26 Mayıs 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

“Kadınlar her şeye rağmen zamanın ötesinde”

 

Yazı/Text-Fotoğraf/Photo: OYLUM YILMAZ

 

Sekizinci romanı Muinar’la yazın hayatındaki yürüyüşünü sürdüren Latife Tekin, “Kendi cinsime bir borcum vardı ve Muinar, kendi cinsime ödediğim

borçtur. Gecikmemin sebebi en politik meselelerden biri olan kadın-erkek meselesini feministlerin yaptığı gibi tartışmak istememem, politik dilin dönüşmesini beklememdi. Şimdi eminim ki, kadının içinde sakladığı şey gelecek için tek umudumuzdur.”

 

Başlangıcından itibaren eril bir sanat olarak kabul edilen romancılık alanında ürün veren hemen her kadın yazarın belki de en büyük, en öncelikli kaygısıdır dişil bir sese, kendi sesine ulaşmak. Ama ne yazık ki pek az kadın yazar bu sese ulaşır. Ulaşanlar da dünya edebiyatına isimlerini yazdırarak devam ederler yürümeye. Latife Tekin ise 1980’li yıllarda başladığı roman sanatına daha ilk kitabında sesini veren, Türk edebiyatını şaşkına çeviren birkaç Türk kadın yazardan biri hiç şüphesiz… İşte o yüzdendir ki ilk romanı Sevgili Arsız Ölüm’le başlayan ve geçen ay yayımlanan sekizinci romanı Muinar’la devam eden büyülü gerçekçi yürüyüşünü yıllardır efsunlanarak takip etmekteyiz. Latife Tekin’le “Kendi cinsime karşı ödediğim bir vefa borcudur” dediği Muinar’ı, onu Muinar’a, bu politik manifestoyu kaleme almasına kadar getiren yazarlık serüvenini, Gümüşlük Akademisi’ni ve Akademi’nin yazarlığına etkilerini konuştuk. Üstelik Gümüşlük’te, bahçenin ta derinliklerinde… 

Bundan 5 yıl önce “Ben yüzü geçmişe dönük bir yazarım” demiştiniz. Muinar’ın ardından Latife Tekin bana tüm zamanlara ait bir yazar gibi geliyor…

Zaman aslında çok tartışmalı bir konu elbette. Ama insanın kendi elleriyle yarattığı saatli bir zaman da var tartışmasız. İşte bu tür zamana karşı bir duruşum var benim. Tektanrılı dinlerin ardından insan ruhunun, zamanın içine hapsolduğunu düşünüyorum. Bunun mutsuzluk kaynağımız olduğunu da… Saatli zamana inanmak için kuvvetli sebeplerimiz de var bir yandan. Mesela yaşlanıyoruz, yıpranıyoruz. Ama bunun sebebi rüzgar da olabilir. Bir şey durduk yerde de eskiyebilir. Neden olmasın… Çizgisel tarihe, ilerleme fikrine karşı benim içimde hep bir inanmazlık vardı. Üstelik geçmişte, ilerleme düşüncesini içeren bir politik hareketin içinde olmama rağmen. Bir yere doğru koşuyoruz, ilerleyeceğiz, çağ atlayacağız… Oysa ki, döngüsel bir zaman duygum var benim çocukluğumdan beri, yazarlığım süresince de böyle, Sevgili Arsız Ölüm’den başlayarak... Her şey sanki dönüyor ve her şey hep eskiden olduğu gibi oluyor.

Belki de kadınların zamanıdır bu...

Evet, doğum, annelik özellikle böyle… Mesela bir kadının 5, 10 ve 15 yaşında üç çocuğu varsa, kadın bu üç yaşın, bu üç zamanın duygusunu içinde taşıyor. Kadınlar, bununla birlikte zaten içlerinde bir şey saklıyorlar. Muinar’ı yazarken daha çok anladım bunu. Galiba erkeklerin saatli zamanı insanlığa dayatmasından önceki hayata dair bir şey sakladıkları… Çünkü kadınlar, zamanı bu şekilde ölçmeye kalkmadılar, bu kesin. Hatta direndiler ve zaten her şeye rağmen bir yanlarıyla bu zamanın ötesindeler, ben de öyleyim.

Ben daha çok zaman dışı, tarih dışı insanları yazıyorum hep. Yoksulların ve kadınların hikayeleri bunlar. Tarihte kadınların ve yoksulların yeri yok. Onlar ne yapıyorlardı o sıralar, bilmiyoruz, bilemeyeceğiz de. Ben buna karşın, bu olmayan tarihi kendi içime dönerek arıyor, düş kuruyordum, benim içimde hangi kadınlar vardı? Benim için müthiş merak uyandıran bir şey bu. Rüyalarımızdan yola çıkarak iz sürebiliriz, biz kimiz, kendi kişisel tarihimizde neler var. Bence hayatı büyülü yapan şeylerden biri bu. Düş görmeye çalışıp, gördüğüm düşlerin izini sürmeye başladım sonra. Anlık imgeler halinde pek çok kadın vardı bu düşlerde. Şimdi bütün kitaplarımın ve özellikle Muinar’ın ardından kendimi gerçekten çok zamansız hissediyorum.

Muinar için cinsiyetçi bir roman diyebilir miyiz?

Cinsiyetçi bir roman değil kesinlikle. 20 yaşından beri yazıyorum ama Muinar’la karşılaşmam için, Ormanda Ölüm Yokmuş’u, Unutma Bahçesi’ni yazmam için çok beklemem gerekti. Kendi cinsimle doğru hesaplaşmam gerekiyordu. 18 yaşlarımda kadın hareketinin içindeydim, kadınlarla birlikte düşünmeye tartışmaya başladım ve bu böyle devam etti. Ancak kadın hareketi yükselirken bir çatışma yaşadım. Ben akışın aksine, ev içine doğru gidiyordum Sevgili Arsız Ölüm’ü yazarken. Geleneksel kadın bilgisini taşıyan, erkeklerin dünyasına girmemiş kadınların dünyasını yazıyordum. Çünkü orda önemli bir şeyler olduğunu, kadınların bir şeyler sakladıklarını seziyor, kadınların ezildiklerine bir türlü inanmıyordum. Mesela annem babamdan daha güçlü geliyordu bana her şeye rağmen. Bir oyun oynanıyordu, kadınlar basbayağı rol yapıyorlardı ve ben de bunu hiç sevmiyordum. Ama hayatın kendisi de böyle bir şey, sürekli sahneler kurulup, sahneler kaldırılıyor, değil mi? Sonra sokaktaki kadınlar, çalışan, erkeklerle iktidar çatışmasına giren kadınlar… Onların da rol yaptığını anladım. Bütün bunlar benim yıllar boyu kadınlarla ilişkimi gerginleştiren, dolayısıyla da bu konu üzerine düşündüren şeylerdi. Bu anlamda Muinar’a geç kalmış bir roman bile denebilir. Kendi cinsime bir borcum vardı ve Muinar, kendi cinsime ödediğim borçtur. Gecikmemin sebebi en politik meselelerden biri olan kadın erkek meselesini feministlerin yaptığı gibi tartışmak istememem, politik dilin dönüşmesini beklememdi. Şimdi eminim ki kadının içinde sakladığı şey gelecek için tek umudumuzdur. 

Zamanınızın çoğunu Gümüşlük Akademisi’nde geçiriyorsunuz. Edebiyatınızı nasıl etkiledi?

Bu bahçeye çok şey borçluyum ben. Doğadan koparılmış bir çocuktum. Ve bunu içimde bir türlü iyileştirememiştim. Buraya gelene kadar çiçek bile yetiştirmezdim. Politik dönemde de iktisatçıların doğa tanımı üzerinden görüyorduk dünyayı. Ben de ne söylesem, inanmıyordum, öyleydi ve doğa özlemim dinmemişti. Buraya gelmeden önce ormana gitmeye başlamıştım, işte oradan dönüş yoktu benim için. Gümüşlük’e gelişimle çok önemli bir şey tamamlandı. İçimde kaybettiğim genişliği yeniden buldum. Doğanın bir parçası olmadığımız yerde mutlu olamayız…

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


66884 - unknown - 38.107.179.237