26 Mayıs 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Ölümsüz uygarlıkların izinde Meksika

 

La Venta Açıkhava Müzesi Olmek bazalt heykelleri

Yazı/Text: OYA BERK

Fotoğraflar/Photos: ERSİN DEMİREL

 

Kolomb Amerika kıtasına ayak basmadan yirmi bin yıl önce, şimdiki Meksika topraklarının ilk sakinleri buradaydılar. Olmek, Maya, Toltek, Zapotek ve Aztekler gibi tarihe damgasını vuran uygarlıklara ev sahipliği yapan topraklarda, geçmiş zamanların izleri birer anıt misali gökyüzüne yükseliyor şimdi.   

 

Misol-ha Şelalesi

 

Guatemala’nın sınır kasabası La Mesilla’dan otobüslerle Meksika’ya giriş yapıyoruz. San Cristobal de las Casas kenti sabah ışıklarıyla henüz aydınlanmış. Tipik Latin Amerika kentleri gibi San Cristobal de, tek katlı evleri ve parke taşlı sokaklarıyla kolonyal mimarinin en güzel örneklerini sergiliyor. Kent Zapatistaların politik merkezi aynı zamanda. Subcomandante Marcos’un el yapımı minyatür bebekleri sokak tezgahlarında satılıyor. Farklı Maya yerli gruplarının yaşadığı Zinacantan, Amatenango ve San Juan Chamula köyleri San Cristobal’i çevreliyor. Köylülerin rengarenk giysileri Mayaların kültürel zenginliğinin bir parçası. Boyundan geçirilerek giyilen ve Maya kadınının simgesi haline gelmiş ‘huipil’ adı verilen gömlekler, üzerlerindeki değişik işlemelerle görenleri hayran bırakıyor.

San Cristobal’in hemen yakınlarındaki Sumidero Konyonu’nu görmeye gidiyoruz. Tekneyle yemyeşil suların üzerinde süzülerek kanyonun taş duvarları arasında ilerliyoruz. Öğleden sonra Montebello gölleri bizi bekliyor. Bölgede irili ufaklı ellinin üzerinde göl var, bunların sadece dokuz tanesini görebileceğiz. Ağaçların arasından birbiri ardına beliren yeşil-turkuaz sulara bakıyoruz. İnsana kendi sesi bile fazla geliyor, öylesine sessiz bir doğanın orta yerindeyiz. Akşam San Cristobal’e döndüğümüzde, avokado salatası ve makarnadan oluşan akşam yemeğinin ardından uykunun dinlendirici kollarına bırakıyoruz kendimizi.

Ertesi gün San Cristobal’den kalkan otobüslerle Maya uygarlığının Meksika’daki en önemli antik kentlerinden biri olan Palenque’ye doğru yola çıkıyoruz. Yol üzerinde bulunan Agua Azul ve Misol-Ha şelalelerinde mola vererek suyun sakinleştirici sesini dinliyoruz. Palenque kenti Maya tarihinde ‘Klasik Dönem’ olarak adlandırılan MS. 250-900 yılları arasında en görkemli zamanlarını yaşamış. Kral Pakal’ın mezarı da burada bulunarak müzeye kaldırılmış. Devasa piramitler, tapınaklar, kimi zaman kazanan kimi zamansa kaybeden takım oyuncularının kurban edildiği oyuna ev sahipliği yapan top sahası, duvar rölyefleri... Her şey bir başka zamanın izlerini taşıyor. Bugün sayıları epey azalan Lacandon yerlileri, atalarından kalma gelenekleri sürdürmeye çalışırlarken, turizmin nimetlerinden de faydalanabilmek için kentin çıkışında el sanatları ürünlerini satıyorlar.

 

Palenque antik kentindeki ‘Haç Tapınağı’ yapılarından biri.

 

La Venta açıkhava müzesi Palenque’ye yaklaşık iki saat uzaklıktaki Villahermosa kentinde yer alıyor. Yaklaşık üç bin yıl önce bu topraklarda hüküm süren Olmek uygarlığına ait dev bazalt heykeller burada sergileniyor. Palenque’den uzun bir gece yolculuğuyla Playa Carmen’e ulaşıyoruz. Ülkenin güneydoğusundaki Yucatan Yarımadası’nda, Playa Carmen-Cancun-Tulum kentlerinin bulunduğu coğrafya, barındırdığı güzellikler nedeniyle ‘Maya Rivierası’ olarak anılıyor. Karayip denizi kıyısındaki Playa Carmen, sahip olduğu mercan resiflerindeki dalış olanaklarıyla turistlerin gözdesi olmuş son yıllarda. Playa Carmen’den kalkan feribotlarla Cozumel adasına, Cancun’dan kalkan feribotlarla Mujeres adasına ulaşmak mümkün. Özellikle sualtı meraklıları için bu iki ada inanılmaz güzellikte görüntülerle dolu. Adalardaki iskelelerde mercan resiflerine motorlarla turlar düzenleniyor.

Karayip kıyısında Mayaların en çok ziyaret edilen antik kalıntılarının bulunduğu Tulum kentindeyiz ertesi gün. Kentin Maya dilindedi adı ‘duvar’ anlamına geliyor. Gerçekten de taş yapılar denizden ve karadan gelecek tehlikelere karşı duvar gibi yükselmişler. Tulum yakınlarındaki Kantun-chi parkında, Mayalarca kutsal sayılan doğal kuyular (cenote) bulunuyor. Mayalar verimli bir hasat, bol ürün gibi istekleri için, genç bedenleri bu kuyulardaki sulara atarak tanrılara kurban ediyorlardı.

Kuşkusuz Mayaların Meksika’daki en görkemli antik kenti Chichen-Itza. Kentteki ünlü ‘El Castillo’ piramidi Maya takvimini simgeliyor. Yan yüzeylerindeki basamakların toplamına (364), en tepedeki platform da eklenince yılın gün sayısı olan 365 elde ediliyor. İlkbahar ve sonbahar ekinokslarında güneş ışınları merdiven basamaklarında gölgeler oluşturuyor. Yukarıya doğru uzayan gölgeler, en alt basamaktaki yılan-tanrı Kukulkan’ın başının bir uzantısı olarak devam ediyormuş gibi görünerek sanki yılanın gövdesini meydana getiriyor. Dünyanın dört bir yanından gelen gezginler bu muhteşem şöleni izlemek için Chichen-Itza’ya akın ediyorlar. Kentteki en önemli kalıntılar arasında; ünlü Maya top oyununda kullanılan taş çember, esir kafataslarının üst üste konularak sergilendiği ‘Kafatası Platformu’ ve gökyüzü gözlemlerinde kullanılan silindir şeklinde bir gözlemevi ve yağmur tanrısı Chac-Mool’a kurban edilen bedenlerin atıldığı kutsal kuyu yer alıyor.

Öğleden sonra Merida’ya gitmek için otobüs terminalindeyiz. Görkemli kilise binaları, tek ya da iki katlı evleri, daracık taş sokaklarıyla Merida bir festival havasında karşılıyor bizi. Kent birkaç önemli Maya antik kentini içeren günübirlik bir rotanın (Puuc-Route) başlangıç noktasında yer alıyor. Rota üzerinde bulunan Labna, Xlapak, Sayil, Kabah, ve Uxmal antik kentleri Maya tarihinde ‘Klasik Sonrası’ dönem olarak adlandırılan M.S.800-1200 yılları arasında inşa edilmiş.

Bir sonraki durağımız ülkenin el sanatları merkezi Oaxaca. Zapotek ve Mixtek gibi birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış topraklarda, Monte Alban, Mitla ve Yagul antik kentlerinin kalıntıları bulunuyor. Bölgenin zengin folklorik özellikleri arasında ‘guelaguetza’ adı verilen bir dans türü de var. Festivaller sırasında Oaxaca’da pek çok yerde dans gösterileri düzenleniyor.

Gece yolculuğunun ardından başkent Mexico City’deyiz. Dünyanın en tehlikeli kentlerinden biri olmasına karşın, bir tarih başkenti olması nedeniyle turistlerin akınına uğruyor Mexico City. Templo Mayor kalıntılarının bulunduğu Zocalo meydanında Aztek dansçıları gösteri yapıyorlar. Geleneksel giysileri ve müzik aletleriyle izleyenleri gerçekten hayran bırakan bir dans şöleni bu. Ulusal Antropoloji Müzesi’nde taştan bir disk şeklindeki ünlü Aztek takvimini görüyoruz. Ülkenin en önemli ressamlarından Diego Rivera ile Frida Kahlo’nun eserlerinin sergilendiği Museo Diego Rivera ve Troçki’nin müze-evi kent turumuzun diğer uğrak noktaları arasında.

Mexico City yakınlarındaki görkemli antik kent Teotihuacan, dünyanın üçüncü büyük piramidi sayılan Güneş piramidine evsahipliği yapıyor. Teotihuacan uygarlığının çöküşünden sonra kent, Aztek uygarlığı tarafından adeta bir haç merkezi sayılmış. ‘Talavera’ adı verilen el yapımı seramikleri ve çinileriyle ünlü Puebla kentinin hemen dışında taban alanı olarak dünyanın en büyük piramidi sayılan Cholula yer alıyor. Piramit Mısır’daki Keops’tan daha büyük olmasına karşın, üzerine inşa edilmiş kilise yüzünden tam bir piramit görüntüsü vermiyor bu yapı.

Mexico City’de hafta sonları Coyoacan ve San Angel semtlerinde pazarlar kuruluyor. Eskiden Azteklerin su yolu olarak kullandığı Xochimilco’daki kanalların üzerinde rengarenk kayıklar dolaşıyor. Ülkedeki son günümüzün akşamında Meksika tarihinden renkli sayfalar sunan Ballet Folklorico dans gösterisini izlemek üzere ‘Güzel Sanatlar Sarayı’na gidiyoruz.

Kolomb Amerika kıtasına ayak basmadan yirmi bin yıl önce, şimdiki Meksika topraklarının ilk sakinleri buradaydılar.

Olmek, Maya, Toltek, Zapotek ve Aztek’ler gibi tarihe damgasını vuran uygarlıklara ev sahipliği yapan topraklarda, geçmiş zamanların izleri birer anıt misali gökyüzüne yükseliyor şimdi.

 

Uxmal antik kentinin dik ve dar basamaklı piramitlerine tırmanmak hüner istiyor.

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


66646 - unknown - 38.107.179.240