26 Mayıs 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

“Tiyatro ümidi getirir”

 

Yazı/Text: CEREN ÜNLÜ

Fotoğraflar/Photos: UTKU TONGUÇ TOPAL

 

Melih Cevdet Anday’ın ‘Mikado’nun Çöpleri adlı eserini sahneye koyan ünlü tiyatrocu Zeliha Berksoy, son olarak Haldun Taner’in ‘Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım’  adlı oyununu yönetiyor. Beşiktaş Belediyesi Kültür Sanat Platformu Prodüksiyon Tiyatrosu’nun bu iki oyunu, Akatlar Kültür Merkezi’nde sergileniyor.

 

 

Sahneye ilk adımını attığı 4 yaşından bu yana tiyatrodan hiç ayrı düşmemiş Zeliha Berksoy. Bir oyuncu, rejisör, üniversite hocası ve müzisyen olarak, yaptığı tüm işleri ne kadar çok sevdiğini gözlerinden anlamak hiç zor değil. Ama oyunculuk apayrı bir yerde duruyor onun için. Esas doğam dediği oyunculuğu aşkla bir tutması da ondan.  “İlk sahneye çıkışım Shakespeare’in bir oyunuyla oldu. Yanlışlıklar Komedyası’nda kilise çocuğu olarak sahneye çıktım. Devlet Tiyatrosunda’ydım. 50’li yıllardı. Tiyatroya çok meraklı bir çocuktum. Devamlı sahnede dolaştığım için artistler demişler ki Zeliha’nın da sırtını sıvazlayalım, sahneye itelim, sahne tozunu yutsun. Artık onun da hayatı tiyatro olsun. Daha sonra tabii konservatuvarı bitirdim.” Tiyatroya ilk başladığı 60’lı, 70’li yıllardan bugüne uzandığında aklına gelen ilk farklılıklar ve izlenimlerse şunlar: “70’li yıllarda 40 tane özel tiyatro perde açıyordu. Ve hepsi çok önemli tiyatrolardı. Tıklım tıklım da doluyordu. Beyoğlu’nda Tünel’den başladığınız zaman, Taksim’e kadar sağlı sollu birçok tiyatro vardı. İstanbul Tiyatrosu, Karaca Tiyatrosu, Dormen Tiyatrosu, Küçük Sahne…. Bir de tabii tiyatroya gelen izleyiciler çok özenli gelirlerdi, çok seçici gelirlerdi. Farklı ve güzel bir tiyatro hayatı, seyircisi vardı.

Şimdi yok mu şimdi de var tabii. Televizyon, diziler, yaşam koşulları, trafik, hayat pahalılığı tiyatroyu yaraladı. Ama tiyatro öyle bir şey ki 2500 yıllık bir tarihi var. Ona hiçbir şey olmaz ama onu izlemeyen insanlara olur. Yani tiyatroya gitmemek bir insan için çok büyük bir eksiklik hayatında.”

Brecht ve Nazım Hikmet, Zeliha Berksoy’un tiyatro hayatında öne çıkan iki büyük yazar. Bu iki ismin Türk tiyatro izleyicisiyle buluşmasında onun tartışılmaz bir emeği var. “Ben kendi tiyatro hayatımda gerçekten düşündüğüm zaman, paha biçilmez güzel rollerde oynadım. Hepsi çok seçilmiş çok seçkin projelerdi. Mesela Marlene Deitrich’in hayatını oynadım 2002’de. Mesala Nazım Hikmet projesi yaptım. Mesala Brecht projeleri yaptım. Genco Erkal’la ikili Brecht programları yaptık. Şimdi geriye baktığım zaman boş iş yapmadım, seçerek yaptığım için herbir projede gerçekten çok büyük heyecan duydum, yüreğimi ve aklımı koşulsuz koydum. O muydu, şu muydu, öbürü müydü bilmiyorum. Ama gönlümde Nazım’ın yeri çok başka tabi… Nazım’la yan yana Brecht’i getirseniz ben Nazım’ı tercih ederim.” İsim babası olan Nazım’la tanışıklığı hatırlayamadığı kadar eskiye uzanıyor. Hep Nazım şiirleri okuyan annesinden gelen büyük bir geleneği sürdürüyor. Taranta Babu’ya Mektuplar’dan Jokond ile Siyau’ya Nazım’ın bir çok eserinde sahne alıyor Berksoy. Son olarak 2002 yılında ‘Nazım’a Armağan’ı yapıyor. Tüm bu yoğun temposunun yanında Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları bölüm başkanlığını da yürütüyor. Hocalık ve eğitmenlik hiç de kolay bir iş değil ona göre. “İlk olarak kültür tarihini öğrenin diyorum öğrencilerime. Oyunculukta  ilk once yetenek çok önemli ama kültür de çok önemli. İkisi birlikte gidiyor. Biz okullarda klasik tiyatro eğitimi vermek durumundayız. Modern tiyatroyu da okutuyoruz. Tema eğitimi vermek ve bunu bilimsel olarak yapmak durumundayız. Çocuklar bu donanımla çıkıyorlar ama hayat onların önüne başka şeyler getiriyor, bunu bilemiyoruz. O artık oyuncunun değerlendirme meselesi. Ama belli başlı doğruları öğrendikten sonra bu öğrenciler dizi de yapsalar, sağlam bir perspektife sahip oldukları için zarar görmezler. Öteki türlü zarar görür, yok olur giderler. Oyuncunun tiyatroya dönebilmek durumunda olması lazım. İster dizi çeksin ister ne yaparsa yapsın. Çünkü er meydanı burası. Bu, bütün dünyada böyle.”

Zeliha Berksoy tam 14 yaşında, bu işi seçerse çok acı çekeceğini, çok hırpalanacağını söyleyen annesiyle bir hesaplaşma sahnesi yaşıyor ve konservatuvar sınavlarına giriyor. Türkiye’nin en büyük opera sanatçılarından ve ressamlarından olan annesi Semiha Berksoy, kuşkusuz ki hayatında en etkili olan insanlardan bir tanesi. 2004 yılında aramızdan ayrılan Semiha Berksoy’la ilişkileriyse, klasik bir anne-kız ilişkisinin çok ötesinde… “Semiha Berksoy’un kızı olmak öyle kolay bir şey değildi. Tamamen başka bir gezegende gibi yaşardı annem. Uzayda, kozmik bir sanat gezegeninin içinde yaşardı. Buna karşılık gündelik yaşam içinde de çok disiplinliydi. Saatini vaktini gayet iyi bilir, her şeyini hesap eder. Ama her şey onun yaratıcığına özgürce yol vermek, hizmet etmek durumundadır. Sanatta ne kadar kozmikse, özel yaşamında da o kadar sistematikti. Bunu da sürekli bana söylerdi. Anne olarak çok disiplinliydi. Hiç affetmeyen bir anneydi. Küçücük bir çocukken bile… Meslek hayatımda da acımasız bir eleştirmendi. Annemden ödüm kopardı benim. Olmuş mu olmamış mı, yapabilmiş miyim, yapamamış mıyım. Pat diye söyleyiverirdi ama allahtan daha çok güzel şeyler söylerdi. Bizim çok sütliman bir hayatımız yoktu. Çok çatışmalı yaşardık biz anne – kız. Çok tartışırdık. Bana olan şefkatini bilirdim, sevgisini hiç göstermezdi. Öyle aramızda içli dışlı bir ilişki yoktu, kavgalı tartışmalıydı ilişkimiz ama beni çok sevdiğini biliyorum. Bilmeme gerek yok, sahnede oynarken benle özdeşleştiğini tahmin ediyordum. Kusursuzluk isterdi, yaratıcılık isterdi. Yaratıcılık dışındaki en küçücük anınızı hemen yakalar, hemen söylerdi. Sahne terbiyesi, rol yaratmak, rolü sahne üzerinde sürdürmek bunların hepsi annemden öğrendiğim şeylerdi.” Zeliha ve Semiha Berksoy tarihte az rastlanır bir anne – kız örneği aynı zamanda. Berksoy, annesinin yurtdışındaki tüm turnelerinde ona her zaman eşlik ettiğini ve yaşadıkları ilişkinin bir tür sanatçı dayanışması, ancak sanatçıların anlayabileceği bir paylaşım olduğunu da söylüyor. Ve ekliyor “Ama özel hayatınızla böyle bir devle yaşamanız tehlikeli de bir şey. Her an gözü sizin üstünüzde ve hata yapmanızı affetmeyecek. Ben de epey dirençliymişim, borumu öttürmüşüm yani.”

Zeliha Berksoy bugünün sanat ve kültür ortamında, genç kuşaklar ve Türk seyircisi adına bir hayli üzgün. Ona göre hiç desteksiz, başarılı yapımlara imza atabilmek yaratıcı beyinlerin çeşitli kahramanlıklarıyla mümkün. İnsanları tiyatrodan uzağa düşüren bugünün hızlı ve gürültülü dünyasına tiyatronun neler katabileceğini ise şu sözlerle özetliyor: “Tiyatro size her şeyi katar, hayatı katar, hayata bakışı katar. Hayatta duruşu katar, hayatla mücadele etmeyi katar. Ve en önemli şey tiyatro ümidi getirir, ümit edersiniz. Tiyatroya girdiğiniz anda başkasınızdır, tiyatrodan çıkarken başkasınızdır. Ümit etmeyi öğrenirsiniz. Pesimizmle, yıkılmışlıkla, kaybedilmişlikle biten bir oyun beni hiç ilgilendirmez. Her zaman akılcı, ümit eden, varoluşa doğru giden bir oyun ilgilendirir ki zaten bütün büyük tiyatro yazarları da sonunda insanlığı aydınlığa çıkaran sonuçlara giderler. Kimisi düşündürerek bunu yapar Brecht gibi, kimisi duyumsatarak yapar, şöyle yapar, böyle yapar. Hayatla mücadele verilebilir, her türlü mücadele verilebilir. Bazen yukardan uçarsınız, bazen yeraltından gidersiniz. Ama ümitli olmak çok farklıdır. Gündelik mücadeleyi vermek başka bir şey, hayata yukardan ümitle bakmak başka bir şey. Aklınızın içinde sizi hep yukarda tutacak bir projeniz varsa, o zaman insan hiç yıkılmaz diye düşünüyorum. Böyle hissetme ve düşünme terbiyesini de annemden aldım. Çünkü annem son nefesine kadar halen sanatla uğraşıyordu ve ümit ediyordu. Sanat insanı çok mutlu eden bir şey. Büyük bir güç veriyor size, sonsuz bir özgürlük veriyor…”

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


66652 - unknown - 38.107.179.240