İpuçları
Şövalyelerin ülkesi Malta

Malta kelimesine ilk aşinalığım, gittiğim ilkokulun olduğu
sokakta sıralanan iki katlı evlerin bahçelerinden büyük bir zevkle
arakladığımız koyu sarı renkli, pek çok çekirdeği olmasına rağmen tadını çok
sevdiğim ‘malta eriği’ nedeniyledir.
Nerden nereye, o zamandan bu zamana bu meyveye neden Malta
eriği dendiğini bulamayıp, gün gelip de gitttiğim bu şirin ada ülkesinin bizim
erikle uzaktan yakından ilgisi olmadığını, bunun biz Türkler tarafından
portakala, yetişmesinin imkansız olduğu Washington adını vermemiz gibi anlamsız
bir benzetme olduğuna kanaat getirsem de, çocukluk yıllarımın tadı olarak
hafızama kazınan Malta’yı keşfetmenin huzuru içindeyim. 320 kilometrekarelik
alanı ve 400 binlik nüfusuyla küçücük bir ada ülkesi olmasına rağmen 7 bin yıl
gerilere uzanan dolu dolu tarihiyle, her köşesinden her döneme ait tarih
fışkıran, şövalyeleriyle ünlü bir açıkhava müzesi olan Malta 2004 yılında üyesi
olduğu Avrupa Birliği ülkelerine adeta meydan okuyor. Ilıman iklimiyle her
dönem ziyaretçi akınına uğruyor. Malta, Gozo ve Comino adalarıyla birlikte bir
takım adalar ülkesi. Yerleşim olmayan iki ada ile birlikte toplam beş adadan
oluşuyor.
15. yüzyılda Kudüs’ün en ünlü ve bilge şövalyesi Fransız
Jean de la Valette tarafından kurulan Valetta bu küçük ülkenin başkenti. 1530
yılında şövalyelerin adaya ayak bastığı noktada kurulu Grand Harbour Avrupa’nın
en kaliteli limanlarından. Malta’nın kuzeybatısındaki yarımadada yer alan
Valetta, kapısından güneybatı ucuna kadar saraylar, katedraller, kiliselerle
dolu. Maltalıların ‘alçakgönüllü’ olarak nitelendirdiği şehirde mimari harikası
tarihi binalar gündelik hayata doğallıkla katılmış. Hollywood’un pek çok ünlü
tarihi film için hazır mekan olarak kullandığı Malta’da barış hüküm sürüyor.
Nüfusun çoğunluğu Roman Katolik ve resmi dil Malti ve İngilizce. Bu nedenle
herkes İngilizce konuşuyor. Akdeniz’in göbeğinde Sicilya’ya yakın ve Kuzey
Afrika’ya komşu olan ülke geçmişte İngiliz kolonisiymiş. Cumhuriyetle yönetilen
ülkede İngiliz Kraliyet Ailesi’ne bağlılık hala devam ediyor. Osmanlı
İmparatorluğu döneminde, 1565 yılında adaya gelen Türkler, Malta şövalyelerinin
püskürtmesiyle fazla kalamadan adadan ayrılmışlar. Şövalyeler o zamandan
itibaren 270 yıl süreyle ülkeyi korumuş. Hem askeri, hem de mimari açıdan Malta’yı
geliştirmişler. Türkler bugünün Maltasını döner ve kebaplarıyla ele geçirmiş
durumdalar. Neredeyse her adım başında Türk restoranına rastlanıyor.
Görülmesi gerekenler;
Comino- Korsanların bir zamanlar cirit attığı, 2.5
kilometreye 1.5 kilometre boyutlarında, küçük ama mutlaka görülmesi gereken bir
ada. Bembeyaz kumu ve turkuaz renkli deniziyle turistlerin ilgi odağı.
Dingli Cliffs- 17. yüzyılda yaşayan ünlü mimar
Tommaso Dingli’nin adının verildiği tepe, Dingli koyunun 500 metre güneyinde
yer alıyor. 220 metre yüksekliğinde ve manzara muhteşem.
The National Museum of Archeology- Walletta’da
bulunan bu müzede adaya ilk ayak basan şövalyelerin giysileri, heykelleri ve
kullandıkları mobilyalar yer alıyor.
The National Museum of Fine Arts- 18. yüzyıldan
kalan sarayda resim, heykel ve mobilyaların dışında Domenico di Michelino,
Carpaccio, Perugino, Tintoretto, Reni, Stomer, Preti gibi ünlü sanatçıların
yapıtları yer alıyor.
St. John Katedrali ve Müzesi- 1573 ile 1577 yılları
arasında yapılan ve Malta’nın en önemli eseri olan katedral, St. John
tarafından Gerolamo Cassar’a yaptırılmış. Caravaggio’nun ünlü eseri “Beheading
of St. John” da bu katedralde.

