26 Mayıs 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


Sonraki Sayfa >>

Araklı’nın Çok Kubbeli Camileri

    

 

Doğu Karadeniz bölgesine özgü dokuz kubbeli bir cami tipolojisinde odaklanan bu yazı, az incelenmiş genel bir mimari ürünü değerlendiriyor.

 

Kalecik Mahallesi Camii.

 

Ömer İskender Tuluk, Serap Durmuş

Tarih, kültür ya da etnoloji alanında Doğu Karadeniz bölgesini inceleme sahası seçmiş tüm çalışmalarda iklim, coğrafya ve topoğrafyanın etkin bir rolünün olduğu bilinir. Ancak, bölgenin mimari karakterinin oluşumunda bu etkenlerin çok daha belirleyici ve biçimlendirici bir rol üstlendiği su götürmez bir gerçektir. Bunda, bu bölge ile Anadolu’nun iç kısımlarına geçişte keskin bir sınır çizen Kaçkar, Soğanlı, Zigana ve Canik dağlarının büyük etkisi vardır. Doğudan batıya doğru sıralanan bu dağların tepe noktalarından geçirilecek bir çizgi, güneyde denize paralel doğal bir sınır çizer ve kuzeyde bir tür kendine ve içe dönük bir tarih ve coğrafya mekanı oluşturur1. Bu dağların Karadeniz’e bakan kuzey yüzeyleri ile güneye bakan yüzeyleri arasında iklim ve buna bağlı bitki örtüsü karakteriyle birlikte kırsal yerleşim dokusu da belirgin bir biçimde kendini hissettirir. Doğu Karadeniz’e özgü yerleşme biçimi dağınıktır.

 

Toplu bir yerleşme gösteren Anadolu köylerinde çoğunlukla cami, köyün merkezini belirler; daha uzaklardan köye yaklaşırken, caminin minaresi köyün en yüksek yapı elemanı olarak insana yön verir. Merkezin bittiği yerden hemen evler başlar, merkez ile evler arasında sıkı bir ilişki vardır. Doğu Karadeniz’de ise bu yakın ilişki görülmez. Organik olarak yeri seçilen merkez birkaç köye birden hizmet eder. Bundan dolayı köylerde dükkan ya yoktur ya da birkaç taneyi geçmez. Buna karşın her mahallede mutlaka bir cami vardır2.

           

Doğu Karadeniz kırsal mimarisinde cami; iklim, topoğrafya ve yaşama kültürüyle belirgin bir uyum sergileyen köy evleriyle büyük benzerlikler içerir. Özellikle ahşap strüktürlü camiler; malzeme, yapım tekniği ve plan tipolojisindeki yakın ilişkiler nedeniyle, herhangi bir köy evinden işlevi dışında çok da farklı bir görünüm sergilemez3. Hatta bazı kırsal camilerin özellikle son cemaat yerlerinin, evlerin “hayat”ları gibi manzaraya yönelik ve –bu mahallin bilindik işlevinin ötesinde– sohbet ve ders yapmaya elverişli bir düzenle inşa edildikleri dikkati çekmektedir4. Bölgenin zengin bir orman varlığına sahip olması, ahşabın, kırsal yapı geleneğinin taşla birlikte alternatifsiz yapı malzemesi olmasını sağlamış; yerel ustaların yüzyıllar boyunca uyguladıkları yapım teknikleri de bu malzemenin işlenmesine yönelik gelişmiştir5. Köy evlerinde yaygın olarak görülen “göz dolma” ve “muskalı dolma” gibi ahşap bir iskelet sistemine ya da “kurt boğaz”, “çalma boğaz” gibi ahşap yığma sistemine uygulanan yapım tekniklerinin6 bölgenin ahşap camilerinde de görülmesi, bu yapıların aynı ustalar tarafından inşa edildiklerini göstermektedir.

           

Ahşap camilerin yanısıra tümüyle yığma taş strüktürlü camiler de bölgenin yerel cami geleneğinin ilgi çekici bir bölümünü oluşturur. Harim duvarlarının tümüyle taş malzemeyle örüldüğü bu camilerin neredeyse tamamının üst örtüsü ahşap kırma çatıdır. Daha çok sahile yakın yerleşmelerde görülen ve ahşap camilere göre bezeme programı bakımından daha sade bir iç mekan görünümü sergileyen yığma taş strüktürlü bu camilerin dış cephe biçimlenmesinde en dikkat çekici öğe, söveli ritmik pencere düzenleridir. Çoğunlukla kare, çokgen ve daire biçimli içiçe geçmiş bir göbek düzeni sergileyen tavan biçimlenmesiyle dikkati çeken bu camiler arasında, gizli bir kubbeye sahip olanlar da vardır (Sarıçamlı Köyü Merkez Camii, Of; Şahinkaya Köyü Gülveren Mah. Camii, Çaykara; Derecik Camii, Akçaabat vb)7. Bu camilerde ahşap strüktürlü ve bağdadi sıvalı kubbe, iç mekanın tamamını kaplayan bir örtü elamanı niteliğinde değildir. Bir başka deyişle, tek üniteli Osmanlı camilerinde olduğunun aksine, bu tip camilerde kubbe duvarlara oturmaz. Çoğunlukla dikdörtgen harim kısmını örten ahşap tavanın merkezinde küçük simgesel bir kubbe niteliğindedir. İçerisinde düşey taşıyıcı eleman gerektiren daha geniş iç mekana sahip camilerde ise bu kubbe, çoğunlukla bu taşıyıcılardan bağımsız bir konuma sahiptir.

Kubbe, baldaken strüktürlerden farklı olarak, burada düşey taşıyıcıların oluşturduğu bir çerçeve içinde yer almaz8.

 

 

Merkez Camii

 

 

Trabzon’un Araklı ilçe sınırları içerisinde yer alan sadece üç cami ise, gizli kubbenin çoklu uygulamasının ilginç örneklerini sergiler. Sözkonusu camiler, –benzerine bölge içerisinde başka bir yerde rastlamadığımız9– harim kısmında ahşap strüktürlü ve bağdadi sıvalı, “bir”den fazla kubbenin yer aldığı bir örtü şeması sergilemeleri ve Osmanlı cami geleneğinde “çok üniteli” olarak nitelendirilen bir tipolojiyi yerel ölçekte tekrarlamaları nedeniyle dikkat çekicidir.

           

Bu camilerden ilki Araklı ilçe merkezinde yer alan Araklı Merkez Camii’dir. Yapının Müftülük kayıtlarına göre yapım yılı 1905’tir. Ancak, günümüzde son cemaat revakına sonradan eklenen asma katın güney duvarı üzerinde yer alan ve aslında caminin ana giriş kapısı üzerine denk düşen, yarım daire formlu kornişli bir pano içerisinde H. 1320 tarihi okunmaktadır. Bu tarihin son restorasyonda orijinal yazı üzerinden yeniden yazılmış olabileceği düşünülürse, yapının inşa tarihinin M. 1902-1903 olması muhtemeldir.

 

Boyut, malzeme ve yapım tekniği bakımından ilçenin en anıtsal camisi olma özelliğine sahip yapının alt katında dükkanlar yer alır. Düzgün kesme taştan inşa edilmiş caminin mihrap aksı boyunca uzanan dikdörtgen harim bölümü ve kırma çatılı, kiremit örtülü bir dış örtüsü vardır. Beşik kemerli ve üç bölmeli son cemaat revakının yapıya sonradan eklendiği ya da orijinal revakın yeniden inşa edildiği, farklı renkli taş duvar dokusundan anlaşılmaktadır. Yakın zamanda bu revakın kapatılıp asma kat eklenerek –bu katta– harim kısmıyla ilişkilendirildiği anlaşılmaktadır. Kuzey-batı köşede yer alan altıgen kaideli minarenin yapı kitlesiyle kurduğu biçimsel ilişki ve ana kitleyle örtüşen yapım tekniği ve üslubu, orijinal olduğunu göstermektedir. Günümüzdeki biçimiyle, ortadaki dört ana sütunun belirlediği merkezi mekanın çevresini –U biçiminde– saran kadınlar mahfilinin orijinal sınırlarının, bu mekanın gerisinde kalan ve bu noktada mahfili taşıyan dört sütun olduğu düşünülebilir.

 

Harim kısmının büyük bölümünün iç örtüsü, ahşap strüktürlü bağdadi sıvalı küçük kubbe ve tonozumsu kubbelerden oluşmaktadır. Yukarıda belirttiğimiz orijinal kadınlar mahfiline denk düşen bölümün ise düz bir tavanla örtülü olduğu görülmektedir. Caminin merkezinde yer alan ve basık kemerlerle birbirine bağlanmış sekizgen kesitli dört ahşap sütun, mekanı yaklaşık dokuz eş bölüme ayırır. Geçiş elemanı olarak pandantif kullanılmıştır. Ancak, merkezdeki kubbe dışında, diğer kubbe geçişlerinde pandantif, kemer ve kubbeler keskin ya da belirgin bir hatla birbirlerinden ayrılmadığından, bu kubbeler pandantifle bütünleşmiş olarak algılanır ve kubbeden ziyade tonozumsu bir etki bırakır.

 

Üst örtünün kuzey kanadındaki son üç kubbe, mihrap yönünde merkezdeki dört sütundan ikisine, diğer tarafta ise dairesel kesitli daha ince iki sütuna oturur. Bu sütunların düşeyde sürekliliği yoktur. Yani kadınlar mahfilini taşıyan sütunlar ile üstte bu üç kubbenin oturduğu sütunlar düşeyde birbirini takip etmez. Bunun yanında zemin ve mahfil katında yan duvarlara komşu ahşap sütunlar muhtemelen sonradan eklenmiştir. 

 

İlçe merkezindeki diğer bir örnek Araklı Kalecik Mahallesi Camii’dir. Yapım yılını gösteren herhangi bir kitabe olmamasına karşın, Sümerkan ve Okman yapıyı 19. yüzyıla tarihlemişlerdir10. Düzgün kesme taştan inşa edilmiş caminin batısında haziresi ve sonradan eklendiği anlaşılan sekizgen kaideli minaresi yer alır. Mihrap aksı boyunca uzanan dikdörtgen bir harime sahip yapının dış örtüsü kırma çatılı ve kiremit örtülüdür. Cami hariminin kuzey ucunda, sonradan kapatıldığı anlaşılan bir son cemaat revakının varlığı, duvar içlerinde kalmış sütun düzeni izlerinden anlaşılmaktadır. Günümüzde bu mekanın batı ucunda imam odası, doğu ucunda ise kadınlar mahfiline çıkan merdiven yer almaktadır. Son cemaat revakı kapatıldıktan sonra buraya bir asma kat eklendiği ve aradaki duvarın bir bölümü kaldırılarak kadınlar mahfiliyle ilişkilendirildiği anlaşılmaktadır.

 

Harim kısmının kadınlar mahfiline kadarki bölümünün iç örtüsü, ortada sekizgen kesitli dört sütuna oturan ahşap strüktürlü bağdadi sıvalı küçük kubbelerden oluşmaktadır. Bu örtü, kareye yakın bir bölümü kaplar. Kadınlar mahfilinin üzeri ise ahşap düz tavanla örtülmüştür.

Caminin ortasında yer alan ve birbirlerine basık kemerlerle bağlanan dört sütun, üst örtüyü dokuz kubbeli birime ayırır. Ancak, bu birimler birbirine eş değildir. Merkezdeki kubbeli birim diğerlerinden daha geniş tutulmuştur. Dolayısıyla, merkezdeki kubbe ile köşelerde yer alan dört küçük kubbenin oturduğu çerçeve kare ya da kareye yakın bir biçim sergilerken, merkezdeki kubbeli birime komşu diğer dört birimi oluşturan çerçeveler dikdörtgen bir biçimlenme gösterirler. Bu nedenle, bu birimlere yerleştirilmiş kubbeler, diğerlerinin aksine, yarım küre değil oval bir biçimlenme sergilerler.

 

Bu ızgaranın kuzeyinde yer alan son dilimindeki üç kubbe, mihrap yönünde merkezdeki dört sütundan ikisine, diğer tarafta ise kare kesitli daha ince iki sütuna oturmaktadır. Ancak, bu sütunların Araklı Merkez Camii’nde olduğu gibi düşeyde sürekliliği yoktur. Alttaki iki sütun aralığı daha dar tutulmuştur.

 

Araklı ilçe merkezinden 17 km içeride yer alan son örnek ise Araklı Yeşilköy Merkez Fatih Sultan Mehmet Camii’dir. Köy ve yakın çevresinde Goga Camii olarak da bilinmektedir11. Yapım yılı, Doğu cephesinde yer alan ahşap giriş kapısına işlenmiş kitabesine göre H. 1371 / M. 1951-1952’dir. Beşik kemerli asıl giriş kapısı burasıdır. Ancak, eğimli bir arazi üzerine konumlanması nedeniyle, kadınlar mahfiline direkt ulaşımı sağlayan, kuzey cephesi üzerinde beşik kemerli ikinci bir giriş kapısı vardır. Sonradan yapıya eklendiği anlaşılan sekizgen kaideli minare de bu cephenin doğu ucunda yer alır. Diğer iki camide olduğu gibi, mihrap aksı boyunca uzanan dikdörtgen harime sahip yapının dış örtüsü kırma çatılı ve kiremit örtülüdür. Son cemaat mahalli yoktur.

 

 

Yeşilköy Merkez Fatih Sultan Mehmet Camii.

 

 

Harim kısmının kadınlar mahfiline kadar olan kareye yakın bölümünün iç örtüsü, diğer camilerde olduğu gibi, ortada (dairesel kesitli) dört sütuna oturan ahşap strüktürlü bağdadi sıvalı küçük kubbelerden oluşmaktadır. Ancak, bu sütunlar, diğerlerinden farklı olarak, iki parça taştan meydana gelmiştir12. Sütun başlıkları ise ahşaptır. Mahfilin üzeri ahşap düz tavanla örtülmüştür.

Kalecik Mahallesi Camii’nde olduğu gibi bu camide de, merkezde yer alan ve birbirine (muntazam beşik) kemerlerle bağlanan dört sütun, mekanı dokuz birime ayırır, fakat aynı boyutlarda değillerdir. Merkezdeki kubbeli birim burada daha geniş tutulmuştur. Dolayısıyla, benzerinde olduğu gibi, bu birime komşu dört kenarda yer alan dikdörtgen çerçeve içlerindeki kubbeler oval bir biçim sergilerler. Ancak, Kalecik Mahallesi Camii’nden farklı olarak ve Araklı Merkez Camii’ndekine benzer biçimde, bu camide kubbe geçişlerinde pandantif, kemer ve kubbeler, belirgin bir hatla birbirlerinden ayrılmadıklarından dolayı tonozumsu bir görünüm sergilerler.

 

Diğer camilerden farklı bir başka uygulamaya, yapının üst örtüsünün kuzey kanadında yer alan kubbelerin oturduğu sütunların konumlarında rastlanır. Bu kubbeler, mihrap yönünde merkezdeki dört sütundan ikisine, diğer tarafta ise aynı zamanda kadınlar mahfilini taşıyan ve düşeyde süreklilik gösteren sekizgen kesitli ince iki sütuna oturur.

 

Genel olarak ifade etmek gerekirse, sözkonusu camilerin birbirlerinden etkilenilerek inşa edildikleri şüphesizdir. Biçimsel benzerlik bir yana, camilerden ikisinin Araklı ilçe merkezinde, diğerinin ise yakın bir köyünde yer alması ve üstelik bölge içerisinde bir başka örneğe de rastlanmaması, ilk bakışta böyle bir fikrin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Ancak, yapım tarihlerine bakmadan, sadece yapılar arasındaki yakınlık dikkate alınarak, bu camilerin her üçünün de aynı usta tarafından inşa edilmiş olabileceklerini söylemek erken bir yargı olur13. Araklı Merkez Camii ile Yeşilköy Merkez Fatih Sultan Mehmet Camii’nin biri giriş, öteki ahşap kapı üzerindeki tarih kitabeleri, yapım yılları konusuna yeterince açıklık getirmektedir. Ancak Sümerkan ve Okman’ın Araklı Kalecik Camii’ni 19. yüzyıla tarihlendiren görüşleri bize doğru görünmemektedir. Kalecik Camii ile Araklı Merkez Camii’nin üst örtü şeması, iç mekan kurgusu ve cephe karakteri bakımından birbirlerine son derece yakın durmalarına karşın; Araklı Merkez Camii’nin, konum olarak ilçenin merkezinde, çarşı içerisinde yer alması, boyut olarak çok daha anıtsal bir niteliğe sahip olması, malzeme kullanımı ve yapım teknikleri açısından daha özenli bir işçilik göstermesi ve üst örtü konstrüksiyonunun daha olgun bir biçimlenme sergilemesi nedeniyle diğer iki camiye –özellikle de Kalecik Camii’ne– orijin teşkil etmiş olabileceğini söyleyebiliriz. Üstelik Kalecik Camii’nin aksine Araklı Merkez Camii’nin orijinal minareli olarak inşa edilmiş olması, yapının tipik Osmanlı kent düzeni içerisindeki “Ulucami” statüsüne işaret etmektedir14. Buna dayanarak Kalecik Camii’nin, Araklı Merkez Camii’nden sonra, muhtemelen 20. yüzyılın ilk yarısında ve bu cami örnek alınarak inşa edilmiş olabileceğini söyleyebiliriz. Buna ek olarak, temelde üç örnekte de aynı örtü şemasının tekrarlanmasına karşın, Araklı Merkez Camii’ndekinin aksine, Kalecik Camii ile Yeşilköy Merkez Fatih Sultan Mehmet Camii’nde bu örtünün konstrüktif olarak nispeten özensiz15 bir biçimlenme göstermesi, bu iki caminin ustalarının aynı olabileceğine delil teşkil edebilir.

 

Üç caminin plan tipolojilerinin karşılaştırılması.

 

Her üç caminin temelde sergilediği plan tipolojisinin Osmanlı cami geleneğindeki karşılığını, mimarlık terminolojisine “sakıflı camiler” olarak girmiş tipolojide aramak doğru olur. Anadolu’da Osmanlı öncesine kadar inen bu tipin 16. yüzyılda ulaştığı biçimsel dil Doğu Karadeniz örneklerinden hiç de farklı değildir: tuğla hatıllı düzgün kesme taş duvar örgüsü, üç cephesi açık son cemaat yeri direkliği, çatı boşluğuna gizlenmiş ahşap kubbeli tavan sistemi, son cemaat yerini de içine alacak biçimde yapıyı tümüyle örten oturtma çatı ve kurşun kaplı çatı örtüsü16. Bu biçimsel kalıpların dışına çıkıldığı, bölgeye özgü uygulama, yapıların düzgün ya da kaba yontu taş duvar örgüsünde, kiremit kaplı çatı örtüsünde ve ahşap strüktürlü, bağdadi sıvalı gizli kubbesinde görülmektedir.

 

Temelde duvar örgüsü ile çatı kaplaması gibi farklılıkların, imparatorluk merkezi ile taşrada inşa edilmiş iki yapı arasında coğrafik bir hiyerarşinin ürünü olduğunu biliyoruz. Gizli kubbe uygulamasının da benzer bir merkez-periferi ilişkisi üzerine şekillendiği söylenebilir. Her iki uygulamada da biçimsel ürün aynı olmasına karşın, ahşap kubbe çok daha fazla maharet ve özen isteyen bir yapım tekniği gerektirir17. Sonuçta ortaya konan ürün, emeği sergilemeye uygun bir yüzey yaratır ve bu yolla yapıya gösterilen önemin derecesi, bulunduğu yer ile yaptıran kişinin statüsüne vurgu yapar. Bağdadi kubbe ise tümüyle, kubbe konstrüksiyonunu oluşturan ahşap altyapının düzgün olmayan yüzeyini örtmeye yöneliktir. Ötekine göre daha az maharet gerektirir, bir ön hazırlığa gerek duymaz, bakımı ve telafisi kolaydır. Daha az gösterişlidir.

Ancak, bölgeye özgü asıl özgün deneme, yerel konstrüktif tekniklerle inşa edilmiş çoklu kubbe uygulamasıdır. Bölge için olağan denebilecek, kırma çatı içerisine gizlenmiş bağdadi tek kubbe uygulaması, bu üç camide yerini, dört sütunla taşınan dokuz bağdadi kubbeye bırakmıştır. Böyle bir üst örtünün belirlediği plan tipolojisi yabancı değildir. En belirgin örneğini Bursa Ulu ve Edirne Eski Camii’nde gördüğümüz, mekanın eş birimlere ayrıldığı çok üniteli plan tipolojisinde, harim içerisine ritmik olarak dağılmış geniş ayaklar yığma kubbeleri taşırlar. Harim bölümünün tamamı bu kubbelerle örtülmüştür. Ancak, Araklı’daki üç camide kadınlar mahfiline denk düşen kısmın iç örtüsü düz ahşap tavandır. Dolayısıyla, altta yaklaşık kare bir alanı kaplayan dokuz kubbe ile harimin kuzey duvarı boyunca yayılmış kadınlar mahfilinin örtüsü, iç mekanı mihrap aksı boyunca dikdörtgen bir biçime sokar. İç örtüdeki bu farklılık dışa yansımaz. Kubbelerin oturduğu çerçeveler birbirlerine bağdadi kemerlerle bağlanır. Benzerlerinde olduğu gibi bu üç camide de –alttakiler daha geniş olmak üzere– iki katlı pencere düzeni kalın taş duvar üzerinde ritmik bir kompozisyon sergiler.

 

Gelinen bu noktada sorulması gereken soru, başta Araklı Merkez Camii olmak üzere üç camiye örnek olan böylesine bir örtü şemasının nereden kaynaklanmış olabileceğidir. Bir başka deyişle, böyle bir örtü, geniş açıklıklı bir mekanın örtülmesi sorununa yerel ustaların yapım alışkanlıklarını zorlayarak buldukları bir çözüm olabilir mi? Ya da bölge dışından ustalar gönderilmiş olabilir mi18? Daha esnek düşünerek, yakın çevrede olmadığını bildiğimiz halde, yerel usta ya da ustalar, gördükleri çok kubbeli bir Osmanlı camisini örnek alarak inşa etmiş olabilirler mi?

 

Bölge ustalarının özellikle kırsal mimari geleneğine olan akılcı katkıları dikkate alındığında, ilk yargı bize daha gerçekçi görünmektedir. Yine de bu soruya kesin bir cevap vermek mümkün değildir. Ancak, her üç durumda da değişmeyen şey, becerikli Karadenizli yerel ustaların Osmanlı cami geleneğine son derece özgün konstrüktif bir öğe kazandırmış olmalarıdır: Bağdadi kubbeli, çok üniteli sakıflı cami tipi. n Yrd.Doç.Dr. Ömer İskender Tuluk, KTÜ Mimarlık Bölümü; Serap Durmuş, KTÜ Mimarlık Bölümü Yüksek Lisans Öğrencisi.

* Bu çalışma, “Mimarlık Tarihinde Araştırma Yöntem ve Teknikleri” adlı yüksek lisans dersi kapsamında hazırlanmıştır.

 

Notlar:

1 O. Özgüner, Köyde Mimari Doğu Karadeniz, ODTÜ Yayınları, Ankara, 1970, s. 8; A. Batur, “Özgün Bir Yaşam Çevresi Ve…”, Doğu Karadeniz’de Kırsal Mimari, 8-37, İstanbul, 2005, s. 11.

2 Özgüner, a.g.e., s. 12, 15.

3 Bu camilerin tipolojik olarak çok genel bir sınıflandırmaya tabi tutulduğu çalışma için bkz.: H. Karpuz; H. Özen, “Trabzon ve İlçelerindeki Osmanlı Camileri İçin Bir Tipoloji Denemesi”, 17. CIEPO (Uluslararası Osmanlı ve Osmanlı Öncesi Çalışmaları Komitesi) Sempozyumu, Trabzon, 18-23 Eylül 2006.

4 H. Karpuz, “Trabzon’un Çaykara İlçesi Köylerinde Bulunan Bazı Camiler”, Vakıflar Dergisi, sayı 21, 281-299, İstanbul, 1990, s. 282; H. Karpuz, “Doğu Karadeniz Bölgesinde Bazı Ahşap Camiler”, Sanat Tarihi Araştırmaları Dergisi, c. 2, sayı 4, 37-45, 1989, s. 37.

5 Ahşap camilerin yapılışı hakkında şu çalışmaya bkz.: N. Demir, “Trabzon ve Yöresinde Ahşap Camiler”, Gazi Üniversitesi, Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, sayı 29, 168-188, Ankara, 2004.

6 Özgüner, a.g.e., s. 26-28.

7 M.R. Sümerkan; İ. Okman, Kültür Varlıklarıyla Trabzon, TC Trabzon Valiliği İl Kültür Müdürlüğü Yayınları, c. 1, Trabzon, 1999, s. 20, 56.

8 Beşikdüzü Türkelli Beldesi Merkez Camii bu genellemeye uymaz. Bu camide merkezdeki kubbe, dört sütunun oluşturduğu çerçeveye oturur. Bunun için bkz.: Sümerkan, Okman, a.g.e., s. 13, 14.

9 Kapsamlı bir alan çalışmasıyla bu türün başka örneklerinin çıkabileceği unutulmamalıdır.

10 Sümerkan, Okman, a.g.e., s. 5.

11 Yeşilköy’ün eski ismi “Goga”dır. Cami bu nedenle bu isimle anılmaya devam etmektedir.

12 Bu sütunların devşirme olma ihtimali gözardı edilmemelidir.

13 En azından Araklı Merkez Camii ile diğer ikisinin ustalarının aynı olamayacağı açıktır. Sümerkan ve Okman, Araklı Merkez Kalecik Camii hakkında bilgi verirken, “Cami bu sistemiyle Trabzon ili içindeki iki-üç örnekten biridir. Bu tipin diğer bir örneğinin de yine Araklı sınırları içinde olması, aynı usta tarafından yapılmış olabileceği fikrini güçlendirmektedir” demektedirler. Bunun için bkz.: Sümerkan, Okman, a.g.e., s. 5.

14 Trabzon kentinde dini yapıların “cami-mescit” nitelikleri bağlamında irdelenmesi daha önce şu çalışmalarımızda kısmen ele alınmıştır: İ.Ö. Tuluk; H.İ. Düzenli; E. Düzenli, “Osmanlı’da Fetih Sonrası Dinsel Mekanın Camileştirilme Anlayışı: Trabzon Örneği (1461-1665)”, Uluslararası “Gelenek, Kimlik, Bireşim: Kültürel Kesişmeler ve Sanat” Sempozyumu, Ankara, 16-18 Kasım 2005; Ö.İ. Tuluk,

H.İ. Düzenli, “Yitik Mirasın İzinde: Trabzon’da Osmanlı Cami ve Mescidleri (1461-1583)”, 17. CIEPO (Uluslararası Osmanlı ve Osmanlı Öncesi Çalışmaları Komitesi) Sempozyumu, Trabzon, 18-23 Eylül 2006.

15 Her iki camide de benzer biçimde, harim bölümünün dört sütunla dokuz eşit bölüme ayrılmaması ve merkezdeki kubbenin daha geniş tutulmasından kaynaklı olarak yanlardaki küçük kubbelerin yarım küreden ziyade oval bir biçim almaları gibi.

16 A. Kuran, Mimar Sinan, İstanbul, 1986, s. 34-36.

17 Aynı genişlikte ve kalınlıktaki tahtalar, düzgün bir kubbe iç yüzeyi oluşturacak kavislikte olmak zorundadır. Üstelik ahşabın zamanla deforme olmayacak biçimde bir ön hazırlığa tabi tutulması gerekliliği vardır.

18 Yakın çevre içerisinde usta transferlerinin olduğunu biliyoruz. Ancak, nispeten daha mütevazı bir yapı için merkezin usta tahsis etmiş olabileceği düşünülebilir mi? Böyle bir tahminde bulunabilmek için somut örneklere ihtiyacımız var.

Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


69708 - unknown - 38.107.179.240