PARİS
MEKTUBU – 12 Aralık 2006 AFRO-AMERİKAN-FRANSIZ ÇIPLAK DİRENİŞÇİ: JOSEPHINE
BAKER

“Aslında çıplak değildim. Üzerimde bir şey yoktu o
kadar...” Bu sözlerin sahibi Josephine Baker, çocukluğundan beri yaşadığı
çıplaklığı nasıl doğal karşılamışsa, 1924’ten beri kendine kucak açan Fransa’yı
2. Dünya Savaşında işgal eden Naziler ve işbirlikçilerine karşı ilk günden
itibaren aynı doğallıkla da direnmiş. Nesiller boyu dillere destan “J’ai deux
amours / İki Aşkım Var” isimli şarkısında belirttiği gibi “İki aşkım var. Biri
memleketim, diğeri Paris. Ama itiraf etmeliyim ki beni büyüleyen Paris...”
Gerçekten de doğduğu topraklarda yaşadığı sefalet ve aşağılanmışlıktan, daha
ilk temasında dostluk, kabul gördüğü; şan, şöhret ve saygınlığa kavuştuğu bir
topluma olan minnetini, önce 2. Dünya savaşında direnerek, sonra da hayatını
vakfettiği destek ve dayanışma kurumlarıyla ömür boyu ödemeye çalışmıştır. İki
büyük doğal silahı vardı: jazz müziği ve dans yeteneği...

Jerome Savary
Tam adıyla Freda Josephine McDonald Carson Baker, 3
Haziran 1906’da Missouri eyaleti St. Louis kentinin en yoksul mahallelerinden
birinde dünyaya gelir. Annesi Apalaş Kızılderisi ve Afro-Amerikan kırması
Carrie, dansözlük düşüyle peşine düştüğü, müzikal oyunlarda vurmalılar çalan,
has Afro-Amerikalı babası Eddie ile hayatını birleştirir. Ama bu çilekeş
kadının kariyeri çamaşırcılıktan öteye gidemez. Küçük Josie’nin babasıyla
geçirdiği gün sayısı ise pek sınırlıdır. Daha 8 yaşında başkasının yanında
zorla çalıştırılmaya verilen bu azimli ve çelimli kız çocuğu 13 yaşında
ailesinden, 19 yaşında da ABD’den Fransa’ya kaçacaktır. 11 yaşında St. Louis’de
tanık olduğu ırkçı bir katliam, 13 ve 15 yaşlarında yaptığı iki zoraki evlilik
ve genelde Afro-Amerikalıların çektikleri yaşam boyu sürdürdüğü ırkçılığa
karşı, çocuk ve kadın hakları için mücadelesinin çıkış noktasını
oluşturacaktır. “Isınmak için dans edip, şarkı söyleyen”, genç kadın daha 16
yaşında Filadelfiya ve Boston’da adını duyurmağa başlar. New York’a hem de
Cotton Club’a kapağı atan Josephine özellikle Çarliston dansının öncülüğünü
yapar. Öte yandan komik ve özgün dansçı olarak Harlem Plantation Club’te
birlikte çalıştığı, devrin tanınmış jazz sanatçısı Ethel Waters’in (1896-1977)
etkisinde olgunlaşır. Waters aynı zamanda, dini bir çerçevede de olsa,
ırkçılıkla bilinçli savaşım vermektedir. Waters’a getirilen bir Avrupa turnesi,
“Zenci Revüsü” önerisini reddetmesini fırsat bilen 19 yaşındaki Josephine,
dönemin modasına uyup Fransa’ya gelir. Sıcak, insancıl karakteri, yarı çıplak
sergilediği mevzun vücudu, olağanüstü dans yeteneği ve ilginç sesiyle Champs
Elysees Tiyatrosunda oynadığı “La Revue Negre / Zenci Revüsü” ile derhal tüm dikkatleri üstüne çeker. Efsanevi Joshepine Baker doğmuştur. Göğüsleri açık,
beline sardığı muzlu bir cins minik kemer, peştemalla simgeleşen Josephine,
Amerikan aksanlı Fransızcası, gülüşü, saçı başı, giyimi, kuşamı, heykeli
andıran çıplak gövdesi olduğu kadar söylemi, pervasız içtenliği, renkli ve
mücadeleci kişiliğiyle Dadacıların, Kübizmcilerin, Art Deco yaratıcılarının,
zengin ve bohem çevrelerin, Cocteau, Hemingway, Le Corbusier, Picasso,
Pirandello gibi devrin öncü aydınlarının, devrin ileri gelenleri ve ileri
gidenlerinin de gözdesi haline gelir. O sıralar fevkalade rağbet bulan “Jazz
Revüleri”nin, “Jazz Hot” ve Sidney Bechet gibi tür ve sanatçıların da Fransa’ya
tanıtılmasını sağlar. Jazz ve Fransız şarkı geleneğinin alaşımı ünlü şarkısı
“J’ai deux amours”u 1931’de okur (halen dillerden düşmeyen bu melodiyi son
olarak, bir başka Parisli Afro-Amerikan jazz sanatçısı Dee Dee Bridgewater
yorumladı ve albüm yaptı). Bu arada 17 Nisan 1934’de İstanbu1’da konser veren
Josephine, Türk sinema basını tarihine de ilk ‘müstehcen’, çıplak göğüslü kadın
fotoğrafını da armağan eder. 1937’de en büyük aşkı, Paris’le ve Jean Lion’la
evlenir, Fransız vatandaşı olur. 1939’da başlayan savaşta önce Paris’te
gösterilerine devam eder ve direniş hareketini, Charles De Gaulle’ün başında
olduğu “Hür Fransa” ordusunu bilfiil maddi – manevi olarak destekler. Hatta
söylentiye göre Gestapo’nun beyni Göring, Josephine’nin faaliyetlerini
bilmesine rağmen onu tutuklatmaya cesaret edemez. Hayatının tehlikeye
girmesiyle Josephine önce Güney Fransa’ya sonra da Direniş hareketinin merkezi
Kuzey Afrika’ya geçer. 37’de aldığı pilot brövesi bile kullanır. Ajanlık,
kuryelik yaparak sıcak savaşa dahi katılır. Teğmenlik mertebesine erişecek bir
yüreklilik ve kararlılıkla mücadele eder. Savaşın ardından en yüksek nişanlarla
taltif edilir. Sonraki sevgilileri ve eşlerinden kurtarabildiği servetini,
gelirini çocuklara ve insani yardım kuruluşlarına harcar. Farklı din, dil, ırk
ve milliyetten 12 ayrı küçük yaşta çocuğu evlatlık edinir. Tüm dünya çocukları
için “Gökkuşağı Kabilesi” köyünü kurar. Bir yandan da fırsat buldukça, biraz da
mali açıdan zorunlu olduğu için mesleğini sürdürür. Dikkatsizliği,
umursamazlığı, birlikte olduğu erkeklerin suistimali nedeniyle sıfırı tüketir.
Kendisi gibi ABD kökenli Monako Prensesi Grace Kelly’nin yardımlarıyla toparlar
ve Monako’ya yerleşir. 1975 yılında 69 yaşında vefat ettiğinde arkasında
olağanüstü zengin, örnek bir hayat bırakacaktır. Gömüleceği Monako’ya
uğurlanmazdan önce, Paris’te naaşına 21 pare top atışlı görkemli, devlet
törenli bir merasim düzenlenir...
İşte Fransa bu gerçek aşığı’na doğumunun yüzüncü
yıldönümünde istisnai bir anma senesi hazırladı. Konferanslar, sergiler, çok
sayıda yayın ve de gösteri Josephine’i sevgi ve bitmeyen bir hayranlıkla
hatırlıyor. Bu faaliyetlerden sonuncusu, muhtemelen bir havai fişek gösterisi
sonu gibi en muhteşemi Opéra Comique’te sahneleniyor. Kurumun yöneticisi, son
çeyrek yüzyılın en ciddi ve popüler gösteri sanatı yaratıcısı Jerome Savary bu
saygı yılına 23 Kasım’da başlayan “A la recherche de Josephine / Josephine’nin
Peşinde” isimli bir ‘Müzikal Komedi’ ile katılıyor. Tam bir cazoman olan
Savary, bu oyunla ne yeniden bir “La Revue Negre” yaratmak, ne de Josephine’nin hayat hikayesini özetlemek niyetinde. Yönetmen, “Adına Zenci Revüsü Derdik”
altbaşlığından da anlaşılabileceği üzere, eşsiz kişiliğin yüzüncü doğum günü
etrafında öncelikle jazz’a, tarihine, jazz’ın ilk yıllarına ithaf edilmiş enfes
bir ‘Saygı Gösterisi’ sunuyor. Boogie-woogie, Gospel ve Blues klasikleri
eşliğinde Afro, Salsa, Klaket ve Çarliston dans gösterileri sahnelettiriyor.
Tek değişmeyen dekor parçası, çamurlu akan Missisipi nehrindeki bir sal. Salın
üstünde duran yaşlı bir Luiziyanalı anlatıcı, gösteri boyunca köleliği, halen
evrensel bir sorun olarak süren ırkçılığı, ayrımcılığı mahkum eden, uyaran
metinler aktarıyor. Ayrıca 2005 Ağustos’unda New Orleans ve yöresini vuran
doğal felaket ve sonuçları görüntülerle sahnede, gerideki perdede yer alıyor.
Savary 14 Ocağa kadar sürecek gösteri için, “Josephine sayesinde jazz’a olan
tutkumu; ayrımcılık, ırkçılık ve köleciliğe karşı olan tepkimi anlatmağa
çalıştım”, şeklinde konuşuyor...

FESTİVALLERDEN:
Cycle New York, Nord/Kuzey, Yedi Gece Blues, Kış Sesleri,
Sancy Snow, Banliyölerin Mavisi...
Paris 11 Kasım – 2 Aralık tarihleri arasında New York’u
ağırladı. “Cycle New York” başlığı altında jazz’ın, müzikallerin, çelişkilerin,
vs vs’nin başkenti New York aracılığıyla, aslında çağdaş Amerikan müziğine bir
göz kırpıldı. Paris kültür ve müzik hayatının genç merkezlerinden Cité de la Musique’in mekanında ve denetiminde, bir yanda Çağdaş Klasik müziğin parlak isimleri Aaron
Copland, Aaron Jay Kernis, Charles Ives, George Gershwin, Robert Russel
Bennett, Samuel Barber dinlenildi. Hemen belirtelim açış konserini veren Kurt
Masur yönetimindeki Ulusal Fransa Orkestrası’nın solisti Fazıl Say’dı. Öte
yanda Slide Hampton yönetiminde Dizzy Gillespie All Star Big Band, John Zorn,
Maria Schneider Orchestra, Sex Mob, Steve Reich (ki festivalin Onur konuğuydu.)
ve hatta Philip Glass bu orijinal buluşmanın yaratıcı, öncü jazz’a damgasını
vuran simalarıydı...

“Jazz en Nord / Kuzey’de Jazz” 2007’de 20 yaşına
basacak. Bu taze olgunluğu kutlamak için Enrico Pieranunzi, Jef Neve, Mingus
Dynasty, Lenny Popkin, Reggie Washington, Swing Scat Jazz gibi sanatçı ve
topluluklar davetli. 12 Ocak’tan 23 Mart’a yayılan festival, başta Lille olmak
üzere kuzeyin 4 serin ve gri kentini ısıtmayı amaçlıyor...
Yine kuzeyin küçüçük bir kasabası, Paris’le Lille arasındaki
St. André-lez-Lille, uzun gecelerin 7 tanesini Blues’la süslüyor. “Seven Nights
To Blues”, 29 Ocak’tan 3 Şubat’a soluk almadan ‘Blues’da Blues’ diyor. Eğer
hüznün ‘Maviler’ine doymadıysanız, uzağa gitmemize gerek yok. O civarda,
Maubeuge ve çevresinde, biraz önce başlayıp (26 Ocak) biraz sonra bitecek (4
Şubat) jazz ve blues çeşnisi daha yüksek ve bu yıl 17, yaşına basacak bir buluşma
daha var. “Jazz Manege / Atlı Karınca Jazz” festivali Rabih Abou Khalil’den
Steve Coleman’a, Duo Vivace’den Sarangi Strinds Sound System’e iyice ve epeyce
baş döndürüyor...
Kış sesleri, “Sons d’Hiver” buralarda yalnızca soğuk ve
ıssızlığı çağrıştırmıyor. Bu seslerle, hele hele Paris banliyölerine
yaklaşırsanız hem içiniz hem dışınız ısınır. http://www.sonsdhiver.org/index1.html
internet adresine bir dakika giriverin de, bir göz atın. Çizgi roman eşliğinde,
olay hakkında ciddi bir fikre sahip olabilirsiniz. Yaklaşık 4 hafta (26 Ocak –
17 Şubat) sürecek festival 16. randevusunu 40 yıl önce yitirdiğimiz John
Coltrane’e ithaf etmiş. “Tribute to John Coltrane” sayesinde Paris’in Doğu ve
Güney Doğu banliyöleri yalnızca Archie Shepp, James Blood Ulmer, Michel Portal,
Muhal Richard Abrams gibi babalar ağırlamakla kalmayacak, 35 jazz’cı ve grup,
dünyanın dört bir yanından gelecek Coltrane müridlerine de ne pencereler
açacak...
Jazz’ın sadece sıcaklarda ürettildiği ve yorumladığını
düşünenler nasıl yanıldıkları 18.ci baskısını yapacak, “Sancy Snow Jazz”
programına bakarak da anlayabilirler. 17 Şubat akşamı “Kış Sesleri” defteri
kapatırken, aynı akşam Orta Fransa’nın güneyine yakın Auvergne’nin yalçın bir
dağına yaslanmış Sancy kasabası ‘Kar’lar içinde yeni bir defter açacak. www.sancy-snowjazz.com ‘da
görebileceğiniz gibi bir haftada 50 konserle en buzlu yürekler bile eritilecek.
Üstelik bu şenliğin bir özelliği daha var. Organizatör arkadaşlar yalnızca
1915-1945 arası jazz müziği türünde uzmanları davet ediyorlar. Yani Sancy
klasik jazz, Big Band ve New Orleans tarzı severler için gerçek bir cennet
mekan...

Médéric Collignon
Ve banliyölerin kralı, Paris’in en yoksul, en sorunlu, en
olaylı 93 bölgesi, araba yakmakla ünlenmiş ve de şimdiden dünyanın en büyük
banliyö festivali ünvanına sahip, bu yıl 24 senelik olağanüstü bir deneyimi
ardında bırakacak “Banlieues Bleues / Mavi Banliyöler” festivali. 9 Mart’ta Le
Blanc Menil belediyesinde Billy Bang, Kahil El Zabar, Sabar Ring ve Thot
topluluklarının vereceği 4 konserle demir alacak buluşma yaklaşık 5 hafta
sürecek. 4 Nisan’da bitecek şenliğin ayrıntılı programı henüz bilinmiyor.
Meraklılar http://www.banlieuesbleues.org/ adresinden izleyebilirler. Her sene
yeniden oluşturulan fanfar takımı için yine genç ve amatör müzisyenler
arıyorlar. Festival ekibi geçtiğimiz sezonda inanılması zor bir başarıyla, “La Dynamo” diye bir merkez faaliyete geçirdiler. Okul, atölye, prova, konser salonu, çok
yönlü-kullanımlı bir kültür ve eğitim merkezi. İlerde inceleyip uzunca
yazacağız...

György Kurtag
MEKANLARDAN:
Opera Comique, Satellit-Café, Lombards’…
Josephine Baker anısına, jazz’a kucak açan Opéra Comique
sahnesi 18 Aralık akşamı Fransa’nın, Paris’in jazz’lı mavi boncuğu, ‘müstena’
radyosu, TSF’in (FM 88.9 - http://www.tsfjazz.com ) yıllık şenliğini de
ağırlıyor. Siz bu satırları okurken, 2006 yılının 12 ayında, jazz dünyasında
bir biçimde iz bırakan 12 jazz’cı ve/veya topluluk ‘cazoman’lara unutulmaz bir
gece daha yaşatmış olacaklar. Romano-Trotignon-Vignolo, Médéric Collignon,
Patrick Saussois & Alma Sinti, Eric Legnini, Patrick Artero & Giovanni
Mirabassi gibi Fransız, Avrupalı kısacası yerli malların yanı sıra, Sara Lazarus,
Robin McKelle gibi kıta dışı ihraç ‘yabancılar’da erken gelen yılbaşına renk
katacaklar...
Yeryüzünde jazz’cılar kadar milliyet kavramını, ‘kelle
kağıdındaki detay’ gören bir sanatçı sınıfı az bulunur. Hadi katı olalım, “asla
bulunamaz”... İşte böylesi dünya vatandaşlarından biri de, Türkiye denince
gözleri dolan, kendini en iyi kendi dilinde ifade edebilen, Anadolu ezgi ve
motiflerinde bir başka duygulanan, evrenselin en derinini ancak kendi
kökenlerinde bulacağını asla unutmayan sevgili Senem Diyici. Senem 7-8 Kasım’da
Parisli hayranlarıyla, jazz sürmeli melez müziğin hamisi, dünya potası
Satellit-Café’de hem hasret giderdi, hem de ilk DVD çalışması için çekim yaptı.
Artık Paris’ten çok İstanbul ile hasret gideren (!) değerli sanatçımız,
geçenlerde sizin oralarda, hem Nardis’te konser vermiş, hem de bir “Voice
Workshop”’a katılmış. 21 Aralık’ta Lyon’un tanınmış mekanlarından “Casino de
Charbonnieres-les-Bains”’de Kuzey Afrikalı çocuklara yardım için düzenlenen bir
dayanışma gecesinde eşi Alain Blessing ile Anadolu ezgilerini yaymaya devam
edecek. Sanırım, önümüzdeki Şubat ayında yeni bir “Live”’ı da yolda. Bir de
duyduk ki , 24-28 Ocak’ta İstanbul Akatlar Kültür Merkezi’nin düzenlediği bir
Türkiye ilkinde de yer alacakmış. 100’ün üstünde sanatçının katılımıyla
yapılacak “1. Doğaçlama Festivali” son yıllarda Türkiye’den aldığımız en
sevindirici haberlerden biri. Bu girişimi üstlenenleri şimdiden kutlarız...
Paris’in jazz sokağı, Lombard’ların ‘Dört Cazşörleri’,
“Baiser Sale”, “Duc des Lombards”, “Sunset” & “Sunside” kardeşler birlikte
kurdukları “Paris Jazz Club” derneği kanalıyla “1 Bilet = 4 Kulüp”
operasyonları düzenliyorlar. Birincisi 5 Eylül’de “Clifford Brown’a Saygı”
teması çevresinde gerçekleşen faaliyet, 12 Aralık’ta “To be Ornette to be”
başlığıyla Ornette Coleman’a ayrılıyor. 20 Avro’ya tek bilet alan jazz sever,
söz konusu sanatçıların eserleri etrafında dört ayrı jazz mekanında, ayrı ayrı
verilen konserlere istediği gibi girip çıkabiliyor. 4 kulüp neredeyse yanyana
ve karşı karşıya olduğundan fiziki yakınlık böyle bir girişimi ‘olası’ kılıyor.
Ancak bu kıpır kıpırganlık, ‘hareketlilik’ cazmanyak (!) izleyicileri ne kadar
tatmin eder? Açık soru ???

Paul Motian
ÖDÜLLERDEN:
Charles Cros, Brussels Jazz Orchestra, Sunside,
Martial-Solal...
Şair ve de özellikle sanat hamisi Charles Cros (1842-1888)
adına kurulmuş bir vakfın, “Charles Cros Akademisi”’nin dağıttığı sanat ve
müzik ödülleri sahiplerini 23 Kasım’da buldu. Bu yıl 59.su verilen ödüllerden
“Cumhurbaşkanlığı Özel Ödülü” çağdaş Macar besteci György Kurtag ve ECM’den
çıkan “Kafka-Fragmente” isimli eserine giderken, Amerikalı besteci, orkestra
şefi ve baterist Paul Motian “Prix In Honorem” Şeref ödülüne (“Garden of Eden”
/ ECM-Universal) layık görüldü. Amerikalı yorumcu Candi Staton (“His Hands” /
Honest Johns-EMI) Şarkı dalının “Blues” sınıflamasında; Fransız jazz’cı, mahir
kornetçi hatta vokalist Médéric Collignon (“Porgy & Bess” / Minium Music –
Discograph) ise Jazz dalının Büyük ödülüyle taltif edildiler. ‘Post-mortem’
“Müziğin Belleği” özel ödülü ise, 1920’li yılların ilk efsanevi piyanisti Jelly
Roll Morton ve araştırmacı Alain Lomax’ın sanatçının bestelerinden hazırladığı
“The Complete Library of Congress Recordings”e gitti.
İsveçli saksofoncu Klas Lindquist 21 Eylül’de Avrupa’nın
yükselen değerlerinden, “Brussels Jazz Orchestra International Composition
Contest” beste yarışmasını kazanırken, Fransız saksofoncu Boris Pokora da
Dörtlüsü ile “Sunside Kupası”nı hak ediyordu. Taze bir Fransız topluluğu Ping
Machine, “Sunside Beste” ödülüyle seviniyor, “Sunside Solist”te birincilik genç
saksofoncu Cédric Ricard’ın, ikincilik ise gitarist Benjamin Le Jean’ın
oluyordu.
Paris Belediyesi’nin 23 Eylül – 1 Ekim arasında düzenlediği
‘Uluslararası Yarışmalar’ çerçevesinde verilen “Martial-Solal Piano Contest”
armağanı 3. yılında Macar Daniel Szabo’ya giderken, ikinci ödülü Ermeni
piyanist Tigran Hamasyan aldı. Hamasyan birkaç hafta önce de “Thelonious Monk
Competition”’da Herbie Hancock, Andrew Hill, Danilo Perez, Renee Rosnes, Bill
Taylor ve Randy Weston gibi jazzcılardan oluşan prestijli bir jüriden büyük
ödül kazanmıştı...

Tigran Hamasyan
YAYINLARDAN:
Pannonica de Koenigswarter, French Touch, Monsegur
Improvisation…
Hangisinden başlasam ki... Türk jazz severin dağarcığına
taşınabilecek öylesi güzel kitaplar çıkmağa başladı ki, hangisini yazacağımı
bende şaşrrmış durumdayım. İnanın jazz yayıncılığı hiç bir zaman bu denli, hadi
zengin demeyelim ama bol olmamıştı.
Rotschild hanedanlığının Londra kolunda 1913’te dünyaya
gelen Kathleen Annie Pannonica de Koenigswater (Rotschild) kadar jazz’a hayrı
dokunmuş zengin azdır herhalde. 1935’te evlendiği Fransız Baron Jules de
Koenigswarter nedeniyle Fransız, savaştan sonra yerleştiği jazz cenneti ABD
nedeniyle Amerikalı bu piyanist, ressam fakat en önemlisi eşsiz jazz hamisi
asilzade kadın, aklınıza gelebilecek devlerin çoğunu yaşatmış, desteklemiş.
Bud, Duke, Miles, Mingus bir kaç örnek. Onun için bestelenmiş parçalar en kısa
yoldan jazz’cıların şükranını anlatır : T. Monk «Pannonica», K. Drew «Blues for
Nica», K. Dorham «Tonica», T. Flanagan «Thelonica» veya H. Silver «Nica’s
Dream» bu olağanüstü kadına yakılmış jazz ezgilerinden en tanınmışları. Örneğin
Monk 9 yıl onun evinde yaşamış. Veya Charlie Parker onun evinde, elinde ölmüş.
Bu kadının iki değişik merakı daha varmış. Biri oldukça sıradan : Fotoğraf
çekmek. Evinden geçmiş yüzlerce ünlü jazz’cının, binlerce fotoğrafını çekmiş.
İkinci ve özgün merakı ise evine gelen bütün jazz’cılara sorarmış, «Hayattaki
ilk üç dileğin nedir?» Sonra bunları gidip bir cins hatıra defteri, günlüğe
yazarmış. 6 çocuğu olan ‘Nica’nın torunlarından Nadine de Koenigswarter oturmuş
babaannesinin güncesi ve fotoğraflarından, onun adına muhteşem bir kitap
yaratmış. Pannonica de Konigswarter, «Les Musiciens de Jazz et leurs trois
vœux / Jazz Müzisyenleri ve Onların Üç Dileği» - Ed. Buchet – Castel Yayıncılık
Paris – 2006…
Doğaçlamacılara bir referans. Bordeaux Üniversitesi
yayınları (PUB) 2 yılda bir, Bordeaux yakınlarındaki Montségur kasabasında
düzenlenen Jazz Kolokyumlarından sonuncusunun tutanaklarını basmış. 2 Temmuz
2004’te 25 uzman ve jazz’cının katılımıyla yapılan son buluşma «L’Improvisation
du Jazz / Jazzın Doğaçlaması» başlığıyla çıkmış…
1952 Oslo doğumlu Kejil Björnstad yazar, besteci ve
müzisyen. 30’un üstünde roman, deneme ve şiir kitabı varmış. Norveçce’den ilk
kez Fransızcaya çevrilen romanı, bakın ne hikmetse, «La société des jeunes
pianistes / Genç Piyanistler Topluluğu» (E. JC Lattes Yayınları) genç piyanist
adayları ve jazz’cıları ilgilendiriyor.
Rob Vollmar ve Pablo Callejo’nun, Ed. Akileos yayınlarından
basılan üç ciltlik çizgi roman biçiminde yazıp desenledikleri “Bluesman” serisi
bir harika. Enfes bir yıl sonu, yıl başı, yıl ortası hediyesi…
Genç gazeteci Stéphane Jourdain’in, Castor Music’ten basılan
araştırması “French Touch”, uzun zamandır etkisini yitiren Fransız renk ve
lezzetinin son yıllarda uluslararası planda her müzik türünde kendini
hissettirmeğe başladığını vurguluyor.
Müzik ve sinema tutkunu bir ailenin çocuğu, üç roman ve
senaryo yazarı Sylvia Fol’de Billie Holiday’in hayatını incelemiş. Büyük
şarkıcını özellikle, özgürlüğe olan düşkünlüğünü temel eksen alan hoş bir
biyografi çalışması hazırlamış. “Billie Holiday” Folio Cep dizisinden çıkmış.
Açıştaki kahramanımız Josephine Baker’e de iki kitap.
Charles Onana’nın araştırması “Josephine Baker contre Hitler / J. B. Hitler’e
Karşı” bu onurlu kadını inanılmaz mücadelesini anlatıyor. Diğeri ise,
sanatçının 12 çocuğundan birinin gözüyle annesi. Brian Baker ve “J.B., le
regard d’un fils / Bir Oğlun Bakışıyla J.B”.
Sınırlarımızı aşsa da, Stuart Nicholson’un “Is Jazz Dead ? -
or has it moved to a new Address”’ini (Routlege Publishing 2005) eklemeden
geçmeyelim.
Üç demirbaş dergimizden Jazz Hot, son özel yılsonu-başı
sayısını, itiraf etmeliyiz ki pek kadrini bilemediğimiz, 26 yıllık kısacık
hayatında (1930-1956) jazz’a çok şeyler kazandırmış trompet ustası ve besteci
Clifford Brown’a ayırmış. Dergi sanatçıyı ölümünün 50. yılında zengin bir
dosyayla tanıtıyor.
Benzeri özel, 25 sayfalık bir dosyayı Ekim sayında John Coltrane’a
hasreden Jazz Magazine ise bu konuda ciddi bir boşluk dolduruyor. Jazz’da
ufuklar açan, saksofonun taçsız krallarından Coltrane bu sene Fransa’da
doğumunun 80, ölümün de 39. yılları geniş çapta anıldı. Dergi Kasım’da 65
seçkin albümün sunulduğu özel bir “Jazz Gitarı”, Aralık’ta 60 seçme albümün
sunulduğu özel bir “Jazz Trompeti” sayısı hazırlamıştı. Gerçekten jazz severler
için başucu başvurusu nitelenebilecek başarılı çalışmalardı.
Jazz dergilerimizin en genci ve en renklisi JazzMan ise son
üç sayısında, kapak konusu sıfatı ve de sırasıyla E.S.T., John Zorn ve Weather
Report’a ağırlık vermişti. Keyifle arşivledik. Ayrıca bu dergi son sayısında,
yani Aralık’ta “İstanbul Jazz Festivali”ni tanıtıyordu. Uzman basında bir ilk
olan Guillaume Bregaras imzalı uzun yazıda güzel bir paragrafla da sevgili
“Jazz Dergisi”, dergimiz onurlandırılıyordu.

Claude Luter
ALBÜMLERDEN:
A. Hervé, G. Mirabassi, H. Sauer, JF Baez, JP. Como, M.
Solal, M. Collignon, P. Artero, S. Abbuehl, vd…
Yeri gelmişken hatırlatalım. Biz sizlere yazdığımız gözlem,
haber ve tanıtımları hep Fransa ve de Avrupa ile sınırlıyoruz. Oyunumuzun,
güncemizin kuralı bu. İstisnaların kuralı bozmayacağı ilkesinden hareketle,
örneğin nadiren ABD’de basılan bir kitap veya albümdem söz ediyoruz. Yoksa
şahsi tercihlerimiz içersinde kuşkusuz Avrupa ve Fransa sınırlarını aşan çok
sayıda çalışma veya olay olabiliyor.
Bize tanınan sayfa haddini fazlasıyla geçmemiz nedeniyle
2006 ve sene sonunun ’mümbit’ mahsulünden alfabetik dizmeyle fevkalade hızlı
bir seçki sizlere:
Fransız piyanist Antoine Herve ve “Road Movie“ (Nocturne);
İtalyan piyanist Giovanni Mirabassi ve “Cantopiano“ (Minium Discograph); Alman
tenor saksofoncu Heinz Sauer ve piyanist Michael Wollny ve “Certain Beauty“
(ACT); Fransız akordeoncu Jean-François Baez ve “Nikita“ (Charlie Art); Fransız
piyanist Jean-Pierre Como ve “l’âme soeur“ (Nocturne); Fransız piyanist Martial
Solal Newdecaband ve “Exposition sans tableau“ (Nocturne); Fransız kornetçi
Médéric Collignon ve “Porgy & Bess“ (Minium/Discograph); Fransız trompetçi
Patrick Artero ve “Artero Brel“ (Nocturne) ve ve İsviçre kökenli Hollandalı
yorumcu Suzanne Abbuehl ve “Compass“ (ECM/Universal)…
Ve de Depart, Le Bocal, Emmanuel Bex & Monica Passos,
Octurn, Socalled, vb,…

Antoine Herve
ŞAPKALAR:
Luter, Pege, Pyle, Soudieux ve JMS ve Yolk
Bu kez matem şapkalarımızı çıkartacağımız değerler çok.
Azına değinebileceğiz.
Fransız jazz’ının babalarından biri, orkestra şefi, besteci,
soprano saksofon ve de özellikle klarinet üstadı Claude Luter’i 6 Ekim’de
yitirdik. 23 Temmuz 1923 Paris doğumlu Luter profesyonel müzisyen bir aileden
geliyordu. Louis Armstrong, Baby Dodds, Earl Hines, Sidney Bechet gibi devlerle
çalışmış, 50’li yıllarda New Orleans jazz’ının yeniden doğuşunda Big Band’iyle hatırı
sayılır rol oynamıştı. 60 yılı aşan kariyerini bu yıl yaptığı bir „Elveda
Turnesi“ ile tamamlamıştı.
Macar jazz’ının öncü ve ustalarından sayılan, basçı Aladar
Pege de geçtiğimiz 23 Eylül’de aniden vefat etmiş. 1939 doğumlu Roman kökenli
sanatçının yorumuna hayran kalan Charlie Mingus’ün eşi Sue, 1982’de Carnegie
Hall’deki bir konserden sonra merhum eşinin bir kontrabasını Pege’ye hediye
etmişmiş…
‘Hatfield and the Nord’ grubunun as elemanlarından
‘Canterbury Ekolü’nün saygın temsilcilerinden İngiliz baterist Pip Pyle, 28
Ağustos’ta yaşama veda etmiş. Son yıllarda Fransa’ya yerleşmiş olan 1950
doğumlu müzisyen, Fransız jazz’cı Sophia Domancich ile yaşayıp çalışıyormuş.
Django Reinhardt’a yoldaşlık yapmış tarihi bir jazz’cı daha
göçtü. Kontrabasçı Emmanuel Soudieux geçtiğimiz 23 Ekim’de 87.ci baharını
sürerken aramızdan ayrıldı.
Şen şapkaların ilki Roma Belediyesine. Kente bir “Jazz Evi /
Casa del Jazz” kazandırdığı için. İkincisi, 30. yaşını geride bırakan Fransız
jazz yapım şirketi JMS’e. İdealist Jean-Marie Salhani’nin kurduğu, JMS’in
kataloğunda tükenmiş albümlerden en ’bulunmazı’ hangisi biliyor musunuz * İlk
Martial-Solal piyano ödülünü kazanan Aydın Esen.
Ve son şen şapkamız, Fransız jazz’ının üç genç temsilcisi
Alban Darche, Sébastien Boisseau ve Jean-Louis Pommier’nin girişimiyle 1999
yılında Loire bölgesinde kurulan YOLK derneğine. Hareket noktaları, “Yerel
kültürün gücü”. Kuruluşun amacı, “Jazz’a ithaf edilmiş yaratıcı bir platform
oluşturmak”. Üç kafadar ve yakın çevreleri ‘seçkinci/ elitist’ bilinen bu müzik
türünü kitlelere yaymak için, önce derneklerinde eğitim programları sunuyorlar.
Verdikleri derslerden yetiştirdikleri amatörlerle konserler düzenliyorlar.
Yöredeki öğrenci ve öğretmenlere jazz ve doğaçlama müziğin sosyal boyutunu
kanıtlayan YOLK, bir kaç yılda sürekli artan bir izleyici kitlesi kazanıyor.
İkinci aşamada, “YOLK” markası militanca bir yaklaşımla teknik altyapı ve
yapıma da soyunuyor. Çabaları bir müddet sonra “Gros Tube” veya “Quatuor de
Saxophones Jazzophones” gibi topluluklar üretiyor. YOLKUn şu andaki hedefi,
Avrupa ve AB çapında projeler geliştirmek, geniş işbirliklerini başarmak.
Atılımları başlamış bile. Portekizli yazar Miguel Torga’nın şu bilge sözleri
YOLK’a temel öğüt oluyor: “Evrensel, duvarları yıkmış yereldir...”
Jazz’ı bol nice yeni yıllarda esen kalın…