Japonya’nın üç
yüzü: Kyoto, Nara, Osaka

Yazı/Text: EMEL ÇELEBİ
Fotoğraflar/Photos: NECATİ SÖNMEZ
Japonya’yı ziyaret etmek için en iyi zamanın; kiraz çiçeklerinin
açtığı bahar günleri ile akçaağaç yapraklarının kızıla döndüğü sonbahar olduğu
söylenir hep.
Bu görsel şölenleri kaçırmış olsanız da ne gam:
Doğayla uyumlu bir yaşam tarzı ve estetiğin ürünü olan ve doğanın yeniden
yaratılması amaçlanarak düzenlenen Japon bahçeleri her mevsim görülmeye değer.

Sersem, yoksa intihar mı etmemi istiyorsun?” Akira Kurosawa,
özyaşam öyküsünü anlattığı ‘Kurbağa Yağı Satıcısı’ adlı kitabında, Osakalı bir
tüccar ailesinden gelen ve samuray geleneklerini iyi bilmeyen annesinin,
sofrada balığı tabağa ters koyduğu için babasından hep azar işittiğini söyler.
Daha sonraki satırları okuyunca, intihar etmeye karar veren kişiye son
yemeğinin veriliş şeklinin belli kurallara bağlı olduğunu ve annesinin
sunumunun intihar yemeği töreni izlenimini uyandırdığını anlıyoruz. Kurosawa
ise kitabında, son yemekte tabağa balık konulurken kafasının sağa mı, yoksa
sola mı gelmesi gerektiğini hala bilmediğini itiraf ediyor. İşin doğrusu nedir,
tabii biz de öğrenemiyoruz…
Bu adetleri bilmek bir yana, lokantada yemek yerken
çubukları bile hala doğru düzgün tutamayıp görgü kurallarını göz göre göre
ihlal ediyoruz. Nazik ve güler yüzlü çıtı pıtı garson kızlar hemen koşturup
çatal, kaşık gibi alışık olduğumuz araç gereçleri getiriveriyorlar. Japonya,
bizler için bilinmeyen kültürel kodlarla dolu bir ülke, bir ada. Bin yılı aşkın
süredir önemsenecek derecede göç almayan, göçmen istemeyen ya da bir anlamda
yakın komşuları dışında başka kültürlerle alışverişi olmayan ada, yoğunluklu
olarak homojen bir nüfus yapısına sahip. Metroda, sokaklarda ya da alışveriş
merkezlerinde dolaşırken ilk göze çarpan şeylerden biri bu. II. Dünya Savaşı
sonrasında kapitalizm ve şimdi de küreselleşmeden her ne kadar nasibini almışsa
da homojen nüfusu sayesinde pek çok adet halen sürdürülebiliyor ve usule uygun
davranmak, karşılıklı anlaşmak için bazen söze bile gerek duyulmuyor.
Ada sakinleri, gelenek görenek ve görgü kurallarından
bihaber yabancılara ‘gaijin’ diyor ve doğrusu kibar davranıyorlar. Züccaciye
dükkanına girmiş fil gibi hisseden bizler de az da olsa uyum sağlayabilmek için
algılarımızı olabildiğince açık tutuyoruz. Neyse ki Batılı turistlerin aksine
bazı adetler bize hiç de yabancı değil; örneğin, eve girerken kapıda
ayakkabıları çıkartmak, tuvalette başka bir terlik kullanmak ve hatta Japon
usulü (alaturka) tuvaletler gibi. Ağaç malzeme kullanılarak yapılmış geleneksel
Japon evlerinde yerler pirinç sapından dokuma bir çeşit hasır olan ‘tatami’ ile
kaplı. Yaşlıların “Tanrım, bana tatami üstünde ölmeyi nasip et,” diye dua
ettiği bu yaygının üstüne asla ayakkabı ya da terlikle basılmıyor. Modern
evlerde bile hala tatami döşeli odalar bulunuyor, tatami üstüne oturulup alçak
masalarda yemek yeniliyor, akşam olunca da uyumak için çıkartılan şilteler yine
tatami üstüne seriliyor. Eski zaman evlerinin bir başka vazgeçilmezi ise kaya
parçaları, çakıltaşları, budanmış ağaçlar, bitkiler ve taş fenerlerle süslü
bahçeleri… Japonya’ya kadar gelip de geleneksel yaşam tarzını deneyimlemek
isteyenler, modern oteller yerine genellikle kaplıcaların yanında kurulan
‘ryokan’larda kalabilir, geceleri tatami üstünde rahat bir uyku çekebilir ve
şifalı termal su havuzlarında streslerinden arınabilirler.
Japonya’yı ziyaret etmek için en iyi zamanın kiraz
çiçeklerinin açtığı bahar günleri ile akçaağaç yapraklarının kızıla döndüğü
sonbahar olduğu söylenir hep. Bu görsel şölenleri kaçırmış olsanız da ne gam:
Doğayla uyumlu bir yaşam tarzı ve estetiğin ürünü olan ve doğanın yeniden
yaratılması amaçlanarak düzenlenen Japon bahçeleri her mevsim görülmeye değer.
Budist tapınakları, sarayları ve bahçeleriyle ünlü, bir zamanların imparatorluk
başkenti Kyoto, kendisini ziyarete gelenleri asla hayal kırıklığına uğratmıyor.
Tek sorun gezmeye nereden başlanacağı. Kafes şeklinde inşa edilmiş kat kat
kütükler üstünde vadiye hakim bir konumda yükselen Kiyomizu-dera Tapınağı
çamlar ve kızıl yapraklı akçaağaçlarla renklenmiş bir ormanla çevrili. Tapınağa
çıkan daracık yolda seramik çanak çömlekler, yelpazeler ve kırmızı fasulye
soslu ya da kestane püreli geleneksel, hafif tatlılar satılıyor. Bir fincan
sıcak yeşilçay ve tadımlık tatlılar ikramdan. Sonrasında nazikçe dükkana
çağırılıyorsunuz. İçeri girmek ya da 17. yüzyıldan kalma tapınağa yönelmek size
kalmış.
Buradan Gümüş Köşk Tapınağı Ginkaku-ji’ye yapılacak bir
yürüyüş yol üstündeki bahçeler, tapınaklar ve müzeleri de görmek için iyi bir
seçim. 15. yüzyılda Şogun Yoshimasa’nın dağdaki sayfiye evlerinin bir bölümü
olarak inşa edilen ve çatısına dolunayda pırıl pırıl parlayan gümüş bir
ankakuşu kondurulan Ginkaku köşkü, yangınlardan kurtulup nasılsa zamanımıza
kadar gelebilmiş. Tapınak haline getirilmeden önce burası güzel sanatlara
meraklı Yoshimasa’nın düzenlediği çay seremonileri, şiir ve ay ışığı izleme
partileriyle ünlüymüş. Mekandaki kuru peyzaj stilinde düzenlenmiş ‘Gümüş Kum
Denizi’ olarak bilinen Zen bahçesi, ay ışığını yansıtmak amacıyla yapılmış.
Japonya’nın belki de en ilgi çeken Zen bahçesi ise Kyoto’nun batısında bulunan
Ryoan-ji Tapınağı’nda. İnanışa göre içinde sonsuz gerçekleri barındıran ve 15.
yüzyılın sonlarına tarihlenen bahçe, yine kuru peyzaj stilinde düzenlenmiş: Küçük
beyaz çakıltaşları okyanusu, kayalar ise Japon adalarını simgeliyor.
Kyoto’da gündelik yaşamın tüm canlılığıyla sürdüğü
bölgelerden biri de şüphesiz Nishiki-koji. Japon mutfağında kullanılan
malzemenin tazeliğine verilen önemi bilenler, bu alışveriş merkezinin günün her
saatinde kalabalık oluşuna şaşmayacaklardır. 17. yüzyıldan beri Kyoto’nun en
önemli balık ve sebze pazarı olan bu daracık üstü kapalı cadde, tamamen
gastronomi meraklılarına hitap ediyor: Burada deniz ürünlerinden, turşu ve
kuruyemişlere, tatlılardan taze sebze, meyve ve hazır yemeklere kadar her şeyi
bulabilir, daha da iyisi satın almadan önce gönlünüzce tadabilirsiniz.
Vitrinlerine, sundukları yemek çeşitlerinin plastikten yapılma bire bir
modellerini koyan –seçim yapmayı kolaylaştırmak için olsa gerek- lokantalar da
emrinizde. Bu plastik modellerin üretimi ise Japonya’da bugün başlı başına bir
sektör haline gelmiş. Yemeklerden söz etmişken, dokuz katlı Takashimaya
mağazasının mücevher dükkanını andıran tatlı reyonunu mutlaka görün derim.
Japon medeniyetinin doğduğu yer olarak kabul edilen Nara’ya
bugün pek çok turist Kyoto’dan günübirlik turlarla gezmeye geliyor. Budizm
inancının iyice serpilip yerleştiği, görkemli tapınakların yapıldığı 7. ve 8.
yüzyıllarda Kyoto’dan önce başkent olmanın keyfini süren Nara, bugün ormanlık
tepelerle çevrili tapınakları ve geyiklerin dolaştığı parklarıyla anılan sakin
bir yerleşim. Geçmiş günlerin debdebesini ise 15 metrelik anıtsal Buda
heykelinin korunduğu Todai-ji Tapınağı’nda hissetmek mümkün. Altın yaldızlı
boynuzları olan bir çatıyla taçlandırılmış ahşap bir binanın (Daibutsu-den)
içindeki lotus tahtında oturan heykel, Japonya’nın en büyük bronz Buda’sı olma
ünvanını koruyor. Çevredeki ormanlardan gelen geyikler, tapınağa giden yolda
turistlere eşlik etmek ve yiyecek bir şeyler koparabilmek için hazır bekliyor.
Gönüllerini almak için haşlanmış tatlı patates ya da geyiklere özel hazırlanmış
kurabiyeler yeterli. Kurabiyenin hiç tadına bakmayın, ama mor kabuklu tatlı
patatesler harika!
Kyoto ve Nara’nın dünyanın geri kalan kısmına havayoluyla
bağlantısını sağlayan Osaka ise bugün kalabalık bir endüstri kenti. Bir
zamanlar denize girilen uzun kumsallar artık işlek limanlara dönüşmüş. Kentin
arka fonunda yükselen fabrika bacaları, ne yazık ki pastoral düşler kurmaya
imkan vermiyor. Büyük alışveriş mekanları, yeme içme ve gece hayatı, spor
stadyumu, gezenleri hayretler içinde bırakan akvaryumu, Fuji Dağı’ndan bile çok
turist çektiği söylenen tarihi şatosu Osaka-jo ve Japonya’da ‘gaijin’ nüfusuna
en çok kucak açan kent olması burayı da ziyaret etmemizi farz kılıyor. Japon
uygarlığının kökenlerine dair fikir edinmek için yapılacak en iyi şey, ülkenin
en çok turist çeken bölgesi olan Kansai’a yapılacak tek bir ziyaretle birbirine
yarımşar saat uzaklıktaki bu üç önemli kenti bir arada görmek.

