10.
Ankara Jazz Festivali’nin ardından...

1996 yılında ODTÜ JAZZ GÜNLERİ olarak başlayan festival, on
yıl içinde rüştünü çoktan kanıtlayıp,”Uluslararası” niteliğini de haketmiş
durumda. Onuncu yılın anateması, “Şarkı Söylüyoruz” başlığı altında jazz’ın
temel çalgısı olan “vokal”di. Dolayısıyla ağırlık şarkıcılarda, özellikle kadın
yorumculardaydı; 13 Kasım’da açışı yapan “Jazz’ın Kartalları Orkestrası”nın
usta solisti Nükhet Ruacan, 16 Kasım’da JP Gallis –Apopsis Seven’in yıldızı
Sibel Köse, 17 Kasım’da üçlüsüyle festivale katılan Berlin’li şarkıcı Ester
Kaiser, 20 Kasım’da Önder Focan Trio eşliğinde Fleurine, 21 Kasım’da Fidan
Topluluğu’nun Almanya’da yetişen genç sesi Esra Dalfidan, 25 Kasım’da
Brezilya’dan bu kez üçlüsüyle kopup gelen Lica Cecato’ydu bu özel şarkıcılar.
Ayrıca, Tna Ötenel Dörtlüsü, Ida Terra, Abis – Cenk Güray
Project, Charlie Haden Liberation Orchestra feat. Carla Bley, Claude Bolling
Trio ile flütçü Şefika Kutluer, Antonello Salis-Michelle Rabia ikilisi, Uraz
Kıvaner Dörtlüsü ve Re-Sim, festivalin zengin kadrosunu oluşturuyordu.
İki söyleşiyle katıldığım festivalde üç konser
dinleyebildim ne yazık ki. 23 Kasım’da Bilkent Üniversitesinde “Jazz’ın
Divaları”,24 Kasım’da ODTÜ’de “Jazz’ın başlangıcından kadın sesleri ve
şarkılar” konularını içeren söyleşilerdi bunlar.
Dinlediğim ilk konser, Charlie Haden Liberation Orchestra ve
idolüm olan Carla Bley’e aitti. “Amerika” temalı konser, dingin çizgisi ve
bilinçli seçilmiş parçalarıyla politik olduğu kadar insanlık durumu ve barış
üzerine de bir manifesto gibiydi. Başı çeken Haden ve Bley olunca bu çok doğal.
Ayrıca Haden’la kısa söyleşimiz sırasında ünlü bascının alçakgönüllü,
entellektüel ve efendi kişiliğine bir kez daha hayran oldum (ilk söyleşimi 2003
yılında İstanbul Jazz Festivali sırasında Pat Metheny’le birlikte yapmıştım).
23 Kasım’da Bilkent konser salonunda Claude Bolling Trio
ile sahneyi paylaşan flütçü Şefika Kutluer’i, Bolling’in virtüoz flütçü Jean
Pierre Rampal için bestelediği süitlerde dinlemek ilginçti. İkinci yarının başında
üçlünün performansı ise birinci sınıftı (üçlünün bascısı Pierre Maingourd ve
davulcusu Vincent Cordolette’le Tuna Ötenel,in Swisshotel’deki jam session’ı
ise çok tatlı bir sürpriz oldu benim için).
24 Kasım’da ODTÜ’de İtalya’dan piyanist Antonello Salis ve
vurma çalgılarda Michele Rabbia’nın 90 dakikalık durmaksızın akan ve araya ünlü
parçaların sıkıştırıldığı inanılmaz doğaçlama sanatına tanık olduk. Aslında
Salis adını daha çok akordeon ve ıslık yorumlarıyla biliyordum. Daha sonra
konuştuğumuz zaman akordeonunu bir gün önce düşürüp kırdığını öğrendim.
Akordeon beklerken müthiş bir piyanisle karşılaştım. Bu ikiyi mutlaka
İstanbul’da da dinlemek gerek.
Festivalin 11.yılında da hızını kesmeden sürmesini
dileyerek, gerçekleştiren Leo Organizasyon’a bir kez daha teşekkürler.
