26 Mayıs 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Mike Stern ile Röpertajı Kedi Kaptı

    

Gitaristlerin genelde müzikal olarak daha geniş bir ilgi alanları vardır, çünkü gitar her tür müziğin içinde var ve gitaristler tercih ettikleri tür olmasa da gitar üzerinden farklı tür müziklerle empati kurabilirler.

 

 

Geçenlerde Mike Stern’ün Eylül’de piyasaya çıkan ‘Who Let the Cats Out’ adlı son albümünü alınca Tuncel Gülsoy ve Zuhal Focan’a olan borcumu hatırlayıp soğuk terler döktüm. Geçtiğimiz Nisan ayında Istanbul Jazz Center’da çalan sanatçıyla, Tuncel Gülsoy ile birlikte bir röpörtaj yapıp bandı çözme işini de ben üzerime almıştım. Ancak gördüğünüz gibi bu iş oldukça zaman aldı (!) Üzerinden zaman geçmiş olsa da sanatçının yakınlarda çıkan albümü dolayısıyla güncelliğini koruduğunu düşündüm. Dolayısıyla bu röpörtajın kaydını yayınlanabilir hale getirerek eski yıldan kalan bütün borçlarımı kapattığımı sanıyorum, gerisini artık Allah affetsin! Röpörtajın yapılış şekli ve sonucu da aslında ilginç oldu. Randevudan önce ‘birlikte bu işi nasıl yaparız’ diye konuşmamıştık ama emprovize ederek ilerledik ve ikimizin ağırlıklı olarak ilgilendiği konuların farklılığı sayesinde ortaya jazz ruhuna uygun bir şey çıktı diye düşünüyorum.

Bu aralar sık sık buraya gelir gider oldunuz değil mi?

En son geçen yaz Steps Ahead ile gelmiştim, sonra Aralık’ta şu anda birlikte çaldığım kendi grubumla geldim. Bu grupla çalmak da çok hoşuma gidiyor bu arada, kendimi çok şanslı hissediyorum.

Bu bana daha önce konuştuğumuz bir şeyi hatırlattı. Ben sizde hayata karşı çok pozitif bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum. Mesela şimdi olduğu gibi; onca yoldan gelmişsiniz, yorgun filan olmanızı bekliyordum ama sizi gayet enerjik ve neşeli gördüm.

Doğrusunu isterseniz hayat herkese olduğu gibi bana zaman zaman güç anlar yaşatıyor ama ben hep olumlu bakmaya çalışıyorum. Bunda ilerleyen yıllarla birlikte karakterimin daha olgunlaşmasının da bir payı var diye düşünüyorum. Geçmişte Blood Sweat and Tears ile veya Mıles Davis’le ya da birlikte çaldığım diğer tüm büyük müzisyenlerle yaşadığım deneyimler olağanüstüydü ama aynı zamanda çok içiyordum ve zararlı başka bir sürü tuhaf şey yapıyordum. Hiç iyi değildi ama o günlerin üstesinden gelmeyi başardım. Jaco Pastorius gibi bazı arakadaşlarım ise başaramadı. Ne kadar büyük bir kayıp... Bense 22 yıldır artık ağzıma ne içki, ne sigara ne de başka bir şey koyuyorum.

 

 

Biyografinizde çocukluğunuzla ilgili bir bilgi bulamadım. Biliyoruz ki insanın hayatında ilk 5-6 yılın çok büyük bir önemi var. Neler yapıyordunuz o yıllarda?

Piyano çalarak müziğe başladınız galiba değil mi?

Evet, sanıyorum 10 yaşında filandım, piyano çalmaya başladım.

Müziğe yeteneğiniz olduğu nasıl anlaşılmış?

Annem müzikle çok iç içe bir insandı; hem jazz hem klasik piyano çalardı. Neredeyse profesyonel müzisyen olma aşamasına gelmişti sanıyorum ama çocuklarına bakmak zorundaydı!

Kaç çocuğu vardı?

Beş; ben ortadaki çocuğum.

Ailede sizden başka müzisyen var mı?

Benim gibi işi müzik olan kimse yok.

Ama eşinizde müzisyen galiba değil mi? Hiç birlikte çalıyor musunuz?

Evde çalıyoruz ama birlikte konser, turne falan yapmamaya karar verdik uzun zaman önce. Onun yerine evliğimizi sürdürmenin daha iyi bir fikir olduğunu düşündük!

Her hafta radyo programı yapıyorum, 100. programı eşimle birlikte yapmıştık. 99 programda sorun çıkmadı, 100. program bitmek bilmedi, ne demek istediğini çok iyi anlıyorum!

Babanız ne yapardı ?

Babam yazardı. Aslında ben evlatlık olarak verilmişim, gerçek babam da ticaret erbabı; son yıllarda onu tekrardan tanımaya çalışıyorum.

Aslen nerelilermiş?

Gerçek babam İngiliz kökenli, kanuni babam ise Musevi; Stern soyadını ondan aldım. Biliyorsunuz Museviler dinlerine çok bağlı olurlar ama o pek öyle bir adam değil, ‘sadece iyi bir insan olmaya çalışıyorum, organize dinler pek bana göre değil’ derdi.

Sizin aranız nasıl ruhani dünyayla?

Sanıyorum ben de iyi bir insan olup, etrafımdakilere yardım edip, işimi yapmaya ve kendime iyi bakmaya çalışıyorum. Bir aziz olmadığım kesin ama gerisi artık Allah’a kalmış!

 

 

Oğlak burcundasınız değil mi? Benim kızım da Oğlak burcu o yüzden biraz fikrim var: Kararlı, inatçı, aileye bağlı... Siz de öylesinizdir herhalde. Sizin de çocuklarınız var mı?

Biz çocuk yapmadık çünkü karım 18 yıl önce göğüs kanseri geçirdi ve doktorlar çocuk sahibi olmasını istemediler. Biz de önceleri evlatlık alırız diye düşündük ama sonra o da olmadı; artık çocuk için hem yaşlandık hem de ikimizde sürekli turnelerdeyiz.

Bazı eleştirmenler sondan bir önceki albümünüz ‘Voices’ ile kendinizi baştan aşağı yenilendiğinizi düşünüyorlar, ne diyorsunuz bu süreç ile ilgili?

Ben tabii ki böyle düşünerek, ‘hadi kendimi yenileyeyim’ diye müzik yapmıyorum. Benim müziğimde hep bir vokal duygusu vardır. Bestelerimi yaparken falan bir yandan ‘bunu şarkı olarak söyleseydim nasıl olurdu’ diye düşünürüm. Çalarken de söylüyormuş gibi, melodik çalarım. Aslında bunun sebebi de, demin konuştuğumuz gibi, ta çocukluğumda böyle bir şeyin yer almış olması. Ben sekiz yaşındayken bir kilise korosunda şarkı söylüyordum; sonra da çok küçük rollerdi ama bir iki operada gözüktüm. Bunların etkisi olsa gerek. Dolaysıyla ‘Voices’ albümünün konsepti benim esasında epeydir yaşattığım ve müziğime de uygun olduğunu düşündüğüm bir konseptti. Ama yine böyle bir albüm yapma cesaretini bana veren Richard Bona oldu. Onu çok uzun zamandan beri tanıyorum ve o hep bana bu tür bir şey yapmam gerektiğini söylerdi, ben de ondan şarkıları onun söylemesini isterdim sonunda oldu! Daha sonra, en son albümüm olana ‘These Times’ da aynı konseptte bir albüm oldu. Bu iki albümde de hem enstrümantal parçalar var, hem de Richard ve başka şarkıcıların söylediği vokal parçalar. Yeni çıkacak olan albümüm ‘Who Let the Cats Out’ta da Richard’ın vokal yaptığı bir kaç parça olmasına rağmen, bu daha farklı yerlere giden bir çalışma oldu. Bu albümde burada birlikte çalacağım grup ve Roy Hargroove, Dave Weckl gibi başka bazı müzisyenler var.

Bu bana web sayfanızda okuduğum bir şeyi hatırlattı. Sizin için ‘rock ile jazz fusion arasındaki sınırları kaybolmasını sağladı’ deniliyor. Ne düşünüyorsunuz bu konu hakkında?

Herşeyden önce, bunun ne demek olduğunu bilmiyorum doğrusu! Çok zor bir konu bu. Rock müziği seviyorum. Demin de konuştuğumuz gibi, çocukluğumda evde jazz ve klasik müzik duyardım, kilise korosundaydım, gençlik yıllarımda deli gibi Beatles, Jimi Hendrix, Rolling Stones falan dinlerdim, bunların hepsinin üzerimde bir etkisi olmuştur herhalde. Çok da basite indirgemek istemiyorum ama ben temel olarak, gitara vokal bir ton veren bir yaklaşımla ve rock duruşu ile jazz emprovizasyonu yapmaya uğraşıyorum. Ama bu bile dinlemeden tarif edilmesi çok güç bir şey; jazz dediğimiz şey herkes için farklı olabilecek bir şey.

Sizce bugün jazz dediğimiz şey nedir?

Çok iyi bir soru ama cevabını bilmiyorum. Aynı anda farklı yönlere doğru giden bir şey ile karşı karşıyayız. Aslında böyle olması bana çok uygun düşüyor çünkü farklı şeyler yapmaktan hoşlanıyorum. Biraz da çaldığın enstrümana bağlı galiba, ben esasında kendimi ilk önce gitarist olarak görüyorum. Bir de, benim jenerasyonum ve benden daha genç ‘jazz gitaristlerinde’ daha fazla rock etkisi var sanıyorum. Bir gitarist olarak Jimi Hendricks’i, Eric Clapton’ı görmezden gelemezsiniz. Bakın, John McLaughlin, Pat Metheny, Bill Frisell, John Scofield gibi gitaristlerin hepsinde bu söylediğim rock duruşu vardır. Ayrıca gitaristlerin genelde müzikal olarak daha geniş bir ilgi alanları vardır, çünkü gitar her tür müziğin içinde var ve gitaristler tercih ettikleri tür olmasa da gitar üzerinden farklı tür müziklerle empati kurabilirler. 

 

 

Ben sizin müziğinizin de öyle olduğunu düşünüyorum. Mesela yine son albümünüze dönersek, bu albümle ilgili olarak Nusrat Fateh Ali Khan’dan Joe Zawinul’a kadar farklı esin kaynaklarından söz ediyorsunuz; albümde Kenny Garrett ile Bela Fleck gibi müzisyenlerle birlikte çalıyorsunuz. Bütün bunların müzikal açıdan ortak noktası nedir? 

Bütün benzer durumlarda olduğu gibi, müzikal olarak bu sürece kimin liderlik ettiği ve farklı unsurları nasıl bir araya getirdiği önemli bir konu haline geliyor. Bir albüme her tülü şeyi koyamazsınız, belli bir seçim yapmanız gerekiyor. Öte yandan ben şahsen bir albümde aynı zamanda bir çeşitlilik de olması gerektiğini düşünüyorum. ‘Bu albümün konsepti bu, bütün parçalar da o tarz olsun’ gibi bir yol bana ilginç ve doğal gelmiyor. Dolayısıyla hem bazı şeyleri doğal akışına bırakmak hem de belli bir dengeyi tutturmak gerekiyor. Bu durumda da, bütün bunların ortak noktası ben oluyorum. Müzikal anlayışım, bestelerim, parçaları nasıl beraber bir araya getirdiğim, birlikte çalmak için kimleri seçtiğim; hepsinin bir etkisi var.

Jazz’da bütün dünyaya örnek olabilecek bir liderlik ve grup dinamiği var değil mi? En üst seviyedeki müzisyenleri bile farklı projelerde grup üyesi olarak görüyoruz. Egolarını bir kenara bırakarak, o projenin ruhuna uygun çalıyorlar ve aynı zamanda da öne çıkma derdi olmaksızın, yaptıkları katkıya kendi kişisel tarzlarının damgasını vuruyorlar.

Kesinlikle doğru. Zaten grup lideri olarak parçaları seçerken, düzenlemeleri veya besteleri yaparken kimin yeteneğini nasıl ön plana çıkaracağını düşünmek de işin önemli bir parçasıdır.

 

 

Başka bir konuya geçiyorum; bir röpörtajda canlı müzik tadında çalmaya çok önem verdiğinizi söylemişsiniz. Canlı performansın sizin için özel anlamı veya çekici tarafı nedir?

Anı yaşamayı ve enstrümanlar arasındaki diyalogu seviyorum.

Stüdyoda aynı şey olmuyor mu?

Aynı derecede değil ama o duyguyu yaratmaya çalışıyorum. O yüzden üst üste kayıt gibi uygulamaları hiç tercih etmem. Müzisyenlerin birbirlerine karşılık verdikleri, kendiğinden gelişen canlı ortamda jazz’ın gerçek ruhu ortaya çıkıyor. Ancak bazen neredeyse klasik duygusuyla yazılmış parçaları çalmak veya herkesi aynı anda bir araya getirme güçlükleri, maliyet gibi meseleler yüzünden stüdyoda overdubbing vb tekniklere başvurulabiliyor.

Biraz gerilere gitmek istiyorum Blood, Sweat and Tears’ın efsane bir albümü var, içinde ‘God Bless the Child’ın falan oduğu; o albümde siz de çalıyor muydunuz?

Hayır, o benden önceydi.

O günlerin sizin için anlamı nedir?

Üff, tek kelimeyle olağanüstüydü ! Henüz daha 22 yaşındaydım ve çalmaya başladığımız zaman ellerim, dizlerim her yerim tir tir titriyordu! Onlar da bana hep ‘merka etme, bir şey olmaz’ diyorlardı. Bana hem destek oluyorlardı hem de yapıcı eleştirilerde bulunuyorlardı ama günün sonunda beni çok da kafaya takmıyorlardı çünkü işi iyi idare ettiğimi düşünüyorlardı. Benim grupla çalmaya başladığım dönem artık en parlak oldukları dönem değildi ama yine de albümler çok satıyordu ve her konserde binlerce kişiye çalıyorduk. Benim için en önemli şey de öyle büyük kalabalıkların önünde çalmayı öğrenmek oldu. Jaco Pastorious’u da bu grupta tanıdım. Weather Report ile çalmaya başlamadan evvel bir kaç ay BS&T’da birlikte çaldık. Onunla çok yakın arkadaştık. Hatta benim için bir kardeş gibiydi.

Bize ondan biraz bahseder misiniz?

Büyük bir müzisyendi ve tam bir çılgındı. Esasında ben de öyleydim. Biraz evvel söylediğim gibi 22 yıldır ağzıma bir şey koymuyorum ama o zamanlar öyle değildi. İkimiz de biraz delirmiş gibiydik. Jaco inanılmaz biriydi. Nerdeyse hiç uyumazdı ve sürekli müzik dinleyip, bas gitarını çalardı. Her türlü müziği dinlerdi. Müzikal anlamda Miles Davis gibiydi; ne tür olduğunu umarsamadan içinden gelen müziği çalmaya ve içinden geldiği gibi çalmaya çok önem verirdi. Onunla birlikte çalmış olduğum için kendimi şanslı hissediyorum.

Bu da beni bir sonraki soruma getiriyor. Miles’la olan tecrübelerinizden de bahsedebilir misiniz?

O da biraz kaçıktı ama çok değil! (gülüşmeler)... Biraz evvel konuştuğumuz konu Miles müziğini karakterize eden en önemli noktalardan biriydi. Hem bir lider olarak olarak onu takip etmenizi, neyi nasıl çaldığını anlamanızı beklerdi hem de müzikal açıdan kendiniz olmanızı isterdi. Gruba çağırdığı müzisyenleri hem katılımcı hem bağımsız olabilme yeteneklerine göre seçerdi. Nasıl çaldığınıza pek karışmaz, arada bir iki yorum yapardı, o kadar (burada Miles’ın kısık sesiyle konuşmasını taklit ediyor). Çünkü esas olarak kendi istediğin gibi çalmanı beklerdi. Aynı zamanda kurallara bağlı veya alışkanlıklarla çalınmasını istemezdi, herşeyin biraz gevşek olmasını isterdi. Ne zaman öyle olmadığını hissederse ortaya yeni birşeyler atar, grubun biraz bilinmeyene doğru gitmesini isterdi. İlk dönem böyleydi. İkinci kere Miles’ın grubuna katıldığımda, grupta Marcus Miller, Al Foster, Bill Evans gibi isimler vardı. Olağanüstü bir ritim seksiyonu; hem Marcus hem de Al büyük bir ustalıkla bebop da funk da çalabilen müzisyenler. Aslında bu Miles’ın çok umurunda değildi, arada kafasını sallayıp ‘evet işte tam böyle’ derdi. Benim ise yüksek volümde ve Hendrix tarzı çalmamı isterdi (burada yine kısık sesle Miles’ın taklitini yaparak bunu kendisine nasıl söylediğini aktarıyor: ‘C’mon motherf.ker turn that s.it up !’). Son derece yeniliklere açık biriydi. Aslında gerçekten şanslıyım, birlikte çaldığım bir çok müzisyen böyleydi; mesela Joe Henderson, Michael Brecker gibi. Jim Hall da benim favorilerimden biridir. Daha klasik tarzda şeyler çalıyor olmasında rağmen, tamamen kalbinden geçen şekilde çalar ve zaman zaman çok azgın olabilir! Onunla ‘Dialogs’ albümünde birlikte çaldık, benim için de bir parça yazmıştı.

 

 

Günümüze dönersek, yeni albümünüzden bahsettiniz, başka ne var yolda?

Çok kısa bir süre önce bir DVD çıkardık. Bir de Kim Thompson (d) ile bir DVD yapmak istiyorum, birlikte çaldığım bunca çirkin adamdan sonra eminim güzel bir şey olur ! (gülüşmeler)

Tunçel Gülsoy ve Emre Memecan: Mike Stern çok teşekkürler.

 

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


66829 - unknown - 38.107.179.240