26 Mayıs 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Lars Danielsson; jazz’da güzellik ve varoluşun izini sürmek...

    

Lars Danielsson, basa zarif, etkileyici bir melodik üslup kazandırmış nadir müzisyenlerden biri. Onu jazz dünyası yaklaşık yirmi yıldır tanıyor. Evet, onu öncelikle, İskandinav jazz’ının enteresan bir müzisyeni olarak tanıdı dünya. Özellikle de 1990’lı yıllardaki dörtlüsüyle. David Liebman, Bobo Stenson ve Jon Christensen’li bu dörtlüsünde, hem İskandinav, hem de bir dünya jazz’cısı nasıl olduğunun müzikal belgelerini kompozisyonlarıyla jazz severlere taşımıştı.

 

 

Sound’unda, baştan beri, büyülü bir lirizm dikkat çekiyordu. Özel lisanı, birçok yapıt arasından sıyrılabilir mahiyetteydi. Yıllar geçtikçe bu lisan daha rafineleşti. Bireyselleştikçe, melodilerine farklı anlamlar yüklü bir boyut kazandırageldi. Dinleyenini şaşırtmaktan hiç vazgeçmedi. O, aslında, basa başlamadan önce, konservatuarda cello eğitimi alıyordu. Süreç içinde bu enstrümanın da özenli bir ustası olmayı başarmıştı. Kompozitör kimliği hepsinin önündeydi. Dolayısıyla, gözardı edilmeyecek düzeyde bir piyanistti de. Yani, uzun yıllardır, çok yönlülüğüyle, seçkinciliğiyle tanındı, izlendi.

Sanatçının, 2006’nın sonbaharında, tam anlamıyla, bir olgunluk dönemi yapıtı diyebileceğimiz, onun andığımız birçok yönünü buluşturan çekici bir albümü yayımlandı. Danimarkalı müzisyen, bu albümüne “Mélange Bleu” adını vermişti. Bu albümde, sanki benzeri olmayan bir lisanın özellikle altını çiziyor. Albümde ortaya çıkan olgun ve yumuşak ton, iki yıl önce yayımlanan “Libera Me”nin esinlerini anımsatsa da, bu çalışma bir bütün olarak, çok özel bir mood’u temsil ediyor. Uçuşup giden, çekici melodik cümlelerle bezeli bir müzikalite bu albümün neredeyse tümünü kuşatıyor. Benzerine az rastlanan zarif atraksiyonlar çoğu parçada dikkat çekiyor. Herhangi bir tür ve akıma, imkanı yok bağlanamayan bir sound’du ortaya çıkan. Özellikle ambiant esinli sound’lar çoğu parçayı diplerden şekillendiriyor sanki. Bunu, öyle bir sanatkâranelikle yapmış ki, insan şaşırıyor, heyecanlanıyor. Devreye, hakim, lirik hava da girince, ortaya gerçekten etkili, değişik bir tonal evren  çıkıyor. Melodiler büyüleyici, saf sample’lar müzikal altyapıyı derinleştirmiş.

Bu büyülü atmosferin ortaya çıkmasında, “Mélange Bleu”da çalan müzisyenlerin, özellikle de iki tanesinin dikkate değer katkıları var. Bu isimlerden biri, Kuzey jazz’ını, benzersiz bir çizgi ve sound’a taşıyan, piyanist Bugge Wesseltoft. Diğeri, yarattığını stil ve müzikal orijinalitesiyle, çağdaş jazz’a farklı anlam boyutları kazandıran, trompetçi Nils Petter Molvaer. Bu arada, Danielsson’un yankılar uyandıran dörtlüsünün davulcusu olan ünlü ECM sanatçısı Jon Christensen de bu albümde yeni renk ve tatların oluşmasında ciddi katkısı olan müzisyenlerden. Öyle çağdaş, dingin ve dinleyeni kuşatan, kategorilere sığmayan bir jazz çıkmış ki ortaya, albüme bir-iki dinleyişte nüfuz etmek gerçekten zor. Danielsson, cello ve akustik basının yanında; Ferder bas, piyano ve Fender Rhodes çalıyor. Akustik bir lezzet albümde hakim olan. Dikkat yüklü, zarif, ince nüanslarla kolayca anlaşılan, hissedilen duygu hallerini, iç konuşmaları, albümün tüm yapısına serpiştirmiş.

Danielsson’un müzik eğitimi aldığı kurum Gothenburg Müzik Konservatuarı. Tabii ki önce klasik müzik ve cello. Ama, o kısa sürede bas’ı öne çıkartıp, bu alanda yetkinleşti. Hatta, onu jazz dünyası bir bas melodisti olarak tanır. Hem de, double ve elektrikli bas. İlk albümü “Time Unit” 1983’te yayımlandığında, Danielsson henüz yirmibeş yaşındadır. Onu jazz dünyası, ağırlıklı 1990’larda, başta değindiğimiz dörtlüyle tanısa da, bu ekipte yaptığı ilk albüm olan “New Hands”, tam yirmi yıl önce, 1986’da çıkmıştır. Dikkate değer, genç bir yetenektir bu zaman diliminde. Birçok İskandinav jazz’cının albümlerinde çalar. Randy ve Michael Brecker’dan John Scofield’e Mike Stern’den Charles Lloyd’a sayısız jazz efsanesinin performans ve yapıtlarında çalar. Danielsson devreye girdiğinde, içinde yer aldığı çalışmalarda melodik cümlelerin hep ön planda olduğu söylenebilir. Stilinde gitgide derinleşen lirik atmosfer, birlikte çaldığı projeleri hep etkiler. Örneğin, Nils Landgren’in 2002’de çıkan büyülü albümü “Sentimental Journey”ye getirdiği lirik üslubu unutmak mümkün değildir. İskandinavya’nın en önemli jazz şarkıcılarından Rigmor Gustafsson’un “I Will Wait For You” albümündeki kuşatıcı esini anımsatmamak olmaz. Onun çekici yanı, soundl’ar akustik de elektrikli de olsa, o garip melodik havanın hep yakalanıyor olmasıdır.

Kompozitör yanı, ilk gençliğiyle birlikte pekişir. Özellikle son on yılı içinde, senfoni orkestrası veya big-band müziği için de kompozisyonun yanında etkili bir aranjör olmayı becerir. Andığımız David Liebman’lı dörtlüsünün çıkan albümlerinde bu becerileri ciddi ön plana çıkmıştır. Belli bir dönemdir de, Danimarka’nın ünlü Radyo Konser Orkestrası’nın  bestecisi, aranjörü ve prodüktörüdür.

1991’de çıkan “Poems” albümü, bizce, Danielsson’un sıkça andığımız dörtlüsüyle çıkan son derece etkili, Amerikan jazz’ıyla, İskandinav jazz’ının ilginç bileşenlerinde gezinen bir çalışmadır. Aynı yıl çıkan “Fresh Enough” albümünde dörtlüsü biraz daha farklıdır. Dörtlüden yalnız Liebman vardır bu albümde. Onun yanında saksofonuyla Bill Evans ve davuluyla Jack De Johnette’a da rastlanır. Danielsson’un albümlerinde çaldığı, gruplarının üyesi olduğu piyanist Niels Lan Doky ve gitarist Ulf Wakenius’da yapıta özel bir jazz tadı kazandırmıştı. 1994 “Far North” albümün Liebman, Stenson ve Christensen’li asıl dörtlüsünün bu zaman dilimine kadar yaptığı en çekici çalışmadır. Avrupa jazz’ına ilginç bir müzikal vizyon taşımıştır bu albüm. Tutku, bu albümde ciddi ön plana çıkar. Artık, insana devamlı içine işleyen melodik cümlelerle, dünya jazz’ındaki yerinin altı çizilmektedir. Bir yıl sonra çıkan “European Voices” adlı albümde, onun son albümünün de konuğu olan trompetçi Niels Petter Molvaer ve Nils Landgren’in de yer aldığı, Avrupa’nın büyük ustalarını bir araya getiren, sofistike bir albüm çıkmıştır ortaya. Avrupa jazz’ının sesini, ruhunu, kaynaşımını en iyi yansıtan albümlerden biridir bu. Müzisyenin 1994’de çıkan, John Abercrombie ve Adam Nussbaum’dan oluşan “Continuation” adlı bir albümü daha yayımlanır.

Danielsson, son on yıl orkestral müzikle daha yoğun biçimde ilgilenir. Bu tür kompozisyon ve orkestral projelerle yoğun bir tempoya girmiştir. Değindiğimiz, Danimarka’daki Radyo Orkestrası özel çalışma alanlarından biridir. Bu yeni ve yoğun vizyonun somut sonucu uzun yıllar sonra ortaya çıkar. 2004 yılına gelindiğinde, Danielsson, bir tür big-band’le bu yıl “Libera Me” adlı etkili ve şaşırtıcı bir albüm yayımlayacaktır. John Christensen’den David Liebman’a, Nils Petter Molvaer’den Anders Kjellberg’e birçok eski yol arkadaşı da bu çalışmada yer alır. Hep andığımız Radyo Konser Orkestrası da albüme katkıda bulunmaktadır. Bu albüm, özellikle Avrupa jazz ortamında yankılar uyandıracaktır. Kendisi cello, piyano ve gitar da çalmaktadır. Artık bu yapıt grubunda sample’lardan perküsyona yeni müzikal tatlar devreye girmiştir. 1990’lardaki sound’unu, gitgide daha Avrupa eksenli bir çizgiye yöneltmiş, yeni bir zarafet, tutku ve sound’unda rafinelik ön plana çıkmaya başlamıştır. Yer yer, kozmik bir esin ve atmosfere de bu albümde rastlanmaktadır. Artık Danielsson, öncelikle gerçek anlamda bir müzik adamıdır. Sound’un rafineleşmesinde, ECM firması yoluyla yakından tanıdığımız, Jan Erik Kongshaug, yine bu isimle özdeşleşen Norveçteki Rainbow stüdyolarında bu albümü kaydetmiştir. ACT Company’den çıkan bu çalışma, firmanın da seçkin albümlerinden biri kabul edilir.

Başta da andığımız, elimizdeki son albüm “Mélange Bleu”da, Rainbow’da, yine andığımız “kayıt sihirbazı” tarafından hayat geçirildi. Zarif, içli yer yer de melankolik havanın bu albümde belirginleşmesinde, kayıttaki sofistikeliğin önemli payı var. Kendisi dışında, yedi müzisyen farklı parçalarda yer alıyor. Ama, özellikle ikisi, piyanist Bugge Wesseltoft ve trompetçisi Nils Petter Molvaer’in yeri ağırlıklı. Gitarist Eivind Aarset, sample’larıyla Jan Bang ve özellikle de yine Jon Christensen’in yumuşak ve etkili davul stilinin açık etkilerine rastlanıyor. Ayrıca, Kopenhag Konser Orkestrası’nın da dört parçada büyülü bir rolü var.

Wesseltoft’un bu albümde bestesi de var. Sanatçı, bilindiği gibi, Kuzey jazz’ına yepyeni bir tanım getiren, 1994’de ortaya çıkan “New Conception Of Jazz’da, yeni jazz algısını, tekniğini beraberinde getirmişti. Bu albümde çok temiz çalan, özenle Danielsson’un jazz vizyonuna sadık, varyasyonlarından uzak bir Wesseltoft’la baş başa kalıyoruz. Elektronik köklerine hiç başvurmuyor. Danielsson’a aynı türden bir saygı ve özenli icrayı Nils Petter Molvaer’in trompetçiliğinde de yakalamak mümkün. O, trompete yeni sesler, sound’lar kazandıran, trompeti elektronikayla buluşturan, ama o denli de mistik ve özel bir jazz tavrı kurmuş bir isim. Özellikle ECM’den çıkan iki albümü, insanı gerçekten farklı bir kosmosa taşıyordu. Bu iki sofistike müzisyen, Danielsson soundunun bu albümdeki orijinalitesine ciddi katkılarda bulunuyor. Wesseltoft, albümdeki dört parçada, Molvaer üç tanesinde yer alıyor.

“Mélange Bleu”, öncekiden de farklı bir jazz çizgisini temsil ediyor. Çoğu müzisyenle, bu basçının önemli ortak paydası, bir mood jazz’ına eğilimli olmaları. Ambiant esinli sound’lar albümde ciddi bir kuşatıcılığa sahip. Albümdeki temizliği, zarafeti yaratan da bu. Akustik enstrümanlar ve orkestral düzenlemelerin, elektronik kesitlerle buluşması noktasında, Danielsson özel beceri ve bireyselliklerini çokça belirginleştirmiş. Tonundaki yumuşaklık ve olgun hava tüm parçalara sindikçe de, sanatçıya özgü bir lirizm adım adım parçalarda su yüzüne çıkmış. Bu ortak duyuş ve dinginlik, albümü bir bütün müzikal yapıymış gibi dinleyenine aktarıyor.

Albüme adını veren “Mélange Bleu” da elektronik seslerle lirik tınılar iç içe. Garip bir melankolik hava kuşatmış parçayı. Danielsson’un piyanist kimliğini öne çıkardığı bir örnek bu. En çok da aklımıza, ECM sound’u esinleri geliyor. “Makro” adlı bestede trompetçi Molvaer’in üslubu ve solist kimliği öne çıkıyor. Ritmin etkili, büyüleyici bir güzelliğe dönüşmesinde, bu parçada perküsyoncu Xavier Desandre Navarre’nin belirgin katkıları var. “Les Coulisses” adlı parçanın bizce dikkat çeken en önemli yanı, orkestrasyondaki zarafet ve kuşatıcılık. Wesseltoft’un inanılmaz lirik piyano cümleleriyle birlikte bu parça bizce albümün en çarpıcı yanlarından biri. Ünlü vokalist Caecilie Norby, de bir parçada yer alıyor. Latin renklerle de bezeli bu parçada, ünlü şarkıcı vokal değil farklı tonlardaki sesleriyle parçaya katkıda bulunuyor.

Caecilie Norby’nin bulunduğu bu parça, albümde özel bir ayrıcalığı temsil ediyor. Adı “Judas Bolero”. Yalnız, yirmi dakikalık, uzun bir parça olduğundan ayrıcalıklı değil. Ayrıca,  Molvaer’in trompetindeki garip içedönüklük ve Danielsson’un cellosundaki kuşatıcı esin ve melankolik atmosferle de dinleyeni kuşatıyor. Kopenhag Konser Orkestrası’nın bu parçanın kaoitik havasını beslediği söylenebilir. Danielsson ve iki süper konuğunun kurdukları ortak müzik fikir ve duyguları en açık bu parçada belirginleşiyor. Avrupa klasik müziğiyle etkili akrabalıklar yakalanıyor. Ama, tabii ki ortaya Danielsson’a özgü bir jazz çıkmış. Bizce, İskandinav jazz’ının özgürlükçü bir panoraması gibi. Etkili trompet ve cello kesiti, Danielsson basının baştan beri söylediğimiz melodik cümle ve lirizmini ön plana çıkarmış. Basçının çeyrek asırlık birikiminin damıtılmış bir ürünü bu beste. “Minor People”sa albümün belki en gizemli, en içe dönük parçalarından biri. Ama, o denli de şık, temiz bir parça. Christensen’in temiz tekniğini en iyi gösteren örneklerden biri bu. “Sketches Of Twelve”se bir tür Miles Davis ve Gil Evans’e nazire. Danielsson’la Wesseltoft ortak bestelemiş bu parçayı. Dünya jazz’ının çağdaş ruhunu, nabzını simgeliyor bu beste. Eski Davis/ Evans klasiğinin çok ötesinde bir yolculuk yakalanan. Yönü belirsiz. Gerçekten de kuşatıcı bir tonal evren var bu parçada. Nefis bir bas-piyano girişiyle başlayan “Nalve” adlı parça, aslında Danielsson- Wesseltoft duygu akrabalığının da bir belgesi. Basçının içliliğini, karanlık yanını ortaya çıkaran en iyi örneklerden biri bu. Wesseltoft’unsa uçarılığını ve stilindeki benzersiz derinliğini parça boyu yakalıyor dinleyici. Lirik havanın hüznüyle kuşatılmış “Naive”. Albümün, dinleyiciyi en çok şaşırtan etkileyen bir başka parçası olan “Bacchanalia”da garip bir ruhsal enerji yakalanan. Bas, Fender Rhode çalarak, biraz farklı algılara, duyumsayışlara taşıyor insanı. Eivind Aarset gitarının ilk kez öne çıktığı, jazz geleneğiyle de köprüler kurulabilecek bir örnek bu. Gitar, trompet ve perküsyon, ilk kez bu parçada öne çıkıyor. Danielsson, sanki jazz’a dair tutkularını bu kompozisyona taşımış. Albümün kapanış cümlesi “After Zero”, özellikle celloyla farklı bir lirizmi yine parça boyu kanırtıyor. Müzisyenler arasında kurulan müzikal ve ruhani köprü bir anlamda açıkça su yüzüne çıkıyor bestede.

Tüm bu değerlendirmelerin yetersiz olduğu açık. Dikkate değer olan nokta, Danielsson’un sound’unu ve jazz vizyonunu devamlı yenileyip derinleştirmesi. Müzikte bir zarafetin, inceliğin hatta “güzellik” arayışının peşinde olduğu açık. Güzellikle giz tabii ki iç içe. Çekici olan, jazz lisanını her çalışmasında daha benzersiz bir noktaya taşıması. İmge gücü de bu yeni kompozisyonlarda daha bir yetkin. Sanki, birbiri ardına işlenen, farklı gözüken, ama dipten dibe aynı lisanı işleyip zenginleştiren bir Danielsson var bugün. Romantizmden hiç uzakta durmuyor. Müzikal örgü kaçınılmaz olarak dramatik. Bir rafineliğin, güzellik arayışının sembolu bu müzisyen. Günümüzün kaotik dünyasına, jazz’ıyla bir alternatif oluşturuyor. Acısı, hüznü, aradığı güzelliklerin aslında kökleri durumunda. Güzelliği, saflığı müziğiyle ararken, karşısına neler çıktığının, çıkacağının da farkında. Onun son dönem jazz’ına, bir varoluş arayışı olarak bakmak gerek. 

 

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


66836 - unknown - 38.107.179.237