Dansa dönüşmüş bir
beden

Yazı/Text: EBRU TUTU
Fotoğraf/Photo: AYLİN ÖZMETE
Alınan sürecin, gidilen yolun varılan noktadan daha
önemli olduğuna inanan bir dansçı Zeynep Tanbay. Sahnede olmak bir kayboluş anı
değil onun için. O, kayboluşu yaratım sürecinde bulanlardan.
Ben prova anını çok seven bir dansçıyım. Alınan süreç,
gidilen yol varılan noktadan daha önemlidir hep. Sahne kısa bir süredir, sadece
bir paylaşım anıdır aslında,” sözleri ile özetliyor Zeynep Tanbay sahnede olma
anını. “Benim için sahne kendimi kaybettiğim bir yer değil. Aksine bilimcimin
normalden çok daha fazla çalıştığı bir yer. Algılarım öyle açık ki;
seyircilerden birinin program kitapçığının sayfalarını çevirdiğini bile
hissedebiliyorum.” Performansı ile izleyiciyi bedenin, mekânın, ritmin ve
boşluğun sınırlarında gezdirirken, kendisinin ne kadar kontrollü olduğuna vurgu
yapıyor Tanbay.
Annesi elinden tutup Ankara Kuğu Bale Stüdyosu’na
götürdüğünde, kapıdan içeri girme anına kadar aklında dans etmek yokmuş Zeynep
Tanbay’ın. “Başlar başlamaz ilk derste hemen karar verdim dansçı olmaya. İlk
derste tutkuya dönüştü dans etmek benim için. 12 yaşımdan beri de bu tutku ile
dans ediyorum.”
Türkiye’de klasik bale eğitiminin ardından Amerika’da
Joffrey Bale Okulu’nda sürdürüyor eğitimini Tanbay. 1983’te solist olarak dans
etmeye başladığı Minnesota Dance Theatre’da daha sonra baş dansçı olarak
çıkıyor sahneye. Amerika’da da klasik eserlerle sahnede oluyor bir süre, fakat
sadece tekniği göstermek yetmiyor ona. “Saf tekniğin virtüözite şeklinde
gösterildiği klasik bale eserlerini sunmayı sevmedim hiçbir zaman. Kuğu Gölü
Balesi’ni bunun dışında tutmak isterim. Çünkü orada tekniğin ötesinde bir
kuğunun zarafetini de görüyorsunuz. Dans etmek sırf teknik göstermek olmamalı.
Teknik hep var, ama önemli olan onun ötesine geçebilmek. Modern dansta bunu
daha rahat yapabiliyorsunuz.” İsodora Duncan’ın 19. yüzyılın klasik balesine
meydan okurcasına bale pabuçlarını atıp çıplak ayakla sahneye çıkmasının
ardından aralanan kapıyı, George Balanchine ve Martha Graham 1920'lerden
başlayarak, ardına dek açacaklardı. Modern dansın doğumu da böylece
gerçekleşmiş oluyordu. Tekniğin ötesine geçme isteği ve ayağından geçirdiği
ameliyatın ardından bir daha bale pabuçlarını giymek istemeyen Zeynep Tanbay,
1989’da Paul Taylor Dans Okulu ve Martha Graham Çağdaş Dans Okulu’nda burslu
olarak çalışmalarını sürdürdü. Aynı yıl Martha Graham Dance Company’e girdi ve
okulda hocalık kadrosuna alındı. “Martha Graham için aslında modern dansın
klasiği de denilir. Orada geçirdiğim süreç de ilginçti elbette. Çok büyük bir
topluluk, çok önemli bir koreograf, o açıdan kendi içinde bazı sertlikleri,
demokratik olmayan kuralları vardı. Fakat iyi bir tecrübeydi her şeyden önce.”
Tanbay, Türkiye’deki ilk performansını, 1995’de Elisa Monte
Dance Company ile gerçekleştirdi. Daha sonra 2000 yılında Cemal Reşit Rey’de,
büyük ilgi gören Zeynep Tanbay Dans Projesi ile izleyiciye ulaştı. 13. İstanbul
Uluslararası Tiyatro Festivali’nde Genco Erkal’ın yönettiği ‘Nazım’a Armağan’da
koreograf ve dansçı olarak yer aldı. Amerika’dan dönüşünün ardından, Türkiye’de
modern dansın devlet dışında özel alanda da kurumsallaşması gerektiği inancını
hayata geçirmeye yönelik girişimlerde bulundu. “Türkiye’de birçok şey çok
gelişmeye başladı. Hem özel, hem de devlet tiyatroları var. Müzik deseniz aynı
şekilde. Devlet senfonisi var, küçük küçük şehir orkestraları kuruluyor. Bunun
dışında özel orkestralar var. Bianel ve festivaller İstanbul’u tam bir kültür başkenti
haline getirdi. 21. yüzyıl Türkiyesi hakikaten dünya ile boy ölçebilecek
durumda. Fakat dansa baktığınızda çok büyük bir boşluk görüyorsunuz. Bunun da
en büyük nedenlerinden biri dansın devlet tekelinde olması.”
2006’da Akbank Sanat’ın sponsorluğu sayesinde Zeynep Tanbay
Dans Projesi çeşitli performanslar için biraraya gelen ve performans bitiminde
dağılan dansçılardan oluşan yapısını terk edip, bir topluluk halini aldı.
“Zeynep Tanbay Dans Projesi, artık proje olmaktan çıkıp sürekliliği olan, repertuar
oluşturan ve maaşlı dansçılarla çalışan bir topluluktur. Bu proje ile modern
dans alanında devletin bünyesi dışında, özel sektörde ilk defa bir topluluk
kurulmuş oldu.” Bu girişimin domino etkisi ile başka girişimlere de önayak
olacağına inanıyor Zeynep Tanbay. “Bu girişimin geleceğini kesinlikle
görüyorum. Sadece bizim geleceğimizi görmüyorum, ayrıca en büyük umudum bu
oluşumun yeni oluşumlara örnek olması. Biz bu kapıyı açtık diye düşünüyorum.
Yurtdışındaki gibi yani… ‘Ben, Martha Graham dansçısıyım’ dediğiniz zaman
Martha Graham ile dans ediyorsunuz demektir. ‘Paul Tailor’da dans ediyorum’
dediğiniz zaman, o topluluğa aitsiniz demektir. Kurumsal bir yapı oluşturmuş
olduk. İşte Akbank Sanat’ın çatısı altında toplamak bunu sağladı.”
Topluluk olarak sergilenen ilk eser ‘Dört Ayak’. Zeynep
Tanbay’ın koreografisi beden ve yaşam alanını sahnede birleştirirken, bedenin
ritmi, günlük ritim ve hareketlerimize eşlik ediyor. Eserde; dört ayak üstüne
düşenler, tutunamayanlar, hayatta eğreti duranlar, kenarda kalanlar, sadece
izlemekle yetinenler, karar verenler, hakkında karar verilenler, ezenler,
ezilenler, hayata bir hücreden başlayıp, yaşamında hücresinden çıkamayanlar;
hasılı insan ilişkilerinin binbir türü ve halleri, dans sanatının sihri ile
buluşuyor.
