Eski
şehrin “genç” oteli
Yepyeni bir otel deneyimi yaratmak için
konuklarınızı modern sanatla kuşatın. İşte Art’otel’in sloganı. Avusturyalı
Johanne ve Gernot Nalbach imzalarını taşıyan otelin iç mekanları sanat, tasarım
ve mimarlığı buluşturan bir anlayıştan damıtılmış.

Almanya’nın diğer şehirlerinden çok farklı olarak, Berlin’in
doğu bölümü, uzun yıllar boyunca gözlerden uzak, bir duvarın ardında
gizlenmiştir. Batı Berlin, hızlı yaşam biçimlerinin bir temsilcisiyken, Doğu
Berlin baskıcı rejimin etkisi altında sürdürmüştür varlığını. Dünya üzerinde
hiçbir şehrin böyle bir deneyimi yaşamamış olduğu göz önüne alınırsa, yeniden
birleşmiş Berlin kentinin nevi şahsına münhasırlığı ortaya çıkar.
1989’da duvar yıkılana kadar kimileri doğu ve batının
yeniden nasıl bir bütün olacağı konusunda haklı kaygılar taşıyordu. Biraz
gerilime sahne olan birleşmenin ardından Berlin Avrupa’nın en ilginç
şehirlerinden birine dönüşerek dünyanın dört bir yanından sayısız turisti
kendine çekmeyi başardı. Batı Berlin’in hızlı tempolu yaşam biçimi geniş bir
genç kitleyi kendine çekerken, Doğu tarafı da merak uyandıran gizemiyle bu
çekime katkıda bulunmaktadır. Berlin’de iki farklı rejimin aynı toplumdan olan
insanları – doğduktan sonra ayrılan ve farklı aileler tarafından yetiştirilen
ikizlere benzer biçimde - nasıl birbirlerinden farklı hale dönüştürdüğünü
gözlemlemek mümkün. Komünistlerin yıllarca Batı’dan gizledikleri tarihi kamu
binaları, kiliseleri ve büyük müzeleri bir kez daha görmek, totaliter
mimarlığın sıradışı örneklerini deneyimlemek ise olağanüstü.
Berlin’de konumlanan Sorat Art’otel, dünyanın dört bir
yanında açılmakta olan türünün ilk örneği olarak dikkat çekiyor. Art’otel’in
sloganı oldukça basit: Yepyeni bir otel deneyimi yaratmak için konuklarınızı
modern sanatla kuşatın… Avusturyalı mimarlar Johanne ve Gernot Nalbach’ın
sanatçı Wolf Vostell’in bir dizi çalışmasını yaratıcılığın çıkış noktası olarak
kullandıkları otel, sahip olduğu farklı ambiyansla dikkat çekiyor. Vostell
imzalı orijinal grafik, heykel ve enstalasyonlar, otelin genel mekanlarının
yanı sıra odaları da donatmış. Belki de sanatın kendisinden daha fazla
tasarımın sanatsal yaklaşımının öne çıktığı otel iç mekanlarında her detay
seçkin ve avangard bir imzayı dışavuruyor. Restoran ve koridorlardaki halı
David Hockney, banyodaki donanım Philippe Starck tasarımlarından oluşuyor. Aynı
zamanda bir espresso barına dönüşen resepsiyon bankosundaki tabureler Javier
Mariscal imzası taşıyor.
Yenilikçilik ve yaratıcılığı esas alan bu yaklaşım, rahat
bir ortam ve “kendini çok da ciddiye almayan” bir otel yaratmış. Geleneksel
Alman resmiyetinin hiçbir izine rastlanmayan bir otel Sorat Art’otel.
Tüm bunlardan daha da etkileyici olan ise, şehrin oldukça
aranan, nezih bir konumunda bulunduğu halde otelin konaklama fiyatlarının
oldukça ekonomik olması. Dolayısıyla konseptin “genç” yaklaşımı genç bir
müşteri kitlesiyle buluşma şansını yakalıyor.

Belki de sanatın kendisinden daha fazla sanatsal yaklaşımın
öne çıktığı otel iç mekanlarında her detay seçkin ve avangard bir imzayı dışavuruyor.
Duvardaki tablolar yine Wolf Vostell imzalı.

Yenilikçilik ve yaratıcılığı esas alan tasarım yaklaşımından,
“kendini çok da ciddiye almayan” Sorat Art’otel doğmuş. Geleneksel Alman
resmiyetinin hiçbir izine rastlamak olası değil burada.

Islak hacimlerde Starck etkisi... Tasarım dünyasının “çılgın
çocuğu” olarak tanıdığımız Philippe Starck tasarımlarının buluştuğu otel
banyoları iç mekanlardaki “genç” çizgiyi devam ettiriyor.

Yenilikçi bir otel deneyimi yaratmak için sanatın yaratıcılığından
beslenmek, Nalbach çiftinin dehasını ortaya koyuyor. Restorandaki halı David
Hockney, duvardaki tablolar Wolf Vostell imzası taşıyor.