26 Mayıs 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Eleni Karaindrou Zamanımızın Müziği

    

İmgesel, auratik, sinematografik, içsel, sezgisel... ‘Beekeeper’ ve ‘Eternity and A Day’ filmlerine yazdığı müzikler ile İstiklal Caddesi’nin neredeyse klasiği haline gelmiş Eleni Karaindrou, müziğindeki sadeliğin ardında dinleyicide yoğun duygular uyandıran, sıcakkanlı, güler yüzlü, büyüleyici bir kişilik.

 

 

Farklı kültürlerin his ve algılarıyla yoğrulmuş olan müziği, geniş bir duygu yelpazesini ifade ederken, kullanmış olduğu evrensel dil, müziğini pek çok kişiye ulaşabilir kılıyor. Akdeniz ve Balkanlar’ın mitsel enstrümanları ile klasik Batı müziği enstrümanlarını birlikte kullanımı ile kendine has bir anlatım yaratıyor.

Eleni Karaindrou çocukluğunu dağların arasındaki küçük bir kasaba olan Teichio’da geçirmiş. Kendisi bu dönemin izlerini şu şekilde ifade ediyor: “Büyükbabam bana küçükken mandolin çalar ve şarkılar öğretirdi. Ve tabii ki kasabanın merkezinde yapılan festivallerde çalınan flüt ve klarinetin sesi, onların dağlardaki ekosu, rüzgarın müziği, yağmurun çatıdaki sesi, karın sessizliği...” Yedi yaşında ailesiyle Atina’ya taşınmış olan besteci, kasabadan sonra bu büyük şehre gelmenin kendisi için tam anlamıyla bir şok olduğunu, radyo, elektrik, filmler ve arabaların kendisi için tamamen yeni olduğunu söylüyor. Piyanoyu ilk defa Atina’daki müzik okulu Hellenikon Odeon’da çaldığını ve enstrümana dokunduğu anda aşık olduğunu gözleri parlayarak anlatıyor.

Atina’ya taşınmalarından birkaç ay sonra annesini kaybetmiş olan sanatçı için piyano, bir avuntu kaynağı haline gelmiş ve sekiz yaşında emprovize yapmaya başlamış. Atina’da taşındıkları evde, yatak odasının penceresinden, açık hava sinemasını görebiliyor olması, buradan gösterilen filmleri izleyebilmesine olanak sağlıyormuş. Bunun ilerisi için film müziği yapma konusunda kendisini tetikleyip tetiklemediğini sorduğumda ise, “Hayır, filmler için müzik yapacağımı kesinlikle düşünmüyordum, öyle bir yönelimim yoktu. Tamamıyla tesadüf. Ama hayat da böyledir işte...” diyor ve duraksayarak, gülümsüyor. İlk olarak, tiyatroda bir Shakespeare oyunu için müzik yapmış. Film için müzik yazmaya bir arkadaşının kendi filmine beste yapmasını rica etmesi üzerine başlamış. Film sahnelendiğinde müziğinin bir atmosferi, etkisi ve karizması olduğunu fark ettiğini söylüyor Eleni. 1979 yılında Christoforo Christofis’in Wandering filmi için yaptığı müzik kendisini tam anlamıyla sinemaya taşıyan bir dönüm noktası olmuş. Daha sonra 1982’de Theo Angelopoulos’un Rosa filmine yaptığı müzik ile, hepimizin keyifle takip ettiği eserlerin doğuşunun ilk adımı atılmış.

Eleni’nin Angeopoulos ile sürdürdüğü sanatsal ilişkiyi anlatmasını istediğimde, verdiği yanıttan bu ortaklığın, basit bir sinema-müzik birlikteliğinden ibaret olmadığını kavrıyoruz. “Aramızda Angelopoulos’la çok büyük benzerlikler var, mantıken, politik, estetik anlamda. Çok ortak noktamız ve özel bir ilişkimizin olması bizi ‘paralel işleyen iki sanatçı’ yapıyor. Mesela Voyage filmi üzerinde çalışırken bana senaryoyu anlattı, ben de ertesi güne eseri besteleyip getirdim. Çekimler sırasında da bilgi alışverişi yaparız. Örneğin Beekeeper filmi için Angelopoulos, benim film için bestelediğim eserin, atmosferi yaratabilmesi ve oyuncuların duyguyu tam anlamıyla hissederek rollerini oynayabilmeleri amacıyla, fonda çalınarak çekim yapılmasını istemiştir.”

Sanatçı 1967 yılında Yunanistan’da diktatörlüğün baş göstermesiyle, askeri baskıdan dolayı bavulunu toplayıp, oğlunu da yanına alarak Paris’e kaçmış. Burada Fransız hükümetinin verdiği bursla Geleneksel Sanatlar Ulusal Müzesi’nde etnomüzikoloji eğitimi alarak çalışmalarına devam etmiş olan besteci o dönemi şöyle açıklıyor: “Paris dönemi çok güzel geçti. Özgürlük çok önemli bir şey...” Paris’te bulunduğu 1969-74 döneminde Bill Coleman, Lionel Hampton, Count Basie, Art Blakey, öncü Fransız jazz’cılardan Claude Luter ve Claude Bolling’in performans aldıkları önemli jazz mekanı Le Caveau de la Huchette’in renklendirdiği ve diğer yandan elektronik müziğin popülaritesiyle birlikte fusion ve deneysel yönelimlerinin yükseldiği, yaratıcı jazz dönemine rast geliyor. Bütün bunların müziğinde etkisi olup olmadığını sorduğumda “Tabii ki...” diyor Eleni, “Klasik müzikten, jazz’dan ve otantik müzikten etkilendim. Özellikle altını çiziyorum ‘otantik müzik’ etnik müzik değil. Sonuçta bence tüm besteciler, sanatçılar çevredeki her etkiye, her fikre açıktır. Paris’e gidişim ‘dünya müziğini’ çalışmama olanak sağladı.”

 

 

Müziğinizi nasıl tanımlarsınız diye sorduğumda ise, bu soruya cevap vermenin zor olduğunu söylüyor ve devam ediyor, “Müziğim çağdaş müzik anlayışına sahip, ama tabii bir Stockhausen da değil. Bazen neo-klasik, neo-romantik olarak da tanımlanıyor. İşin aslı müziğimin nasıl ‘başlıklandırıldığı’ umurumda değil. Kategorize edilmek istediğimi sanmıyorum. Müziğimi ancak şu şekilde tanımlayabilirim: Zamanımızın müziği.” Senaryo bir kenara konulduğunda, Eleni’nin müziği kendini başlı başına ifade etme gücüne sahip. “Eserlerinizin oluşmasında spesifik bir süreç söz konusu oluyor mu?” diye soruyorum. “Senaryoyu çoğunluka okumam bile. Kişinin ‘vizyon’u ile iletişim kuruyorum ve o fikri, vizyonu kendi içimde bulmaya çalışıyorum. Örneğin Angelopoulos bana Eternity And A Day’in hikayesini anlattığında, onun imgesinin, yarattığı senaryonun ve anlatış tarzının bende ne etki yarattığını anlamaya çalıştım ve kafamda tek bir müzik cümlesi oluştu: The Lost Theme’in teması. Çok kesin ve etkili bir şekilde geldi. Bu son derece kişisel ve özel bir süreç. Ben beste yapmak için tamamıyla ‘özgür olma’ düşüncesinden ilham alıyorum. Angelopoulos’a da şunu söylerim, ben bu besteyi senin için yapmıyorum, beste yaparken yola çıktığım nokta tamamen hissettiklerimin dışavurumudur. Dolayısıyla yaptığım müziği filmde kullanıp kullanmaman tamamen senin seçimin. Kısacası, müziğimi tamamen kendim için yapıyorum.” Sanat hakkında konuştuğumuzda ise, “Sanatın bir görevi, bir misyonu olmalı mıdır? Sizin sanatınızda böyle bir unsur var mıdır?” sorusuna yanıtı: “Müziğimi mesajlar vermek için kullanmıyorum, kullanmak istemiyorum. Yaşadığımız dönem içerisinde çevreme bakıyorum ve müziğim, benim çevremde olanların içimde oluşturduğu etkiyi, dünyaya bakışımı yansıtıyor. Müziğim hayatın bir pozisyonu ve ifade ettiği her şey insandan kaynaklanan, insanı anlatan şeyler. Müziğim bir mesaj değil, bir acı ve bu acı otantik bir duygu yoğunluğu. İnsanlar sıklıkla müziğimi dinlediklerinde kendilerini ağlattığını söylerler.”

Eleni Karaindrou, 4 Aralık’ta, Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı'nda konser verdi. Konserde sanatçıya şef Erol Erdinç yönetimindeki Hacettepe Üniversitesi Senfoni Orkestrası ile Yunanistan'dan gelen müzisyenler Vangelis Christopoulos, Konstantinos Raptis, Soctatis Sinopoulos, Aristotle Dimitriatis ve Natalia Michailidou eşlik etti. Avrupa’da pek çok ödülün sahibi olan Karaindrou, doksan dakika aralıksız süren konserde, Ağlayan Çayır, Leyleğin Geciken Adımı, Aşkın Bedeli, Troya'lı Kadınlar ve Ulis’in Bakışı filmleri için yaptığı parçaları seslendirdi. Şu anda Angelopoulos’un son filmi üzerinde çalışan Eleni ayrıca ECM’le yeni bir proje hazırladığını fakat bu konu hakkında çok bilgi veremeyeceğini, ancak projenin bir sinema veya bir tiyatroyla bağlantısı olmayacağını söylüyor. Yeni projelerini dört gözle bekliyoruz.

 

Eleni Karaindrou Kimdir?

 

 

Yunanistan’da küçük bir kasabada doğan sanatçı, yedi yaşında ailesiyle Atina’ya taşınmış, Hellenikon Odeon’da piyano ve teori eğitimi almış, tarih üzerine master yapmıştır. 1969-1974 yılları arasında Paris’te etnomüzikoloji eğitimi aldıktan sonra Yunanistan’a dönerek ORA Kültür Merkezi’nde geleneksel enstrümanlar laboratuarını kurmuş ve Third Radio programının etnomüzikoloji departmanında çalışmalarını sürdürmüştür. Yaptığı radyo programlarında Türk müziğine de sıkça yer vermiştir.

Yunanistan’ın müzikal kaynaklarının toplanması konusunda önemli çalışmalar yapması, kendisini Yunan müziği için önemli ve özel bir sanatçı kılar. Birçok film, tiyatro ve televizyon dizisi için müzik yapmış olan Eleni Karaindrou, çoğunlukla Yunan yönetmenlerle çalışmış olmakla birlikte, Chris Marker, Jules Dassin ve Margarethe von Trotta gibi isimler için de eser vermiştir. 1982 yılında tanışmış olduğu ünlü yönetmen Theo Angelopoulos ile ilişkisi, Emir Kusturica-Goran Bregovic, Peter Greenaway-Michael Nyman, David Lynch-Angelo Badalamenti, Krzysztof Kieslowski-Zbigniew Preisner, Federico Fellini-Nino Rota, Jean Renoir-Joseph Kosma, Roman Polanski-Krzysztof Komeda gibi ayrılmaz yönetmen-besteci ikilileri arasında yer almaktadır.

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


66826 - unknown - 38.107.179.237