26 Mayıs 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Japonya’nın üç yüzü: Kyoto, Nara, Osaka

 

Yazı/Text: EMEL ÇELEBİ

Fotoğraflar/Photos: NECATİ SÖNMEZ

 

Japonya’yı ziyaret etmek için en iyi zamanın; kiraz çiçeklerinin açtığı bahar günleri ile akçaağaç yapraklarının kızıla döndüğü sonbahar olduğu söylenir hep.

Bu görsel şölenleri kaçırmış olsanız da ne gam: Doğayla uyumlu bir yaşam tarzı ve estetiğin ürünü olan ve doğanın yeniden yaratılması amaçlanarak düzenlenen Japon bahçeleri her mevsim görülmeye değer. 

 

 

Sersem, yoksa intihar mı etmemi istiyorsun?” Akira Kurosawa, özyaşam öyküsünü anlattığı ‘Kurbağa Yağı Satıcısı’ adlı kitabında, Osakalı bir tüccar ailesinden gelen ve samuray geleneklerini iyi bilmeyen annesinin, sofrada balığı tabağa ters koyduğu için babasından hep azar işittiğini söyler. Daha sonraki satırları okuyunca, intihar etmeye karar veren kişiye son yemeğinin veriliş şeklinin belli kurallara bağlı olduğunu ve annesinin sunumunun intihar yemeği töreni izlenimini uyandırdığını anlıyoruz. Kurosawa ise kitabında, son yemekte tabağa balık konulurken kafasının sağa mı, yoksa sola mı gelmesi gerektiğini hala bilmediğini itiraf ediyor. İşin doğrusu nedir, tabii biz de öğrenemiyoruz…

Bu adetleri bilmek bir yana, lokantada yemek yerken çubukları bile hala doğru düzgün tutamayıp görgü kurallarını göz göre göre ihlal ediyoruz. Nazik ve güler yüzlü çıtı pıtı garson kızlar hemen koşturup çatal, kaşık gibi alışık olduğumuz araç gereçleri getiriveriyorlar. Japonya, bizler için bilinmeyen kültürel kodlarla dolu bir ülke, bir ada. Bin yılı aşkın süredir önemsenecek derecede göç almayan, göçmen istemeyen ya da bir anlamda yakın komşuları dışında başka kültürlerle alışverişi olmayan ada, yoğunluklu olarak homojen bir nüfus yapısına sahip. Metroda, sokaklarda ya da alışveriş merkezlerinde dolaşırken ilk göze çarpan şeylerden biri bu. II. Dünya Savaşı sonrasında kapitalizm ve şimdi de küreselleşmeden her ne kadar nasibini almışsa da homojen nüfusu sayesinde pek çok adet halen sürdürülebiliyor ve usule uygun davranmak, karşılıklı anlaşmak için bazen söze bile gerek duyulmuyor.

Ada sakinleri, gelenek görenek ve görgü kurallarından bihaber yabancılara ‘gaijin’ diyor ve doğrusu kibar davranıyorlar. Züccaciye dükkanına girmiş fil gibi hisseden bizler de az da olsa uyum sağlayabilmek için algılarımızı olabildiğince açık tutuyoruz. Neyse ki Batılı turistlerin aksine bazı adetler bize hiç de yabancı değil; örneğin, eve girerken kapıda ayakkabıları çıkartmak, tuvalette başka bir terlik kullanmak ve hatta Japon usulü (alaturka) tuvaletler gibi. Ağaç malzeme kullanılarak yapılmış geleneksel Japon evlerinde yerler pirinç sapından dokuma bir çeşit hasır olan ‘tatami’ ile kaplı. Yaşlıların “Tanrım, bana tatami üstünde ölmeyi nasip et,” diye dua ettiği bu yaygının üstüne asla ayakkabı ya da terlikle basılmıyor. Modern evlerde bile hala tatami döşeli odalar bulunuyor, tatami üstüne oturulup alçak masalarda yemek yeniliyor, akşam olunca da uyumak için çıkartılan şilteler yine tatami üstüne seriliyor. Eski zaman evlerinin bir başka vazgeçilmezi ise kaya parçaları, çakıltaşları, budanmış ağaçlar, bitkiler ve taş fenerlerle süslü bahçeleri… Japonya’ya kadar gelip de geleneksel yaşam tarzını deneyimlemek isteyenler, modern oteller yerine genellikle kaplıcaların yanında kurulan ‘ryokan’larda kalabilir, geceleri tatami üstünde rahat bir uyku çekebilir ve şifalı termal su havuzlarında streslerinden arınabilirler.

Japonya’yı ziyaret etmek için en iyi zamanın kiraz çiçeklerinin açtığı bahar günleri ile akçaağaç yapraklarının kızıla döndüğü sonbahar olduğu söylenir hep. Bu görsel şölenleri kaçırmış olsanız da ne gam: Doğayla uyumlu bir yaşam tarzı ve estetiğin ürünü olan ve doğanın yeniden yaratılması amaçlanarak düzenlenen Japon bahçeleri her mevsim görülmeye değer. Budist tapınakları, sarayları ve bahçeleriyle ünlü, bir zamanların imparatorluk başkenti Kyoto, kendisini ziyarete gelenleri asla hayal kırıklığına uğratmıyor. Tek sorun gezmeye nereden başlanacağı. Kafes şeklinde inşa edilmiş kat kat kütükler üstünde vadiye hakim bir konumda yükselen Kiyomizu-dera Tapınağı çamlar ve kızıl yapraklı akçaağaçlarla renklenmiş bir ormanla çevrili. Tapınağa çıkan daracık yolda seramik çanak çömlekler, yelpazeler ve kırmızı fasulye soslu ya da kestane püreli geleneksel, hafif tatlılar satılıyor. Bir fincan sıcak yeşilçay ve tadımlık tatlılar ikramdan. Sonrasında nazikçe dükkana çağırılıyorsunuz. İçeri girmek ya da 17. yüzyıldan kalma tapınağa yönelmek size kalmış.

Buradan Gümüş Köşk Tapınağı Ginkaku-ji’ye yapılacak bir yürüyüş yol üstündeki bahçeler, tapınaklar ve müzeleri de görmek için iyi bir seçim. 15. yüzyılda Şogun Yoshimasa’nın dağdaki sayfiye evlerinin bir bölümü olarak inşa edilen ve çatısına dolunayda pırıl pırıl parlayan gümüş bir ankakuşu kondurulan Ginkaku köşkü, yangınlardan kurtulup nasılsa zamanımıza kadar gelebilmiş. Tapınak haline getirilmeden önce burası güzel sanatlara meraklı Yoshimasa’nın düzenlediği çay seremonileri, şiir ve ay ışığı izleme partileriyle ünlüymüş. Mekandaki kuru peyzaj stilinde düzenlenmiş ‘Gümüş Kum Denizi’ olarak bilinen Zen bahçesi, ay ışığını yansıtmak amacıyla yapılmış. Japonya’nın belki de en ilgi çeken Zen bahçesi ise Kyoto’nun batısında bulunan Ryoan-ji Tapınağı’nda. İnanışa göre içinde sonsuz gerçekleri barındıran ve 15. yüzyılın sonlarına tarihlenen bahçe, yine kuru peyzaj stilinde düzenlenmiş: Küçük beyaz çakıltaşları okyanusu, kayalar ise Japon adalarını simgeliyor.

Kyoto’da gündelik yaşamın tüm canlılığıyla sürdüğü bölgelerden biri de şüphesiz Nishiki-koji. Japon mutfağında kullanılan malzemenin tazeliğine verilen önemi bilenler, bu alışveriş merkezinin günün her saatinde kalabalık oluşuna şaşmayacaklardır. 17. yüzyıldan beri Kyoto’nun en önemli balık ve sebze pazarı olan bu daracık üstü kapalı cadde, tamamen gastronomi meraklılarına hitap ediyor: Burada deniz ürünlerinden, turşu ve kuruyemişlere, tatlılardan taze sebze, meyve ve hazır yemeklere kadar her şeyi bulabilir, daha da iyisi satın almadan önce gönlünüzce tadabilirsiniz. Vitrinlerine, sundukları yemek çeşitlerinin plastikten yapılma bire bir modellerini koyan –seçim yapmayı kolaylaştırmak için olsa gerek- lokantalar da emrinizde. Bu plastik modellerin üretimi ise Japonya’da bugün başlı başına bir sektör haline gelmiş. Yemeklerden söz etmişken, dokuz katlı Takashimaya mağazasının mücevher dükkanını andıran tatlı reyonunu mutlaka görün derim.

Japon medeniyetinin doğduğu yer olarak kabul edilen Nara’ya bugün pek çok turist Kyoto’dan günübirlik turlarla gezmeye geliyor. Budizm inancının iyice serpilip yerleştiği, görkemli tapınakların yapıldığı 7. ve 8. yüzyıllarda Kyoto’dan önce başkent olmanın keyfini süren Nara, bugün ormanlık tepelerle çevrili tapınakları ve geyiklerin dolaştığı parklarıyla anılan sakin bir yerleşim. Geçmiş günlerin debdebesini ise 15 metrelik anıtsal Buda heykelinin korunduğu Todai-ji Tapınağı’nda hissetmek mümkün. Altın yaldızlı boynuzları olan bir çatıyla taçlandırılmış ahşap bir binanın (Daibutsu-den) içindeki lotus tahtında oturan heykel, Japonya’nın en büyük bronz Buda’sı olma ünvanını koruyor. Çevredeki ormanlardan gelen geyikler, tapınağa giden yolda turistlere eşlik etmek ve yiyecek bir şeyler koparabilmek için hazır bekliyor. Gönüllerini almak için haşlanmış tatlı patates ya da geyiklere özel hazırlanmış kurabiyeler yeterli. Kurabiyenin hiç tadına bakmayın, ama mor kabuklu tatlı patatesler harika!

Kyoto ve Nara’nın dünyanın geri kalan kısmına havayoluyla bağlantısını sağlayan Osaka ise bugün kalabalık bir endüstri kenti. Bir zamanlar denize girilen uzun kumsallar artık işlek limanlara dönüşmüş. Kentin arka fonunda yükselen fabrika bacaları, ne yazık ki pastoral düşler kurmaya imkan vermiyor. Büyük alışveriş mekanları, yeme içme ve gece hayatı, spor stadyumu, gezenleri hayretler içinde bırakan akvaryumu, Fuji Dağı’ndan bile çok turist çektiği söylenen tarihi şatosu Osaka-jo ve Japonya’da ‘gaijin’ nüfusuna en çok kucak açan kent olması burayı da ziyaret etmemizi farz kılıyor. Japon uygarlığının kökenlerine dair fikir edinmek için yapılacak en iyi şey, ülkenin en çok turist çeken bölgesi olan Kansai’a yapılacak tek bir ziyaretle birbirine yarımşar saat uzaklıktaki bu üç önemli kenti bir arada görmek. 

 

 

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


66883 - unknown - 38.107.179.236