İpuçları
Cengiz Han’ın topraklarında...
Moğolistan

Moğolistan’ın başkenti Ulaan Baatar (Ulan Bator)’a yani
“atalarmızın yaşadığı yere” gidecektim. Uzun ve yorucu bir uçustan sonra Ulaan
Baatar şehrine yani yılın üçte ikisinde gökyüzü berrak oldugu için ‘Mavi gökler
ülkesi’ olarak anılan Moğolistan’ın başkentine gelmekten ayrı bir heyecan
duyuyordum. Zira burası bir zamanlar Avrupa’nın kalbine kadar girerek ortalığı
yakıp yıkan bir ırkın, Cengiz Han’ın ülkesi olmasının yanında atalarımızın da
geldiği topraklar olması nedeniyle önemliydi.
Ulaanbaatar, Ulan Bator ya da yabancılar tarafından çağrılan
ismiyle UB, tarihten bugüne kadar pek çok isim almış. 1924 yılında ‘The New
Mongolian People’s Republic’ partisinin hükümete gelmesiyle başkent olunca adı
ulusal kahraman Damdin Sühbaatar onuruna ‘Kırmızı Kahraman’ anlamına gelen
Ulaanbaatar adını almış.
Şehirde turlamaya başlıyorum, burası hiç de öyle Uzakdoğu
ülkeleri gibi egzotik bir görüntü sergilemiyor. Kafamda dünyadan başka
ülkelerle kıyaslamaya çalışıyorum ama hiçbir yerle bağdaşmıyor. Binalar
1950’lerin Avrupası’ndan kalma görünse de caddelerden geçen eski Rus arabaları
ve aniden önünüze çıkan inekler, ağzında maskeleri ve geleneksel kıyafetleri
olduğu halde insanları ile kendine has bambaşka bir şehir görüntüsü çiziyor.
Ulaanbaatar, 1 milyon nüfusa sahip. Adeta şehri çöllükten
koruyan Tuul nehrinin yanında kurulmuş ve irili ufaklı dağlarla çevrelenmiş.
Öyle bir milyonu hafife almayın, çünkü yüzölçümü olarak Türkiye’nin iki katı
büyüklüğündeki Moğolistan’da toplam 2.8 milyon kişi yaşıyor. Yani nüfusun
çoğunluğu Ulaanbataar’da.
Şehirde komünist rejim zamanında yapılan toplu konut
şeklindeki büyük binalar dikkat çekiyor. Çoğunluk bu binalarda yaşasa da 250
bin kişinin şehrin hemen dışında ‘ger’ adı verilen büyük çadırlarda kalmayı
tercih ettiğini, özellikle ilkbahar aylarında esen sert rüzgarların etkisinin
bu korunaklı, özel çadırlarda daha az hissedildiğini öğreniyorum. Yılın 260
günü güneşli olan Ulaanbaatar’da güneşe rağmen dünyanın en soğuk
başkentlerinden.
Nüfusun yüzde 30’u Budist olunca tapınak ziyaretleri de
kaçınılmaz oluyor. Bunlardan en önemlisi ve en büyüğü Gandan Manastırı. 19.
yüzyılda inşa edilen bu tapınak komünist rejim sırasında bile hizmete açık
olmasıyla ünlü.
Gandan Manastırı içindeki The Midgit Janraising Tapınağı 26
metre yüksekliğinde ve 20 ton altınla kaplı Midgit Janraising’in heykeline
evsahipliği yapmakta. Bu heykel 1920’li yıllarda komünist rejimin yıktığı başka
bir heykelin yerine 1990’larda halkın topladığı bağışlarla yapılmış. Şehirde
atalarımızın izini ararken bir dönerciye rastlıyorum. Ben de dönerin ata yemeği
olduğunu yerinde tespit etmiş oluyorum.
Gezilecek görülecek yerler;
Doğa Tarihi Müzesi; Dünyanın en zengin dinozor fosilleri
rezervinin bulunduğu Gobi Çölü’nden çıkarılan ve bazıları 70 milyon yaşında
olan dinozor iskeletleri görülmeye değer.
Zaisan Hill; Şehir manzarasını en iyi gören bu tepe II.
Dünya savaşında kaybedilen askerlerin anısına yapılan büyük anıtı içeriyor.
Sukhbaatar Meydanı; Ulaanbaatar’ın tam ortasında yer alan bu
meydana adını veren ünlü kahraman Sukhbaatar. Meydan, parlamento binası, drama
tiyatrosu, kültür sarayları ve borsa binasıyla çevrili.
The Zanabazar Fine Arts Müzesi; Moğolistan’ın geçmişinden
bugünün modern sanatçılarına resimden heykele geniş bir koleksiyona sahip bu
müzede ayrıca dans kostümleri, değerli taşlar, grafik sanatının örnekleri de
görülebilir. Müzenin en önemli bölümünü müzeye ismini veren 17. yüzyılın ünlü
heykel sanatçısı Zanabazar’ın eserleri oluşturuyor.
