Pat
Martino
İstanbul Jazz Center’da 22-24 Şubat tarihlerinde Pat
Martino (g) sahne alacak.

Pat Martino 1944 yılında Philadelphia’da, İtalyan asıllı bir
ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş. Küçük yaşlardan itibaren müzikle haşır
neşir olan Martino, 15 yaşındayken profesyonel olarak gitar çalıyormuş. 1960 ve
70’ler boyunca hem eşlikçi olarak hem de kendi albümlerini yaparak kariyerini
sürdürmüş. Jack McDuff ve Jimmy Smith gibi Hammond org ustalarıyle birlikte
yaptığı çalışmalarla isminden söz ettirmiş.
Martino 1980 yılında beynindeki ölümcül bir problem
dolayısıyla geçirdiği ameliyattan sonra bütün hafızasını sıfırlamış. Hayatına
ait herşey, bu arada gitar ve müzik kariyeri de hafızasından silinen Martino,
ailesi, arkadaşları, eski albümleri ve bilgisayarlar sayesinde olağanüstü bir
gelişme göstererek, tekrar gitara dönmeyi başarmış. 1987 yılında ‘The Return’
adlı albümüyle kariyerinin ikinci bölümüne başlayan Martino halen başarılı
kariyerini sürdürüyor.
Bu bir jazz dergisi ve her ne kadar yazıların konularını
müzisyenlerin profesyonel kariyerleri ile sınırlı tutmaya çalışsak da, Pat
Martino’nun bu dönemine ilişkin olarak All About Jazz’da gördüğüm, Victor L.
Schermer tarafından yapılmış 31 Ekim 2003 tarihli röpörtajı çok ilginç bulduğum
için, aynen tercüme derek buraya almaya karar verdim.
AAJ: Her ne kadar kariyerinden ayırmak pek mümkün olmasa da,
insanların kişisel hayat hikayenizle çok ilgilenebileceğini düşünüyorum. Zaten
siz de yaşadığınız bu dönemle ilgili olarak çok açık davrandınız.
PM: Bugün veya yaşamımın herhangi bir kesitinde
yaşadıklarımdan daha zor değildi. Ne daha zor ne de daha az mutlu…
AAJ: O dönemi hayatınızdaki bir kriz dönemi olarak görmüyor
musunuz ?
PM: Bazı çok belirleyici anlar vardı ama tümüne baktığımda
öyle olduğunu düşünmüyorum. Bu bence çok kötümser bir bakış olur. Kötümserliğin
de iyimserliğin de biraz tehlikeli olduğunu düşünüyorum.
AAJ: Bu röpörtaja hazırlanırken size gerçekten ne sormak
istediğimi düşündüm ama şimdi konuşurken sormak istediklerimin değiştiğinin
farkına varıyorum. Bazı soruların sınırı aştığını düşünebilirsiniz.
PM: Olsun, size tamamen dürüst cevap vereceğim.
AAJ: Sizin yaşadıklarınızdan hepimizin öğrenebilecekleri
olabilir. Hafıza kaybınızın kalıcılığı ile ilgili doktorlar size ne demişlerdi,
hatıralarınızın en azından bir bölümünün geri dönebileceğini söylemişler miydi
?

PM: Zaman içinde, yavaş yavaş ama mutlaka geri geleceğini
söylemişlerdi.
AAJ: Aslında bütün hatıralar hala orada ama bilinç
seviyesine ulaşamıyor.
PM: Evet, bütün hatıraların orada ama ulaşılamıyor. Bununla
birlikte, yan etkilerden biri de devamlılığın olmaması, unutkanlık problemi.
Hafızanın silinmesi ameliyattan sonra kendini gösterdi. Annem ve babam da dahil
olmak üzere kimseyi tanımadığımı söylediler. Hastaneden çıktıktan sonra bu eve
geldim ve evde karşılaştığım şeylerden biri de bütün kariyer geçmişimdi.
Ameliyattan önce California’da yaşıyordum ve babam ben eve çıkmadan once bütün
gitarlarımı ve bana ait başka bir sür şeyi oradan getirtmişti. Dolayısıyla,
benimle hiç ilgisi olmayan bir sürü şeyle çevrili olarak yeni bir hayata
başlıyordum. Böyle söylüyorum çünkü benim için hiç bir şey ifade etmiyorlardı.
Gerçeğin farklı olduğunu, bir guitarist olduğumu, bunların benim albümlerim,
benim resimlerim, benim kariyerim olduğunu falan inkar edecek durumda da
değildim tabii ki. ‘Evet, Les Paul telefonda, seninle konuşmak istiyor; haa o
mu, işte birlikte bir resminiz, bak bu albümünün de yazılarını yazmıştı.’
İçimde bunlar benim için hiç bir anlam taşımıyordu ama yapacak bir şey de
yoktu.
Bu durum, Les Paul, George Benson, Bobby Rose, Frany Day ve
daha bir çok insanla böyle sürdü gitti. Fakat bunların her biri, söyledikleri
bir sözle bilinçaltımdaki bir yere dokunarak, gerçeğin yani ortak geçmişimizin
kendini göstermesini sağladılar. Böylelikle yavaş yavaş ilişkilerim canlanmaya
başladı ama bu sırada hala müziğe karşı en ufak bir ilgim yoktu. Bunun sebebi
de babamın bir jazz müzisyeni olarak bana duyduğu saygıdan kaynaklanıyordu;
kendi adıma tatsız bir beklenti sahibi olmama sebep oldu. Müziğe geri dönmek
başkalarının benden beklentisiydi; benim tüm isteğim ise bir an evvel
iyileşmekti, olmadığım bir şey olmaya çalışmak değil.
AAJ: Babanız tekrar gitar çalmaya başlamanızı istiyordu ama
siz oralı değildiniz değil mi ?
PM: Aynen öyle. Bütün enstrümanlar ortalıktaydı. Ayrıca,
babam için Cumartesi günlerinin rutini evde eski kayıtlarımı dinlemekti. Alt
kattaki odaya gider, pikaba bir plağımı koyar ve ben de yukardan müziği duyarak
sinir olurdum, çünkü o zamanlar müzik benim için hiç bir şey ifade etmiyordu.
Bu durum böyle sürdü gitti, ta ki ben evden taşınıncaya kadar. Bir sure
Japonya’ya gittim. Daha sonra bir kaç ay Amsterdam’da yaşadım.
AAJ: Bunlar turne falan değildi, öylesine geziyordunuz değil
mi ?
PM: Evet, oralarda sürekli yaşamayı da düşünmüştüm. Ancak
her ikisinde de, eve geri dönmem gerekti. İlkinde annem hastalanmıştı ve geri
dönmem gerekti. Sonra Amsterdam’dayken annem yatağa düşünce tekrar eve geri
döndüm ve aslında biraz ironik ama, o sıralarda artık benim kendi iyileşmem bir
öncelik olmaktan çıkmıştı. İyice yaşlanmış ve sağlık sorunları olan anneme ve
babam yardım etmek ilk öncelik haline gelmişti. Neyse, 1989’da annem 1990’da da
babam vefat etti. 1987 yılında elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışarak
bazı çalışmalar yaptıysam da, o sıralarda müziğe karşı hala hiç ilgim yoktu.
Ameliyattan sonra antidepresanların yanı sıra bazı başka tedaviler daha
görmüştüm. Bir süre bir hastanede yatmıştım; bir süre de kilit altında bir
koğuşta yatmıştım.
AAJ: Kilit altında mı ?
PM: Evet çünkü içimden öfke fışkırıyordu, herşey rayından
çıkmıştı. Böyle bir dönemi geçirdikten sonra sonunda oradan çıktım. Ancak
herşeye boşvermiş halim devam etti; ta ki bu durum beni sıkmaya başlayıncaya
kadar. İşte o noktada bazı şeyler değişmeye başladı ve artık kendim için
birşeyler yapmaya karar verdim.
AAJ: Müziğin etkisi olmaksızın, bir nevi mekanik olarak yani
?

PM: Öyle de diyebiliriz. Psikiyatristim kendime bir
bilgisayar almamı önerdi. Ben de gidip küçücük bir ekranı olan bir Apple
Macintosh aldım. Bu bilgisayarın aynı zamanda bir müzik bir programı vardı. Bu
aletle tıpkı bi çocuğun oyuncağı ile oynadığı gibi oynamaya başladım. Aradaki
tek fark birinin bana ‘yeter artık git ödevini yap’ dememesiydi. Bu aletle
birşeyler çalmaya başladım ve bu geri dönüşümün ilk sahfası oldu: Oyun
oynayarak kendimi ve depresyonumu bu küçük bilgisayarın ekranında unutmak.
Müzik programını açıp, mouse’un okunu ekrandaki klavyenin üzerinde gezdirirdim.
Bir zaman sonra farkına vardım ki klavyeden rastgele sesler çıkartmıyorum. Bu
çok hoşuma gitti ve aletle daha fazla oynamaya başladım; o kadar ki artık
sonunda iş profesyonel sorumluluk baskısı olmaksızın notaları eğip bükme
noktasına geldi.
Gerçekten değişme noktasına geldiğimde, kendimce en önemli
gördüğüm şeylerden biri de, gerçek rahatsızlığımın teşhisi konuluncaya kadar
benimle ilgilenmiş olan doktor ve psikiyatristlere karşı duyduğum kin ve
önyargıları hatırlamam oldu. Doğru teşhis konuluncaya kadar doktorlar manik
depresif olduğumu düşünüyorlardı ve beni akıl hastanesine bile kapattılar. Bu
bir şey mi, elektroşok bile verdiler !
AAJ: Bu geçirdiğiniz ameliyattan önceydi değil mi ?
PM: Çok önce, daha henüz bayılma atakları geçirdiğim
sıralarda.
AAJ: Böyle bir şeyi nasıl olur da yanlış teşhis ederler ?
PM: Çok öfkeliydim ve çok önyargılıydım. Sonunda bir
tomografi filmi yardımıyla teşhis konulunca nerdeyse rahatladım. Rahatladım
çünkü ayakta kalmayı başarmıştım ve karşı koymanın önemli bir fazilet olduğunu
anlamıştım. Bunu değerli bir tecrübe olarak gördüm, kimseye kızmadım ve dayanma
gücüm daha da arttı. Tabii bu ameliyattan ve devamındaki hafıza kaybından
önceydi. Bütün bunları ilk önce tamamen unuttum ama sonra tekrar geri geldi ve
o anı bir kere daha yaşadım. Sonunda mesele sanıyorum düzelme sağlayabilmek
için çok önemli ama basit şeyleri yapma noktasına geldi. Bunun için de bir sürü
doktor ve hastaneyi ziyaret ettim.
AAJ: Böyle bir şey yaşamış biri olarak hafıza kaybı ya da
başka türlü tarvmalar geçiren insanlara ne demek istersiniz ?
PM: Sadece sizin için önemli olan şeyler hafızanızdan
silinmiyor, önemsiz olanlar da silinip gidiyor. Biraz ironik bir durum ama
aynen böyle. Dolayısıyla bütün değerlerinizi bembeyaz bir kağıdın üzerinde
tekrardan yaratmanız gerekiyor.
AAJ: Aynen Zen düşüncesinde hocanın sopayla sırtına vurması
gibi.
PM: Evet tamamen öyle. Bir noktaya geliyorsun ki, orası
sadece başlangıç. Ben başlangıç noktasında tam istediğimi buldum. Aynen bir
çocuğun oyun oynamayı istemesi gibi ben de oyun oynamak istiyordum.
Ebeveynlerim de bana çok yardımcı oldular, hayatımı nasıl idame ettireceğimi
öğrettiler. O safhada yaptıklarım şimdi hayatımda oluşan dengenin çerçevesini
çizdi, mimarisini oluşturdu ve bu sapasağlam ayakta kaldı, hiç bir zaman bir
yere gitmedi. Yaptığım en önemli şey de bir çocuk gibi, kesintisiz oyun oynamaktı.
O çocuğa daha fazla inandım ve kariyerim, yapmam gerekenler vb hakkında
dertlenmeyi bıraktım. Ulaşmam gereken bir hedef yoktu. Aksine herşey tamamen
önümdeydi. Başka gidecek bir yer de, arkaya dönüp bakacak bir yer de yoktu.
Arkaya dönüp bakmaya gerek yoktu zaten, çünkü hiç bir şeyi hatırlamıyordum.
Gelecekte de bir şey arayıp bulmak gibi bir isteğim yoktu. Sadece o an içinde
bulunduğum, ta derinlerde hissettiğim yoğun depresyondan kurtulmayı istiyordum.
İşte o noktada, jazzı tekrar hissetmeye başladım. Gitar geri geldi. Sonra da
nerdeyse herşey geri geldi.
AAJ: Olağanüstü ! Travma konusunda uzman psikiyatrlardan
biri olan Dr Bessel van der Kolk da travmanın atlatılmasında oyun oynamanın çok
üzerinde duruyor.
PM: Yetişkin bir olarak böyle şeyler yapamıyoruz, bunu
içimizdeki çocuk yapabilir, ki onu da sosyal ve kültürel olarak bastırıyoruz.
İçinden bir şey bisiklete binmek istiyor ama yapamıyorsun çünkü saat dokuzda
işte olman lazım vs. Bütün bunlar iyileşme fırsatlarını bastırıyor.
AAJ: Bu da günlük hayatımzda ne kadar nörotik olduğumuzun
başka bir ifadesi…
PM: Aynen; dünyaya geldiğimizde olmamız gereken yerde ve
olmamız gereken durumdayız. Şimdi olduğu gibi… (gülüşmeler)
AAJ: Bu aynı zamanda Zen düşüncesi ile de uyumlu: İnsanın
gerçek benliği hafızanın, isteklerin, mananın ötesindedir. Orada bir yerde,
bütün bunların üzerinde başka bir varlık, başka bir benlik var. Herkesin
doğrudan bu benliğe ulaşıp, yaralarını sarma şansı var.
PM: Evet, bir adım geri çekilip uyuma ve uyumsuzluğa
bakıyorum, kendime bakıyorum, egoma bakıyorum, herşeyin merkezindeki değerlere,
doğruluğa ve kararlılığa bakıyorum. İnanılmaz bir tecrübe …