Göçmen kuşların
geçici mekanı

Yazı/Text: ESMAHAN AKYOL
Fotoğraf/Photo: UMUT KAÇAR
Bizans döneminde Rumlar, 17. yüzyıldan sonra
Ermeniler, 1960’larda Müslümanlar, 1990’larda Romenler, Bulgarlar, Ruslar ve
Moldovalılar, şimdiyse Afrikalılar, İranlılar ve Iraklıların yaşadığı
Kumkapı’nın değişmeyen yegane özelliği meyhaneleri…

Marmara Denizi kıyısındaki surların geçtiği mahallelerden
biriydi Kontoskaliou ya da bugünkü adıyla Kumkapı. Bizans döneminde sadece
Rumlar yaşıyordu da, Fatih Sultan Mehmet Anadolu’dan getirdiği Ermeni aileleri
yerleştirince, hele de 17. yy’da Patrikhane’nin buraya taşınmasından sonra,
çoğunlukla Ermenilerin yaşadığı bir semte dönüştü. Hıristiyan azınlık
mensupları birer birer terk ederken ülkeyi, ıssızlaştı... 60’larda, Kumkapı
mahallelerini Anadolu’nun köylerinden gelen –bu kez Müslüman- yeni göçmenler
doldurdu. Birkaç katlı, kagir evlerin yeni sakinleri onlardı. Kumkapı ise
yokluğun, yoksunluğun semtiydi artık. Bir de çeşit çeşit mezeleriyle
meyhanelerin...
Balık haline yakın olması nedeniyle rağbet vardı Kumkapı’ya.
Bunların en ünlüsü Kör Agop, 1938’de açmıştı ilk meyhanesini. Babasıyla
balıkçılık yaparken, dışarda içki içmeyi pahalı bulduğu için açtığı birkaç
masalı ilk meyhanenin ardından tam 16 kez dükkan değiştirmiş, 1983’de, bugün de
hizmet verdiği geniş, havadar dükkana taşınmıştı Agop İnciyan. ‘Kumkapı’da
meyhane’ denince akla ilk gelen odur. Kırkağaç’tan kavun, Karaburun’dan
lakerdalık palamut ve torik, Ezine’den beyaz peynir, Adalar’dan defne yaprağı,
Tekirdağ’dan rakı... Mezelerin, rakının en iyisi… Artık kendi yok ama oğlu
Hayko’nun eşi Silva Hanım ve torunu Daniel, Kör Agop’un zamanındaki özenle
işletiyorlar dükkanı.
90’larda, akıl almaz hızlı bir dönüşüme tanıklık etti
Kumkapı: Sovyetler Birliği parçalanmış, insanlar köylerinden akın akın
İstanbul’a gelmeye başlamıştı. Önce yakınlardaki komşular; Romenler, Bulgarlar,
ardından Ruslar, Moldovalılar... Kimi çalışmak, kimi sandığından çıkardığı el
işlemelerini ya da memleketinde ucuza bulduğu, bu diyarda para eden ne varsa
onu satmak için İstanbul’a koşuyor, İstanbul’da da Kumkapı’ya iniyordu. Semt
yeniden doğuyordu bir anlamda. Sokaklarda ticaret yapılıyor, dükkan tabelaları
birkaç Balkan dilinde yazılıyor, birbiri ardına ucuz oteller, gece klüpleri,
barlar açılıyordu. İstanbulluların civarına bile uğramadığı, şehre Anadolu’dan
gelen göçmenlerle Balkanlardan gelenlerin arasında sürüp giden yepyeni bir
ticari ve sosyal hayat, bir sentezdi ortaya çıkan.
2000’lerin başında Bulgaristan ve Romanya’nın Avrupa
Birliği’ne resmen adaylık statüsünü ve dolayısıyla da Birlik üyesi ülkelerde
serbest dolaşım hakkını elde etmesiyle, Kumkapı’da doğan kısmen acıklı, kısmen
vaatkar sentezin de sonuna gelindi. Berlin’i, Madrid’i, Londra ya da Paris’i
İstanbul’a tercih etti yeni bir yaşam kurma hayaliyle Kumkapı sokaklarında
dolaşan Balkanlı komşular. Ama onlardan boşalan mekanlar, kısa zamanda yeni
göçmenlerle doldurulacaktı.
Ülkelerindeki savaşa ya da açlığa ve yoksulluğa dayanamayan
Afrikalılar Kumkapı’yı mesken tuttu bu kez: Somali, Sudan, Kongo, Eritre,
Nijeryalılar... İranlılar, Iraklılar ve Sri Lankalılar bir de. İstanbul,
Avrupa’ya ya da Kuzey Amerika’nın zenginliklerine ve barışa açılan bir kapı
göçmenler için. Çoğu Birleşmiş Milletler Yüksek Komiserliği’ne iltica
taleplerini iletiyor, kaçak işlerde çalışarak başvurularının kabul edileceği
günü bekliyorlar. Bir tercih değil Kumkapı uzun zamandır hiç kimse için, sadece
bir geçiş noktası, zorunlu ikamet edilen bir yer.
Uluslararası Göç Örgütü (IOM)’nün rakamlarına göre,
dünyadaki göçmen sayısı 2000 senesinde 176 milyon iken, 2005’de 191 milyona
çıkmış. Avrupa’da yaşayan kaçak göçmenlerin sayısının 7-8 milyon civarında
olduğu, Türkiye’den ise her sene 300 bin göçmenin geçtiği tahmin ediliyor.
İstanbul Emniyet Genel Müdürlüğü, sadece Kumkapı’da 2 binden
fazla ‘pasaportsuz’ Afrikalı olduğunu söylüyor. ‘Pasaportsuz’ olmak; çocukların
okula gidememesi, ana-babaların doğru dürüst işlerde çalışamaması, kaçak
çalıştıkları işlerde işveren para ödemeyi reddettiğinde hiçbir yere
başvuramamak, her an bir polis baskını, sınırdışı tehdidiyle yaşamak demek.
‘Pasaportsuz’ olmak, ülkesindeki kokuşmuş kabile savaşından paçayı kurtarmış
ama sonu belirsiz demek. Bambaşka bir savaşın, hayat savaşının ortasına, bu
kez dilini konuşmadığı bir ülkede düşmüş demek.

Birkaç katlı kagir evlerin sakinleri her on yılda bir
değişiyor Kumkapı’da.
