Araklı’nın Çok Kubbeli
Camileri

Doğu Karadeniz bölgesine
özgü dokuz kubbeli bir cami tipolojisinde odaklanan bu yazı, az incelenmiş
genel bir mimari ürünü değerlendiriyor.

Kalecik Mahallesi Camii.
Ömer İskender Tuluk, Serap Durmuş
Tarih, kültür ya da etnoloji alanında Doğu Karadeniz
bölgesini inceleme sahası seçmiş tüm çalışmalarda iklim, coğrafya ve
topoğrafyanın etkin bir rolünün olduğu bilinir. Ancak, bölgenin mimari
karakterinin oluşumunda bu etkenlerin çok daha belirleyici ve biçimlendirici bir
rol üstlendiği su götürmez bir gerçektir. Bunda, bu bölge ile Anadolu’nun iç
kısımlarına geçişte keskin bir sınır çizen Kaçkar, Soğanlı, Zigana ve Canik
dağlarının büyük etkisi vardır. Doğudan batıya doğru sıralanan bu dağların tepe
noktalarından geçirilecek bir çizgi, güneyde denize paralel doğal bir sınır
çizer ve kuzeyde bir tür kendine ve içe dönük bir tarih ve coğrafya mekanı
oluşturur1. Bu dağların Karadeniz’e bakan kuzey yüzeyleri ile güneye bakan
yüzeyleri arasında iklim ve buna bağlı bitki örtüsü karakteriyle birlikte
kırsal yerleşim dokusu da belirgin bir biçimde kendini hissettirir. Doğu
Karadeniz’e özgü yerleşme biçimi dağınıktır.
Toplu bir yerleşme gösteren Anadolu köylerinde çoğunlukla
cami, köyün merkezini belirler; daha uzaklardan köye yaklaşırken, caminin
minaresi köyün en yüksek yapı elemanı olarak insana yön verir. Merkezin bittiği
yerden hemen evler başlar, merkez ile evler arasında sıkı bir ilişki vardır.
Doğu Karadeniz’de ise bu yakın ilişki görülmez. Organik olarak yeri seçilen merkez
birkaç köye birden hizmet eder. Bundan dolayı köylerde dükkan ya yoktur ya da
birkaç taneyi geçmez. Buna karşın her mahallede mutlaka bir cami vardır2.
Doğu Karadeniz kırsal mimarisinde cami; iklim, topoğrafya ve
yaşama kültürüyle belirgin bir uyum sergileyen köy evleriyle büyük benzerlikler
içerir. Özellikle ahşap strüktürlü camiler; malzeme, yapım tekniği ve plan
tipolojisindeki yakın ilişkiler nedeniyle, herhangi bir köy evinden işlevi
dışında çok da farklı bir görünüm sergilemez3. Hatta bazı kırsal camilerin
özellikle son cemaat yerlerinin, evlerin “hayat”ları gibi manzaraya yönelik ve
–bu mahallin bilindik işlevinin ötesinde– sohbet ve ders yapmaya elverişli bir
düzenle inşa edildikleri dikkati çekmektedir4. Bölgenin zengin bir orman
varlığına sahip olması, ahşabın, kırsal yapı geleneğinin taşla birlikte
alternatifsiz yapı malzemesi olmasını sağlamış; yerel ustaların yüzyıllar
boyunca uyguladıkları yapım teknikleri de bu malzemenin işlenmesine yönelik
gelişmiştir5. Köy evlerinde yaygın olarak görülen “göz dolma” ve “muskalı
dolma” gibi ahşap bir iskelet sistemine ya da “kurt boğaz”, “çalma boğaz” gibi
ahşap yığma sistemine uygulanan yapım tekniklerinin6 bölgenin ahşap camilerinde
de görülmesi, bu yapıların aynı ustalar tarafından inşa edildiklerini göstermektedir.
Ahşap camilerin yanısıra tümüyle yığma taş strüktürlü
camiler de bölgenin yerel cami geleneğinin ilgi çekici bir bölümünü oluşturur.
Harim duvarlarının tümüyle taş malzemeyle örüldüğü bu camilerin neredeyse
tamamının üst örtüsü ahşap kırma çatıdır. Daha çok sahile yakın yerleşmelerde
görülen ve ahşap camilere göre bezeme programı bakımından daha sade bir iç
mekan görünümü sergileyen yığma taş strüktürlü bu camilerin dış cephe
biçimlenmesinde en dikkat çekici öğe, söveli ritmik pencere düzenleridir.
Çoğunlukla kare, çokgen ve daire biçimli içiçe geçmiş bir göbek düzeni
sergileyen tavan biçimlenmesiyle dikkati çeken bu camiler arasında, gizli bir
kubbeye sahip olanlar da vardır (Sarıçamlı Köyü Merkez Camii, Of; Şahinkaya
Köyü Gülveren Mah. Camii, Çaykara; Derecik Camii, Akçaabat vb)7. Bu camilerde
ahşap strüktürlü ve bağdadi sıvalı kubbe, iç mekanın tamamını kaplayan bir örtü
elamanı niteliğinde değildir. Bir başka deyişle, tek üniteli Osmanlı
camilerinde olduğunun aksine, bu tip camilerde kubbe duvarlara oturmaz.
Çoğunlukla dikdörtgen harim kısmını örten ahşap tavanın merkezinde küçük
simgesel bir kubbe niteliğindedir. İçerisinde düşey taşıyıcı eleman gerektiren
daha geniş iç mekana sahip camilerde ise bu kubbe, çoğunlukla bu taşıyıcılardan
bağımsız bir konuma sahiptir.
Kubbe, baldaken strüktürlerden farklı olarak, burada düşey
taşıyıcıların oluşturduğu bir çerçeve içinde yer almaz8.

Merkez Camii

Trabzon’un Araklı ilçe sınırları içerisinde yer alan sadece
üç cami ise, gizli kubbenin çoklu uygulamasının ilginç örneklerini sergiler.
Sözkonusu camiler, –benzerine bölge içerisinde başka bir yerde
rastlamadığımız9– harim kısmında ahşap strüktürlü ve bağdadi sıvalı, “bir”den
fazla kubbenin yer aldığı bir örtü şeması sergilemeleri ve Osmanlı cami
geleneğinde “çok üniteli” olarak nitelendirilen bir tipolojiyi yerel ölçekte
tekrarlamaları nedeniyle dikkat çekicidir.
Bu camilerden ilki Araklı ilçe merkezinde yer alan Araklı
Merkez Camii’dir. Yapının Müftülük kayıtlarına göre yapım yılı 1905’tir. Ancak,
günümüzde son cemaat revakına sonradan eklenen asma katın güney duvarı üzerinde
yer alan ve aslında caminin ana giriş kapısı üzerine denk düşen, yarım daire
formlu kornişli bir pano içerisinde H. 1320 tarihi okunmaktadır. Bu tarihin son
restorasyonda orijinal yazı üzerinden yeniden yazılmış olabileceği düşünülürse,
yapının inşa tarihinin M. 1902-1903 olması muhtemeldir.
Boyut, malzeme ve yapım tekniği bakımından ilçenin en
anıtsal camisi olma özelliğine sahip yapının alt katında dükkanlar yer alır.
Düzgün kesme taştan inşa edilmiş caminin mihrap aksı boyunca uzanan dikdörtgen
harim bölümü ve kırma çatılı, kiremit örtülü bir dış örtüsü vardır. Beşik
kemerli ve üç bölmeli son cemaat revakının yapıya sonradan eklendiği ya da
orijinal revakın yeniden inşa edildiği, farklı renkli taş duvar dokusundan
anlaşılmaktadır. Yakın zamanda bu revakın kapatılıp asma kat eklenerek –bu
katta– harim kısmıyla ilişkilendirildiği anlaşılmaktadır. Kuzey-batı köşede yer
alan altıgen kaideli minarenin yapı kitlesiyle kurduğu biçimsel ilişki ve ana
kitleyle örtüşen yapım tekniği ve üslubu, orijinal olduğunu göstermektedir.
Günümüzdeki biçimiyle, ortadaki dört ana sütunun belirlediği merkezi mekanın
çevresini –U biçiminde– saran kadınlar mahfilinin orijinal sınırlarının, bu mekanın
gerisinde kalan ve bu noktada mahfili taşıyan dört sütun olduğu düşünülebilir.
Harim kısmının büyük bölümünün iç örtüsü, ahşap strüktürlü
bağdadi sıvalı küçük kubbe ve tonozumsu kubbelerden oluşmaktadır. Yukarıda
belirttiğimiz orijinal kadınlar mahfiline denk düşen bölümün ise düz bir
tavanla örtülü olduğu görülmektedir. Caminin merkezinde yer alan ve basık
kemerlerle birbirine bağlanmış sekizgen kesitli dört ahşap sütun, mekanı
yaklaşık dokuz eş bölüme ayırır. Geçiş elemanı olarak pandantif kullanılmıştır.
Ancak, merkezdeki kubbe dışında, diğer kubbe geçişlerinde pandantif, kemer ve
kubbeler keskin ya da belirgin bir hatla birbirlerinden ayrılmadığından, bu
kubbeler pandantifle bütünleşmiş olarak algılanır ve kubbeden ziyade tonozumsu
bir etki bırakır.
Üst örtünün kuzey kanadındaki son üç kubbe, mihrap yönünde
merkezdeki dört sütundan ikisine, diğer tarafta ise dairesel kesitli daha ince
iki sütuna oturur. Bu sütunların düşeyde sürekliliği yoktur. Yani kadınlar
mahfilini taşıyan sütunlar ile üstte bu üç kubbenin oturduğu sütunlar düşeyde
birbirini takip etmez. Bunun yanında zemin ve mahfil katında yan duvarlara
komşu ahşap sütunlar muhtemelen sonradan eklenmiştir.
İlçe merkezindeki diğer bir örnek Araklı Kalecik Mahallesi
Camii’dir. Yapım yılını gösteren herhangi bir kitabe olmamasına karşın,
Sümerkan ve Okman yapıyı 19. yüzyıla tarihlemişlerdir10. Düzgün kesme taştan
inşa edilmiş caminin batısında haziresi ve sonradan eklendiği anlaşılan
sekizgen kaideli minaresi yer alır. Mihrap aksı boyunca uzanan dikdörtgen bir
harime sahip yapının dış örtüsü kırma çatılı ve kiremit örtülüdür. Cami
hariminin kuzey ucunda, sonradan kapatıldığı anlaşılan bir son cemaat revakının
varlığı, duvar içlerinde kalmış sütun düzeni izlerinden anlaşılmaktadır.
Günümüzde bu mekanın batı ucunda imam odası, doğu ucunda ise kadınlar mahfiline
çıkan merdiven yer almaktadır. Son cemaat revakı kapatıldıktan sonra buraya bir
asma kat eklendiği ve aradaki duvarın bir bölümü kaldırılarak kadınlar
mahfiliyle ilişkilendirildiği anlaşılmaktadır.
Harim kısmının kadınlar mahfiline kadarki bölümünün iç
örtüsü, ortada sekizgen kesitli dört sütuna oturan ahşap strüktürlü bağdadi
sıvalı küçük kubbelerden oluşmaktadır. Bu örtü, kareye yakın bir bölümü kaplar.
Kadınlar mahfilinin üzeri ise ahşap düz tavanla örtülmüştür.
Caminin ortasında yer alan ve birbirlerine basık kemerlerle
bağlanan dört sütun, üst örtüyü dokuz kubbeli birime ayırır. Ancak, bu birimler
birbirine eş değildir. Merkezdeki kubbeli birim diğerlerinden daha geniş
tutulmuştur. Dolayısıyla, merkezdeki kubbe ile köşelerde yer alan dört küçük
kubbenin oturduğu çerçeve kare ya da kareye yakın bir biçim sergilerken,
merkezdeki kubbeli birime komşu diğer dört birimi oluşturan çerçeveler
dikdörtgen bir biçimlenme gösterirler. Bu nedenle, bu birimlere yerleştirilmiş
kubbeler, diğerlerinin aksine, yarım küre değil oval bir biçimlenme
sergilerler.
Bu ızgaranın kuzeyinde yer alan son dilimindeki üç kubbe,
mihrap yönünde merkezdeki dört sütundan ikisine, diğer tarafta ise kare kesitli
daha ince iki sütuna oturmaktadır. Ancak, bu sütunların Araklı Merkez Camii’nde
olduğu gibi düşeyde sürekliliği yoktur. Alttaki iki sütun aralığı daha dar
tutulmuştur.
Araklı ilçe merkezinden 17 km içeride yer alan son örnek ise
Araklı Yeşilköy Merkez Fatih Sultan Mehmet Camii’dir. Köy ve yakın çevresinde
Goga Camii olarak da bilinmektedir11. Yapım yılı, Doğu cephesinde yer alan
ahşap giriş kapısına işlenmiş kitabesine göre H. 1371 / M. 1951-1952’dir. Beşik
kemerli asıl giriş kapısı burasıdır. Ancak, eğimli bir arazi üzerine
konumlanması nedeniyle, kadınlar mahfiline direkt ulaşımı sağlayan, kuzey
cephesi üzerinde beşik kemerli ikinci bir giriş kapısı vardır. Sonradan yapıya
eklendiği anlaşılan sekizgen kaideli minare de bu cephenin doğu ucunda yer
alır. Diğer iki camide olduğu gibi, mihrap aksı boyunca uzanan dikdörtgen
harime sahip yapının dış örtüsü kırma çatılı ve kiremit örtülüdür. Son cemaat
mahalli yoktur.

Yeşilköy Merkez Fatih Sultan Mehmet Camii.

Harim kısmının kadınlar mahfiline kadar olan kareye yakın
bölümünün iç örtüsü, diğer camilerde olduğu gibi, ortada (dairesel kesitli)
dört sütuna oturan ahşap strüktürlü bağdadi sıvalı küçük kubbelerden
oluşmaktadır. Ancak, bu sütunlar, diğerlerinden farklı olarak, iki parça taştan
meydana gelmiştir12. Sütun başlıkları ise ahşaptır. Mahfilin üzeri ahşap düz
tavanla örtülmüştür.
Kalecik Mahallesi Camii’nde olduğu gibi bu camide de,
merkezde yer alan ve birbirine (muntazam beşik) kemerlerle bağlanan dört sütun,
mekanı dokuz birime ayırır, fakat aynı boyutlarda değillerdir. Merkezdeki
kubbeli birim burada daha geniş tutulmuştur. Dolayısıyla, benzerinde olduğu
gibi, bu birime komşu dört kenarda yer alan dikdörtgen çerçeve içlerindeki
kubbeler oval bir biçim sergilerler. Ancak, Kalecik Mahallesi Camii’nden farklı
olarak ve Araklı Merkez Camii’ndekine benzer biçimde, bu camide kubbe
geçişlerinde pandantif, kemer ve kubbeler, belirgin bir hatla birbirlerinden
ayrılmadıklarından dolayı tonozumsu bir görünüm sergilerler.
Diğer camilerden farklı bir başka uygulamaya, yapının üst
örtüsünün kuzey kanadında yer alan kubbelerin oturduğu sütunların konumlarında
rastlanır. Bu kubbeler, mihrap yönünde merkezdeki dört sütundan ikisine, diğer
tarafta ise aynı zamanda kadınlar mahfilini taşıyan ve düşeyde süreklilik
gösteren sekizgen kesitli ince iki sütuna oturur.
Genel olarak ifade etmek gerekirse, sözkonusu camilerin
birbirlerinden etkilenilerek inşa edildikleri şüphesizdir. Biçimsel benzerlik
bir yana, camilerden ikisinin Araklı ilçe merkezinde, diğerinin ise yakın bir
köyünde yer alması ve üstelik bölge içerisinde bir başka örneğe de
rastlanmaması, ilk bakışta böyle bir fikrin ortaya çıkmasına neden olmaktadır.
Ancak, yapım tarihlerine bakmadan, sadece yapılar arasındaki yakınlık dikkate
alınarak, bu camilerin her üçünün de aynı usta tarafından inşa edilmiş
olabileceklerini söylemek erken bir yargı olur13. Araklı Merkez Camii ile
Yeşilköy Merkez Fatih Sultan Mehmet Camii’nin biri giriş, öteki ahşap kapı
üzerindeki tarih kitabeleri, yapım yılları konusuna yeterince açıklık
getirmektedir. Ancak Sümerkan ve Okman’ın Araklı Kalecik Camii’ni 19. yüzyıla
tarihlendiren görüşleri bize doğru görünmemektedir. Kalecik Camii ile Araklı
Merkez Camii’nin üst örtü şeması, iç mekan kurgusu ve cephe karakteri
bakımından birbirlerine son derece yakın durmalarına karşın; Araklı Merkez
Camii’nin, konum olarak ilçenin merkezinde, çarşı içerisinde yer alması, boyut
olarak çok daha anıtsal bir niteliğe sahip olması, malzeme kullanımı ve yapım
teknikleri açısından daha özenli bir işçilik göstermesi ve üst örtü
konstrüksiyonunun daha olgun bir biçimlenme sergilemesi nedeniyle diğer iki
camiye –özellikle de Kalecik Camii’ne– orijin teşkil etmiş olabileceğini
söyleyebiliriz. Üstelik Kalecik Camii’nin aksine Araklı Merkez Camii’nin
orijinal minareli olarak inşa edilmiş olması, yapının tipik Osmanlı kent düzeni
içerisindeki “Ulucami” statüsüne işaret etmektedir14. Buna dayanarak Kalecik
Camii’nin, Araklı Merkez Camii’nden sonra, muhtemelen 20. yüzyılın ilk
yarısında ve bu cami örnek alınarak inşa edilmiş olabileceğini söyleyebiliriz.
Buna ek olarak, temelde üç örnekte de aynı örtü şemasının tekrarlanmasına
karşın, Araklı Merkez Camii’ndekinin aksine, Kalecik Camii ile Yeşilköy Merkez
Fatih Sultan Mehmet Camii’nde bu örtünün konstrüktif olarak nispeten özensiz15
bir biçimlenme göstermesi, bu iki caminin ustalarının aynı olabileceğine delil
teşkil edebilir.

Üç caminin plan tipolojilerinin karşılaştırılması.
Her üç caminin temelde sergilediği plan tipolojisinin
Osmanlı cami geleneğindeki karşılığını, mimarlık terminolojisine “sakıflı
camiler” olarak girmiş tipolojide aramak doğru olur. Anadolu’da Osmanlı
öncesine kadar inen bu tipin 16. yüzyılda ulaştığı biçimsel dil Doğu Karadeniz
örneklerinden hiç de farklı değildir: tuğla hatıllı düzgün kesme taş duvar
örgüsü, üç cephesi açık son cemaat yeri direkliği, çatı boşluğuna gizlenmiş
ahşap kubbeli tavan sistemi, son cemaat yerini de içine alacak biçimde yapıyı
tümüyle örten oturtma çatı ve kurşun kaplı çatı örtüsü16. Bu biçimsel
kalıpların dışına çıkıldığı, bölgeye özgü uygulama, yapıların düzgün ya da kaba
yontu taş duvar örgüsünde, kiremit kaplı çatı örtüsünde ve ahşap strüktürlü,
bağdadi sıvalı gizli kubbesinde görülmektedir.
Temelde duvar örgüsü ile çatı kaplaması gibi farklılıkların,
imparatorluk merkezi ile taşrada inşa edilmiş iki yapı arasında coğrafik bir
hiyerarşinin ürünü olduğunu biliyoruz. Gizli kubbe uygulamasının da benzer bir
merkez-periferi ilişkisi üzerine şekillendiği söylenebilir. Her iki uygulamada
da biçimsel ürün aynı olmasına karşın, ahşap kubbe çok daha fazla maharet ve
özen isteyen bir yapım tekniği gerektirir17. Sonuçta ortaya konan ürün, emeği
sergilemeye uygun bir yüzey yaratır ve bu yolla yapıya gösterilen önemin
derecesi, bulunduğu yer ile yaptıran kişinin statüsüne vurgu yapar. Bağdadi
kubbe ise tümüyle, kubbe konstrüksiyonunu oluşturan ahşap altyapının düzgün
olmayan yüzeyini örtmeye yöneliktir. Ötekine göre daha az maharet gerektirir,
bir ön hazırlığa gerek duymaz, bakımı ve telafisi kolaydır. Daha az
gösterişlidir.
Ancak, bölgeye özgü asıl özgün deneme, yerel konstrüktif
tekniklerle inşa edilmiş çoklu kubbe uygulamasıdır. Bölge için olağan
denebilecek, kırma çatı içerisine gizlenmiş bağdadi tek kubbe uygulaması, bu üç
camide yerini, dört sütunla taşınan dokuz bağdadi kubbeye bırakmıştır. Böyle
bir üst örtünün belirlediği plan tipolojisi yabancı değildir. En belirgin
örneğini Bursa Ulu ve Edirne Eski Camii’nde gördüğümüz, mekanın eş birimlere
ayrıldığı çok üniteli plan tipolojisinde, harim içerisine ritmik olarak
dağılmış geniş ayaklar yığma kubbeleri taşırlar. Harim bölümünün tamamı bu
kubbelerle örtülmüştür. Ancak, Araklı’daki üç camide kadınlar mahfiline denk
düşen kısmın iç örtüsü düz ahşap tavandır. Dolayısıyla, altta yaklaşık kare bir
alanı kaplayan dokuz kubbe ile harimin kuzey duvarı boyunca yayılmış kadınlar
mahfilinin örtüsü, iç mekanı mihrap aksı boyunca dikdörtgen bir biçime sokar.
İç örtüdeki bu farklılık dışa yansımaz. Kubbelerin oturduğu çerçeveler
birbirlerine bağdadi kemerlerle bağlanır. Benzerlerinde olduğu gibi bu üç
camide de –alttakiler daha geniş olmak üzere– iki katlı pencere düzeni kalın
taş duvar üzerinde ritmik bir kompozisyon sergiler.
Gelinen bu noktada sorulması gereken soru, başta Araklı
Merkez Camii olmak üzere üç camiye örnek olan böylesine bir örtü şemasının
nereden kaynaklanmış olabileceğidir. Bir başka deyişle, böyle bir örtü, geniş
açıklıklı bir mekanın örtülmesi sorununa yerel ustaların yapım alışkanlıklarını
zorlayarak buldukları bir çözüm olabilir mi? Ya da bölge dışından ustalar
gönderilmiş olabilir mi18? Daha esnek düşünerek, yakın çevrede olmadığını
bildiğimiz halde, yerel usta ya da ustalar, gördükleri çok kubbeli bir Osmanlı
camisini örnek alarak inşa etmiş olabilirler mi?
Bölge ustalarının özellikle kırsal mimari geleneğine olan
akılcı katkıları dikkate alındığında, ilk yargı bize daha gerçekçi
görünmektedir. Yine de bu soruya kesin bir cevap vermek mümkün değildir. Ancak,
her üç durumda da değişmeyen şey, becerikli Karadenizli yerel ustaların Osmanlı
cami geleneğine son derece özgün konstrüktif bir öğe kazandırmış olmalarıdır:
Bağdadi kubbeli, çok üniteli sakıflı cami tipi. n Yrd.Doç.Dr. Ömer İskender
Tuluk, KTÜ Mimarlık Bölümü; Serap Durmuş, KTÜ Mimarlık Bölümü Yüksek Lisans
Öğrencisi.
* Bu çalışma, “Mimarlık Tarihinde Araştırma Yöntem ve
Teknikleri” adlı yüksek lisans dersi kapsamında hazırlanmıştır.
Notlar:
1 O. Özgüner, Köyde Mimari Doğu Karadeniz, ODTÜ
Yayınları, Ankara, 1970, s. 8; A. Batur, “Özgün Bir Yaşam Çevresi Ve…”, Doğu
Karadeniz’de Kırsal Mimari, 8-37, İstanbul, 2005, s. 11.
2 Özgüner, a.g.e., s. 12, 15.
3 Bu camilerin tipolojik olarak çok genel bir
sınıflandırmaya tabi tutulduğu çalışma için bkz.: H. Karpuz; H. Özen, “Trabzon
ve İlçelerindeki Osmanlı Camileri İçin Bir Tipoloji Denemesi”, 17. CIEPO
(Uluslararası Osmanlı ve Osmanlı Öncesi Çalışmaları Komitesi) Sempozyumu,
Trabzon, 18-23 Eylül 2006.
4 H. Karpuz, “Trabzon’un Çaykara İlçesi Köylerinde
Bulunan Bazı Camiler”, Vakıflar Dergisi, sayı 21, 281-299, İstanbul, 1990, s.
282; H. Karpuz, “Doğu Karadeniz Bölgesinde Bazı Ahşap Camiler”, Sanat Tarihi
Araştırmaları Dergisi, c. 2, sayı 4, 37-45, 1989, s. 37.
5 Ahşap camilerin yapılışı hakkında şu çalışmaya
bkz.: N. Demir, “Trabzon ve Yöresinde Ahşap Camiler”, Gazi Üniversitesi, Hacı
Bektaş Veli Araştırma Dergisi, sayı 29, 168-188, Ankara, 2004.
6 Özgüner, a.g.e., s. 26-28.
7 M.R. Sümerkan; İ. Okman, Kültür Varlıklarıyla Trabzon,
TC Trabzon Valiliği İl Kültür Müdürlüğü Yayınları, c. 1, Trabzon, 1999, s. 20,
56.
8 Beşikdüzü Türkelli Beldesi Merkez Camii bu
genellemeye uymaz. Bu camide merkezdeki kubbe, dört sütunun oluşturduğu
çerçeveye oturur. Bunun için bkz.: Sümerkan, Okman, a.g.e., s. 13, 14.
9 Kapsamlı bir alan çalışmasıyla bu türün başka
örneklerinin çıkabileceği unutulmamalıdır.
10 Sümerkan, Okman, a.g.e., s. 5.
11 Yeşilköy’ün eski ismi “Goga”dır. Cami bu nedenle
bu isimle anılmaya devam etmektedir.
12 Bu sütunların devşirme olma ihtimali gözardı
edilmemelidir.
13 En azından Araklı Merkez Camii ile diğer ikisinin
ustalarının aynı olamayacağı açıktır. Sümerkan ve Okman, Araklı Merkez Kalecik
Camii hakkında bilgi verirken, “Cami bu sistemiyle Trabzon ili içindeki iki-üç
örnekten biridir. Bu tipin diğer bir örneğinin de yine Araklı sınırları içinde
olması, aynı usta tarafından yapılmış olabileceği fikrini güçlendirmektedir”
demektedirler. Bunun için bkz.: Sümerkan, Okman, a.g.e., s. 5.
14 Trabzon kentinde dini yapıların “cami-mescit”
nitelikleri bağlamında irdelenmesi daha önce şu çalışmalarımızda kısmen ele
alınmıştır: İ.Ö. Tuluk; H.İ. Düzenli; E. Düzenli, “Osmanlı’da Fetih Sonrası
Dinsel Mekanın Camileştirilme Anlayışı: Trabzon Örneği (1461-1665)”,
Uluslararası “Gelenek, Kimlik, Bireşim: Kültürel Kesişmeler ve Sanat”
Sempozyumu, Ankara, 16-18 Kasım 2005; Ö.İ. Tuluk,
H.İ. Düzenli, “Yitik Mirasın İzinde: Trabzon’da Osmanlı Cami
ve Mescidleri (1461-1583)”, 17. CIEPO (Uluslararası Osmanlı ve Osmanlı Öncesi
Çalışmaları Komitesi) Sempozyumu, Trabzon, 18-23 Eylül 2006.
15 Her iki camide de benzer biçimde, harim bölümünün
dört sütunla dokuz eşit bölüme ayrılmaması ve merkezdeki kubbenin daha geniş
tutulmasından kaynaklı olarak yanlardaki küçük kubbelerin yarım küreden ziyade
oval bir biçim almaları gibi.
16 A. Kuran, Mimar Sinan, İstanbul, 1986, s. 34-36.
17 Aynı genişlikte ve kalınlıktaki tahtalar, düzgün
bir kubbe iç yüzeyi oluşturacak kavislikte olmak zorundadır. Üstelik ahşabın
zamanla deforme olmayacak biçimde bir ön hazırlığa tabi tutulması gerekliliği
vardır.
18 Yakın çevre içerisinde usta transferlerinin
olduğunu biliyoruz. Ancak, nispeten daha mütevazı bir yapı için merkezin usta
tahsis etmiş olabileceği düşünülebilir mi? Böyle bir tahminde bulunabilmek için
somut örneklere ihtiyacımız var.