26 Mayıs 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Davulun özgün sesi; Terry Clarke

    

Terry Clarke, jazz’ın altın çağını yaratanların yetiştirdiği kuşağın en iyi temsilcilerinden. Davulcu olarak birlikte çaldığı isimler “jazz’da kim kimdir” listesini oluşturan herbiri bu müzik türüne yön vermiş müzisyenler.

 

 

Bunlardan sadece bazılarını sıralamak bile Clarke’ın jazz hakkında edinmiş olduğu derinliği anlatmaya yeterli: Jim Hall, Oscar Peterson, Freddie Hubbard, John Handy III, Toshiko Akiyoshi, Jay Leonhart, Ed Bickert, Rob McConnell.

Vancouver, Kanada doğumlu müzisyen, davul çalmaya 12 yasinda baslamis. New York jazz camiasında tanınmış ve birçok davul tekniği kitabının yazarı Jim Blackley’den dersler almış ve bir nevi usta-çırak ilişkisi içerisinde süren ilişkileri Clarke’a kariyerinde birçok kapı açmış. 1965 yılında San Francisco’ya John Handy’nin grubunda çalmak üzere gitmiş ve Handy ile Monterey Jazz Festivali’ndeki konserlerinin kaydından oluşan cok başarılı “Live at Monterey Jazz Fest” albümüne davulcu olarak imza atmış. Bu sırada New York’a yaptığı seyahatlerde birçok müzisyenle tanışmış. Jazz tarihinin en etkin isimlerini dinleme ve yakından tanıma firsatını bu New York gezilerinde yakalamış. Elvin Jones, Max Roach ve Tony Williams ile olan yakın ilişkileri ona sanatında yeni kapılar açmış. Bu etkin isimlerden öğrendiklerini yeni nesillere aktarmanın bir görev oldugu inancıyla halen University of Toronto’da öğretim üyeligi yapıyor. İlk Amerika tecrübesinde bir dönem, ‘kısa ama çok yoğun bir dönem’ olarak tanımladığı 60’ların sonralarında ünlü pop-motown grubu The Fifth Dimension’da yeralmış. Aklında New York’a yerleşmek varken, müziğe başladığı ilk yıllardan beri arkadaşı olan Don Thompson‘nın Toronto’ya gelmesini tavsiye etmesiyle kendisini 70’li yılların Toronto’sunda fırtınalı bir müzik sahnesinin ortasında bulmuş. Rob McConnell ile 25 yıl sürecek olan ilişkisi, bir nevi kusucu üyesi olarak yeraldığı Boss Brass Band ile başlamış. Yaklaşık 15 yıl Toronto’da çok yüksek bir tempoda çalıstıktan sonra, nihayet yıllar önceki planına geri dönmüş ve New York’a taşınmış. İlk Amerika macerasından tanıştığı dostları sayesinde kısa zamanda New York’un çok aranılan davulcularından biri haline gelmiş. Daha sonra evlenip, çocuk sahibi olunca Toronto’ya yerleşmeye kadar vermiş. Grammy kazanmış albümlerde çalmış olan, bir çok Juno ödülüne sahip müzisyen, geçtiğimiz son beş yıldır üstüste Kanada Jazz Ödülleri’nde “En İyi Davulcu” ödülünü kazandı.

Terry Clarke ile birçok sevdiğimiz albümün ortaya çıkış hikayelerini öğrenmemize ve jazz tarihindeki bir takım önemli noktaları birleştirmemize yardımcı olacak bol içerikli hoş bir sohbet yaptık. Umarım siz de beğeniyle okursunuz.

Yeni turdan döndünüz. Kimler vardı turda?

Piyanist Bill Mays ile turum vardı, yeni bitti. New York’ludur, orada birlikte çok çaldık. 10 yıl önce New York’da üflemeli dörtlüsü ve ritim dörtlüsü olarak bir proje yapmıştık, adını da Manhattan Chamber Jazz Ensemble olarak koymuştuk. Ekip dört üflemeli ve bir jazz dörtlüsünden oluşuyordu. Nutcrackers’dan, Ravel’den parçalar alıp jazz yorumlarını yapıyorduk. Basın için fotoğraflar hazırlandı, albüm kaydedildi. Yapımcımız Japonya’da bu çalışmanın çok büyük heyecan yaratacağını düşünmüştü, Japonya için tur hazırlığı yaparken yapım şirketi iflas etti. Proje öylece ortada kaldı. 1999’da New York’tan Toronto’ya taşındığımda bu konuyu CBC’ye görtürdüm. Bu çalışmayı Toronto Chamber Jazz Ensemble diye Toronto’da yapabiliriz dedim. Fikri beğendiler, 4 yıl önce CBC’sinin Glenn Gould salonunda konser verdik, kaydettik. Sonra o ekiple üç tane tur yaptık. Bu da onlardan biriydi. Bu kez genelde Batı kıyısında British Columbia’daydık. İki hafta kadar sürdü.

Son zamanlarda başka kimlerle çaldınız?

Ondan önce Kasım ayında Village Vanguard’da Jim Hall ile konserimiz vardı.

Jim Hall ile çalışmalarınz devam ediyor yani!

Evet, iki yil önce Avrupa turuna çıktık. Geoffrey Keezer da bizimleydi. Geçen yıl da Jeff ile duo olarak tur yaptılar, beni İspanya’da bir dörtlü konseri için çağırmışlardı, onda çaldım. Mart ayında İtalya’da bir konserimiz olacak, iki dörtlu birlikte çalacağız. Jim Hall, Chris Potter, Scott Colin ve ben; bir de yaylılar dörtlüsü. Grubun adı 4x4. Bütün müzikleri Jim hazırladı.

Yaylılar için de mi?

Evet, tabii. Jim 18 yaşından beri yaylılar dörtlüsü için yazar. Cleveland Müzik Enstitüsü’nde öğrendi. Yaylılarla kaydettiğimiz albümlerde de öyle, herşeyi kendi yazdı. Üflemelilerde de aynı şekilde. Aslında “Life and Progress” diye bir belgesel film vardır, Jim Hall ile ilgili. Başta sadece stüdyoda çekeceklerdi, bunu yaptılar sonra bu çalışmayı büyütüp söyleşiler eklediler, film haline getirdiler. Joe Lovano, Sonny Rollins gibi Jim’in çaldığı bütün müzisyenler o filmde. Ben de bu filmin bir parçasıyım. Hepimiz filmde Jim ile anılarımızı anlatıyoruz. Filmde Jim’in diğer sanatçı kimlikleri de anlatılıyor.

Son projelere geri dönersek… Jazz vokalisti Helen Merrill ile şubatta Japonya’da çalacağım. Helen Merrill, 1956’de çıkarttığı “Perfect Ground” adında albümü ile tanınır.

Japonya bağlantğısı nereden geliyor?

Bilmiyorum, hakikaten vaktimin büyük bir bölümü orada geçiyor. Sanırım jazz’ı çok seviyorlar. New York’ta yaşarken de hemen hemen hiç New York’ta değildim. Ya Avrupa ya da Japonya’daydım. Bütün jazz müzisyenleri için aynı herhalde. Japonya’ya 1976’den beri gidiyorum. İlki Jim’leydi.

Jim Hall ile Toronto’da kaydettiğiniz bir albüm var. “Jim Hall Live”. Don Thompson da bas çalıyor.

Evet, çok başarılı bir albüm. Dünyanın heryerinde, gitaristlarin hepsinde vardır bu albüm. 

O albümün ortaya çıkışıyla ile ilgili şöyle bir söylenti var: Albüm aslında kazara ortaya çıkmış, albüm olarak çıkarılması planlanmamış. Don Thompson kayıt aletleriyle denemeler yapayormuş o zamanlar ama kayıt iyi kalitede çıkınca piyasaya sürmeye karar vermişsiniz. Doğru mu?

Evet. Don Thompson’un 4-kanal Sony kayıt cihazı vardı. Banta kayıt yapanlardan. 1974’den bahsediyoruz. 70’li yıllarda burada, Toronto’da “Bourbon Street” adında bir jazz kulübü vardı, o zamanlar çok ünlüydü. Orada kaydedildi. Bourban Street ve Basin Street aynı binada altlıüstlü iki jazz kulübüydü. Don, elinde Sony kayıt cihazıyla sahneye geldi. İki mikrofon davula, bir mikrofon basa, bir mikrofon da gitar amfisine koydu. Düşünsene sadece dört kanal! Bütün haftanın konselerini çektik. En az üç dört plaklık kayıt çıktı ortaya. Bunlardan seçip 45’lik bir plak çıkardık. Plak A&M Records’dan çıktı. A&M Records, Herb Alpert ve Jerry Moss’un kurduğu 70’lerin büyük plak şirketlerindendir.

Şimdi remastered uyarlaması var piyasada, sanırım Verve’den çıkıyor.

Remastered değil aslında, bir değişiklik yapmadılar, sadece CD’ye aktardılar. Bizi aramadan yaptılar, arasalardı biz üç dört parça daha verirdik onlara. 70 dakikaya kadar müzik koyabilirsin bir CD’ye.

1976’da bu albümden hemen sonra Japonya’ya gittik. Anlayacağın Japonya o şekilde başladı. Jim o sırada Chet Baker ve Paul Desmond ile CTI için de kayıt yapıyordu. O üçlüyle Japonya’da konser kaydı da yaptık. “Live in Tokyo”. 85’de New York’a taşındım. Daha sonraları Jim ile, sonra da Helen Merrill ile sık sık Japonya’ya gittim.

New York’a taşındığında oradaki jazz camiasını iyi tanıyor muydunuz?

Evet, 1967’de Don Thompson ile New York’ta çalmıştık. O sırada bir çok müzisyenle tanıştık. John Handy’yle de orada tanıştık. O zamanlar Charles Mingus’la çalıyordu.

 

 

John Handy’yle çok ünlü bir albümünüz var: 1965 Monterey Jazz Festival.

Evet, albümde Michael White (keman), Jerry Hahn (gitar) ve Don Thompson (bas) var. Çok iyi bir gruptu, o zamanların en ateşli gruplarındandı. Columbia Records’dan John Hammond yapımcımızdı. John Hammonds o sırada iç yeni grupla anlaşma imzalamıştı. Biz, John Hendix Quintet, Denise Aiklin, Charlie Haden, Jerry Brunele üçlüsü ve George Benson adında genç bir gitarist. Sonra bizi New York’a götürdü, Carnegie Hall’da konser verdik. 1967’den bahsediyorum, yapımcılığını üstlendiği bütün müzisyenler programdaydı. Bob Dylan’ı da keşfeden John Hammond’dır.

O zamanlar Village Vanguard sadece haftada dört gün açıktı. Sonra o kadar iyi tuttu ki, yedi gün program yapmaya başladılar. Sonra Rock’n’Roll dönemi başladı ve tabii jazz piyasasi çok büyük zarar gördü. Ama bir ara New York’ta aynı günlerde biz bir kulüpte, Bill Evans Trio başka bir kulüpte, Chick Corea, Steve Swallow başka bir kulüpte çalıyorduk. Çok ateşli jazz günleriydi.

Yani ben 60’larda New York’daki günlerimde jazz dünyasından pek çok ismi tanıdım ve 85’te oraya  taşındığımda zaten pek çok müzisyeni bildiğimden hemen çalışmaya başladım. Yine Jim Hall ile çalıştım ve Toshiko Akiyoshi Orchestra’ya katıldım.

60’larda yerleşik düzenim San Fransisco’ydu. 1970’de Toronto’ya geldim. Yeşil kartımı bekliyordum, hemen New York’a gitmeyi planlıyordum ama Toronto’da birden kendimi çok yoğun bir temponun içinde buldum, ayrılmam 15 yıl aldı. Çok stüdyo çalışması yaptım, birçok film ve TV projesinde yeraldım. Nota okuyabildiğim için oldukça çok iş geliyordu, sabah akşam çalışıyordum.

Don Thompson’la arkadaşlığınız çok eskilere gidiyor, nasıl tanışmıştınız?

Ben aslen Vancouver’liyim. Don da o bölgenin biraz kuzeyde küçük bir şehirden. Onunla Vancouver’a geldiğinde tanışık, birlikte çalmaya başladık. John Hand, Flat Five adında yerel bir kulüpte çalmak için gelmişti. Konseri için Vancouver’dan ritim müzisyeni arıyordu, bizi buldu. Ben 18 yaşlarındaydım. Bir sonraki gelişinde yanında Freddie Redd adında bir piyanist de getirmişti. Freddie Redd, “Connection” diye çok ünlü bir oyunun müziklerini yazmıştır. Jackie Mclean, Michael White da geldiler. Don ve ben de onlara katıldık, birlikte beşli olarak çalışmalar yaptık.

Sizi nasıl buldular, birileri önermiş olmalı? Sadece 18 yaşındaydınız.

Tam hatırlamıyorum. Jim Blackley olabilir. Ama çok tedirgin olduğumu hatırlıyorum. John Handy daha yeni 1964’deki Monterey Jazz Festivali’nde Charles Mingus ile çalmıştı. Ortalığı kasıp kavurmuşlardı. Dolayısıyla onunla çalışacağım için çok heyecanlıydım, biraz da tedirgindim tabii. Çünkü çok büyük bir olaydı. Charles Mingus ile çalmış bir müzisyen! Charles Mingus benim idollerimden biridir. 15 yaşındayken Vancouver’da izlemiştim. John Handy o konserden sonra bu beşli ekibe o kadar inandı ki San Fransisco’da bir kulüple anlaştı ve bizim için çalışma izni almak üzere imza toplamaya başladı. Yasal işlemleri takip etti, sonra müzisyenler sendikasını ikna etmeye çalıştı. Tabii Amerikalı müzisyenler Kanadalı müzisyelerin gelip de kendi işini elinden almasını istemez. John sendikanın yönetim kurulunda birkaç kişiyi ikna etti. Yani gittiğimizde bize karşı biraz olumsuz bir hava vardı. Daha sonra San Fransisco gazetesinden bir yazar bizimle ilgilendi, hakkımızda yazılar yazdı. Atlantik Records’dan gelip dinlediler, en sonunda Columbia Records ile anlaştık. Bizi Monterey Jazz Festivali’ne göndermek için çalıştılar. Normalde programın bir parçası değildik. İki parça çaldık, kaydedip Columbia Records’a dinletmişler. O da benim ilk kaydım oldu. 20 yaşındaydım.

“Live at Monterey” albümünden bahsediyoruz değil mi?

Evet, albüm 1966’de çıktı. Üç yıl kadar San Fransisco’da yaşadık. Carnegie Hall’deki konserden sonra Los Angeles’daki ünlü Shelly's Manhole’da konserimiz vardı. Ondan sonra çalışma iznini uzatamadık ve ülkeden ayrılmamız gerekti. Ben Vancouver’a geri döndüm. O sırada Los Angels’tan The Fifth Dimension adında bir grup Vancouver’a gelmişti ve davulcu arıyorlardı. Vancouver’daki konserlerinde çaldım. Ve onlarla Amerika’ya geri döndüm, o şekilde bir üç yıl daha çalışma iznim oldu.

The Fifth Dimension bir pop grubuydu, tamamen farklı bir tarza yöneldiniz.

Evet, o sırada yolumu biraz pop ve motown müziğine doğru değiştirmek istemiştim. Eklektik kişiliğim gereği hep değişik türlere merakım olmuştur, herşeyi öğrenmek isterim. San Fransisco’da yaşarken, Brezilyalı müzisyenlerle de çalmıştım. O şekilde Brazilya müziğine dair çok şey öğrendim. Müzikte çeşitliliği seviyorum. Bir çok insan buna anlam veremiyor. Bu sayede dünyanın bir çok yerini gördüm, 1968’de Democratic Convention’ına katıldım, Richard Nixon için Beyaz Saray’da çaldım. Çok fırtınalı zamanlardı ve pek çok şeyi çok yakından tecrübe etme şansım oldu. Tek beyaz davulcuydum. Ama herkes herkesle çalışıyordu. Ondan sonra çalışma iznim gene doldu ve Toronto’ya taşındım. Tekrar geri dönmek için yeşil kart almaya çalışıyordum, ama Toronto’da kalmaya karar verdim.

O zamanlarda Toronto’da jazz ne durumdaydı?

Yeni birçok müzik akımı vardı. Birçok kayıt çalışması vardı. Kanada devleti CRTC’yi (Canada's Regulator for Telecoms, Radio and Television Services) kurmuştu ve yeni kanuna göre medya içeriğinin en az yüzde otuzunun yerli olması gerekiyordu. Bu da daha fazla müzik demekti, o da daha fazla kayıt demekti. Gece gündüz kayıt yapıyorduk. Müziğin altın yıllarıydı. San Fransisco’da tanık olduğum o yaratıcılık akımı Toronto’da da başlamıştı, üç yıl geriden geliyordu ama olsun. Hippi zamanıydı, 70’ler John Lennon-Yoko Ono ve uzun saç zamanı… Müzik icin rönasans dönemiydi. İstediğim kadar jazz çaldım, hayatımı kazandım, kayıt konusunda iyice profesyonel oldum.

Kimler vardı, kimlerle çaldın?

Rob McConnell’ın yönettiği Toronto jazz orkestrası, 21 kişilik big band, Boss Brass Band’te çaldım. Çok sayıda albüm çıkardık. Grammy aldık. O grupla 25 yıl çaldım. NY’a taşındıktan sonra bile geri dönüp onlarla turlara çıktım. Monterey’da çaldık, Los Angeles’da çaldık. Kanada’da bir çok Juno ödülü aldık. Boss Brass dışında Moe Koffman, Ed Bickert, Sonny Greenwich ve Levenny Breau ile çalıştım. Bu son üç isim bence Kanada’nın yetiştirdiği en iyi üç jazz gitaristi. Sonny ve Ed ile birlikte bir albüm yaptık, Don Thompson da çaldı. Don o zaman evinin bodrumunda kayıt stüdyosu kurmuştu, albümü orada kaydettik.

Don Thompson kayıt konusuna oldukça meraklıymış anlaşılan.

Evet, 4-kanal Sony’den sonra 8-kanal aldı. Aslında Toronto’ya geri gelmemi söyleyen de o olmuştu.

New York’a neden geri döndünüz?

Hep aklımda vardı aslında. 85’de yeniden bekar olmuştum ve bir değişiklik zamanı geldiğinin düşündüm. 40 yaşına gelmiştim. Biraz yokuş yukarı bir yol olduğunun farkındaydım, birden stüdyo ortamından çıkmam gerekecektı ama benim icin çok önemli değildi, sadece çalmak istiyordum. New York’a taşındım, çok güzel bir apartman katı tuttum. Acele etmedim, bu kez biraz yavaştan aldım. Blue Note’da Pazar günleri uzun kahvaltı yemekleri olurdu, orada Roger Kellaway ile çalmaya başladım. Üçlü ve dörtlü ekiplerle çaldım. New York’ta bir müzisyen olarak yaşamak her zaman hayalimdi ve yapabileceğimi görmek istedim.

 

 

New York (Big Apple), bütün müzisyenlerin hayali mi?

Evet, ama para ile gitmek gerekiyor. Taşınmadan buradaki evimi sattım.

Tam anlamıyla göç ettiniz yani?

Evet, işin yasal kısımlarını halletmesi için kendime bir avukat buldum. Amerika’da göçmen statüsünde yaşamak için buradaki şirketimin bir şubesini Amerika’da açtık, sonra kendimi şirketin o şubesinde görevlendirdim. Ta ki, Toshiko Akiyoshi beni sponsor edene kadar üç yıl yeşil kart için bekledim. Bir Kanadalı’nın Amerika’da yaşaması öyle bir süreç, biraz sancılı. Müzisyenler Sendikası’nı da ikna etmek gerekiyor. Burada öğrencilerimin birçoğu aynı şeyi soruyorlar. Öğrenci olunca tabii daha kolay, burs alırsın vs. Ama çalışan bir müzisyen olunca durum farklı, kaçak da çalışamazsın, yasal olarak bir yolunu bulman lazım. Altı ay veya bir yıl çalışmadan kendini geçindirecek paran olması lazım, yaşayacak bir yerin olması lazım. 11 Eylül’den sonra kurallar daha da zorlaştı. Birinin seni işe alması ve o iş için senin gerekli olduğunu kanıtlaması gerekiyor. Sendikayı ikna etmen lazım tabii yine. Sendika başkanı benim arkadaşım, o Çalışma Bakanlığını benim için ikna etmişti. Onlar da göçmenlik bürosu için sertifika çıkardılar. Bu üç yıllık bir süreçti. Orada olduğum için sonuç başarılı oldu, buradan öyle bir işlem sürdüremezsin. En kolayı bir Amerikalı ile evlenmek. Bunları yaptıktan sonra şimdiki eşimle tanıştım. Ona sordum, üç yıl önce neredeydin, beni bunca zahmetten kurtarabilirdin diye. Evlendik, iki çocuğumuz da New York’ta doğdu. Hepimiz çifte vatandaşız. İşte o sıralarda, sanırım 1991’de NorthSea Jazz Festivali’nde çalmaya gittiğimizde, oradan sadece bir günlüğüne İstanbul’a geçtik. İstanbul Jazz Festivali’nde çaldık. Sonra hemen döndük ve New York’a gittik.

Jazz müzisyeni olarak hayatını kazanmanın tek yolu sürekli seyahat halinde olmak, sürekli turda olmak. O yüzden 15 yıl sonra Kanada’ya geri dönmeye karar verdik. En azından güvenilir bir sosyal ortamın, ailemin geleceği için daha iyi olacağını düşündüm.

Şimdilik bu kadar… Gelecek sayıda Terry Clarke’ın Jim Hall, Ed Bickert ve diğer tanınmış müzisyenlerle anılarına devam edeceğiz. Ayrıca davul kurulumundan, kullandığı davul ve zillerden konuşacağız.

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


66834 - unknown - 38.107.179.240