26 Mayıs 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

İstanbul’un en kıdemli yoldaşı İstanbul Üniversitesi

 

Yazı/Text: OYLUM YILMAZ 

Fotoğraflar/Photos: UMUT KAÇAR

 

İstanbul’un fethiyle birlikte alimleri çevresine toplayan İstanbul Üniversitesi’nin sınırları içinde tarihe dair pek çok, bugüne dair pek az şey var sanki. 73 bin genç öğrencisi, 5200 öğretim görevlisine rağmen, üniversite bugünden çok geçmişi yaşıyor gibi…

Yüzlerce yıllık tarihiyle varlığını sürdürürken geleceğini aramaya devam ediyor.   

 

 

İster Beyazıt’ta, ister Üniversite durağında in tramvaydan fark etmez, duraktan üniversiteye ilk adımını atmaya başladığında, zamanın, üniversiteye doğru yürüyen bedeninin etrafında, sanki hissedilirmiş gibi, tutsan dokunacakmışsın gibi eğilip büküldüğünü, şekilden şekle girdiğini zannedersin. Üniversitenin kendi zamanıdır bu. Sen zamanda bir an, üniversite ve civarıysa tüm zamanların hakimi, ta kendisidir sanki. Öyle görmüş geçirmiş, öyle bilge… Üniversitenin o dev kapısı hızla kendine çekerken her şeyi, önce kapıyla aranda aşman gereken bir meydan olduğunu bilirsin. Ve üniversite yaşamının, biraz da bu meydanda başlayıp sona erdiğini...

Alacakaranlık kuşağı diye bir şey varsa eğer hayatta, o işte bu meydandadır. Diyelim ki mevsimlerden sonbahar, İstanbul’un gündüzü gece misali hissettiren, kurşuni gri günleri başlamış çoktan. Koşar adımlarla meydanı geçerken zamanın içinden çıkıveren eller boğazına yapışacaktır. Sanki geçmiş günlerin sevinçli telaşları, aşkla çarpan yürekleri, gençliğinin baharını doya doya yaşamışlıkları, yine başka bir anda bu meydanda solan ruhlara, nice yağmurların şimdi çoktan temizlediği parke taşlarına bulaşan çığlıklara, aşk acılarına, umutları ülkeyle birlikte gölgelerde yitenlere karışır. Sanki binlerce genç ruhun geçirdiği binlerce benzersiz an, bu meydanda, bitimsiz bir alacakaranlık kuşağında, yeniden yeniden yaşanır… Hiçbir rüzgar dağıtamaz meydanın kendine has kokusunu ve isterse onlarca güvercinin kanatlarından çıksın, hiçbir ses bastıramaz geçmişten kalan tuhaf sessizliğini. 

İstanbul Üniversitesi, herhangi bir üniversiteye benzemez, ismiyle müsemma, her şeyiyle İstanbul şehrinin tıpkısıdır çünkü. Meydanı bir yana, gerçek anlamda bir kampustan, bir merkezden yoksun yapısı, zamanın solgun gölgeleriyle kaplı labirentimsi arka sokakları, bu sokaklarda ansızın beliriveren tuhaf fakülte binaları, yüzlerce öğrenciyi alabilecek kapasitede olduğu halde hiç dolmayan dev amfilerin yanı sıra, küçük, soğuk, külrengi dersliklerinde üst üste ders gören kalabalıkları, kahvehaneleri, tekinsiz seyyar satıcıları, ister büyük, ister küçük olsun hiçbir zaman ısınmayan cümle binaları, hiç bakılmayan bahçeleri ve kafanızı nereye çevirirseniz göz göze geleceğiniz dünden kalma yatırları, küçücük camileriyle İstanbul Üniversitesi şehrin içinde şehir gibi önünüzde, arkanızda, her yanda beliriverir. Tarihi de talihi de, yine şehirle birdir. Ki bitimsiz bir tereddüt haline, istikrarsızlığa; kaynağı derinlerde saklı ışıklı bir estetik eşlik etmektedir…     

Kimileri 1453 diyor, kimileri işi daha da eskilere götürüp 1 Mart 1321’de iddialı; İstanbul Üniversitesi’nin kuruluş tarihi için… 1321 de, 1453 de akla yatkın. Zira 1321’de İstanbul Üniversitesi’nin bugün üzerine kurulu olduğu tepede, hukuk, tıp, edebiyat ve felsefe dersleri gören genç Bizanslı öğrencileri ve onların filozofvari öğretmenlerini hayal etmek hiç de zor değil. Diğer yandan yüz küsur yıl atlayıp, haşmetli Fatih Sultan Mehmet ve bir o kadar görkemli tabasının, gururla ayak bastıkları İstanbul’un yine bu malum tepesinde, fethin hemen ertesi günü bilimsel toplantılar düzenlemesi de yine hayal gücünü pek zorlamıyor. Hem, dev bir imparatorluğun devamı ancak, savaşın hemen ertesinde, Osmanlı bilim ve kültürünü İstanbul ekseninde nasıl kurup yürüteceğini alimleri eşliğinde düşünen Fatih’e dayanmaz mı biraz da… Dayanır elbet… O günden itibaren deyim yerindeyse ilim irfan yuvası olmuş bu tepe. Sırasıyla Beyazıd, Yavuz, Kanuni Sultan Süleyman medreseleri açılmış, bugün bizim anladığımız üniversite değerlerinden farklı da olsa Osmanlı insanına eğitim verilmiş. Önceleri güneş gibi parlak, sonraları sönen İmparatorluk ateşi gibi kızıla çalan, zayıf, soluk bir ışık misali…

Derken ‘Çöküş’ dönemi esnasında, zayıf da olsa bir silkiniş anı ve laik yüksek öğretim anlayışına ilk geçiş gerçekleşmiş: 23 Temmuz 1846, Birinci Darülfünun’un kurulması. Ancak bugünkü anlamda İstanbul Üniversitesi’nin ilk açılış tarihi 1863 yılında verilen ve birkaç seferden öteye gidemeyen ilk deneysel fizik dersine dayandırılmakta. Darülfünun yani İstanbul Üniversitesi bu ilk fizik dersinin hemen ardından kapanmış, ta ki 1970’de ikinci kez yeniden açılana kadar. Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar bu açılıp kapanmalarının ardı arkası kesilmemiş üniversitenin ve Cumhuriyet’ten sonra da kaderi değişmiştir demek mümkün değil pek. Resmi olarak bugünkü adıyla 1933 yılında açılmasının ardından öğrencileri tarafından defalarca işgal edilecek ve bu işgallerin ardından yine pek çok kez kapatılacaktır.

İstanbul Üniversitesi’nin sınırları içinde tarihe dair pek çok, bugüne dair pek az şey var sanki. 73 bin genç öğrencisi, beş bin iki yüz öğretim görevlisine rağmen, Üniversite bugünden çok geçmişi yaşıyor gibi. Cumhuriyetin ilk zamanlarındaki ilerleme, batılılaşma aşkı da, yakın geçmişe damgasını vuran heyecanı da artık çok gerilerde kalırken şimdi varoluşunu anlamlandırmak için yeni bir arayış içinde. Yüzyıllarca kendine pek çok amaç edinmiş, ülkenin siyasi dalgalanmalarıyla, toplumun tüm başat eğilimleriyle yönlenmiş bu büyük kurumun arayışının sonunda bulacakları önemli. Ne de olsa hem şehirle, hem de ülkeyle kader birliği etmiş durumda. Umutsuzluğa düşmek için sebep yok. İstanbul da yıkılacak değil ya…

 

Üniversitenin ana binası öğrencilere ihtiyaç duyabilecekleri her olanağı sağlıyor.

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


66661 - unknown - 38.107.179.239