26 Mayıs 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Mimarların Arşiv Kayıtlarına Geçen İlginç Vakaları 1908-1922

    

İstanbul mimarisi ve genelde Türkiye için 2. Meşrutiyet sonrası dönem, özellikle mesleğin toplumsal yapılanmasını değiştiren bir aralıktır. Oya Şenyurt bu evreyi belgeleri aracılığıyla örnekliyor.

 

 

Çöken binaya ait raporlar.

 

Oya Şenyurt n 2. Meşrutiyet, kuşkusuz 18. yüzyılın sonlarından itibaren Gayrımüslimlerin eline geçen mimarlık mesleğinin Türkler tarafından devralınmasında önemli bir dönemdir. Gayrımüslimlerin bu döneme kadar mimarlık mesleğinde oluşturdukları tekel, Türk ve Müslüman burjuvazinin oluşturulması adına atılan bazı adımlar sebebiyle kırılmıştı. Türk mimarlarının da devlet hizmetinde bulunmaları ve kendilerine bu alanda yer açma çabaları 1908’den önce başlamış, bu tarihten sonra da hızlanmıştı. Özellikle babadan oğula mimarlık mesleğini sürdüren bazı Gayrımüslim ailelerin eskisi kadar talep görmemesi, Türk mimarların bu alandaki boşluğu doldurmaları için önemli bir fırsattı. Sözgelimi, kamu yapılarının ve sarayların mimarı olarak anılan Rum ve Ermeni iki ailenin son bireylerine devletin kapıları kapanmıştı. 2. Abdülhamit’in saray mimarı Vasilaki İoannidis’in ölümü sonrasında, oğlu Yanko’nun da görevine 1907 yılında son verilmişti (BOA., YMTV., Dosya no: 299, Gömlek no: 122). 2. Meşrutiyet’ten çok önce vefat eden Serkiz Balyan’ın kardeşi, Paris’teki bir mimarlık okulundan diplomalı mimar Leon Nikogos Balyan’ın fakirlik ve işsizlikle başedemediği 1904 yılı kayıtlarında bulunmaktadır (BOA., YMTV., Dosya no: 269, Gömlek no: 76).

 

2. Meşrutiyet bu anlamda Türk ve Müslüman mimarlara bir umut ışığı gibi görünmektedir. Ancak, bu ışık bazı mimarlar için pek de parlak değildi. Bu sebeple isimleri daha önce fazla gündeme gelmemiş mimarlara ait kayıtlar dönemin mimarlık ortamını tanıtması açısından anlamlıdır. 1908 devriminden sonra, Türklüğü ve Türkleri savunan İttihat ve Terakki Partisi’nin iktidarı, geçmiş yıllardan farklı olarak bürokratik kadrolarda Türk mimar ve mühendislerinin istihdamını da hızlandırmıştır. Bunun ötesinde, dışarıdan iş almak amacıyla açılan ihalelere, müteahhitlik yapan Türk mimar ve mühendisleri de katılmaya başlamıştı. Bu durum yabancı ve Gayrımüslim mimarların faaliyetlerini tamamen kısıtlamamışsa da en azından Türk mimarları için önemli bir fırsat yaratmıştır.

 

Bunun en çarpıcı örneği, yanan Babıali binasının yeniden yapımıyla ilgili olandır. Her ne kadar 1. Dünya Savaşı sebebiyle yapılamamış bir iş olarak kalmışsa da, gazete haberi dikkat çekicidir (Tekeli ve İlkin, 1997, s. 300). Konuyla ilgili olarak, Tasvir-i Efkar Gazetesi’nde 1911 yılında yanan Babıali’nin dahiliye ve şura-i devlet kısımlarının yeniden inşa edilmesi ile ilgili bir girişimin olduğu haber verilmektedir. Bu inşaat işinin münakasaya konduğu Holsman inşaat şirketi, mimar Adamantidis ve ortakları ile Alaaddin Bey’in münakasaya katıldığı anlatılmaktadır. Münakasa neticesinde gazetede “muktedir mimarlarımızdan” Alaaddin Bey’in münakasayı 76850 lira bedelle kazandığı övünülerek ifade edilmektedir. İki buçuk üç sene zarfında inşaatı bitmesi planlanan yapının ön cephesi ile Kemalettin Bey, yardımcısı Talat Bey ve müteahhit Alaaddin Bey’in resimleri yine aynı gazetede yayınlanmıştır (Tekeli ve İlkin, 1997, s. 271).

 

Benzer durum, 1918 yangınında evlerini kaybeden aileleri barındırmak amacıyla inşa edilecek binalar için de geçerlidir. Yavuz, Manizade Hüseyin Efendi’nin halktan topladığı paralarla Laleli’de Harikzedeler için ekonomik koşullarda yeni konutlar yapılmasını Kemalettin Bey’den istediğini yazmıştır (Yavuz, 1981, s. 271). Ancak, bu yapıların projelerinin daha önceden başka bir mimara hazırlatıldığı bilinmektedir. Harikzedeler için yapılacak binaların projelerinin çizimi İstanbul’un ünlü Rum mimarlarından K. Kiriakidis’e verilmişti. Daha sonra Şehremaneti, Osmanlı Mühendis ve Mimar Cemiyeti’ne başvurarak bir komisyon oluşturulmasını istemiştir. Mühendis Fikri, Burhaneddin ve Ziya Beylerden oluşan komisyon Kiriakidis tarafından çizilen projeleri değerlendirmiştir. Komisyonun bu konuyla ilgili olarak hazırladığı bir rapor dışında Kemalettin Bey’in de raporu bulunmaktadır (Günergun, 1987, s. 176). Sonuç olarak, Şehremaneti’ne komisyonun raporunun gönderilmesi uygun görülmüştür. Bu rapordan sonra yapının planlarının Mimar Kemalettin tarafından çizilmesine karar verildiği tahmin edilmektedir. Çünkü raporun hazırlanışı 1918, Kemalettin’in tasarım yaptığı yıl 1919 olarak geçmektedir (Yavuz, 1981, s. 271).

 

Bu konuyla ilgili olarak 19 Eylül 1920 yılında “Mimar Aleksandr Efendi” olarak anılan bir kişinin apartmanın şartname ve projeleri hakkında bazı itirazlarda bulunduğu anlaşılmaktadır (BOA., DH.UMVM., Dosya no: 58, Gömlek no: 38). Bu kişinin, Kiriakidis’in yıllarca ortaklık yaptığı okul arkadaşı Aleksandros Neokozmas Yenidünya olması muhtemeldir. Büyük olasılıkla, birlikte giriştikleri Laleli Apartmanları’nın projelerinin hazırlanması görevinin ellerinden alınması veya proje şartlarının uygulama sırasında değişikliğe uğraması sebebiyle Şehremaneti ile aralarında sürtüşme çıkmıştı.

 

Söz edildiği gibi, 1908 dönemi, Birinci Ulusal Mimarlık akımının önde gelen mimarlarından Vedat ve Kemalettin Beyleri dönemin diğer mimarlarına göre farklı noktaya yerleştirme, onları diğerlerine göre daha şanslı görme gayretkeşliğini bir ölçüde engellemektedir. 2. Meşrutiyet’ten sonra, yapı üretimi konusunda avantajın Türk mimarları lehine geliştiği konusunda bugün fikir birliğine varılmışsa da, mimarların tasarımlarını ve fikirlerini özgürce sundukları bir ortamın yaratıldığı düşünülmemelidir. Dönemin yapım etkinliklerini olanaksız kılan mali zayıflık, eldekini korumaya yönelen bir kısıtlama da gerektiriyordu. Bunun ötesinde, geçmiş yıllara oranla yapılan her harcamanın hesabı daha fazla sorulmakta, hatta daha da ileri gidilerek harcamalarla ilgili sık sık soruşturmalar açılmaktaydı.

 

Onca tecrübeli mimar arasından genç yaşına rağmen Posta Telgraf Nezareti binasının yapım görevini elde eden Vedat Bey’in böyle bir işi yakalaması büyük bir şanstı, ancak o da 1908’den sonra bu karışık ortamdan etkilenenlerdendi. Bilindiği gibi, Vedat Bey, 2. Abdülhamit’in Yıldız Sarayı’nda oturmak üzere terk ettiği Dolmabahçe Sarayı’nın ve tüm saray binalarının bakım ve onarımı ile Dolmabahçe Sarayı’nın yeni padişahın oturmaya uygun hale getirilmesi işi ile görevlendirildi (Tek, 2003, s. 109). Ancak, 2. Meşrutiyet’ten sonraki bu ilk görevi kendisi için pek de hayırlı olmamıştı. 25 R 1329/25.4.1911 yılında kaleme alınmış bir belgeye göre, saray tamiratlarıyla ilgili olarak Saray-ı Hümayunlar tamirat müdürü Hüsnü Bey ve komisyon üyelerinden bazılarının memuriyetlerine son verildiği, sermimar Vedat Bey hakkında yapılmakta olan soruşturmanın da sonucuna göre karar verileceği bildirilmiştir (BOA., İ.MBH., Dosya no: 5, Gömlek no: 1329R-012). Bu ünvanın, 1909-1914 yılları arasında sermimarlık görevini sürdüren Vedat Bey’e bir prestij kazandırmaktan öte bir avantajı olmadığı düşünülebilir. Hatta daha da ileri giderek, bu işin her dönemden fazla, “ateşten gömlek giymek” olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

 

Başmimarlık görevini üstlenmeyen diğer mimarlar da bu dönemde farklı zorluklarla karşılaşmışlardır kuşkusuz. Bunlardan biri, ülkeye giriş çıkışların sınırlı ölçülerde tutulmasından kaynaklanmaktaydı. Mimarlar başka ülkeleri gezmek, görmek, bilgi ve kültürlerini arttırmak gibi isteklerini yerine getirmekte kısıtlamayla karşı karşıya kalabilmekteydiler. Böyle bir durum, daha önce sözü edilen Babıali binasının müteahhitliğini üstlenen Alaaddin Bey’in başına gelmiştir. 1915 yılında Selanik’ten Ahmet Muhtar Bey ile birlikte döndüğü bildirilerek, her hareketlerinin izlenmesi için bütün yetkili daireler alarma geçirilmiştir (BOA., DH.EUM.1.Şb., Dosya no: 2, Gömlek no: 37). Burada, Mimar Kemaleddin’in 1908’de 2. Meşrutiyet sonrası yazdığı yazıyı hatırlatmakta yarar vardır. Kemaleddin Bey Bulgaristan gezisini anlatırken, yurtdışına çıkma serbestliğinin yeni yönetimle geldiğini vurgulayarak istibdat döneminde yurtdışına çıkanların suç faaliyeti içinde olduklarının düşünüldüğünü ve Avrupa’da eğitim görenlerinse “mim”liler grubuna girdiğini söylemektedir (İlkin ve Tekeli, 1997, s. 79). Ancak 2. Meşrutiyet’in yarattığı kısa süreli serbestlik 1. Dünya Savaşı ile kesintiye uğramış olmalıdır. Mimar Alaaddin Bey’in takip altına alınması da büyük olasılıkla 1. Dünya Savaşı’nın yarattığı olağanüstü durum yüzünden seyahatlerin sıkı kontrol altında tutulmasından kaynaklanmaktaydı.

 

“Dimetoka Emniyet Hudud Müfettişliği’ne”, “Polis Müdürüyet-i Umûmiyesi’ne” ve “Dahiliye Nezareti’ne” yazılan yazılarda, 42 yaşındaki İstanbullu Mühendis Alaaddin Bey ve İstanbullu zengin sınıfından 49 yaşındaki Ahmet Muhtar Bey’in hal ve hareketlerinin gözetim altında tutulması söylenmektedir. Selanik Şehbenderliği’nin başvurusu ile bunların sınırdan itibaren göz hapsinde tutulmaları gerekliliği Dimetoka Hukuk Emniyet Müfettişliği’ne yazılmıştır. İstanbul’a gelmeleri halinde de gözetimlerinin devam edeceği ve sonucun bildirilmesi istenmektedir. Kuleli Burgaz’ına kadar gözetlenen Ahmet Muhtar Bey ve Mühendis Alaaddin Beyler, İstanbul’a gitmek için trene binerlerken de polis tarafından kontrol altında bulundurulmuşlardır. Uzun takip döneminden sonra, İstanbul Polis Müdüriyeti Umûmiyesi tarafından düzenlenen raporda her ikisinin de şüpheli hal ve hareketlerinin görülmediği ve namuslu oldukları yazılmıştır (BOA., DH.EUM.1.Şb., Dosya no: 2, Gömlek no: 37).

 

Diğer taraftan, 6 Temmuz 1324/19.7.1908 tarihli bir belgede Mimar Vedat Bey’in Pangaltı’daki evine saldırıda bulunulduğu ifade edilmektedir. Saldırganların birkaç harp okulu öğrencisi ile Mülazım-ı Evvel (Üsteğmen) Hulusi Efendi’nin tanıdığı üç subay olduğu tespit edilmiştir. Harbiye Mektebi Taamhâne kapısında çıkan olaylar sonucunda bir arabacı bıçaklanarak öldürülmüş, yaklaşık yarım saat sonra, harp okulu öğrencileri ve subaylar tarafından süvari karakoluna teslim edilmiştir. Birkaç el silahla ateş edilerek halkın huzurunu kaçıran ve Vedat Bey’in evine saldırılması boyutuna kadar gelen bu olay “çirkin” bulunmuş ve tepki almıştı (BOA., ZB., Dosya no: 357, Gömlek no: 110).

 

Bazı mimarlardan da bilgi almak için yararlanıldığı görülür. Ailece Fransa’da tutsak olan Mimar Nutki Kemal Bey’in, mübadele suretiyle 1918 yılında İsviçre yoluyla İstanbul’a geldiği haberi alındıktan sonra Fransa hakkında elde ettiği bilgileri bildirmesi istenmiştir (BOA., DH.EUM.SSM., Dosya no: 61, Gömlek no: 41). Aynı yıl, muhtemelen ülkenin içindeki karışık ortamın eğitime elverişsizliği sebebiyle Mimar Kerim Tahirzade’nin Berlin’e gitmek için bir izin talebi bulunmaktadır (BOA., DH.EUM.SSM., Dosya no: 27, Gömlek no: 38). Ekonomik zorluklar da mimarları güç duruma düşürebilmekteydi. Mimar Tevfik Bey’in vefat eden kızının defni için gerekli paranın sağlanmasında Hapishaneler Müdüriyeti’nin devreye girdiği görülmektedir (BOA., DH.MB.HPS., Dosya no: 74, Gömlek no: 33).

 

Belgelerden sabotaj olduğu tahmin edilen bir olay, bu dönemde inşaat ortamındaki huzursuzluğun boyutlarını göstermektedir. Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde 6 parçalık evraktan oluşan dosya, inşa edilirken sabote edilmeye çalışılan bir apartmanla ilgili bilgileri içerir (BOA., DH.MB.HPS., Dosya no: 136, Gömlek no: 53).

 

Belgeler yapının 1922 yılında yıkıldığını ve konunun anlaşılması için çeşitli tetkikatların yapıldığını anlatmaktadır. “Rapor Sureti” başlığı altında düzenlenmiş 22 Şubat 1922 tarihli tetkikler bu konuyla ilgili yazılmış, sol tarafı Fransızca, sağ tarafı Osmanlıca bilgileri içermektedir. Buna göre, Bostancıbaşı’nda Boğazkesen Caddesi’nde bulunan ve Mühendis İsmail Hakkı Bey tarafından inşa edilmiş olan betonarme binanın çökme sebebinin bir fen heyeti oluşturularak tetkik edilmesi istenmiştir. Dört kişiden oluşan komisyon inşaat alanına gelerek, betonun durumunu ve mukavemet hesabını incelemişlerdir. Görgü tanıkları, mal sahibi, Mühendis İsmail Hakkı Bey sorgulanmıştır. Temellerde bir çökme olmaması sebebiyle, temellerden kaynaklanan bir problemin olmadığı anlaşılmıştır. Betonun yeterli mukavete sahip olduğu tespit edildiğinden, malzemeyle ilgili olarak herhangi bir sorun olmadığı da belirtilmektedir. Mukavemet hesabına göre, inşaat aksamından doğan iç kuvvetin kırılma haddinden oldukça eksik çıktığı, malzemenin dayanma gücünün üstünde olmadığı ve bunun da yıkıma sebebiyet vermeyeceği öne sürülmektedir. Son olarak, desteklerin birkaç ay önce kaldırılmış olduğu, ancak çökmenin desteklerin zamansız kaldırılmasından kaynaklanmadığı üzerinde durulmuştur. Çökmenin desteklerin kaldırılmasından birkaç ay sonra ortaya çıkması, “hâtâ-yı fennî”den ileri gelmemiş olduğuna bağlanmaktadır.

 

Komisyon üyelerinden “Mühendis Mektebi Mukâvemet-i Ecsâm Muallimi Mühendis Mehmed Fikri ve Betonarma Muallimi Mühendis Mehmed Galib” raporu bitirmeden önce inşaat mahallinden tespit ettikleri bir duruma dikkat çekmektedir. Şöyle ki: Binanın en fazla yük taşıyan betonarme sütunlarından birinin demir aksamını oluşturan altı demir çubuğun başlarının bir kesici aletle kesilmiş olduğu ve kesilen kısımların parlak bir halde olduğu anlatılmaktadır. Komisyonca bu demirlerin inşaatın çökmesinden önce ya da sonra kesilmiş olmaları mümkündür. Demirlerin kesilmiş olduğu, Şehremaneti’nden gelen bir memur tarafından olayın ertesi günü tespit edilmiştir. Bu durum, komisyona göre, binanın yıkılmasından önce demirlerin kesilmiş olabileceği savını kuvvetlendirmektedir. Dolayısıyla, kasıtlı bir iş olabileceği düşünülerek, polisin de durumdan haberdar edilmesinde yarar olacağına karar verilmiştir.

 

Diğer komisyon üyelerinden “Şehremaneti Mimari Şubesi Betonarma Müteassısı Mühendis Reşid ve Paris Henne-Bique Betonarma Şirketi’nin vekil-i umumisi Alber Jorj” olaya biraz daha temkinli yaklaşmışlar ve ortak fikirlerini raporun sonuna eklemişlerdir. Onlara göre, söz konusu binanın yıkılmasından sonra, bir kısım enkazı kaldırıldığından betonarme inşaat aksamının gerçek şekil ve boyutunun incelenmesi kalan enkaz üzerinden yapılmış ve dolayısıyla da sağlıklı bir tespit olmamıştır. İsmail Hakkı Bey’in anlattıkları dışında dayanak teşkil edecek başka bir veri de olmadığı için, binanın “fenni” sebeplerden yıkılıp yıkılmadığının kesin olarak tespitinin imkansız olduğu ifade edilmiştir. 20 Şubat 1338/20 Şubat 1922 tarihli, Dahiliye Nezareti’nden Polis Müdüriyet-i Umumiyesi’ne yazılan yazıda, Tophane’de birdenbire yıkılan binanın mimarının İsmail Hakkı Bey isminde biri olduğunun evraklardan anlaşıldığı belirtilerek, Galata Bahtiyar Han’da faaliyet gösteren ve Mühendis Mektebi öğretmenlerinden olan İsmail Hakkı Bey ile aynı kişi olup olmadığının tespit edilmesi istenmiştir. Polis Müdüriyet-i Umumiyesi’nden Dahiliye Nezareti’ne yazılmış 5 Mart 1338/5.3.1922 tarihli diğer belge araştırmanın yapıldığını gösterir. Tophane Karabaş Mahallesi’nde Kasablar Caddesi’nde yeni inşa edilmekteyken birdenbire çöken ve iki kişinin ölümüne bir kişinin de yaralanmasına sebep olan binanın mimarının, Galata Bahtiyar Han 61 numaralı büroda faaliyet gösteren, Mühendis Mektebi hocalarından Mimar İsmail Hakkı Bey olduğu belirtilmektedir. Yapı malzemesinin birinci kalite olduğu, binanın betonarme olarak 5900 lira karşılığında İsmail Hakı Bey tarafından inşa edildiği, çökme sebebinin ise komisyonun incelemelerinden sonra anlaşılacağı anlatılmaktadır. Belgede tarif edildiğine göre, konum itibariyle binanın bir tarafı Kasablar Sokağı’na, bir tarafı da Boğazkesen Caddesi’ne bakmaktadır. Kasaplar Sokağı bugün iptal edilmiş durumdadır. Belgede tarif edilen yerde ise, İsmail Hakkı Bey’in inşa ettiği bir apartman bulunmaktadır. Yapı, pencere altındaki mavi çinileri, dördüncü katında bulunan sivri kemerli pencereleri, cephenin sağında ve solunda bulunan mavi yarı kürelerden oluşan süslemeleri ile Birinci Ulusal Mimarlık döneminin özelliklerini mütevazı ölçüde yansıtır. Büyük olasılıkla çöken binanın yerine bugün 153 numarada “ALEV HA...” ismiyle anılan apartman yapılmıştır. Kapının sol üst kotunda, taşa oyulmuş “İngenieur-Architecte İsmail Hakkı” yazısı yer almaktadır.

 

Dahiliye Nezareti’nden Polis Müdüriyeti’ne yazılan yazı, çöken binayla ilgili son kararın ne olduğu konusunda fazla bir bilgi içermemektedir. Sadece, çökmenin fenni bir hatadan meydana gelmediğine komisyon tarafından karar verilmiş, ancak iki kişinin ölümüne, bir kişinin de yaralanmasına sebep olan bu olayın kasti olup olmadığının araştırılmasına başlanmadıysa bir an evvel başlanması, eğer araştırılıyorsa da sonucun gönderilmesi istenmiştir.

 

Dosyanın içindeki diğer belgeler aynı konunun tekrarını vermektedir. Bu noktadan sonra başka bir belgenin olmayışı yorum yapmamızı güçleştirmektedir. Yapı sonradan nasıl tamir edilmiştir? Gerçekten “fenni” bir hata mıdır? Bu sorular cevapsız kalmaktadır.

 

Yönetimin dikkatini çeken durum, hem Mühendis Mektebi’nde faaliyet gösteren hem de piyasada çalışan İsmail Hakkı Bey’in böyle bir binada nasıl bir hataya düştüğüdür. Kendisiyle ilgili pek fazla bilgi sahibi değilsek de, bu yapının mimarın ilk yapısı olmadığı tahmin edilebilir. İsmail Hakkı Bey’in devletle çalışan bir müteahhit olması ve başka yapıların da müteahhitliğini yapması onun inşaat alanında tanınan bir isim olmasını sağlamıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nda, 20. yüzyılın başlarında imparatorluk genelinde örgütlenen hapishane inşaatlarında çok sayıda Türk mühendis ve mimarının görev aldığını Dahiliye-i Mebani-i Emiriyye Hapishaneler Müdüriyeti’nin başlattığı kapsamlı projelerden biliyoruz. Gebze Hapishanesi’nin inşa görevi de İsmail Hakkı Bey’e verilmiştir. Mühendis-Mimar İsmail Hakkı Bey ile Dahiliye Nezareti adına hareket eden Mebani-i Emiriyye ve Hapishaneler İdare-i Umumiyesi arasında yapılan mukavele Galata Kamondo Sokağı Yusufyan Hanı’nda imzalanmıştır. Diğer taraftan, Mehmed Alaaddin ile birlikte, 1914’te Sirkeci Beghirdji (Bekirci ya da Beygirci) Sokak Birinci Vakıf Han 41-44 numaralı odada faaliyet göstermişlerdir (Kuruyazıcı, 1999, s. 44). Aynı zamanda, 1912 yılından sonra Gayrımüslim mimar ve mühendisler tarafından kurulan “Association des Architectes et İngenieurs en Turquie” adlı cemiyetin üyelerindendir (Günergun, 1987, s. 179). İsmail Hakkı Bey Mühendishane’de hocalık yaptığına göre, 18 Temmuz 1920’de “Şehremaneti Betonarme Talimatnamesi”nin de uygulamaya konduğundan haberi olmalıdır. Bu talimatnamenin Osmanlı Mühendis ve Mimar Cemiyeti üyelerince tetkiki ve bu konudaki görüşleri istenmiştir. Bunun üzerine Mühendis Muallim Fikri, Burhaneddin, Galib ve Reşid Beylerden oluşan bir komisyon kurulmasına karar vermiş ve bu komisyonun hazırladığı rapor şehremanetine sunulmuştur (Günergun, 1987, s. 175). Dolayısıyla, kendisi olmasa da diğer mühendis arkadaşları tarafından bu talimatname oluşturulmuştur.

 

Olay her ne olursa olsun, inşaatların sağlıklı ilerlemesini engelleyen bazı etmenlerin varlığı dikkat çekicidir. Eğer sorun betonarme inşa tekniğinin yeterli uygulanmaması ise -ki bu biraz zayıf bir ihtimal gibi gözükmektedir- İsmail Hakkı’nın ihmali söz konusu olacaktır. Diğer taraftan, sabotaj ihtimalini göz önüne getirdiğimizde, mimarlık ortamının güvenliği olmayan yönü tekrar hatırlanmalıdır. İsmail Hakkı’nın başından geçen bir başka olay bu işin sabotaj olabileceği fikrini kuvvetlendirmektedir.

 

Bu olay, İsmail Hakkı’nın arkadaşı, Mühendis-Mimar Alaaddin Bey’in yazıcısı Karabet Berberyan ile ilgilidir. Karabet Berberyan, Ermenilerin işlediği bir cinayetin failleri ile onların kötü amaçları hakkında bilgi sahibi olduğu iddiasıyla Mühendis-Mimar İsmail Hakkı Bey tarafından ihbar edilmiştir. Sonradan Müslüman olan İsmail Hakkı Bey, cinayet olayı için oluşturulan komisyona çağrılarak kendisinden bilgi alınmıştı. İsmail Hakkı’nın verdiği bilgilere göre, Karabet, Ermeniler tarafından daha önce yapılan bir olay sebebiyle yakalanarak tutuklanmıştır. Ancak, daha sonra çıkan genel aftan yararlanarak serbest bırakılmıştır. Karabet, İsmail Hakkı’ya bu durumu anlatırken, çeşitli yerlerde saklanan dinamitlerle bazı gizli şeyleri ve gerçekleri ortaya çıkaracağını söylemiştir. Bu konuşma üzerine sorguya çağrılan Karabet ise, kendisinin 15 sene önce bir dolandırıcılık suçundan beş sene kadar kürek cezası çektiğini ve hapishanede bulunduğu sırada Ermeniler tarafından kötü olaylara karıştırılmaya teşvik edildiğini, ancak ne bu cinayet olayından ne de başka olaydan sorumlu olmadığını söylemektedir. Karabet, okul arkadaşı olan İsmail Hakkı Bey’i tanıdığını, ancak bu meselelerle ilgili olarak kendisiyle konuşmadığını belirtmektedir. Komisyona en son çağrılan Alaaddin Bey de Karabet’in ırgatbaşılık ve yazıcılık görevleriyle yanında çalıştığını ve Ermenilerin çıkardığı olaylara karıştığına dair bir bilgisinin olmadığını söylemiştir.

 

İçlerinde Nafia Müsteşarı Necib Melhame’nin de bulunduğu altı kişilik komisyonun hazırladığı yazıda Mühendis-Mimar İsmail Hakkı’nın şahitsiz ve ispatsız ifadesine dayanılarak Karabet’in bozgunculuk ve fesat örgütleri hakkında bilgisinin olduğu belirtilmektedir. Yazının devamında, Karabet’in bu tür olaylara karıştığı ve bu sebeple de ceza aldığına dair başka bir bilginin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Ancak, Mimar Alaaddin tarafından inşası üstlenilen müze ve duvarının bulunduğu yere Karabet’in girip çıkması sakıncalı görülmektedir. Çünkü, inşa edilecek müzenin yakınında “Fişenkhâne” bulunmaktadır. Karara göre, Karabet’in buraya sokulmaması ve taşraya sürülerek uzaklaştırılması uygun görülmüştür. Bu görüş Zabtiye Nezareti’ne bildirilmiştir (BOA., YMTV., Dosya no: 276, Gömlek no: 56).

 

Mühendis-Mimar İsmail Hakkı’nın inşa ettiği yapının yıkılması 1922 yılına tarihlenir. Bu olaysa 9 Ş 1323/8.10.1908 tarihinde gerçekleşmiştir. İki tarih arasında 14 sene bulunmaktadır. Ancak, sürenin uzunluğu İsmail Hakkı’ya misilleme yapılmasına engel değildir. Diğer taraftan, İsmail Hakkı Bey’in Müslümanlığı sonradan kabul etmesi, Karabet ile okul arkadaşı olması1 ve konuyla ilgili fazla şey bilmesi onun daha önceleri Ermeni Osmanlı vatandaşı olduğu yargısını kuvvetlendirmektedir. Özetle, kendi kimlikleri konusunda bile kararsız kalan mimarlar Birinci Ulusal Mimarlık akımının yaratılması için aynı safta buluşmuşlardı. 2. Meşrutiyet sonrasına tarihlenen belgelerden tespit edilerek anlatılmaya çalışılan tüm bu olaylar, kader birliği yapmış mimarların çalışma ortamlarını tanıtması açısından önemlidir. Devletle ve birbirleriyle dayanışma halinde bulundukları tek konu Birinci Ulusal Mimarlık akımının yaratılmasıydı. Dönem yapılar aracılığıyla incelendiğinde üslup birliğinin sağlandığı görülür. Ancak, sahnenin arka yüzü pek de birlik beraberlik havası hissettirmez. Savaşın ve devrimin gölgesinde geçen bu dönem, şüphesiz, özgür yapı üretimiyle mimari tasarımın gerçekleştirildiği ortamı yaratamamıştır. Vedat Bey’e sermimarken soruşturma açılması, Kemalettin’in mütareke döneminde Evkaf Nazırı Vasfi Hoca tarafından görevden alınması (Tekeli ve İlkin, 1997, s. 6), oluşturulmak istenen Türk ve Müslüman burjuvazinin hüsranla sonuçlanmasından başka bir şey değildi. Çünkü, ülkenin şartları Türk mimarlarına mesleki güvence sağlamak şöyle dursun, mimarlık yapabilmek için toplumsal güvenliği bile sağlayamamaktaydı. 1908-1922 yılları hem mimarlık ve müteahhitlik yapan kişiler hem de yaratılan mimarlık ortamı açısından, dikkatle incelendiğinde oldukça ilginç olayları ortaya çıkarmaktadır. n Dr. Mimar Oya Şenyurt.

 

Notlar:

1 Osmanlı İmparatorluğu’nda cemaatler genellikle ilk, orta ve hatta lise derecesinde eğitim için çocuklarını kendi kurdukları cemaat okullarına gönderirlerdi. Dolayısıyla, Karabet ve sonradan Müslüman olduğu söylenen İsmail Hakkı’nın Ermeni cemaatine ait bir okuldan arkadaş olmaları ve tanışmaları mümkündür.

 

Kaynaklar:

BOA.: Başbakanlık Osmanlı Arşivi.

DH.EUM.1.Şb.: Dahiliye Emniyet-i Umumiye 1. Şube.

DH.MB.HPS.: Dahiliye Mebani-i Emiriye ve Hapishaneler Müdüriyeti Belgeleri.

DH.UMVM.: Umur-ı Mahalliye-i Vilayat Müdüriyeti Belgeleri.

İ.MBH.: İrade Mabeyn-i Hümayun.

YMTV.: Yıldız Tasnifi Mütenevvi Maruzat Evrakı.

DH.EUM.SSM.: Emniyet-i Umumiye Seyrüsefer Müdüriyeti.

ZB.: Zabtiye Nezareti Evrakı.

Günergun, F. (1987), “Osmanlı Mühendis ve Mimarları Arasında İlk Cemiyetleşme Teşebbüsleri”, Osmanlı İlmi ve Mesleki Cemiyetleri (I. Milli Türk Bilim Tarihi Sempozyumu Bildiri Kitabı), E. İhsanoğlu (ed.), IRCICA Yayınları, İstanbul, s. 155-187.

Kuruyazıcı, H. (1999), “İstanbul’un Unutulmuş Mimarları 2”, İstanbul, sayı: 29, s. 41-45.

Batur, A. (2003), M. Vedad Tek / Kimliğinin İzinde Bir Mimar, YKY, İstanbul.

Tekeli, İ.; İlkin, S. (1997), Mimar Kemalettin’in Yazdıkları, Şevki Vanlı Mimarlık Vakfı, Ankara.

Yavuz, Y. (1981), Mimar Kemalettin ve Birinci Ulusal Mimarlık Dönemi, ODTÜ Mimarlık Fakültesi Basım İşliği, Ankara.

 

Belgelere göre, çöken binanın yerinde bugün İsmail Hakkı’ya ait bir başka apartman bulunmaktadır.

 

1921 yılına ait Annuaire Oriental.

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


66801 - unknown - 38.107.179.237