26 Mayıs 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Selen Gülün ile hayatına sahip çıkabilmek ve bunun getirdiği SÜRPRİZLER üzerine...

    

 

Selen Gülün’ün sürprizler albümü görünce, acaba bu işin içerisinde ne sürprizler var diye merak ettim. Karşıma çıkan ilk sürpriz onu yakalamanın son görüşmemizden beri daha da zor olması oldu, ben görmeyeli Selen’in iş yükü iyice artmıştı.

İkinci sürpriz albümdeki parçalar oldu, ilk albümdeki jazz sound’u tamamen değişmişti. Üçüncü sürprize gelince.... eh, biraz sabırlı olun, gelin onu da birlikte keşfedelim.

Bu keşife 2006 yılının Aralık ayının bahardan kalma mı desem, gelecek baharın avansı mı desem, ne diyececeğimi bilemediğim bir güneşli gününde Selen’in evinde başladık:

Sürpriz şu, ben bu albümde şarkı söylüyorum. Daha önceki albümümde besteci ve piyanist kimliğimle yer almıştım, bu albümde ise şarkıcı kimliğimle de yer alıyorum.

Albümde 10 parça var, bunlardan 8 tanesinin sözleri ve müziği bana ait. İki parçanın da sadece aranjmanları benim, bunların sözleri ve müzikleri bu albümün oluşmasında bana çok destek olan arkadaşım Demirhan Baylan’a ait. Böylece, bu sefer de kendime bir şarkı albümü yapmış oldum.

Albüm Ercan Saatçi tarafından DMC den ayrıldıktan sonra kurduğu REC BY Saathci tarafından yayınlanmıştı. Ben kendim albümü ilk dinlediğimde uzaktan da olsa bir tutam Patricia Barber havası koklamıştım. Bu havanın oluşmasında evdeki koca speaker’larımı zıplatan albümün audiophile kaydının da bir etkisi olduğunu belirtmeliyim. Konuştukça anladım ki bu burnuma gelen kokuda pek yanılmamışım.

Patricia Barber’dan önce piyano çalarak şarkı söyleme konusunda benim kendime örnek aldığım kişi Shirley Horn’dur. Onun müziğini çok beğenirim ve eskiden beri onun gibi yavaş tempolu çalarak şarkı söylemek gibi bir eğilimim oldu.

1999 yılında Chicago’da Patricia Barber’ın Greenville’deki bir konserini izledim, ve çok etkilendim, o da bana bu yönde bir cesaret vermiş oldu.  Uzun yıllardan beri birlikte çalıştığım Avusturyalı davulcu arkadaşım Jörg Mikula bu ilgimi görünce bana Wolfgang Muthspiel’in Rebekka Bekkan ile yapmış olduğu bir albümü yolladı ve bu senin yapmak istediğin şeye çok yakın dedi. Ben de Rebekka’nın bu albümünü ve diğer albümlerini dinlemeye başladım. Dinledikçe anladım ki benim yapmak istediğim tarzda başkalarının yapmış olduğu müzikler var, benim çalışmam onlara benzemiyor ama bu albümümü kütphanenizde onlar ile aynı çekmeceye koyabilirsiniz.

 

 

Bu çalışmam ilk albümüm olan “Just About Jazz”dan farklı, bir jazz albümü değil, içinde bir çok değişik stili barındırıyor.

Albümün kapağını okuyunca bu zengin katkılar listesinde ilk gözüme çarpan şey çok beğendiğim bir müzisyen olan Bülent Ortaçgil olmuştu. Hatta bazı şarkıların onun şarkılarına benzediğini düşünmüştüm, meğer bu da bir sürprizmiş.

Bülent Ortaçgil ile o ve arkadaşları “Bu şarkılar Adam Olmaz” albümünü yaptıkları sırada tanıştım. O benim kendime örnek aldığım insanlardan birisidir. O albümü de benim en beğendiğim çalışmalarından birisidir. O zamanlar 20’li yaşlarındaydım ve bu albümün kayıtlarının yapıldığı eve girip çıkıyordum. Hayatımda ilk defa o dönemde bir albümün yapım aşamalarını arka arkaya gördüm. Bu albüme Bülent Ortaçgil’in duygusal yönden çok katkısı oldu, geçen sene bir yerde karşılatığımızda kendisine bunları söyledim, çok sevindi. Onun gibi daha bir çok kişinin de katkısı oldu. Albümdeki şarkıları son dört yıldan beri değişik konserlerde çalıyorduk. Albüm yapmaya karar verince MIAM’dan 3 gün aldık ve tüm albüm bu süre içerisinde kaydedildi. Yıllardan beri birlikte çalan müzisyenler olduğumuz için herşey çok çabucak bitti. Parçalardan birisinde Şenova Ülker trompetiyle bir başkasında ise Yahya Dai saksofonuyla yer alıyor (Onur Türkmen de iki parçada gitar çalıyor).  Her üçü  de sevdiğim ve sesleri kulaklarımda olan müzisyenlerdi.

Bu albümde Demirhan Baylan’ın katkısı çok özel, beni tekrar şarkı söylemeye özendiren kişi odur. Kendisi müzisyenliğinin yanı sıra  aynı zamanda bir yazardır. Piyano çalarken şarkı söylemek müzisyenin performansını seyircinin müziğe olan konsantrasyonunu arttırıyor. Katkı konusunda ablam Diloy Gülün’den de bahsetmem lazım, albümün para desteğini o sağladı. Kendisi aynı zamanda prodüktör olduğu için işlerin nasıl yürüdüğünü iyi biliyor, bize çok fikir katkısı da oldu.

Tolga Tüzün eski bir arkadaşım, bir ara yurt dışında idi, şimdi burada. Albümün sound’unun oluşumunda onun çok büyük bir katkısı var.

Albüm Selen’in eski eniştesi Turgut Tükel’e ithaf edilmiş. Ama ne yazık ki onu müzisyen olması için en çok teşvik eden ve Bülent Ortaçgil ve Serdar Ateşer gibi insanlarla tanışmasına sebep olan bu insan artık yaşamıyor.

Albümde bir çok parça var, ben kişisel tercihimi giriş parçası olan “Pia”dan yana kullandım. Bunun Selen’in de en sevdiği parça olduğunu öğrenmem benim için bir başka sürpriz oldu.

 

 

“Pia” şiirden şarkı olmuş tek parçadır. Şiiri Fethiye’deki Saklıkent’i ziyaret ettiğimde gördüğüm şeylerin etkisi ile çala kalem yazmıştım. Albüme girmek üzere besteledim. Albümün genelinde bir kaç farklı tema var. Sürpriz bu temalardan ilki, hayatın kendisi de sürprizlerle dolu değilmidir ki. Ben tüm sürprizlere açık bir insanım. Spontan olan şeylerden etkileniyorum ve hayatım biraz da bunun üzerine kurulu. Hayatım için planlar yapsam da hayatın akışı içinde olan şeylerle onları değişitiririm. Sürprizler her zaman benim hayatımın merkezindedir ve beni heyecanlandırılar.

Ama bir de gerçeğin aranışı var. Hayatımın içerisinde gerçeği de aradığımı sonra fark ettim. Gerçek nedir, acaba ben yaşadığım hayatı sorguluyormuyum yoksa içinde olduğum durumu olduğu gibi kabul ediyormuyum. İlk albümüm olan Just About Jazz bundan çok farklı idi, ama henüz yayınlanmamış olan 3. albümüm bu ikisinde de farklı. İleride eski albümlerim gibi başka bir albüm yaparmıyım bunu da bilmiyorum.

Bütün parçaların tek tek öyküleri yok, aslında sözler zaten öyküleri de anlatıyor.

“Cennet” Demirhanın bestesi, bu parçayı çok beğendiğimden onun eski bir albümünde yer almasına rağmen ikna edip bu albüme de aldım. Hatta bu parça için bir de klip çektik ve yakında medyada görmeye başlarsınız. Bu bir aşk şarkısı, duygu olarak beni çok mutlu ediyor. Sözlerini de kendime çok yakıştırdım.

“Sen ve Ben” de beni çok eğlendiren bir parça, hatta diyebilirim ki ben hayatım boyunca adı Sen ve Ben olan bir parça yazmak istedim. Eğlenceli bir aşk şarkısı, samba ritminde, birbirine kavuşamayan iki aşığı anlatıyor.

“Umuda Gülümse”nin benim için özel bir yeri var. Bunu hastalandığı için konuşma yeteneğini kaybeden babam’ın  hastalık döneminde yazdım. Bu olay aynı zamanda benim sözlü müzik yazmaya başlamama sebep oldu.

“Bırak Gitsin” kendi kendime yaptığım konuşmalardan çıkmış bir beste. “Canım” ise doğru tahmin ettiniz, aslında canın çıksın gibi bir duygu barındırdan bir çalışma. Bu da Demirhan’ın bestesi, kendisi bundan bir şey olabileceğini düşünmüyordu ama ortaya çıkan sonuç hoşuna gitti. Kısacası bu albüm biraz naif bir bakış açısı ile yapılmış ve hayatın sorgulandığı bir çalışma.

Tabi bu müzikler ve sözler insanın aklına bir çok çağrışım yapıyor, acaba kavuşamayan aşıklar kim, cennetten kovulanlar kim diye içimden geçiriyorum. Ama Selen’e sözüm var, özel hayata girilmeyecek. Gerçi konuşma sırasında girmedik de değil, ama onlar hiç değilse yazıya girmesin.

Selen Gülün yaşını saklamasını gerektirmeyecek kadar genç ama yaptığı biribirinden güzel şeylere göre ise oldukça görmüş geçirmiş bir insan. Ona kendisi için gelecek yıllarında neler hayal ettiğini de sordum:

Son bir yıldan beri kendime bu soruyu soruyorum.

Ben bu zamana kadar her zaman hayatım için kendime hedefler koyrak gelmiş bir insanım. Bugüne kadar yaşamak istediğim hayatı yaşadım, Berklee de okuyacağım dedim okudum, master yapacağım dedim yaptım. Kendi müziklerimi çalabiliyorum, yazdığım müziklerin dünya prömiyerlerine katılabiliyorum. Ama son bir yıldan beri müzik yazamaz hale geldim, anladım ki bundan sonra kendime hedef  koymaktansa yaptığım işte eğlenme zamanım gelmiş. İnsan bu düşüncelere 30’lu yaşlarında geliyor. Şu an böyle bir döngüdeyim. Ancak benim için müzik yazmak ve albüm yapmak elzem bir şey ve bunlara devam edeceğim.

 

 

Selen devam edeceğim diyor ama elimizde tuttuğumuz albümün devamını Türkiye’de getirmenin hiç de kolay olmadığını ikimiz de biliyoruz. Ona bu ülkenin jazz ortamını nasıl bulduğunu soruyorum:

Ben Bilgi Üniversitesi’nde hoca olarak çalışıyorum, ayrıca benden ders alan başka öğrencilerim de var. Bu açıdan bakınca kendimi çok mutlu hissediyorum. Ama global açıdan bakınca içimde bir mutsuzluk da var. Müzik dünyasının geleceği ne olacak? Albüm yapmanın geleceği ne olacak bilemiyorum. Geçtiğimiz yaz uzun uzun bu konularda internette araştırma yaptım. Gelecekte müzik endüstrisinin nasıl değişeceğini öğrenmeye çalıştım. Öyle görülüyor ki ileride albüm yapmak değil konser organizasyonu yapmak önem kazanacak. Bu yüzden de plak şirketleri değil konser düzenleyen şirketler gelişecek. Günümüzde bir çok müzisyen var, live müzik, yani canlı performansın önem kazandığı bir dünya gelecek.

Müzik günümüzde bir hızlı tüketim aracı haline de geldi.

Teknolojideki gelişmeler müzik yapmayı daha da kolaylaştırıyor, bir yandan herkes içinde yaşadığımız sistemden uzaklaşmak istiyor. Bu kaçış açısından müzik daha da önem kazanıyor. Çok fazla müziğin olduğu bir dünyadayız. Bu yüzden de daha önce duyulmamış ve yapılmamış şeylerin yapılması önem kazanıyor. Canlı müziklerin sunulabileceği ortamlar da önem kazanıyor.

Bu gün benim sürekli olarak turnede olan ve konser vererek yaşayan arkadaşlarım var. Bunların albüm yapmak için zamanları da yok ve öyle gözüküyor ki olmayacak da.

Öyle gözüküyor ki bu yönde gitmek lazım. Yazık, ileride belki de hiç albüm satılmayacak.

Albümle ilgili basın bülteninde Selen’in Vilnius Jazz Festivalinden döndüğü yazılıydı. Hazır konu canlı performanstan açılmışken yediğini içtiğini kendisine saklayıp bu festivalde gördüklerini benimle paylaşmasını istedim:

Çok heyecan verici bir festival yaşadık. Organizasyon açısından bakarsanız bizim festivallerin oradakinden çok daha ileri olduğunu söyleyebilirim. Ben bir çok festivalde çaldım. Pozitif tarafından Akbank adına düzenlenen jazz festivalinin dünyadaki bir çok festivalden daha ciddi ve önemli olduğunu düşünüyorum. Ama işin bir de dinleyici yönü var. Vilnius’teki seyircinin festivalin heyecanına çok büyük katkı yaptığını gördüm.

Biz orada benim müzik hayatımda çok önemli bir yeri olan Wayne Shorter ile aynı sahneyi paylaştık. Konserlerimiz arasında yarım saat vardı, kuliste konuştuk. Ben müzik hayatıma onun yazdığı müzikleri taklit ederek başladım. Bir yandan da onları anlamaya çalışırdım. Karşılaştığımızda ona ilk söylediğim şey bu oldu. O da bana “ uğraş bakalım” dedi. Grubunda benim çok beğendiğim bir piyanist olan Danilo Perez vardı. Davulda Brian Blade ve basta John Pattituci ile sahne aldılar. Gene ondan çok şey öğrendim. Müthiş bir konser verdi. Yep yeni müzikler yazmış. Bu kadar çok yeni şeyle karşılaşmak beni çok etkiledi çünkü bende kendi hayatımda sürekli yeni bir şeyler yazmaya çalışan bir müzisyenim. Bir süreden beri kendimi bu konuda çok zorlamamıştım ama Wayne Shorter’ı o yaşında böyle yüksek bir enerji ile görünce çok etkilendim.

 

 

Özel hayata girmeyeceğiz dedik ama hayatın gerçeği de şu. Özel olan ve olmayan birbirine ister istemez karışıyor. Ayrılmadan önce Selen’e bu sefer yazmak kaydıyla evlenip evlenmeyeceğini sordum. Onun cevabını da bir amme hizmeti olarak kamuoyuna açıklıyorum:

Evlenmek? Şimdilik zannetmiyorum ama hayat bu sürprizlerle dolu. Ben spontan yaşamayı seviyorum demiştim, kim bilir. Kafamda fizik görünüm olarak belirli bir ideal insan modeli yok. Yok ama eğer seçim yapacaksam benim için önemli bir kriter var. Evleneceğim insanın benim gibi kendi hayatına sahip çıkabilecek bir insan olması önemli. Ben kendime hedefler koyarak bugüne geldim ve çevreme bakınca da kendimi oldukça mutlu hissediyorum. Hayatın heyecanını kaybetmemiş insanlar ilgimi çekiyor. Ama bu günlerde etrafımda böyle bir insan yok.

İşte böyle, eğer kendi hayatınıza sahip çıkabilen bir erkekseniz bir şansınız var. Selen’in söylemediği ama benim ondan habersiz ilave etmek istediğim bir kriter daha var: Eğer müzik hayatınızın ekseninde yer almıyorsa hiç zahmet etmeyin.

Alıyorsa size tavsiyem şu web adresine bir girmeniz:

www.selengulun.com

Kim bilir, spontan yaşam size de bir sürpriz sunabilir.

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


66830 - unknown - 38.107.179.236