Jazz
Şehirleri: New
Orleans

New Orleans: Farklı Kültürlerin Merkezi

Jazz tarihi boyunca New Orleans jazz müziği için çoğu zaman
bir başlangıç noktası olarak kabul edilir. Bunun en önemli nedeni şehrin ya da
daha çok bölgenin, tarihsel süreç içerisinde diğer Kuzey Amerika eyalet ya da
şehirlerine bakıldığında daha değişik bir tarihinin olmasıdır. New Orleans
şehri 1718 yılında bir Fransız Kolonisi olarak kuruldu, ardından 1763’te New
Orleans’ın da içinde bulunduğu Louisiana Toprakları İspanyollara verildi ancak
daha sonra 1803’te tüm topraklar Fransızlara geri teslim edildi. Ancak Fransız
Koloni Yönetimi Louisiana’nın problemli bir toprak olacağını düşündüğü için bu
toprakları hemen birilerine geri verme yarışına girdi ve 1804 yılında tüm
toprakları Amerika Birleşik Devletlerine sattı. New Orleans’ta İngilizce
konuşan protestan kültürü yerine Fransızca konuşan katolik kültürü hakimdi.
Creole’ler diye adlandırlan bu kültür eğlenceye, dansa, iyi yemek ve içmeye
değer veren eğitimli bir kültürdü. Louisiana’nın Amerikan toprağı olmasının
ardından bölgenin ilk valisi Willian Claiborn halkla ilk buluşmasından ve
onların yaşayış biçimine alışmakta oldukça zorlanmıştı. Daha liberal bir yaşam
biçimine alışık olan ve birçok kültür ile beslenmiş olan toplum Amerika’nın
diğer bölgelerinden oldukça farklıydı. Bölgeye Creol’ların dışında Afrika’dan
1720’li yıllarda getirilen köleler Amerikan yönetiminin bölgeyi ele
geçirmesiyle beraber New Orleans’ın farklı bölgelerine yerleştirildiler. Şehir
bir bakıma bölünmüştü, ırkçılığında etkisiyle şehir farklı sosyal yapılardan
insan topluluklarına bölünmüştü. Bu bölünmenin ardından Afrika’dan gelen kültür
de asimile olmaksızın kendi etkisini bölgede göstermeye başladı. New Orleans
müziği; İspanyol ezgileri ve Fransız Kültürünün ardından Afrika’nın davul
ritimleri ve dans tarzıyla birleşmişti. Avrupa ve Afrika karışımı etnik yapıya
sahip olan Creol’lara Avrupa’nın diğer bölgelerinden de, Almanya ve İrlanda
ağırlıklı olmak üzere, toplumlar gelince New Oleans kendi içinde bir tarz
oluşturdu. Ancak jazz, oluşumu süresince toplum tarafından ilk aşamalarında pek
ilgi toplamadı. New Orleans’da jazz’ın ilgi toplamaya başlaması ancak yüzyılın
sonlarını buldu.
Yaşam Tarzı Olarak Jazz
19. yüzyılın sonlarına doğru şehirde jazz’ın gelişmesinin en
büyük etkisi olan Jazz Band'ler sokaklarda kendini göstermeye başladılar.
Böylece jazz’daki blues havası sokaktaki insanların dans edip eğlenmelerini
sağladı ve jazz her kesim tarafından sevilmeye başladı. Jazz artık her
yerdeydi; Ulusal toplantılar, resmi geçitler, nehir gemileri ve cenaze ayinleri
dahil jazz her duyguyu ifade etmeye başladı ve New Orleans da bundan payını
almayı çok iyi bildi. Meydanları dolduran blues grupları, lüks restoranlardaki
beyaz jazz’cılar ve şehrin arka mahallelerinde oturan fakir siyahlara kadar tüm
halka jazz’la üzülüp jazz’la sevinmeyi, onu bir hayat tarzı olarak benimsemeyi
öğrenmişlerdi. New Orleans’ın iyi bir liman olması da jazz’ın gelişimi için
oldukça önemli bir etken olarak sayılabilir. Liman şehirlerinin genelde eğlence
sektörü oldukça gelişmiş olur, bunun en önemli nedeni şehre gelen yabancıların
çok olması ve bu kişilerin kendilerine değişik eğlenceler arıyor olmasıdır.
Big Band’ler ve Hareketli Jazz

20.yy’ın başında New Orleans’ta iyi bir cenaze töreni için
iyi bir meblağı cebinizden çıkarmanız gerekiyordu. Ödeyeceğiniz para karşılığı
anlaştığınız müzik kuruluşundan hizmet alıyorsunuz. Hizmet cenazeye giden
hüzünlü müzik ile başlıyor ve cenaze çıkışında çalınan hareketli uğurlama
müzikleri ile devam ediyor. “When the saint go marching in” parçası New Orleans
dönüş yolunun en çok çalınan popüler parçalardan sadece biri olarak
adlandırılabilir. Müzik üreten ve bunu bir piyasa haline getiren sanatçılar
Storyville adıyla anılıyordu. Bu kişiler sokakları yani müziklerini
yansıtacakları bölgeleri ayırmışlardı. Herkes kendi bölgesinden sorumluydu.
Avrupa’da üretilen ve Avrupa elit koservatuar müziğini temsil eden ilk üflemeli
çalgılar New Orleans limanından ilk Amerika topraklarına gelmiştir. Avrupa daha
çok Fransız etkisi altında olan New Orleans yeni müzik aletlerini en çabuk
kullanmaya başlayan şehir olmuştur. Buddy Bolden ise New Orleans’ın gezici
müzisyenlerinin 1900’lerin en başında efsanesi olmuştu. Bolden’ın çaldığı büyük
orkestrada nefesli çalgılar askeri bandolardan, klarinet Creol’lardan, banjo ve
gitar ise bluesculardan alınmıştı. Orkestra değişik müzikleri her seferinde
değişik tonlarda ve sound’larda çalmaya çalışıyordu ilk doğaçlamalarda cenaze
sonrası eğlencelerde çalgıların birbiriyle atışmasıyla oldu. Bolden kurduğu
Boddy Bolden Band ile jazz müziğini sadece cenaze öncesi ve sonrası çalınan
müziklerin ötesine taşımayı başarmıştı. 1900 yılı içerisinde Bolden Lincoln
Park bölgesinin müziği ondan soruluyordu. Bolden jazz tarihinde birçok kişi
tarafından ilk “jazzcı” olarak nitelendirilir. Lincoln Park’ın ardından şehrin
kuzey kesimini de ele geçirmişti. 1907 yılına gelindiğinde arkasında onun
yolundan gidecek onlarca sanatçı bırakmıştı şehirde. Aynı yıl Bolden psikolojik
hastalıkları nedeniyle yakalandı ve hayatının kalan kısmını hastanede geçirdi.
Bolden’ın Notalarının Geldiği Yer

Sokakta koşturup müzik çalan Bolden artık New Orleans
sokaklarından ayrılmıştı ancak onun çaldığı notalar cenazelerde ve sokak
törenlerinde çocukların kulaklarını açmıştı bile. Jazz New Orleans’ın göz
bebeği olma yoluna girmişti bile. Original Creole Orkestra da Los Angeles’ten
New Orleans’ın ününü duyanlardan bir gruptu. Creole sanatçılarından oluşan grup
1908 yılında şehre geldiğinde büyük ilgiyle karşılandı, insanların karşısında
Bolden’ın seslerine benzer sesler dolaşıyordu. Bill Johnson Creole Band’ın başındaki
kişiydi ve tüm yönetim işlerini o düzenliyordu. Johnson’ın 1914 savaş döneminin
başında aklına şehirde çalmaktan daha farklı bir fikir gelmişti: Tüm Amerika’yı
dolaşmak. Çünkü jazz artık para ediyordu ve fakirlik içinde yaşayan New
Orleans’ın insanları için dolar hayat demekti ve daha fazla dolar daha iyi bir
hayat...
Original Dixieland Jazz Band
1915 yılı jazz tarihinde bir efsanenin başlangıcı olarak
nitelendirilebilir. New Orleans’ın Vieux Carre bölgesinde çalan bir grup genç
etrafta duydukları eğlenceli müziğe daha farklı bir yorum getirmeye çalıştılar.
Tromboncu Tom Brown tarafından kurulan Original Dixieland Jazz Band kendi
doğduğu şehirde ancak 1 sene yaşayabildi. Aynen Creole Band gibi Tom Brown da
ünü ve parayı Chicago ve New York’ta görmüştü. 1916 yılında bir yıl sonra
tarihin ilk gerçek anlamında jazz albümünü yapacak grup da New Orleans’tan uçup
gitmişti. “Stable Blues” 1917 yılında çıkışından tam 4 ay sonra milyon satmıştı
bile.
King Oliver’s Creole Jazz Band: Louis Armstrong’un Doğuşu
1920 yılına gelindiğinde jazz New Orleans başta olmak üzere
Amerika’nın yavaş yavaş her yerine yayılmaya başladı. 1914 yılında 25 milyon
adet üretilen jazz plakları 1920’ye gelindiğinde senede 100 milyon olarak
belirlenmişti. Müzik endüstrisinin bu büyük gelişimi tabiki de yeni
sanatçıların müzik piyasasına girmesine de olanak sağladı. Bolden’ın öğrencisi
olan King Oliver kurduğu King Oliver’s Jazz Band ile New Orleans’ın yeni sesi
olmuştu. Ancak Oliver’ın bir öğrencisi vardı ki yeteneği jazz’ı ilk dinleyen
kişiler tarafından bile fark ediliyordu. Ancak Armstrong’un daha yol kat etmesi
gerekiyordu. Yetenekli olan genç adam King Oliver’ın onunla ilgilenmesi ile
daha da gelişti ve yavaş yavaş New Orleans’ta parlamaya başladı, ancak o da bir
çokları gibi fakir bir şehir olan New Orleans’tan ayrılma kararı alacaktı.
Kötü Kaderin Şehri New Orleans
Jazz dünyasına en parlak başlayan şehir olan New Orleans
1925’in ardından yavaş yavaş gözdeliğini kaybetmeye başladı. Bölgenin liman
şehirlerinden biri olan New Orleans ırkçı ayrımlar ile uğraşmaktan kendini
zenginleştirmeye pek zaman bulamadı. 1961 yılında tüm Amerika’yı dolaşan ünlü
jazz yazarı Joachim Berendt şehri şöyle tanımlıyor. “New Orleans’a 100 mil
uzaklıkta bir kasabada otobüs beklerken orada tanıştığım bir jazz sanatçısına
New Orleans’ta iyi jazz dinler miyim diye sordum. Aldığım cevap karşısında
kalakalmıştım: New Orleans 20 sene önce öldü oraya artık gitmeye gerek yok dedi
genç çocuk. 100 mili katedip şehre vardığımda 30 sene önce kitaplarda okuduğum manzaranın
aynısıyla karşılaştım sokaklar, barlar herşey sanki aynıydı. İnsanlarla
konuşmaya çalıştım ve ırkçılık problemleri hala devam ediyordu. Hala jazz’ı
siyahların mı yok beyazların mı yarattığı tartışılıyordu sokaklarda. Müziğin
bir kişi tarafından yaratılamayacığını söylediğimde ise bağırışmalar ve
suçlamalar hemen başlıyordu. Jazz’ın en büyük devi Louis Armstrong’un doğduğu
eve gittim, belki de New Orleans’ın en eski ve fakir bölgesiydi, içeri girdim
kapıda beni trompet çalan 15 yaşında bir çocuk karşıladı. Louis Armstrong gibi
olmak için mi çalıyorsun diye sordum aldığım cevap karşısında yine şaşırmıştım
çocuk Armstrong’un adını duyduğunda yüzünde bir hayranlık uyanmamıştı”.
Berendt’in bu izlenimleri yazmış olmasının en önemli nedeni 1920’lerin sonlarında
New Orleans’da doğan jazz’cıların çoğunun kendilerini daha fazla geliştirmek
için Chicago ve New York gibi zengin şehirlere gidip bir daha geri
dönmemelerinden kaynaklanıyor. Çoğu sanatçı dünyaca ünlü hale New Orleans
limanından çıkarak değil New York limanında açılarak geldi. Bir diğer yandan
New Orleans 1940’ların ardından günümüze gelen sürede Amerika’nın belki de
tradisyonel yapısını koruduğu tek şehirlerden bir tanesi. 1970 yılından bu yane
Nisan ya da Mayıs aylarında her sene New Orleans Jazz & Heritage Festival
düzenleniyor ve Amerika’dan ve dünyadan binlerce kişi bu festivale akın ediyor.
İlk başladığı yıl 350 kişinin katıldığı Festivale 2001 yılı katılım 650.000
kişi.
Katrina ve Sonrası
2005 Ağustos’u Amerika’nın en büyük doğal felaketinin gerçekleştiği
ay olarak kabul ediliyor. Katrina Kasırgası New Orleans şehrinin %80’nini sular
altında bıraktı. Eski şehir ve geleneksel kasabaların bir kısmı kasırgayla
beraber yerle bir oldu. Ancak yaklaşık 10 ay sonra 2006 Mayıs’ın da New Orleans
Jazz Festivali’ne ara verilmeden devam edildi. Dünyanın her yerinden 100
binlerce turist yine şehre akın etti. New Orleans’ın kaderi maalesef kurucusu
olduğu jazz müziğinin merkezi olma özelliğini yitirdi ancak hala geleneksel
olarak dünyanın en büyük jazz festivaline ev sahipliği yapıyor.