekçelerini
ise bina bina yapılanmaları olarak açıklıyor.

Çınar Hotel, yıllardır özel bir tanıtım çalışması yapmaksızın
faaliyetlerini sürdürüyor.
Uzun zamandır devam eden renovasyon çalışmalarının dolayısıyla
oteldeki koşuşturmanın sonuna gelindi. Şimdilerde yenilenen yüzüyle konuklarını
karşılayan Çınar’da heyecan dorukta. Şimdi dilersiniz “Ömrümün yarısı kadar
senedir iş hayatındayım ve hizmet veriyorum” diyen otelin sahibi ve işletmecisi
Murat Ercan’a dönelim. Meslektaşlarına dair sivri açıklamalarını okuyacağınız
Ercan, bakalım Çınar’ın modernleşmesi ile ilgili neler söylüyor? Sonra Çınar
Hotel’in fedakar genel müdürü Esen Çetingil’e kulak verelim. Ardından da mimari
projeleri üstlenen Mustafa Toner’in yorumlarını alalım... Ne dersiniz?
Şimdi ilk operasyon Harbiye devreye girmeden önce, Anex 1
binalarının devreye sokulması ile yapıldı. Orası daha sayfiye konseptine
yönelik, direk bahçenin üstünde inanılmaz derecede sessiz bir ortam; önünden
geçen bir yürüyüş yolu ve bahçesiyle beraber bambaşka bir ortam yaratıldı
orada. Ondan sonra ana binada bazı şeylerin yapılması gerekiyordu. Asansörlerin
yenilenmesi esnasında betonarme takviyeleri de yapıldı. Altı ay gibi bir sıkıntı
yaşadık. Anex 1 dediğimiz kısmımızda modernizasyona gidildi. Sonra bütün
konsantrasyon Harbiye’ye gitti, daha sonra Bentley bitti. Hoş geldin savaş!..
Gayet normal piyasalar duruldu (ekonomik kriz). Onu da yaşadık ve atlattık çok şükür.
Ama aradan geçen üç sene içinde ana binamız tamamen bitti… Ben bir Çınar
Otel’im, 47 yaşındayım, yeni yatırım yaptım, bunlar evet excuse’dur ama bir müşteriye
bunları kullanmak olmaz. Eğer sen beş yıldız statüsündeysen onu korumakla
mükellefsin. Bu kadar basit. Adama hiçbir dert anlatamazsın. Her şeyden önce
bizim müşterimizin bizle nostaljik bir bağlantısı var. Yani bizim müşterimiz
çok yamuk bir şey yaşamadığı takdirde bizi terk edip gitmez.
Bunda ekibin ve sizlerden gelen enerjinin rolü büyük
tabii…
Maalesef Türkiye’deki en büyük handikapımız bu. Biz 5 yıldızı;
tabağa çanağa, mobilyaya, birçok şey veriyoruz.
5 yıldızın ancak 4’ünü bunlara verebilirsiniz. Hakiki 5 yıldız
statüsüne gelebilmek servis demek. Biz bir hizmet sektörü müesseseyiz. Hizmet
verilmeyen yerde, her şeyi altın kaplama da versen hiçbir işe yaramaz.
Hizmetteki incelik önemlidir. Biz okul olmaktan yorulduk… Sektörümüzün en büyük
handikabı birçok görgüsüz insanın bu sektörün üyesi olmaları. Hizmet sektöründe
hizmet vermek istiyorsan, vereceğin hizmetin standardının üstündeki hizmetin
ne olduğunu bilmek mecburiyetindesin ki bunun üzerinde
hizmet verebilesin. Bu dünya görgüsüyle alakalı bir şey. Hem beş yıldızlıyım
diyeceksin hem de 50-60 dolara oda satacaksın, böyle bir şey yok. Kapatsınlar
otellerini! Bunu öğrenemediğimiz sürece bu iş olmaz. Mobilya ile beş yıldız
olmaz! Olsa herkes parasını verir; bir mimar tutar, dekorasyon yaptırır; bitti
gitti. Beş yıldızın tamamı; management’ın, müşterinin standardına göre
verilecek hizmetin inceliklerinden geçer. Fazlasını verirsin hiçbir şey alamazsın,
bunun dengesini kurmak güncel bir yönetimin vazifesidir. Bizim başka hiçbir işimiz
yoktur. Bizim yaptığımız iş, yatırım koordinasyonudur.
Peki asıl renovasyon süreci nasıl başladı?
‘Şeytan detayda gizli...’ O kadar doğru bir laf ki… O detayı
okursun, o detayı düşünürsün, kendine göre yorum yaparsın. Bizde çoğunlukla çalıştığın
mimar ya seni tanımıyor ya tarzını tanımıyor ya da hiçbir şeyden haberi yok.
Ukalalıkla bir yere varılmıyor. Herkes her şeyi çok küçük görüyor. Kimse o
kadar küçük değil!.. Mühim olan minnet almak... Bentley’de bir İtalyan mimar kızımız
var -çok büyük bir projelerde çalışıyor; şimdi Miami’de, aynı zamanda
Japonya’da- her gün benden minnet alır. Her gün ama her gün hatırlıyorum, O’nu.
Sesi kulağımda, her sabah heyecanla yeni projeler getirdiği, problemlere çözüm
ürettiği günleri unutamıyorum. Bundan güzel bir şey var mı? Ne para ne pul,
hiçbiri... Yüz misli para verdiğim insanlar var, beş para etmez. Mustafa Bey
(Toner), tam üç tane mimar attı biliyor musunuz? Mustafa, benim 40 yıllık
arkadaşım. Uzaktan gazel okumak çok kolay geliyor. Herkesin yaptığını takdir
etmeyi hepimizin öğrenmesi lazım. Bütün arkadaşlarımın cesaretini tebrik
ediyorum, yarattıkları eserleri takdir ediyorum. Ama eser yaratmakla iş
bitmiyor. O işi takip etmek lazım, yoksa parana yazık! İçim üzülüyor, Türk
milletinin sermayesi harcanıyor. Türk milleti bizim sermayemiz, yetiştirdiğimiz
personel sermayemiz ve edindiğimiz müşteriler sermayemiz. Başka bir şey yok...
Bunu öğrenmemiz lazım. Dekorasyon yüzde 65’ini tutar, geri kalanı hizmette
biter. Şimdi bu yapılan işler, insana aşk veriyor. Size yediğimiz tozun haddini
hesabını anlatamam. Ağzımı her sildiğimde siyah toz çıktı. Bu çok ayrı bir
duygu…
Bir şeyden zevk alarak yapmak başka bir boyuta götürüyor
seni.

Yaptığı yatırım tutarı hakkında bilgi vermekten kaçınan
Ercan, “Herkes yalan söylüyor! Ben şimdi doğru rakamı versem, herkesin yalan
söylediği ortaya çıkar!” diyor.
Oteli kapatmadan böyle bir işi başarmak çok zor sanırım…
Program gereği yılbaşından önce kapayıp onların
modernizasyon sürecine geçerek 3.5 aylık bir süre koyduk kendilerine. Bu süre
zarfında ana binadaki işlerimiz bitmiş olacak. Saat 10’dan önce matkap kullanılmıyor,
çivi çakılmıyor, tornavida haricinde hiçbir işlem yapılmıyor. Ancak saat 10’dan
5’e kadar çalışabiliyorsunuz. Süre çok uzuyor otomatik olarak. Dolayısıyla
oradan bir maliyet yükseliyor. Zaman kaybediyorsunuz. İkincisi bazen öyle bir
müşteri telefon açıyor ki: “Gecenin üçünde geldim, Allah rızası için çocuklar
ölüyorum uykusuzluktan, ne olur biraz geç başlayın”.
40 yıllık müşteri ne yapacaksın ki?.. Durduruyorsun çocukları.
Bunları handle etmek zorundayız. Öyle olduğu zaman biz de ne yapıyoruz? Gece
geç gelen, sabahleyin randevusu olmayan kişileri yan binaya (anex) almaya çalışıyoruz.
Orada gürültü olayı olmadığı için insanlar daha rahat uyuyor. Otelin parça
parça olması kolaylığını yaşıyoruz yani. Sonuçta iş, hep bu ince ayar içinde
geçiyor.
Önemli olan çizgiyi korumak değil mi?
Bu otelin çizgisi her zaman mevcut. Mümkün olduğu kadar
otelin ana felsefesini ve fizyonomik yapısını bozmamaya çalışıyoruz. Bu çok
önemli… Biz bugün balkonlu, klasik bir oteliz. Ben o balkonları sonuna kadar açılır
cam yapıp da odaya kattığım zaman, binanın dış görüntüsü tamamıyla deformasyona
geçiyor. Hatta bir önceki renovasyonda yaptığımız dış cephedeki yanlışlığı,
orijinal mimarımızın vermiş olduğu espriyi yakalamak üzere şimdi düzeltiyoruz.
Mustafa Toner’in devreye girmesi ile projede neler değişti?
Fazla bir değişiklik yok. Biz ne minimalist ne klasik mimari
arasında bir yerlerde yola çıktık.
Yani zaman içinde demode kalmayacak tarzda bir konsept
yapmaya çalıştık. Çünkü bu otel öyle bir otel değil. Çınar Hotel, ticari,
klasik bir otel. Ama ticari bir otel derken şimdi ben bu otelde kalkıp da
saçmalayabilirim, 5-10 milyon dolar fazladan para harcayabilirim; harcadığımı
varsayalım, benim o parayı geri alabilme şansım var mı?
Ses getirmek gibi bir amacınız da yok!
Çok güzel bir noktaya değindiniz. Yeni bir şey değilim ki
ses getirmeye uğraşayım!... Benim zaten müşteri kitlem belli. Ben müşteri
kitleme en iyi şekilde hizmet etmeyi amaçlayan bir konseptim. Müşteri benden ne
istiyor? Yepyeni, tertemiz bir oda istiyor... Bugünün standartlarında klasik,
düzgün, tertemiz odamı, her zamanki hizmetimi verdikten sonra sorun yok.
Sonuçtan memnun musunuz?
Yola çıkarken dış cephe bizi çok oyaladı, 1-1,5 sene dış
cepheyi nasıl halledeceğiz diye uğraştık. Şu anda yaptığımdan çok memnunum.
Bütün her tarafı dolaştık, sonra karar verdik ki binanın orijinalini
bozmayacak, en yakın proje hangisiyse ona gidecektik. Sonunda binanın
karakterini çözdük. Balkondaki korkuluğun malzemesi değişti. Görsel boyutta
bina hiç bozulmadı. En büyük mutluluğum da müşterilerin bundan mutluluk
duymaları.
Çünkü bize gelen müşteri ile Polat’a giden müşteri arasında
uçurum fark var. Bizde halâ Mr. James, Sir Johnes olabiliyorsun. Müşteri onu
hissediyor. Onu yaşayabilmek için geliyor. Hem de bunu ortalama 120-140
Euro’dan yaşıyor. Normalde bunu Avrupa’da yaşamak istediğin zaman 500-600
Euro’dan aşağısına yaşayamıyorsunuz.
Fiyatlarınızdaki dengeleri değiştirmediniz sanırım…
Şu anda tek bir gerçek var: Müşteri fiyat istediğinde yeni
odalara girdiği zaman pazarlık bile etmiyor. Diyeceksiniz ki daha fazla
istesenize… Onun da zamanı var. Şu inşaat tam anlamıyla bitsin, pozisyonumuz
tamamen değişecek. Çünkü kritik alacağımız bir şey kalmayacak. Kritik her zaman
alırısınız; servisinden, personelinden vs… Ama öbür türlü malından kritik alma
faslı ortadan kalkacak.
Konuklarınızın tepkilerini merak ediyorum...
Yılların verdiği eskilikler vardı, gelen müşteriler bunu
hissediyordu. Ama alışkanlık diyeyim; onları inşaat zamanında bile başka yere
(Bentley Hotel) transfer edelim dediğimiz halde gitmediler… Şimdi onları yeni
odalarımızda misafir ediyoruz. Hepsi bizimle beraber çok mutlular. Biz şaşırdık
onların mutluluğuna; sürekli teşekkür ediyorlar. Biz onlardan teşekkür
beklemiyorduk!.. Şimdi eski bölüm ile yeni bölüm arasında minimum bir fiyat
farkı söz konusu. Onu da severek veriyorlar. Şimdi bu yüzde 70’lik bir oran.
Aslında fazla bulur, beğenmeyebilir de. Ama bize eski müşterilerimiz devamlı
bir deste teşekkür yazıyorlar.
Esen Çetingil yorumlardan çok mutlu

İşte tam bu noktada Genel Müdür Esen Çetingil, sohbete
katılarak o gün bir konuklarından teşekkür için çikolata aldığını söylüyor. Ve
“Bana bir mücevher hediyesi kadar etki yaptı” diyerek çok mutlu olduğunu ifade
ediyor. “Teşekkür eden müşterilerimizin yüzde 99.9’u yabancı. Biz bu arada
bütün odalara anket formu koyduk; yeni açılmış bir bölümdür, teknik arıza
olabilir diye düşündük ve yorumlarını bildirmelerini istedik. Hiçbir arıza
çıkmadı. Yorum olarak güzel şeyler geldi. Halı koyduğumuz için teşekkür
ettiler, yenilediğimiz için teşekkür ettiler. Bir İngiliz bayan, ‘Ben 15 yıldır
burada kalıyorum, yenilenen suit’leri gezmek istiyorum’ dedi. Gezdikten sonra
süper olduğunu belirterek parası olsa burada kalmak isteyeceğini belirtti.
Kendisine hemen, ‘İsterseniz sizi bir gün misafir edebiliriz’ dedim,
gözlerindeki sevinç pırıltıları görülmeye değerdi...”
Adı olan ağaçlar ve kuşlar bizde!
Hepsinin dediği ‘Aman bina yaptınız, oda güzel ama sakın
bahçenizi bozmayın!’. Bahçeyi bozarsak zaten şehir otellerinden bir farkımız
kalmaz… Her otelde bir oda var, her otelin odası teknolojiyle donanmış ama
pencereyi açıp baktığınız zaman bizde muhteşem bir manzara var. Bizim çok güzel
bir çizgimiz var. Mesela binanın rengi tabiatı bozmadı. İsterdik ki belediye
bize çevre ödülü versin. Öndeki bahçemizdeki ağaçların hepsi 50–60 senelik,
hatta bir tanesi -çınar- en azından 80 yaşında. Sonra hepsinin ismi var. Bakımı
bizde. Birkaç tane çok büyük çınar ağacımız var ki onlar Yeşilyurt’un
eskisinden kalma. Ağaçların başında bekçi var, olur da biri gelir keser diye!
Binayı para ile yapıyorum ama ağacı nasıl yapacağım? İstanbul’un kuşları
kalmadı büyük ağaçlar yok diye.
80-90 yıllık çınarımız, atkestanesi, manolya ağaçlarımız,
palamutlar; işte müşteri bunu seviyor. Bu sayede kuşların hepsi bizde. Hatta
müşterilerin arasında geziyor. Kuşlar kaçmıyor, müşterinin hiçbirinin şikayeti
yok…
Mimar Mustafa Toner: “Sıcak ve kalıcı olmasına gayret
ettik”

Çınar Hotel’in yenileme projelerini gerçekleştiren tanınmış
mimar Mustafa Toner, Murat Ercan’ın yakın arkadaşı. Bu durumu hem iyi hem kötü
olarak değerlendiren Mustafa Bey, öncelikle dostla iş yaparken dikkatli olmak
gerektiğini söylüyor. En önemli avantajın fikir birliği sağlamanın daha kolay
olması, daha az kelimeyle daha çok anlaşabilme olduğuna dikkat çekerken
dikkatli olunmazsa hatalarla dostluğun bozulabileceğin ifade ediyor. Ve “O da
çok büyük kayıptır” diyor.

Uyumlu ve tempolu bir süreç
Bu proje için her konuda çok iyi bir çalışma çıkarttıklarını
düşünüyor, Mustafa Toner… “Murat’la her alanda, her detayda, her seçimi
birlikte yaptık. Bunu söylemem lazım. Murat, bu işlerden anlayan, meraklı bir
yatırımcı aynı zamanda da işletmeci.”
Murat Ercan, bu projeyi kendisine sunduktan sonra çok büyük
değişiklikler olmadığını Mustafa Bey de söylüyor.
Ve devam ediyor… “Başlarken detaylarda değişiklikler oldu.
Onun dışında kat planlarında farklılık yapmadık. Sadece odalar ve dış cephe
şimdi daha halâ renove edilecek bir barımız, cafemiz, alt lobby’miz ve toplantı
odamız var. Bunların hepsini birden yaptığınız zaman, restoran renove edilirken
yemek alt restoranda verilecek. Orası bitince alt kata başlanıyor ancak öyle
oluyor. Hepsinde dikkat ettiğimiz şey bu oldu, baştan kararları verdik, öyle
büyük değişiklikler yapmadık. Murat, baştan ne istediğini biliyordu, bizde
olması gerekeni söylüyorduk.
Otelin koşulları, tempolu bir çalışmaya engel olduğundan
uzun sürmüş.. “Artı biri bitip biri başlamak zorunda olduğu için önce restoran
yapıldı, sonra lobby, ondan sonra katlara geçildi; katlar tek tek yapıldı.
Toplamda herhalde bir seneden bile fazla” diyor Mustafa Toner.
İkilemde kalmış!
Çınar Oteli, aşağı yukarı yarım asırlık bir otel. Bir
zamanların en lüks oteli. Daha sonra Abdurrahman Hancı tarafından bir
renovasyon geçirmiş. Ardından seneler yıpratmış ve bir renovasyon ihtiyacı
doğmuş. Murat ile o zaman oturduk. Gönlümüzün bir yanı Abdurrahman Hancı’nın
anılarının olduğu bir yeri fazlasıyla etkilememek istiyorken diğer yandan da
yenileme mecburiyeti olduğunu görüyorduk.
Ne yapabiliriz diye düşündük ve bazı çok belirgin unsurları
korumaya karar verdik. Çünkü aksi takdirde renovasyon yapma şansımız da
kalmıyordu. Banyoyu komple değiştirmek zorundasınız, panoları büyütmek
durumundasınız. Açılmayan kapılar, ses geçiren kapılar, bunları tutmak gibi bir
şansınız yok. Ama ne yaptık giriş lobby’sindeki eskiden kalan tavan armatürleri
ile duvar panosunu ve ahşap merdiven trabzanlarını koruduk. Cephesinin ise
biraz ferahlatılmaya ihtiyacı vardı. Bunu yaparken çok fazla müdahale etmeyerek
o çizgiyi koruduk.

Enteresan bir müşteri yapısı var!
Murat’ın hayatının burada geçmesi ve otelcilik konusundaki
çok büyük tecrübesinin projeye katkısı çok büyük. Dolayısıyla gelen müşterinin
nasıl olduğu, ne istediği, ezbere bildiği bir şey... Otelin çok enteresan
kemikleşmiş bir müşteri yapısı var. Hatta çevrede otelde kalmasa dahi otelde
yaşayan çok insan var. Bu otel yaşanan bir otel; havuzuyla, cafe’siyle,
restoranıyla çevrenin de kullandığı bir kompleks... Birçok yer açılmasına
rağmen Yeşilköy’de, halâ eski Yeşilköylüler burayı gerçekten seviyor ve
kullanıyorlar. Bir de diğer otellere baktığınızda buranın başka bir özelliği
var: Her odasının balkonu olan, camları açılabilen, daha samimi bir ifadesi
olan bir otel. Burası bir tower değil. Orada bir camı açıp balkonda oturma
imkanınız yok.
Gösterişli olmasından kaçındık
Biz buraya gelen müşteri profilini rahatsız etmemek için de
fazla abartılı bir şey yapmak istemedik. Oteli bir yandan yenilemek, kullanışlı
hale getirmek isterken gösterişli hale getirmekten özellikle kaçındık. İşte şu
an bulunduğumuz suitte dahi, belki bir tane grasuar var. Bu da aslında bir
masaydı; ortadan ikiye kestik,
iki suite iki konsol yaptık. Yani o da eskiden kalan bir şey
aslında… Burada gördüğünüz tek koltuk, eski Çınar Oteli’nden kalmadır, yüzü
değişti. Bazı suitlerde ihtiyaç olduğunu düşündüğümüz jakuziler, büyük banyolar
yapıldı. Teknolojik birtakım yenilikler ilave edildi; plazma televizyonlar,
internet bağlantıları, zamanın gerektirdiği, bir otelde olması gereken her
türlü teknoloji... Bunların tabii müşterilere yapılan bir jest değil, her
otelin yapması gereken şeyler olduğunu düşünüyorum.
Oteli şimdi nasıl tanımlıyor?
Sıcak modern ya da sıcak çağdaş diyebiliriz. Minimalist olma
iddiasında değiliz, sakin olma iddiasındayız. Sıcak ve kalıcı olmasına gayret
ettik. Çünkü öyle kolay değil otel renove etmek. İçinde müşteri olan otelde
çalışmak çok zor. Seçtiğiniz gerek yöntem gerek malzemeleri biraz kalıcı, en azından
bir 10 sene 15 sene götürecek olanlardan seçmeniz lazım.

Mustafa Toner, Hülya Akyurt’a bu projenin kendisi için
anlamını anlatırken, “Çınar Oteli, Hilton Oteli... Bunlar bizim çocukluğumuzun
önemli mekanları olduğu için bizde ayrı bir yeri var. Bu tip mekanlarda çalışmak
bana ayrı keyif veriyor” diyor.