Modernlik Aracı Olarak Deprem
Sonrası İmar: Fethiye, Muğla
Türkiye’de afet ve
planlama gerçekleri arasında ilginç bir bağlantı var.
Geç Osmanlı İstanbul’unda
yangın alanlarının zorunlu olarak planlanması kuralı kentin dönüşümünde önemli
bir araç olmuştu. Cumhuriyet döneminde depremin de kent planlama üzerinde
benzer bir etki yaptığı söylenebilir.

1856 yılından sonra inşa edilen Fethiye kentinin görünümü
(kaynak: Şahin Özbek Arşivi).
Abdullah Sönmez, İpek Özbek Sönmez
Modernite projesinin hayata geçirilmesi her zaman gerçek
anlamda yıkımı içermese de, özünde yıkımın üzerine yenisini yapma anlayışını
taşımaktadır. Kent ölçeğinde yıkım üzerine gerçekleştirilen modernite
projelerinin en önemli örneklerinden birisi, 1890’da gerçekleştirilen III.
Napolyon ve Haussmann’ın Paris uygulamalarıdır. Ayrıca pek çok örnekte
geleneksel dokular üzerinde yarattığı tahribat nedeniyle, yıkım modernite
projesinin varoluşunun aracı haline gelmektedir. Deprem sonrası imar ise doğal
afete bağlı bir yıkım sonrasında “yeni”nin inşa edilmesidir.
Bu çalışmaya konu olan Muğla’nın Fethiye ilçesinde tarih
boyunca şiddetli depremler sıklıkla meydana gelmiştir. Kentte depremin
yarattığı zararı gidermek amacıyla gerçekleştirilen ilk planlı kentleşme
deneyimi 1856 depreminden sonraya rastlar. Ancak, kent 1957 depreminden sonra
yeniden yıkılmış ve bu yıllardan itibaren yeniden, Modernist bir anlayışla inşa
edilme süreci içerisine girmiştir. Dolayısıyla, ülke genelinde planlama ve
mimarlık alanında modernite projesinin gerçekleştirildiği bu dönemde, doğal bir
yıkım sonucunda yeni ve modern bir kentin inşası başlamıştır. Bu açıdan
Fethiye, dönemin Modernist planlama ve mimari anlayışını yansıtan oldukça iyi
bir örnektir. Modernite projesinin gelişimine ilişkin pek çok tartışma
yapılmıştır, ama bu çalışmalar daha çok metropol kentlerimiz üzerindeki parça
planlar çerçevesinde yapılmaktadır. Bu açıdan değerlendirildiğinde, Fethiye
yerleşmesi planlama ve mimari pratiğinin oldukça özgün bir örnek oluşturduğunu
düşünmekteyiz. Bu nedenle bu çalışmada öncelikle modernite projesinin gelişimi,
ardından projenin gelişimi, dönemler itibariyle genelde Türkiye, özelde
Muğla-Fethiye örneği üzerinden tartışılacaktır. Değerlendirmelerin ilk
bölümünde, elimizdeki bilgilere dayanarak Fethiye kentinin deprem sonrasında
yeniden imar edilerek bir modernite projesinin hayata geçiriliş öyküsü
sunulmaya çalışılacaktır. Değerlendirmelerin ikinci bölümünde ise 1980
sonrasında, İlhan Tekeli’nin (1998) deyimiyle, modernite projesinin aşıldığı
dönem Fethiye örneği özelinde tartışılacaktır. Sonuç olarak, Fethiye’nin
1958’li yıllardan itibaren başlayan imar süreci, bir modernite projesinin
hayata geçirilişine ve dönüştürülme sürecine ilişkin bir örnektir.
Modernite, 17. yüzyıldan itibaren Avrupa’da oluşmuş bulunan
toplumsal yaşam ya da organizasyon biçimi olarak ifade edilmektedir (Tekeli,
2001, s. 10). Sözkonusu organizasyon, kapitalist ekonomik ve toplumsal süreçler
aracılığıyla bu yıllardan itibaren tüm dünyaya yayılma eğilimi göstermiştir.
Mimarlık ve planlama ise “yer”in inşası yoluyla toplumsal ve ekonomik
süreçlerin kolaylıkla içselleştirilmesini sağlamıştır. Böylelikle modernite
projesi çerçevesinde geleneksel ilişkilerden sıyrılmış olan bağımsız bireyin
yaşam biçimi ve mekanları yeniden inşa edilmeye başlanmıştır. Kapitalist üretim
biçimine uygun olarak inşa edilmiş olan mekanda yaşama, çalışma, dinlenme
mekanları kesin sınırlarla ayrılmıştır.

Deprem Sonrası İmar - Blok Planı örneği: alt kat ve üst
kat planları.

1957 sonrasında inşa edilen kentsel alanlar.

1957 Depremi Sonrası Fethiye İmar Planı - 2. Karagözler
Mevkii (kaynak: Fethiye Belediyesi, illüstrasyon: A. Sönmez).
Kentsel planlamanın bir modernite projesi olarak gelişimi,
İngiltere’nin hızla büyüyen sağlıksız işçi kentlerinin sorunlarını çözme çabasına
dayanır. Hızla büyüyen kentlerin sağlık ve altyapı sorunlarını çözmek ve konut
ihtiyacını karşılamak amacıyla ilk planlama çalışmaları yapılmıştır. “Kentsel
dokunun yeniden inşası, yeniden biçimlendirilip yenilenmesi, bu projenin ana
unsurlarından biri haline gelmiştir” (Harvey, 1997, s. 87).
Böylece modernite projesi, planlamanın yürürlüğe koyduğu
yasalar çerçevesinde uygulanmaya başlanmıştır. Ancak, modernite projesi 19.
yüzyıl sonlarıyla 20. yüzyıl başlarında, alternatif yaşam arayışları
çerçevesinde yeni yaşam mekanları ve biçimleri üretme süreci içerisine de
girmiştir. “Bunlar arasında Güzel kent akımı, Ebenezer Howard’ın Bahçe Kent
ütopyası, Camillo Sitte’nin tarihi çevreye duyarlı yaklaşımı, Berlage’ın
Amsterdam’daki uygulamaları, Tony Garnier’in Cite Industrial’ı sayılabilir.
Modernizmin kent planlama anlayışı ise en gelişmiş ifadesini CIAM’nın 1933’te
hazırladığı Atina Şartı’nda bulmuştur denilebilir” (Tekeli, 2001, s. 18).
Le Corbusier’nin, Mies van der Rohe’nin, Frank Lloyd
Wright’ın ve benzerlerinin düşünceleri de bu bağlama uyum sağlamaktadır
(Harvey, 1997, s. 87).
İlhan Tekeli (2001), modernite projesinin Türkiye’ye
yansımasını üç özellik nedeniyle dört ayrı dönemde ele almıştır. Toplumun kente
nasıl baktığı, kent planlamasının plancılar ya da uzmanlarca nasıl algılandığı,
uygulamada ne kadar yaşama geçirildiği sorularına aranılan yanıtlar, modernite
projesinin dört ayrı dönem itibarıyla ele alınması gerekliliğini ortaya
koymuştur. Tekeli’ye (2001) göre, birinci dönem 19. yüzyılın ikinci yarısından
Cumhuriyet’e kadar, ikinci dönem Cumhuriyet’in ilk yıllarından 1950’li yılların
ikinci yarısına kadar, üçüncü dönem 1950’lerin ikinci yarısından 1980’lerin
başına, dördüncü dönem ise 1980’ler sonrasına kadar uzanmaktadır.
Muğla-Fethiye yerleşmesinin imar sürecinin incelendiği bu
çalışmada ise Tekeli’nin dönemleme çalışmasından faydalanılarak, iki aşama
itibarıyla tartışmalar yürütülmektedir. Çünkü Fethiye örneğinde değişimin,
modernite projesinin inşası ve dönüştürülme süreçleri olmak üzere iki kırılma
noktasına sahip olduğunu söyleyebiliriz.
Erken Cumhuriyet dönemine işaret eden ve Cumhuriyet’in
ilanından 2. Dünya Savaşı’na uzanan tarih aralığı (1923-1950), Türkiye’de hem
kent planlama hem de mimarlık alanında bir kuruluş ve kurumlaşma dönemi olarak
tarif edilmektedir (Batur, 1998; Tekeli, 1998). Çünkü Cumhuriyet’in ilanı
bütüncül bir modernite projesidir. Bu çok yönlü modernite projesi içinde
mekansal düzenleme öğeleri önemli bir yer tutmaktadır (Tekeli, 2001, s. 23).
Dönem mimarlığının bir yandan toplumsal tarihe ve yapı değişikliklerine
kaçınılmaz bir bağımlılığı olduğunu, diğer yandan ise modernist düşünce ve
kavramlaştırma modelleriyle şaşırtıcı denk düşümleri olduğu belirtilmektedir;
çünkü ulus devletin siyasal kuruluşunun yanısıra toplumsal bilinç düzeyinin de
yeniden oluşturulması konusunda başarı sağlanabilmesi için Cumhuriyet yönetimi
mekansal stratejilere önemli roller vermiştir (Batur, 1998; Tekeli, 2001).

Karagözler 1 ve Karagözler 2 mahallelerini birbirinden ayıran
orman alanı.

Özgün yapı ve cephe özelliklerini koruyan yapılara örnek:
2. Karagözler Mahallesi.

Özgün cephe ve yapı özelliklerine sahip iki örnek: 2.
Karagözler Mahallesi’nde kıyıdan itibaren ikinci sırada yer alan yapılar.
Dolayısıyla, Cumhuriyet’in ilanından sonra, gerekli kurumsal
yapının oluşturulması ve gerekli yasaların çıkartılmasıyla, planlama ve mimari
pratiğin yapılı çevreyi şekillendirme gücü doğrultusunda modernite projesi,
önceki dönemlerde olmadığı kadar büyük bir hızla gerçekleştirilmeye başlanmıştır.
Bu dönemde planlama alanında çözülmesi gereken iki tür sorun olduğu
belirtilmektedir (Tekeli, 1998).
Bunlardan ilki, Kurtuluş Savaşı sonrasında yakılan Batı
Anadolu kentlerinin planlanması, diğeri ise çağdaşlaşmanın ve Cumhuriyet’in
göstergesi olarak başta Ankara’nın ve daha sonra Anadolu’nun diğer kentleri ve
önemli yerleşmelerinin planlanması. “Artık kentin parçalarının planlanmasıyla
yetinilmemekte, tümü planlanmaktadır. Bu planlama genellikle, geçmişte varolan
kentsel dokulara saygılı olmayan modernist bir planlamadır. Yeni kesimlerinde
bahçeli evler düzeni önerilmektedir” (Tekeli, 2001, s. 26). Dönemin plan
şemaları incelendiğinde, Ebenezer Howard’ın Bahçe Kent ütopyasının etkisi
görülmektedir.
Modernite projesi, Cumhuriyet’in ilk yıllarından 1950’lere
değin, savaş sonrası yıkım üzerine yeniden inşa sürecinin ve çağdaşlaşma
ideallerinin bir parçası olarak geliştirilmiştir. Yasal düzenlemeler ise tüm
ülkede planlama alanında standartların belirlenmesini sağlamıştır. Çoğunlukla
geleneksel kent dokularına bitişik olarak gelişme gösteren kentsel gelişmeler,
geleneksel dokuyla uyumsuzlukları nedeniyle eleştirilmişlerdir. Geleneksel kent
dokusunun aksine, homojen yapılaşma biçimleri, ulaşımı kolaylaştıran taşıt ve
yaya yolu sistemi önerileri, yolların kesişme noktalarında oluşturulan
meydanlar, geniş açık alanlar, park düzenlemeleri, resmi kurumlar için ayrılan
geniş alanlar, kesişen grid yol sistemleri, homojen yapı adası büyüklükleri ve
parselasyon sistemleri modernite projesinin kentsel alandaki yansımalarıdır.
Cumhuriyet mimarlığının kuruluş ve kurumlaşmasında iki olgu
belirleyici olmuştur. Kuruluş ve devrim aşamalarının ideolojik çerçevesi ile
devletçi ekonomi ve sınai yatırım girişimleridir. Cumhuriyet’le gelen ve
ulaşılmak istenen çağdaş uygarlık düzeyini temsil edecek bir anlatımdır. Ancak,
modern mimarinin kullanımının, ucuz ve hızlı teknolojik yapım yöntemlerinin
geliştirilmesi gibi ekonomik gerekçeleri de vardır (Batur, 1998). Tüm bu
gerekçeler ve ortam içerisinde akılcı ve işlevselci modern mimarlık anlayışı
1930’lara doğru birçok ülkede yaygınlaşmaya başlamıştır. Yapılarda ise çoğu kez
tipleştirmeler, sadeleştirmeler tercih edilmiştir.
“Kooperatif konutlarının ve göçmen mahallelerinin yapımı
sırasında ‘fanteziden imtina edildi… binalar düz sokaklar üzerine dizildi… Yeni
Ankara’nın kurucuları basit ve rahat evler istiyorlardı” (Batur, 1998, s. 219).
1934 yılında Bahçeli Evler konut kooperatifi, Ankara’nın
artan konut sorununa çözüm modeli olarak kurulmuştur. H. Jansen tarafından 1936
yılında tasarlanan Bahçeli Evler konut kooperatifi, sıra ev ve tek tip evlerden
oluşan 169 birimlik bir yapı grubu olarak ilk toplu konut uygulamasıdır (Batur,
1998, s. 227).
1922 yılında Muğla’nın bir kazası haline gelen Fethiye Muğla
iline bağlanmıştır. 1927’de Muğla’nın merkez ilçe dışındaki beş ilçesinden biri
olan Fethiye, nüfus büyüklüğü bakımından merkez ilçeden sonra ikinci sırada yer
almıştır. 1926-1927 tarihli Devlet Salnamesi’ne göre, kazanın toplam nüfusu
29.984’tür. İlçe merkezinin nüfusu ise 3.105 kişidir. 1950-1980 arasında ilçe
nüfusu %88 oranında artmış, Muğla’nın kentsel nüfusu en hızlı büyüyen
ilçelerinden biri olmuştur (Gün, 2006, s. 34).
Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte idari yapı ilçede hızla
kurumsallaşmıştır. Ayrıca ilçenin, verimli tarım topraklarından oluşan
hinterlandı, konumu ve limanı nedeniyle kısa sürede ekonomik gelişme kaydetmiş
olduğu söylenebilir. Ancak, Türkiye’nin birinci derece tehlikeli deprem kuşağı
içinde yer alan ilçede değişik tarihlerde çok şiddetli depremler olmuştur. Kentin
tamamen yıkımına neden olan ilk deprem 1856 yılında meydana gelmiştir.
Depremden sonra halkın büyük bir çoğunluğu, o zamanki adı Levissi olan
Kayaköy’e yerleşmiştir. Kent ise bu depremden sonra yeni bir plan üzerine
yeniden inşa edilmiştir (Gün, 2006, s. 48-49). 1856 yılından sonra inşa edilen
kentin planlı olarak geliştiği, geniş yol ve büyük yapı kitlelerinin inşa
edilmiş olduğu görülmektedir.
1957 yılında gerçekleşen deprem ise bu yazının konusunu
oluşturan modernite projesinin Fethiye’de gerçekleştirilmesine neden olmuştur.
“24 Nisan 1957 tarihinde güneybatı bölgesinde meydana gelen depremde kent
şiddetle sarsılmıştır. Merkez Fethiye olmak üzere Köyceğiz, Marmaris, Muğla ve
civarında hasar az olmuş, fakat bu deprem büyük bir korku ve heyecan yaratmıştır”
(Gün, 2006, s. 49). Bunun üzerine dönemin Fethiye savcısı Fethiyeliler’i
uyarmış, böylelikle 25 Nisan 1957’de gerçekleşen depremde can kaybı az
olmuştur.
Deprem sonrasında kentin büyük bir kısmı, özellikle konut
bölgeleri yıkılmıştır. Deprem sonrasında kenti sadece bir toz bulutu olarak
gördüklerini ifade edenler olmuştur (Bayramoğlu, 2006; Gülen, 2006). 12 Mayıs
1957 tarihinde İçişleri Bakanlığı’nda gerçekleştirilen toplantıda, depremin
yarattığı tahribat, depremle ilgili yapılan işler ve yardımlar gözden
geçirilerek, tahribata maruz kalan yerlerin hızla yeniden inşa edilmesi konusu
görüşülmüştür. Ayrıca Türkiye’de 1950’lerin sonu, deprem gibi doğal afetlere
ilişkin yasal düzenlemelerin ve kurumsal yapının oluşturulduğu bir dönemdir.
“Önemli deprem kuşakları üzerinde yer alan ve gerek deprem gerekse diğer özel
afetlere ilişkin önlemler ve yapılacak yardımlarla ilgili bir yasa 1959 yılında
yürürlüğe girmiştir” (Sey, 1998, s. 287).
Fethiye depreminin bilançosu şöyle açıklanmıştır: 386 ev, 20
okul, 8 cami, 23 resmi bina, 124 işyeri yıkılmış; 886 ev, 34 okul, 1 işyeri, 14
resmi bina hasar görmüş; 669 ev, 46 okul, 5 cami ise hafif hasar görmüştür.
Fethiye rıhtımının 5-6 metrelik kısmı ise koparak sulara gömülmüştür. İlçedeki
hastane, cezaevi, postane, ortaokul, sağlık okulu ve belediye binası tamamen
yıkılmıştır. Depremden iki ay sonra depremzedeler için geçici olarak 470 adet
halk barakası yapılmış; daha sonra depremden zarar görenlerden, hükümet
tarafından çıkarılan 7010 sayılı kanunda belirtilen derecede beyanname alınmış
ve 1958 yılında depremzedeler için 650 evin temeli atılmıştır (Gün, 2006, s.
51).
Depremde evi yıkılan herkesin yeni imar edilecek bölgelerde
ev sahibi olmak için başvuruda bulunmasına izin verilmiş ve evlerin dağıtımı
kura yöntemiyle yapılmıştır. Deprem mağdurları farklı büyüklükteki evler için,
bedellerine bağlı olarak tercihlerde bulunmuşlardır. Yapmış olduğumuz
araştırmada deprem konutlarının tiplerine ilişkin kesin bir bilgiye
ulaşılamamıştır, ama yaklaşık olarak farklı büyüklükte 5 tip konutun inşa
edilmiş olduğu belirtilmiştir. Örneğin, 4A tip konutta 2 oda+WC (alt kat), 2
oda+banyo (üst kat) yer almaktadır.
2A ve 2B tiplerindeki konutlar ise genellikle 2 oda ve 1
salondan oluşan tek katlı küçük konutlardır (Bayramoğlu, 2006; Gülen, 2006).
Deprem yapılarının ödemeleri ise ancak 20 yıl sonra taksitle
yapılmıştır. İnşaatlar 3 yıl sürmüştür. Deprem konutlarına taşınanlar,
yapılarda ve konut çevresinde pek fazla sorunla karşılaşmamıştır. Yapıların
tümünün elektrik şebekesine bağlantısı vardır. Su ise ilk dönemlerde arozözle
dağıtılmıştır (Bayramoğlu, 2006; Gülen, 2006).
Dönemin kurumsal yapısı, yıkılan kenti yeniden inşa
etmiştir. Planlama ve mimari ise dönemin özelliğini yansıtan modernist
anlayışla gerçekleştirilmiştir. Planlamada, başkent Ankara’nın Bahçeli Evler
projesinde olduğu gibi, Howard’ın Bahçe Kent modeline uygun biçimde bahçeli
sıra evlerden oluşan bir yapılaşma düzeni benimsenmiştir.
Yeniden inşa edilen kent, iki bölgeden oluşan bir anlayışla
planlanmıştır. Birinci bölge, ticari merkez ve merkezin bitişiğinde yer alan
konut alanlarından oluşmaktadır. İkinci bölge ise kentin batı kesimine doğru
uzanan konut bölgesidir. Batı kesiminde bugünkü rıhtımın bulunduğu bölge,
deprem öncesinde de Karagözler Mahallesi olarak adlandırılmaktadır. Deprem
sonrasında ise kentin, bu bölgede yer alan taşlık ve kayalık zemin üzerinde
batıya uzanan sırtlarda genişlemesine karar verilmiş; Karagözler Mahallesi,
Birinci Karagözler ve İkinci Karagözler olmak üzere iki konut mahallesi halinde
batıya doğru uzatılmıştır.
Karagözler mahallelerinin iki bölümden oluşmasının nedeni,
iki büyük konut çevresi arasında çam ağaçlarıyla kaplı bir ormanlık alanın
bulunmasıdır. İki mahalle arasında böylesi bir doğal alanın bırakılması;
planlama, yaşanabilirlik ve estetik açıdan kent için büyük kazanımlar
sağlamıştır. Kent merkezinde belediye gibi kurumlar için büyük parseller ve bu
parseller arasında geniş park alanları ayrılmıştır. Tüm kurum alanları kentin
en geniş caddesi üzerinde planlanmıştır. Modern kentin inşası sırasında gerekli
donatı alanları da özenle ayrılmıştır. Örneğin, Karagözler Mahallesi’ndeki
ilkokul deniz kıyısında planlanmış, gerisinde ise yeşil alan önerisi
geliştirilmiştir. Ayrıca konut alanları arasında, küçük çocuklara hizmet
vermesi için planlanmış küçük çocuk parkları da bulunmaktadır. Yaptığımız
görüşmelerde Karagözler Mahallesi’nin sahil kesiminin o dönemde plaj alanı
olarak düzenlendiği, çocukların yüzme öğrenmelerini kolaylaştırmak için denize
dubalar yerleştirildiği belirtilmiştir. Yollar ise deprem ve yağmur faktörü
dikkate alınarak parke taşıyla kaplanmıştır. Parke taşları bugün de en şiddetli
yağmurlarda dahi yollarda su birikmesini engellemektedir.
Deprem sonrası imar sürecinde yapıların ekonomik ve hızlı
bir yapım süreciyle gerçekleştirilmesi gerekmiştir. Bu nedenle yapıların
planlanmasında ekonomik koşulları da dikkate alan sade bir anlayış ele
alınmıştır. Blok nizamda iki katlı olarak planlanan yapı düzeninde yapı adaları
çift sıra parselden meydana gelmiş, böylece alan kaybının bahçeli ev düzeninde
en aza indirildiği bir çözüme gidilmiştir. Her parselde çoğunlukla iki katlı
evler bulunmaktadır. Yukarıda bahsedildiği üzere, bazı tip yapılar, ödeme
tercihleri nedeniyle tek katlı olarak inşa edilmiştir. Dolayısıyla, alansal
olarak diğerlerinden küçüktürler. Yapılar genellikle zemin katta 70 m2, toplamda 140-150 m2 büyüklüğündedir. Parsellerin büyüklüğü ise çoğunlukla 300-400 m2 arasında değişmektedir. Blok başlarındaki parsellerin diğer parsellerden daha büyük olduğu
görülmektedir. Blok başı parsellerin büyüklüğü kimi yerde 500-600 m2’ye kadar
çıkmaktadır. Parsellerin ön cepheleri genellikle 8-12 m arası genişliktedir. Derinlikleri ise 34-38 m arasındadır. Deprem sonrası planın öngördüğü
yapılaşma oranları ise
%25-%50 oranında değişmektedir.
Tüm yapıların ön ve arka bahçeleri mevcuttur. Ön bahçe
mesafeleri genellikle 4-5 m, arka bahçe mesafeleri yaklaşık olarak 18-22 m arasında değişmektedir. Ön bahçe mesafelerinin az olması kentsel doku içerisinde sokağın daha
tanımlı hale gelmesine katkı sağlamıştır. Yol boyunca dikili hurma ağaçları ise
Fethiye körfezine karşı konumlanmış kentte manzarayı kesmeden gölgelenme imkanı
sunmaktadır.
Karagözler Mahallesi’nin her iki kesimi de oldukça eğimli
bir topoğrafya üzerinde yer aldığından ve yapılar iki katlı olarak inşa
edildiğinden, üst kotlardaki çoğu binanın da manzaradan faydalanma imkanı
olmuştur.
Üslup olarak homojen bir görünüm sergileyen yapılar,
işlevlerine uygun bir biçimlenme içindedirler. Zemin katlarda mutfak ve tuvalet
gibi servis mekanları ile salon, üst katlarda ise yatak odaları yer almaktadır.
Odalar koridor üzerinden bağlanmaktadır. Cephelerde manzara nedeniyle geniş
açıklıklar bırakılmıştır. Betonarme karkas sistemde, blok nizam olarak inşa
edilmiş olan yapıların temel ve çatıları birlikte çözülmüştür. Eğimli
topoğrafyanın ise blokların ve yapıların yapılaşma biçiminde zaman zaman
farklılaşmalara neden olduğu görülmektedir.
Yapıların girişinde orijinal planda kare şeklinde, üç tarafı
kapalı geniş bir teras planlanmıştır. Ayrıca teras binanın önünde 1,5 m daha genişleyerek açık çıkma yapmaktadır. Teras, Fethiye’nin sıcak iklimine uygun olarak hem
gölge ortam sunmakta, hem de zaman geçirecek yarı açık bir alan
oluşturmaktadır. Ancak, günümüzde yapıların tümünde bu terasın kapatılıp odaya
dönüştürüldüğü görülmektedir. Deprem faktörünü dikkate alan yapılarda üst
katlarda açık çıkma hiç önerilmemiş, tüm odalara Fransız balkon tarzında
açıklıklar yapılmıştır.
Sonuç olarak, modernite projesinin inşa sürecinin Fethiye
kentine ve halkına çok fazla katkısının olduğu açıktır. Bugün pek çok
yerleşmede sağlanmaya çalışılan, ama rant değerleri gibi faktörler nedeniyle
sağlanamayan pek çok yaşanabilirlik kriteri Fethiye’nin yeniden inşa sürecinde
sağlanmıştır. Dolayısıyla, Fethiye mimari ve planlama açısından modernite
projesinin inşa sürecinin 1960’lı yıllarda gerçekleştirilmiş bir kentsel çevre
örneğidir.
1950’li yıllardan itibaren Türkiye’nin içine girdiği hızlı
kentleşme sürecinin ardından 1980’li yıllarda neo-liberal politikaların da benimsenmesiyle
birlikte kentleşme süreçleri, geçmiş yıllarla karşılaştırıldığında çok daha
karmaşık bir yapı sergilemeye başlamışlardır. Tekeli (2001), modernite
projesinin temelde sürdüğünü, ama gerçekleştirilmesinin devletin
yöneticiliğinden ziyade, ekseriyetle emrivaki oluşumlara bırakıldığını ve
dünyadaki gelişmeler paralelinde moderniteden uzaklaşma eğilimi gösterildiğinin
söylenebileceğini belirtir.
Göksu ise modernitenin evrensel idealleriyle çelişen bir
dolu tespitle karşılaşmanın mümkün olduğunu ifade eder ve çeperdeki ülkelerin
tamamlanmamış bir modernite yaşadığını; evrensellik iddiasıyla ortaya çıkan
modernitenin, yerelin “kurgusuz direnç”i nedeniyle farklı coğrafyalardaki
yayılmacı yöntem ve stratejisini yerel üzerinden tarif etmek zorunda kaldığını
belirterek, yerelin kendi dinamizmiyle moderniteyi dönüştürdüğünü vurgular.
Dolayısıyla, 1980’lerden sonra modernite projesinin, hem küresel hem de yerel
koşullara bağlı olarak bir dönüşüm sürecinde olduğunu söylemek mümkündür.
Böylesi bir süreç içerisindeki modernite projesi, kentlerde ve bölgelerde
çeşitli projelerle hayata geçirilmeyi sürdürmektedir. Bu çalışmada ise deprem
sonrası yeniden imar edilen bir kıyı yerleşmesinde modernite projesinin nasıl
dönüşüm süreci içerisine girdiği açıklanmaya çalışılmaktadır.
Bir turizm kenti olarak Fethiye, Türkiye’nin metropol
kentlerinden farklı bir kentleşme süreci içerisinde yer almıştır. Dolayısıyla,
modernite projesinin dönüştürülme sürecinde turizm ve özellikle son yıllarda
yabancıların mülk edinme haklarının yasallaşmasıyla birlikte artan arazi
rantının çok yüksek değerlere ulaşması, önemli etkenler arasındadır.

Kıyı gerisinde yer alan özgün yapı ve cephe özelliklerine
sahip tek katlı, iki odalı küçük konut tiplerine örnek (ön ve arka cephe).

Cephe özelliklerini oransal olarak korumakla birlikte,
malzeme ve renk kullanımı açısından çeşitlilik getiren birkaç yapı örneği.
Uğur Tanyeli (1998), modernite projesinin dönüştürülme
sürecinde, özellikle turizm sektörünün yoğunlaştığı kentlerdeki turistik tesislerde,
turistin yerel imaj beklentisine uygun sunumlar gerçekleştirildiğini; turistik
güney ve batı kıyıları ile “aturistik” Türkiye’de uygulanmak üzere iki ayrı
mimari geliştirildiğini ve turistik Türkiye’nin “rejyonalist” bir surat ve
söylemle inşa edildiğini belirtir.
“1980 sonrasının Türkiye’sinde, hangi biçimde adlandırılırsa
adlandırılsın, eski Batılılaşma, modernleşme, çağdaşlaşma ideolojileri,
toplumsal ve kültürel yaşamın bütün alanlarında, esaslı bir yenilenme
zorunluluğuyla karşı karşıya kaldılar. Bu yenilenmenin gerçekleşemeyişinden
ötürü ülkenin ağırlıklı mimari emeği gelenekselci-bağlamsalcı tutumlar için
harcanmaktadır” (Tanyeli, 1998, s. 254).
Fethiye genelinde 1980 sonrasında hızlı bir yapılaşma süreci
başlamıştır. Yöreye Özel Çevre Koruma Bölgesi statüsü kazandırılması ve buna
bağlı olarak planlanması sonucunda büyük sermaye grupları yatırım yapmaya
başlamıştır. Bu nedenle büyük ölçekli tatil köyleri, otel ve motellerin inşası
bu dönemde gerçekleştirilmiştir. 2000’li yıllarda ise ülkenin stratejik
konumlarını ve kıyı bölgelerini doğrudan etkileyen bir başka yasal düzenleme
gerçekleştirilmiştir. 4916 sayılı yasa ile yabancılara taşınmaz satışı kolay
hale getirilmiştir (Dinç, 2005). Yabancıya taşınmaz satışının kolay hale
getirilmesiyle birlikte 2000’li yıllardan sonra özellikle Akdeniz kıyılarında
ve kıyı gerisinde yabancılar için “köy”ler ve büyük siteler inşa edilmeye
başlamıştır. Fethiye kent merkezi ve çevresinde son birkaç yıl içerisinde çok
sayıda yatırım gerçekleştirilmiştir. Bu eğilim kent merkezinde arazi
fiyatlarında aşırı artışlara neden olmuştur.
Deprem sonrasında imar edilen kentin merkezi mahallelerinde
iki farklı yapılaşma biçimi gerçekleşmiştir. Deprem konutları 1980’lerden sonra
turistik tesislere dönüştürülme eğilimi içerisine girmiştir. Bu eğilim oldukça
kalitesiz bir yapılaşma sürecini başlatmış, kimi yapıların ilaveler yapılarak
genişletilmelerine meydan vermiştir. Bazı büyük parsellerde ise farklı mimari
stilleri yansıtan yeni otel ve lüks konut üretimi gerçekleştirilmiştir. Ancak,
genelde yeni yapılaşmalar, yukarıda da işaret edildiği üzere, geleneksel cephe
açıklıklarından etkilenen gelenekselci-bağlamcı tutumlar içermektedir.
Bu çalışmada, modernite projesinin inşa ve dönüştürülme
süreci, Fethiye örneği üzerinden aktarılmaya çalışılmıştır. Deprem gibi bir
afetin ardından gerçekleştirilmiş olsa da modernite projesi 1960’lı yıllarda
Fethiye’de sağlıklı bir biçimde hayata geçirilmiştir. 1980 sonrasında yaşanan
makro-ekonomik süreç, modernite projesinin dönüştürülme sürecine girmesine
neden olmuştur. Kent ölçeğinde kamusal alan kullanımı gibi faktörler dikkate
alındığında, modernite projesinin sürdürülmeye çalışıldığı görülmektedir.
Ancak, bir turizm kenti olması ve yabancıların mülk edinme süreçlerinin
kolaylaşması nedeniyle, yerleşim oldukça büyük taleplerin ve arazi rantı
artışlarının etkisi altında kalmıştır. Bu nedenle 2000’li yıllar, kentleşme
deneyimleri açısından yeni bir kırılma noktasını oluşturmuştur. Modernite
projesi, Fethiye örneğinde olduğu üzere yerel ve global faktörlerin etkisi
altında dönüştürülerek ve değiştirilerek sürdürülmektedir. n Yrd.Doç.Dr.
Abdullah Sönmez, DEÜ Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü; Yrd.Doç.Dr. İpek Özbek
Sönmez, DEÜ Mimarlık Fakültesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü.

Deprem konutlarının bulunduğu bölgede apartmanlaşmaya
örnek: 2. Karagözler Mahallesi.
Artan arazi rantı karşısında deprem konutları bölgesinde
apartmanlaşmaya örnek: özellikle yabancı tüketici için oldukça yüksek
fiyatlarla satılan daireler.
Kaynaklar:
Batur, A., 1925-1950 Döneminde Türkiye Mimarlığı, 75 Yılda
Değişen Kent ve Mimarlık, ed. Y. Sey, Tarih Vakfı Yayınları, 1998, s. 209-234.
Dinç, G., “Yabancılara Taşınmaz Satışı ve İmar Planları”,
Ege Mimarlık, sayı 54, 2005, s. 6-8.
Göksu, E., “Yerelin Moderniteden, Modernitenin Yerelden
Anladığı”, http://www.arkitera.com/kose-yazisi-yazar_41_emel-goksu.html.
Gün, P., Sosyal, Siyasal ve Ekonomik Yönüyle Fethiye
(1923-1960), Fethiye Belediyesi Yayın Bürosu, 2006.
Harvey, D., Postmodernliğin Durumu, Metis, İstanbul, 1996.
Sey, Y., “Cumhuriyet Döneminde Konut”, 75 Yılda Değişen Kent
ve Mimarlık, ed. Y. Sey, Tarih Vakfı Yayınları, 1998, s. 273-300.
Tanyeli, U., “1950’lerden Bu Yana Mimari Paradigmaların
Değişimi ve Reel Mimarlık”, 75 Yılda Değişen Kent ve Mimarlık, ed. Y. Sey,
Tarih Vakfı Yayınları, 1998.
Tekeli, İ., Modernite Aşılırken Kent Planlaması, İmge,
Ankara, 2001.
Tekeli, İ., “Türkiye’de Cumhuriyet Döneminde Kentsel Gelişme
ve Kent Planlaması”, 75 Yılda Değişen Kent ve Mimarlık, ed. Y. Sey, Tarih Vakfı
Yayınları, s. 1-24.
Özel görüşme: Ayşe Bayramoğlu, 2006.
Özel görüşme: Yıldız Gülen, 2006.