Ölümsüz
uygarlıkların izinde Meksika

La Venta Açıkhava Müzesi Olmek bazalt heykelleri
Yazı/Text: OYA BERK
Fotoğraflar/Photos: ERSİN DEMİREL
Kolomb Amerika kıtasına ayak basmadan yirmi bin yıl
önce, şimdiki Meksika topraklarının ilk sakinleri buradaydılar. Olmek, Maya,
Toltek, Zapotek ve Aztekler gibi tarihe damgasını vuran uygarlıklara ev
sahipliği yapan topraklarda, geçmiş zamanların izleri birer anıt misali
gökyüzüne yükseliyor şimdi.

Misol-ha Şelalesi
Guatemala’nın sınır kasabası La Mesilla’dan otobüslerle Meksika’ya giriş yapıyoruz. San Cristobal de las Casas kenti sabah
ışıklarıyla henüz aydınlanmış. Tipik Latin Amerika kentleri gibi San Cristobal
de, tek katlı evleri ve parke taşlı sokaklarıyla kolonyal mimarinin en güzel
örneklerini sergiliyor. Kent Zapatistaların politik merkezi aynı zamanda.
Subcomandante Marcos’un el yapımı minyatür bebekleri sokak tezgahlarında
satılıyor. Farklı Maya yerli gruplarının yaşadığı Zinacantan, Amatenango ve San
Juan Chamula köyleri San Cristobal’i çevreliyor. Köylülerin rengarenk giysileri
Mayaların kültürel zenginliğinin bir parçası. Boyundan geçirilerek giyilen ve
Maya kadınının simgesi haline gelmiş ‘huipil’ adı verilen gömlekler,
üzerlerindeki değişik işlemelerle görenleri hayran bırakıyor.
San Cristobal’in hemen yakınlarındaki Sumidero Konyonu’nu
görmeye gidiyoruz. Tekneyle yemyeşil suların üzerinde süzülerek kanyonun taş
duvarları arasında ilerliyoruz. Öğleden sonra Montebello gölleri bizi bekliyor.
Bölgede irili ufaklı ellinin üzerinde göl var, bunların sadece dokuz tanesini
görebileceğiz. Ağaçların arasından birbiri ardına beliren yeşil-turkuaz sulara
bakıyoruz. İnsana kendi sesi bile fazla geliyor, öylesine sessiz bir doğanın
orta yerindeyiz. Akşam San Cristobal’e döndüğümüzde, avokado salatası ve makarnadan
oluşan akşam yemeğinin ardından uykunun dinlendirici kollarına bırakıyoruz
kendimizi.
Ertesi gün San Cristobal’den kalkan otobüslerle Maya
uygarlığının Meksika’daki en önemli antik kentlerinden biri olan Palenque’ye
doğru yola çıkıyoruz. Yol üzerinde bulunan Agua Azul ve Misol-Ha şelalelerinde
mola vererek suyun sakinleştirici sesini dinliyoruz. Palenque kenti Maya
tarihinde ‘Klasik Dönem’ olarak adlandırılan MS. 250-900 yılları arasında en
görkemli zamanlarını yaşamış. Kral Pakal’ın mezarı da burada bulunarak müzeye
kaldırılmış. Devasa piramitler, tapınaklar, kimi zaman kazanan kimi zamansa
kaybeden takım oyuncularının kurban edildiği oyuna ev sahipliği yapan top
sahası, duvar rölyefleri... Her şey bir başka zamanın izlerini taşıyor. Bugün
sayıları epey azalan Lacandon yerlileri, atalarından kalma gelenekleri
sürdürmeye çalışırlarken, turizmin nimetlerinden de faydalanabilmek için kentin
çıkışında el sanatları ürünlerini satıyorlar.

Palenque antik kentindeki ‘Haç Tapınağı’ yapılarından
biri.
La Venta açıkhava müzesi Palenque’ye yaklaşık iki saat
uzaklıktaki Villahermosa kentinde yer alıyor. Yaklaşık üç bin yıl önce bu
topraklarda hüküm süren Olmek uygarlığına ait dev bazalt heykeller burada
sergileniyor. Palenque’den uzun bir gece yolculuğuyla Playa Carmen’e
ulaşıyoruz. Ülkenin güneydoğusundaki Yucatan Yarımadası’nda, Playa
Carmen-Cancun-Tulum kentlerinin bulunduğu coğrafya, barındırdığı güzellikler
nedeniyle ‘Maya Rivierası’ olarak anılıyor. Karayip denizi kıyısındaki Playa
Carmen, sahip olduğu mercan resiflerindeki dalış olanaklarıyla turistlerin
gözdesi olmuş son yıllarda. Playa Carmen’den kalkan feribotlarla Cozumel
adasına, Cancun’dan kalkan feribotlarla Mujeres adasına ulaşmak mümkün.
Özellikle sualtı meraklıları için bu iki ada inanılmaz güzellikte görüntülerle
dolu. Adalardaki iskelelerde mercan resiflerine motorlarla turlar düzenleniyor.
Karayip kıyısında Mayaların en çok ziyaret edilen antik
kalıntılarının bulunduğu Tulum kentindeyiz ertesi gün. Kentin Maya dilindedi
adı ‘duvar’ anlamına geliyor. Gerçekten de taş yapılar denizden ve karadan
gelecek tehlikelere karşı duvar gibi yükselmişler. Tulum yakınlarındaki
Kantun-chi parkında, Mayalarca kutsal sayılan doğal kuyular (cenote) bulunuyor.
Mayalar verimli bir hasat, bol ürün gibi istekleri için, genç bedenleri bu kuyulardaki
sulara atarak tanrılara kurban ediyorlardı.
Kuşkusuz Mayaların Meksika’daki en görkemli antik kenti
Chichen-Itza. Kentteki ünlü ‘El Castillo’ piramidi Maya takvimini simgeliyor.
Yan yüzeylerindeki basamakların toplamına (364), en tepedeki platform da
eklenince yılın gün sayısı olan 365 elde ediliyor. İlkbahar ve sonbahar
ekinokslarında güneş ışınları merdiven basamaklarında gölgeler oluşturuyor.
Yukarıya doğru uzayan gölgeler, en alt basamaktaki yılan-tanrı Kukulkan’ın
başının bir uzantısı olarak devam ediyormuş gibi görünerek sanki yılanın
gövdesini meydana getiriyor. Dünyanın dört bir yanından gelen gezginler bu
muhteşem şöleni izlemek için Chichen-Itza’ya akın ediyorlar. Kentteki en önemli
kalıntılar arasında; ünlü Maya top oyununda kullanılan taş çember, esir
kafataslarının üst üste konularak sergilendiği ‘Kafatası Platformu’ ve gökyüzü
gözlemlerinde kullanılan silindir şeklinde bir gözlemevi ve yağmur tanrısı
Chac-Mool’a kurban edilen bedenlerin atıldığı kutsal kuyu yer alıyor.
Öğleden sonra Merida’ya gitmek için otobüs terminalindeyiz.
Görkemli kilise binaları, tek ya da iki katlı evleri, daracık taş sokaklarıyla
Merida bir festival havasında karşılıyor bizi. Kent birkaç önemli Maya antik
kentini içeren günübirlik bir rotanın (Puuc-Route) başlangıç noktasında yer
alıyor. Rota üzerinde bulunan Labna, Xlapak, Sayil, Kabah, ve Uxmal antik
kentleri Maya tarihinde ‘Klasik Sonrası’ dönem olarak adlandırılan M.S.800-1200
yılları arasında inşa edilmiş.
Bir sonraki durağımız ülkenin el sanatları merkezi Oaxaca.
Zapotek ve Mixtek gibi birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış topraklarda, Monte
Alban, Mitla ve Yagul antik kentlerinin kalıntıları bulunuyor. Bölgenin zengin
folklorik özellikleri arasında ‘guelaguetza’ adı verilen bir dans türü de var.
Festivaller sırasında Oaxaca’da pek çok yerde dans gösterileri düzenleniyor.
Gece yolculuğunun ardından başkent Mexico City’deyiz.
Dünyanın en tehlikeli kentlerinden biri olmasına karşın, bir tarih başkenti
olması nedeniyle turistlerin akınına uğruyor Mexico City. Templo Mayor
kalıntılarının bulunduğu Zocalo meydanında Aztek dansçıları gösteri yapıyorlar.
Geleneksel giysileri ve müzik aletleriyle izleyenleri gerçekten hayran bırakan
bir dans şöleni bu. Ulusal Antropoloji Müzesi’nde taştan bir disk şeklindeki
ünlü Aztek takvimini görüyoruz. Ülkenin en önemli ressamlarından Diego Rivera
ile Frida Kahlo’nun eserlerinin sergilendiği Museo Diego Rivera ve Troçki’nin
müze-evi kent turumuzun diğer uğrak noktaları arasında.
Mexico City yakınlarındaki görkemli antik kent Teotihuacan,
dünyanın üçüncü büyük piramidi sayılan Güneş piramidine evsahipliği yapıyor.
Teotihuacan uygarlığının çöküşünden sonra kent, Aztek uygarlığı tarafından
adeta bir haç merkezi sayılmış. ‘Talavera’ adı verilen el yapımı seramikleri ve
çinileriyle ünlü Puebla kentinin hemen dışında taban alanı olarak dünyanın en
büyük piramidi sayılan Cholula yer alıyor. Piramit Mısır’daki Keops’tan daha
büyük olmasına karşın, üzerine inşa edilmiş kilise yüzünden tam bir piramit
görüntüsü vermiyor bu yapı.
Mexico City’de hafta sonları Coyoacan ve San Angel
semtlerinde pazarlar kuruluyor. Eskiden Azteklerin su yolu olarak kullandığı
Xochimilco’daki kanalların üzerinde rengarenk kayıklar dolaşıyor. Ülkedeki son
günümüzün akşamında Meksika tarihinden renkli sayfalar sunan Ballet Folklorico
dans gösterisini izlemek üzere ‘Güzel Sanatlar Sarayı’na gidiyoruz.
Kolomb Amerika kıtasına ayak basmadan yirmi bin yıl önce,
şimdiki Meksika topraklarının ilk sakinleri buradaydılar.
Olmek, Maya, Toltek, Zapotek ve Aztek’ler gibi tarihe
damgasını vuran uygarlıklara ev sahipliği yapan topraklarda, geçmiş zamanların
izleri birer anıt misali gökyüzüne yükseliyor şimdi.

Uxmal antik kentinin dik ve dar basamaklı piramitlerine
tırmanmak hüner istiyor.