Baltıkların Paris’i:
Riga

Yazı/Text-Fotoğraflar/Photos: SİNAN ÇAKMAK
Riga’nın ‘Eski Kent’ bölgesi, insanların alışverişe,
müzelere, kiliselere, gece ise eğlenmeye geldikleri yer. Aynı zamanda
turistlerin Rigası... 1997’de UNESCO Dünya Mirası listesine dahil edilen eski
kent, Talinn ve Prag’ı andırıyor. Onlar kadar görkemli olmasa da kentte ilk
ziyaret edilen yer, muhteşem kent manzarası ile St. Peter Kilisesi.

Riga’da boynum tutulmuş bir vaziyette, her gördüğüm binaya
“tamam bu işte” diyerek bakıyorum. “Yok yok, bu olmalı” diyerek devam ederek de
Elizabetes Caddesi’nden Strelnieku’ya sapıp Alberta Sokağı’na varıyorum. Bu
sefer şüphe götürür bir yanı yok, ‘burası.’ Jugendstil mimarisinin kalbindeyim,
etrafımdaki binalar mimarlık tarihinde şaşaanın en gözde örnekleri.
‘Klasik Sanatlar’a tepki olarak ortaya çıkan Art Nouveau,
Almanya’da olduğu gibi Riga’da da Jugendstil adıyla tanınıyor. Bu akım 19.
yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başında özellikle mimariyi etkilemeye
başlamıştı. Sanatçılar özgürlük ihtiyaçlarını ortaya koymuş, mimarlık tarihinin
‘kreması’ binalar ortaya çıkmıştı. Bu sanatçılardan kent için en önemli olanı,
binaların yarısına yakınını tasarlayan ünlü Sovyet yönetmen Sergey
Eisenstein’in babası Mikhail Eisenstein’dı. 700’den fazla binasıyla dünyada en
fazla Jugendstil mimari örneğini bu kentte birarada görmek mümkün.
Riga’nın merkezinde bir özgürlük anıtı var. ‘Milda’ bu anıta
gülümseyerek verdikleri isim. 1. ve 2. Dünya Savaşları arasındaki bağımsızlık
döneminde kent merkezine dikilen anıttaki üç yıldız; Letonya’nın üç bölgesini
(Kurzeme, Vidzeme, Latgale) ve özgürlüklerini temsil ediyor. Çevresindeki geniş
parktaki kanalda kanolarla, deniz bisikletleriyle gençler de çocuklar da
eğleniyor.
Soyvetler’in yönetimde olduğu dönem ise herkesin zihninde
hâlâ taze. Sovyetler Birliği, Riga’nın dahil olduğu ikinci büyük birlik. Kentin
1282’de Hansa Birliği’ne katılımı, Baltıkların önemli ekonomi ve ticaret
merkezlerinden biri olmasını sağlamış ve gelişimine büyük katkıda bulunmuştu.
Piskoposlar, şövalyeler ve Alman toprak ağaları tarafından yönetilen Riga,
1621’de İsveç’in kontrolüne geçmiş, 1700’lerin başında Büyük Kuzey Savaşları
sırasında açlık ve veba salgını sonucu iyice zayıflamış ve nüfusu yarıya
inmişti. Uzun süren savaşın galibi Rus Çarı I. Petro kentin kontrolünü ele
geçirdi. I. Dünya Savaşı’nda Riga ön cephelerden birini oluşturuyordu. Savaşın
bitmesi Riga’nın çilesine son vermedi, kent ancak 1918’de bağımsız Letonya’nın
başkenti olabildi. 20 yıllık bağımsızlık Stalin’in verdiği ültimatomla sona
erdi.
1940’da diğer iki Baltık Cumhuriyeti ile SSCB’ye bağlandı ve
bu birlik 51 yıl sürdü. 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla Letonya
tekrar bağımsızlığını elde etti. 2003’te ise referandum sonucu Riga (ve
Letonya) üçüncü defa bir birliğe, Avrupa Birliği’ne katılmaya karar verdi.
Riga’nın ‘Eski Kent’ bölgesi, insanların alışverişe,
müzelere, kiliselere, gece ise eğlenmeye geldikleri yer. Aynı zamanda
turistlerin Rigası...
1997’de UNESCO Dünya Mirası listesine dahil edilen eski
kent, Talinn ve Prag’ı andırıyor. Onlar kadar görkemli olmasa da kentte ilk
ziyaret edilen yer, muhteşem kent manzarası ile St. Peter Kilisesi. 29 Haziran
1941 yılında St. Peter gününde Alman bombardımanı sonucu yanana kadar ayakta
duran ve şimdi asansörle çıkılabilen metal kule, Sovyetler döneminde Mimarlık Müzesi
olarak kullanılmış. Kuleden kente bakmaya devam ediyorum; Daugava Nehri
Riga’nın ortasından geçiyor, kıyısında Stalin döneminden kalma ‘Bilimler
Akademisi’ binasını, Avrupa’nın en büyük pazarı Zeplin Hangarları’nı,
Parlamento binasını ve geneliyle eski kentteki önemli yapıları haritadaki
yerlerine oturtuyorum. Ama çevredeki kiliseler yüzünden ufuk çizgisi devamlı
deliniyor: Protestan, İngiliz Anglikan, Katolik, Rus Ortodoks kiliseleri,
kentin farklı halkların buluşma noktası olduğunun göstergesi.
Avrupa’nın en önemli geleneklerinden biri olan Noel ağacının
süslenmesi ilk kez Riga’da gerçekleşmiş. 1510 yılının Noel gecesi eğlenceler
‘House of Blackheads’den dışarı taşmış, ‘bekar tüccar ve zanaatkârlar’
(Blackheads) meydandaki çam ağacının etrafında dans etmeye başlamışlar.
Ellerine geçen süsleri ağaca atıp en sonunda da koca ağacı yakmışlar. Bu
süslenen ilk Noel ağacı olarak kabul ediliyor.
Baltık Cumhuriyeti’nin başkenti de kendilerinin bölgenin
‘incisi’ olduğunu iddia eder. Hepsi de haklıdır aslında, Estonya’nın başkenti
Talinn, Ortaçağ’ın en eski kentlerinden biridir; Litvanya’nın başkenti Vilnius
ise Birinci Dünya Savaşı öncesi bağımsız olan tek kenttir. Ama Riga,
‘Baltıkların Paris’i’ unvanını hak eden yerdir. Gerçekten de ülkenin bulunduğu
zor şartlar altında kent halkının günlük yaşamlarında kültüre ayırdıkları yer,
kozmopolitlikleri hakkında bir fikir veriyor. Ekonomik açıdan en zor günlerinde
bile ilk yatırımlarını en önemli gurur kaynakları olan opera binasına yapmaları
bunun göstergesi. Ne de olsa Riga dünyanın bir numaralı baletlerinden
Baryshnikov’u yetiştirmiş, Wagner’i Alman Tiyatrosu Müdürlüğü’nde
görevlendirmiş, Lizst’ten Rubinstein’a zamanın en önemli müzik kişiliklerini
ağırlamış bir kent.
Turizm Bürosu’ndan aldığım Riga rehberinde verilen yararlı
bilgiler arasında Letonca bilinmesi gereken sözcükler ve basit cümleler de var.
Üç cümleden ikincisi kent hakkında yanlış bir fikre kapılmanıza sebep olacak
nitelikte; “Tris biletes uz Tallinu, ludzu”, yani “Talinn’e üç bilet lütfen!”
Bunu Riga’da en çok ihtiyacınız olacak cümleler arasına koymaları için pek bir
neden olmamalı sanki. Ama bilmeniz gereken önemli bir ayrıntı daha var.
Talinn’e kaçmanız sizi iki kenti de bekleyen ortak tehlikeden korumayacak.
Riga, Baltıkların Paris’i belki ama efsanelerinin Kuzey
Avrupa-İskandinavya geleneğinden geldiği kesin. Bazen yılda bir, bazen 50-100
yılda bir görüldüğü söylenen ve kılıktan kılığa giren yaratık ya da dev, kente
gelerek bekçiye sorar: “Kentin inşası tamamlandı mı?” Bekçi vereceği cevabı biliyordur:
“Hayır, bitmedi.” Çünkü inşası tamamlandığı zaman canavar Daugava’yı (ya da
Talinn’de Ulemiste Gölü’nü) taşırıp Baltıkların incisini sular altında
bırakacaktır.

St. Peter Kilisesi’nden Riga manzarası, manzarayı delen
sivriliklerin her biri bir kiliseyi temsil ediyor.