“Agahta
Christie romanlarından fırlamış gibi…”

Küçük, samimi, stil
sahibi ve fazlasıyla bireysel özellikleriyle Hotel Locarno, 66 odası, özel
banyolu süitleriyle Roma’da bulunan en iyi 3 yıldızlı otel olma özelliğine
sahip. 1920’li yıllarda inşa edilen Locarno, film endrüstrisinin de favorileri
arasında bulunuyor.

Görünüşü ile Agatha
Christie romanlarından fırlamış gibi duran Locarno, gerçek bir çekim merkezi.
Sabahları kahvaltı salonunun boşluğuna bakarak, burasının aynı zamanda ne
erkenciler, ne de iş toplantıları için uygun bir yer olduğunu söyleyebiliriz.
Hotel Locarno, kuş kafesi tarzındaki asansörü, Art Nouveau
tarzı mobilyaları ve terasıyla da gerçekten bir film setini andırıyor. Üstelik
bu otelde çekilen ve otelle aynı ada sahip bir film bile var: Bernard Weber’in
1978 yapımı filmi “Hotel Locarno”su.
Görünüşü ile Agatha Christie romanlarından fırlamış gibi
duran Locarno, gerçek bir çekim merkezi. Sabahları kahvaltı salonunun boşluğuna
bakarak, burasının aynı zamanda ne erkenciler, ne de iş toplantıları için uygun
bir yer olduğunu söyleyebiliriz.
Otelin iç dizaynı, otel sahibi anne-kızın tüm Avrupa’yı dolaşarak,
farklı ülkelerden aldıkları antikalarla döşenmiş. Bu antika mobilya sevdası,
otel sahibi anne-kızın yıllar içinde hatırı sayılır bir koleksiyona sahip
olmalarını sağlamış. Şömineli yemek odası, orijinal Thonet mobilyaları, barı ve
avluya bakan küçük kahvaltı odasıyla bu otel, Maria Teresa Celli ve kızı
Caterina Valente için asla bitmeyen bir dekorasyon projesi olmuş. Sokağa bakan
pencereler bile özellikle Art Nouveau(19. yy sonu-20. yy başı arasında bütün
Avrupa’yı etkisine alan bireyselci süsleme akımı) geleneğinden gelen bir mimar
tarafından yapılmış. Öyle ki bu pencerelerin, yüzyılın başından beri orada olduğuna
yemin edebilirsiniz.
Otel, aynı zamanda 6. katta yer alan ve Tiber Nehri ile
Piazza del Popolo’daki kiliselerin kubbelerini kuşbakışı görebileceğiniz bir
çatı katı bahçesine de sahip. Yaz aylarında – ki yaz, Roma’da Mart’ın başında
kendini hissettirir – terasta kahvaltı servisi yapılır.
Her ne kadar bir turizm merkezinde yer alsa da Locarno,
turistlerin sıklıkla uğradıkları yerlerden değil. Burası için hatırı sayılır
bir çaba sarf edilmiş ve sonuç olarak otel ambiansıyla, bireyselliğinin değerini
bilen bir kalabalığı kendine çekiyor. Şehrin içinde çok stratejik bir konumda
bulunan otel, çıkıp kısa yürüyüşler yapabileceğiniz, otel tarafından ücretsiz
olarak size tahsis edilen bisikletinizle gezintiye çıkabileceğiniz parklarla
çevrili…
Hotel Locarno, Roma’da yer alan en büyük meydan olan Piazza
del Popolo’nun yakınında ve Via del Corso’nun hemen başlangıcında bulunuyor.
Roma hakkındaki her kitapta Piazza del Popolo’dan, “bir kafenin terasında
oturup güneşin tadını çıkarabileceğiniz, kahvenizi yudumlayıp gelen geçeni
izleyebileceğiniz ve hem Romalılar hem de dünyanın dört bir yanından gelen
turistlerle arkadaşlık edebileceğiniz en harika yer” diye bahsedilir.
Ve alışveriş zamanı…
Via Condotti, Gucci, Prada ve İtalyanlar’ın Valentino’su
gibi dünyanın en büyük modacılarının mağazalarının yol boyunca sağlı sollu sıralandığı
bir sokaktır.
Mesaj çok basit: Hotel Locarno, kendi eğlencesini yaratan,
tatil gezilerini organize etmek ya da hangi otelde kalacağına karar vermek için
bir seyahat acentasına ihtiyaç duymayanlar için paha biçilmez bir yer.
Vogue Dergisi, Hotel Locarno için şu satırlara yer vermiş.
“Ruhani ve turistik birçok yeri bulunduğu ve bu yüzden birçok insanı kendisine
çektiği için Roma’da otel işletmek her zaman için karlı bir iş olmuştur. Eski
rahibe manastırlarını, sarayları ve villaları işgal eden birçok sevimsiz otel
var. Fakat birkaç küçük otel var ki, gerçekten çok kaliteli ve cazibe sahibi.
Hotel Locarno da onlardan biri.”

Otel, aynı zamanda 6.
katta yer alan ve Tiber Nehri ile Piazza del Popolo’daki kiliselerin
kubbelerini kuşbakışı görebileceğiniz bir çatı katı bahçesine de sahip.
