26 Mayıs 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Baltıkların Paris’i: Riga

 

Yazı/Text-Fotoğraflar/Photos: SİNAN ÇAKMAK

 

Riga’nın ‘Eski Kent’ bölgesi, insanların alışverişe, müzelere, kiliselere, gece ise eğlenmeye geldikleri yer. Aynı zamanda turistlerin Rigası... 1997’de UNESCO Dünya Mirası listesine dahil edilen eski kent, Talinn ve Prag’ı andırıyor. Onlar kadar görkemli olmasa da kentte ilk ziyaret edilen yer, muhteşem kent manzarası ile St. Peter Kilisesi.

 

 

Riga’da boynum tutulmuş bir vaziyette, her gördüğüm binaya “tamam bu işte” diyerek bakıyorum. “Yok yok, bu olmalı” diyerek devam ederek de Elizabetes Caddesi’nden Strelnieku’ya sapıp Alberta Sokağı’na varıyorum. Bu sefer şüphe götürür bir yanı yok, ‘burası.’ Jugendstil mimarisinin kalbindeyim, etrafımdaki binalar mimarlık tarihinde şaşaanın en gözde örnekleri.

‘Klasik Sanatlar’a tepki olarak ortaya çıkan Art Nouveau, Almanya’da olduğu gibi Riga’da da Jugendstil adıyla tanınıyor. Bu akım 19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başında özellikle mimariyi etkilemeye başlamıştı. Sanatçılar özgürlük ihtiyaçlarını ortaya koymuş, mimarlık tarihinin ‘kreması’ binalar ortaya çıkmıştı. Bu sanatçılardan kent için en önemli olanı, binaların yarısına yakınını tasarlayan ünlü Sovyet yönetmen Sergey Eisenstein’in babası Mikhail Eisenstein’dı. 700’den fazla binasıyla dünyada en fazla Jugendstil mimari örneğini bu kentte birarada görmek mümkün.

Riga’nın merkezinde bir özgürlük anıtı var. ‘Milda’ bu anıta gülümseyerek verdikleri isim. 1. ve 2. Dünya Savaşları arasındaki bağımsızlık döneminde kent merkezine dikilen anıttaki üç yıldız; Letonya’nın üç bölgesini (Kurzeme, Vidzeme, Latgale) ve özgürlüklerini temsil ediyor. Çevresindeki geniş parktaki kanalda kanolarla, deniz bisikletleriyle gençler de çocuklar da eğleniyor.

Soyvetler’in yönetimde olduğu dönem ise herkesin zihninde hâlâ taze. Sovyetler Birliği, Riga’nın dahil olduğu ikinci büyük birlik. Kentin 1282’de Hansa Birliği’ne katılımı, Baltıkların önemli ekonomi ve ticaret merkezlerinden biri olmasını sağlamış ve gelişimine büyük katkıda bulunmuştu. Piskoposlar, şövalyeler ve Alman toprak ağaları tarafından yönetilen Riga, 1621’de İsveç’in kontrolüne geçmiş, 1700’lerin başında Büyük Kuzey Savaşları sırasında açlık ve veba salgını sonucu iyice zayıflamış ve nüfusu yarıya inmişti. Uzun süren savaşın galibi Rus Çarı I. Petro kentin kontrolünü ele geçirdi. I. Dünya Savaşı’nda Riga ön cephelerden birini oluşturuyordu. Savaşın bitmesi Riga’nın çilesine son vermedi, kent ancak 1918’de bağımsız Letonya’nın başkenti olabildi. 20 yıllık bağımsızlık Stalin’in verdiği ültimatomla sona erdi.

1940’da diğer iki Baltık Cumhuriyeti ile SSCB’ye bağlandı ve bu birlik 51 yıl sürdü. 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla Letonya tekrar bağımsızlığını elde etti. 2003’te ise referandum sonucu Riga (ve Letonya) üçüncü defa bir birliğe, Avrupa Birliği’ne katılmaya karar verdi.

Riga’nın ‘Eski Kent’ bölgesi, insanların alışverişe, müzelere, kiliselere, gece ise eğlenmeye geldikleri yer. Aynı zamanda turistlerin Rigası...

1997’de UNESCO Dünya Mirası listesine dahil edilen eski kent, Talinn ve Prag’ı andırıyor. Onlar kadar görkemli olmasa da kentte ilk ziyaret edilen yer, muhteşem kent manzarası ile St. Peter Kilisesi. 29 Haziran 1941 yılında St. Peter gününde Alman bombardımanı sonucu yanana kadar ayakta duran ve şimdi asansörle çıkılabilen metal kule, Sovyetler döneminde Mimarlık Müzesi olarak kullanılmış. Kuleden kente bakmaya devam ediyorum; Daugava Nehri Riga’nın ortasından geçiyor, kıyısında Stalin döneminden kalma ‘Bilimler Akademisi’ binasını, Avrupa’nın en büyük pazarı Zeplin Hangarları’nı, Parlamento binasını ve geneliyle eski kentteki önemli yapıları haritadaki yerlerine oturtuyorum. Ama çevredeki kiliseler yüzünden ufuk çizgisi devamlı deliniyor: Protestan, İngiliz Anglikan, Katolik, Rus Ortodoks kiliseleri, kentin farklı halkların buluşma noktası olduğunun göstergesi.

Avrupa’nın en önemli geleneklerinden biri olan Noel ağacının süslenmesi ilk kez Riga’da gerçekleşmiş. 1510 yılının Noel gecesi eğlenceler ‘House of Blackheads’den dışarı taşmış, ‘bekar tüccar ve zanaatkârlar’ (Blackheads) meydandaki çam ağacının etrafında dans etmeye başlamışlar. Ellerine geçen süsleri ağaca atıp en sonunda da koca ağacı yakmışlar. Bu süslenen ilk Noel ağacı olarak kabul ediliyor.

Baltık Cumhuriyeti’nin başkenti de kendilerinin bölgenin ‘incisi’ olduğunu iddia eder. Hepsi de haklıdır aslında, Estonya’nın başkenti Talinn, Ortaçağ’ın en eski kentlerinden biridir; Litvanya’nın başkenti Vilnius ise Birinci Dünya Savaşı öncesi bağımsız olan tek kenttir. Ama Riga, ‘Baltıkların Paris’i’ unvanını hak eden yerdir. Gerçekten de ülkenin bulunduğu zor şartlar altında kent halkının günlük yaşamlarında kültüre ayırdıkları yer, kozmopolitlikleri hakkında bir fikir veriyor. Ekonomik açıdan en zor günlerinde bile ilk yatırımlarını en önemli gurur kaynakları olan opera binasına yapmaları bunun göstergesi. Ne de olsa Riga dünyanın bir numaralı baletlerinden Baryshnikov’u yetiştirmiş, Wagner’i Alman Tiyatrosu Müdürlüğü’nde görevlendirmiş, Lizst’ten Rubinstein’a zamanın en önemli müzik kişiliklerini ağırlamış bir kent.

Turizm Bürosu’ndan aldığım Riga rehberinde verilen yararlı bilgiler arasında Letonca bilinmesi gereken sözcükler ve basit cümleler de var. Üç cümleden ikincisi kent hakkında yanlış bir fikre kapılmanıza sebep olacak nitelikte; “Tris biletes uz Tallinu, ludzu”, yani “Talinn’e üç bilet lütfen!” Bunu Riga’da en çok ihtiyacınız olacak cümleler arasına koymaları için pek bir neden olmamalı sanki. Ama bilmeniz gereken önemli bir ayrıntı daha var. Talinn’e kaçmanız sizi iki kenti de bekleyen ortak tehlikeden korumayacak.

Riga, Baltıkların Paris’i belki ama efsanelerinin Kuzey Avrupa-İskandinavya geleneğinden geldiği kesin. Bazen yılda bir, bazen 50-100 yılda bir görüldüğü söylenen ve kılıktan kılığa giren yaratık ya da dev, kente gelerek bekçiye sorar: “Kentin inşası tamamlandı mı?” Bekçi vereceği cevabı biliyordur: “Hayır, bitmedi.” Çünkü inşası tamamlandığı zaman canavar Daugava’yı (ya da Talinn’de Ulemiste Gölü’nü) taşırıp Baltıkların incisini sular altında bırakacaktır.

 

St. Peter Kilisesi’nden Riga manzarası, manzarayı delen sivriliklerin her biri bir kiliseyi temsil ediyor.

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


66886 - unknown - 38.107.179.239