İstanbul’un vazgeçilmez
pazarları

Yazı/Text: YELİZ ERKOÇ Fotoğraflar/Photos: FATİH PINAR
İstanbul'un hemen her semtinde, kurulduğu semtin ya da
kurulduğu günün adıyla anılan semt pazarları var. Genelde üstü açık olan bu
pazarlarda çok sayıda tezgah yan yana kuruluyor ve gıdadan tekstile, ev
eşyasından canlı hayvana bütün ihtiyaç maddeleri satılıyor. Satıcılarıyla,
satış yöntemleriyle, sesleriyle, deyimleriyle, ilginç bir zenginliğin parçaları
pazarlar.

Koş koş koş… Bir buçuk yaptım, bir buçuk…” Pazarcıların
mallarını satmak için yaptıkları çığırtkanlıklardan, büyük yaratıcılıkla
oluşturdukları tekerlemelerden herkesin hafızasında kalan mutlaka birkaç tane
vardır. Kimimiz taze sebze meyve bol diye çok severiz pazarları, kimimiz
kalabalık diye şikayet ederiz. Ama mutlaka ayda bir-iki kez de olsa ziyaret
ederiz semt pazarlarını. Sadece uygun fiyatlı mal almak değil, yıllardır bize
aktarılmış bir gelenektir pazara gitmek. Her malın ucuzunu ama kalitelisini
bulmak ümidiyle düşeriz yollara.
İstanbul'un hemen her semtinde, kurulduğu semtin ya da
kurulduğu günün adıyla anılan semt pazarları var. Genelde üstü açık olan bu
pazarlarda çok sayıda tezgah yan yana kuruluyor ve gıdadan tekstile, ev
eşyasından canlı hayvana hemen hemen bütün ihtiyaç maddeleri satılıyor.
Satıcılarıyla, satış yöntemleriyle, sesleriyle, deyimleriyle, ilginç bir
zenginliğin parçaları pazarlar. İstanbul'un halen faal semt pazarlarının en
ünlü ve en eskilerinden biri Çarşamba Pazarı. Fatih'de, aynı isimli semtte
çarşamba günleri kurulan pazar otuz altı sokak ve dört caddeye yayılıyor. Salı
Pazarı, Anadolu Yakası'nda, Kadıköy'de eski Kuşdili Çayırı üzerinde salı ve
cuma günleri kurulan önemli semt pazarlarından biri. Beşiktaş’ta cumartesi
günleri kurulan Beşiktaş pazarı da büyük bir pazar. Ulus'ta Musevi Mezarlığı
yanında perşembe günleri kurulan Ulus Pazarı ve Buğday Ekolojik Yaşamı
Destekleme Derneği'nin katkılarıyla, sadece yüzde yüz ekolojik tarım
ürünlerinin satıldığı Şişli/Feriköy'de açılan Ekolojik Pazar ise İstanbul'un en
yeni pazarlarından.
Semt pazarları şehir kültürünün ayrılmaz bir parçası mı? Bu
görüş halen uzmanlar arasında tartışılıyor. Kimilerine göre bu pazarlar
insanların organik meyve sebzeye ulaşmasında önemli bir araç. Diğer yandan
pazarcılık kayıtdışı bir yol olmasına rağmen köylünün malını satmasını ve
üretime devam etmesini sağlıyor. Bir başka görüşe göre ise semt pazarları
şehrin kanayan yarası. Pazarların yarattığı trafik ve hijyen konuları kafalarda
soru işareti uyandıran noktalardan bazıları.
Kadıköy’deki ünlü Salı Pazarı’nda atmış yaşındaki Dilek
Yıldön hararetle alışverişin büyüsüne kapılanlardan. Genellikle tekstil
malzemeleri satılan bu pazarın müdavimi Dilek Hanım, “Biz yıllarca memur
maaşıyla pazardan alışveriş ettik. Şimdi de emekli maaşıyla pazara gelmeye devam
ediyoruz. Pazarların kaldırılacağı gibi bir söylenti var. Kaldırılırsa bizim
alışveriş için başka gidecek yerimiz yok,” diyor. Neredeyse her kesimden insanı
çeken Salı Pazarı’nda eşofman satan bir pazarcıyla sohbete başlıyoruz. Yirmi
beş senedir Salı Pazarı’nda tezgah açan Kazım bey, “Eskiden Salı Pazarı’nda
kaçak mallar olurdu, orijinal. Sen o zamanlar görseydin kimler kimler gelirdi.
Şimdi ihraç fazlası çok mal var. Türkiye tekstilin merkezi oldu zaten.” Kazım
Bey pazardaki iniş çıkışları yaşayıp gözleyenlerden biri. “Pazar seksenli
yıllarda küçüldü, doksanlarda büyüdü, şimdilerde yine küçük. Çevre vilayetlerin
çekim merkeziydi burası. Her pazara Bursa’dan İzmit’ten otobüslerle bayan
grupları gelirdi. Hala da bir kısmı gelmeye devam eder.”
Takı standının başında kendisine uygun olanı seçmeye çalışan
19 yaşındaki Günel pazarı fazla sevmeyen gençlerden. Günel, “Genelde gençler
sıkılıyor pazarda, ben de ara sıra anneme yardım etmek için geliyorum o kadar.
Alışveriş merkezleri gençlere daha cazip geliyor” diyor. Pazarcılığa yeni
başlamış oğluna yardım etmek için gelen Vahit bey, büyük alışveriş
merkezlerinin pazarları tehdit ettiği görüşünde. Vahit Bey, “İstanbul’un gerçek
alışveriş kültürü pazarlardakidir. Sadece burada neredeyse 150 senelik bir
pazar geleneği var. Nostaljidir pazarlar ama günümüzde ne yazık ki insanları
alışveriş merkezine kilitlemeye çalışıyorlar” diyor. Vahit Bey’in oğlu Fırat
aslında jeoloji mühendisi. Baba-oğul çok kaliteli malları uygun fiyatlara
sattıklarını belirtiyorlar ve pazarcılık yapmaktan gurur duyduklarını
söylüyorlar. Yan standın sahibi Engin bey zorlaşan ekonomik koşullarda kendi
sattıkları mefruşat malzemelerinin yüz ürün içinden on sekizinci sırayı
almasından şikayetçi. Mallar arasında birincilik tabiî ki meyve ve sebzeye ait.
Semt pazarlarının gıdaya ayrılmış kısımlarında hayat
mücadelesinin ve taze ürün satmanın ayrı zorlukları ön plana çıkıyor. 45
yaşındaki Ahmet Bey her hafta Tarlabaşı Pazarı’na mal getiriyor. 13 yaşından
beri pazarcılık yapan Ahmet Bey, “Durmak dinlenmek yoktur bu işte. Bizim küçük
kamyonete her hafta halden yükleyip getiriyoruz malı. Bu işin incelikleri var.
Öncelikle çürütmeyeceksin malı, çocuğun gibi kollayacaksın. Pazardan sonra
elinde kalırsa yine heba olur. Gerekirse ucuza vereceksin, zarar etmeyeceksin.
Bu kadar sene oldu zor hala, çok zor.”
İstanbul’daki hemen her pazarı dolaşan İlhan Topçu standı
kurdukları alanlar için 50 ile 70 YTL arasında kira verdiklerini anlatıyor. On
beş senelik deneyimli pazarcı, pazar alanlarının üstü kapalı, sabit tezgahlı,
özel tasarlanmış yerler haline getirilmesinden yana. Yeni pazarcılardan 42
yaşındaki Mustafa Bilgin, “Amacımız iyi malı müşteriye ucuz satmak. Eskiden
pazarcılık başlı başına bir sektördü. Ama şimdi pazarcılık mecburiyetten
yapılıyor,” diyor.
Ekonomide de kemikleşmiş bir yeri olan semt pazarlarının
özellikle alım gücü düşük halkın yanısıra büyük alışveriş merkezlerinden
hoşlanmayan halk kitlesinden de ayrılması mümkün görünmüyor. Kendi başına bir
kültür öğesi olan pazarların koşullarının iyileştirilmesi belki önemli bir adım
olabilir. İnsanın gönlü, renkli pazarcı üslubundan ve tazecik meyveyi kendi
elleriyle seçip evinin yolunu tutmaktan vazgeçmek istemiyor.

Renkleri, kokuları, sloganlarıyla İstanbul semt pazarları
çok eğlenceli, çok çok kalabalık.