Taşın sanata
dönüştüğü kent: Tiflis

Yazı/Text-Fotoğraflar/Pohotos: HALİM DİKER
Doğu Anadolu’nun yaylalarından doğup Gürcistan
sınırımızın bir bölümünü de belirleyen Kura Nehri, Gürcistan’ın taş işçiliğinin
nadide örnekleriyle bezeli şehri Tiflis’i daha da cazip kılıyor. TAV
Havalimanları Holding tarafından Yap-İşlet-Devret modeliyle yapılan ve 2007
yılı başında hizmete girecek olan Tiflis Uluslararası Havalimanı hayata gülerek
bakan Tiflislinin dünyaya açılan yeni kapısı.

Şehrin tümüne hakim olan taş ve ahşap karışımı eski
Tiflis evleri geceleri ışıkla boyanıyor.
Caddeler öylesine geniş ve düzgün ki. Burası hayallerimdeki
şehir… İki yanda da ışıklandırılmış dev taş binalar sıralanmış. Tarihi bir
sanat abidesi Tiflis… Gürcülerin taş işçiliğinde ve mimaride usta olduklarını
hep duyardım ve hatta Türkiye’de Gürcü ustaların inşa ettiği kilise ve
katedralleri görürdüm de, bu ustalığın hala yaşadığı bir şehir olabileceğini
tahmin edememiştim. Ancak beni cezbeden en önemli yeri görmeden başlayamadım
Tiflis’i gezmeye. Doğu Anadolu’nun yüksek yaylalarından doğup Gürcistan
sınırımızın bir kısmını çizen Kura Nehri beni cezbeden. Tiflis’i ortadan bölen
ve belki de Tiflis’i bu kadar güzel kılan Kura Nehri olmalıydı. Tiflis’i Tiflis
yapan en önemli unsur Kura. Nehrin üzerindeki ağır çelik köprünün üzerinde
durup öylece seyre daldım. Ülkemin topraklarında defalarca kıyısında
dinlendiğim, güzelliklerini fotoğrafladığım uslu Kura yine usul usul akıyordu
Tiflis’in içinden. Üzerinde köprüler diziliydi. Hepsi de ağır çelik köprüler.
Her tarafı çelik çiçeklerle süslü ve hepsi birer işçilik harikası… Nehir
kıyısında eski Tiflis evleri sıralanmış. Türk mimarisini de andıran taş ve
ahşap karışımı evlerin çoğu restore edilmiş. Şehrin meydanına çıkan granit
taşlarla kaplı cadde, çevredeki taş binalar bana Taksim’e açılan caddeleri
hatırlattı bir an. Cam kenarında peynirli gözleme benzeri ‘kaçapuri’ pişiren
yaşlı teyzeler… Kaçapuri, Gürcülerin geleneksel yiyeceklerinden, bizdeki simit
gibi. Evinde kızarttığı gözlemeleri tepsiye dizip çarşıda satan yaşlı teyzeler
de gördüm. Bir de cigboreki var yeri gelmişken hatırlatayım. Bizdeki çiğböreğin
aynısı… Eskişehir’e Tatarların getirdiği çiğbörek, Tiflis’te de çıktı karşıma.
Buram buram kızarmış hamur kokuları eşliğinde şehrin ana caddesine kavuştum.
Dev taş binalarla çevrili cadde yirmi dört saat açık süper marketler,
pastanelerle kuşatılmış. Marketlerde her saat döviz bozabilen ofisler
bulunuyor. Marketler alışageldiğimiz türden biraz farklı. Bizde pek
tüketilmeyen füme balık için burada özel reyonlar var ve çok çeşitli deniz ve
tatlısu balığı bu reyonlarda satışa sunuluyor. Raflarda da bol bol Türk malı
yiyecekler bulunuyor. Benim en çok ilgimi çeken şey ceviz reçeliydi market
raflarında. Gürcü köylerinde en fazla reçeli yapılan meyve cevizmiş, öyle
söyledi rehber arkadaşım. Ben de kavanoz kavanoz aldım ceviz reçelinden.
Gürcistan’da Sovyet döneminde Karadeniz sahili boyunca uzanan çay bahçelerinde
çay üretimi yapılıyormuş. O yıllarda mecburen Karadeniz çayı tüketen Gürcüler
artık yerli çayı kullanmıyor. Eski çay bahçelerinde de şimdi inekler otluyor. Marketlerde
Seylan ve Kenya çaylarının her çeşidi bulunuyor çünkü Gürcüler en fazla bu
çayları tüketiyor. Birbirinden çekici kafeler ve pastanelerde soluklanmak
istediğinizde ‘çay’ veya ‘Türki kahve’ demeniz yeterli zira onlar da aynı
kelimeleri kullanıyor. Pastanelerin vitrinleri ise envai çeşit kurabiye ve yaş
pastayla süslü. Gürcüler hamur ve tatlı işinde de oldukça ustalar. Her markette
özel bir şarap bölümü de bulunuyor. Gürcü şarapları dünyanın en lezzetli
şarapları arasında yer alıyor. Yerli şarapların şişeleri de çok çekici. Gece
boyunca Tiflis caddelerinden kalabalık eksik olmuyor. Her köşede ayçekirdeği
satan yaşlı kadınlar ve mutlaka çekirdek çitleyerek dolaşan gençler göze
çarpıyor. Taş binaların önlerinde orijinal tablolarını satan ressamları da görmeden
geçmek mümkün değil. Sanat galerilerinde sergilenmeye layık tablolar sokaklarda
alıcı bekliyor. Şehrin en merkezi yerinde ise meclis binası yer alıyor. Önü her
zaman kalabalık… Bina ışıkla boyanmış adeta. Önündeki fıskiyelerden fışkıran
serin suların gösterisi insanı büyülüyor. Cadde kenarlarında kaynak suyu akan
birçok çeşme var. Halk susuzluğunu bu çeşmelerden gideriyor. Suyun, mimarinin
ve estetiğin yoğrulduğu bir kent havasında Tiflis… Işıltılı mağazaların
arasından birkaçı tanıdık geliyor. Ne memleketten uzak, ne de yakın
hissedebiliyorsunuz kendinizi. Türklerin Tiflis’te kendilerini pek yabancı
hissetmesine de fırsat vermiyor Gürcüler. Azeri nüfusu ve Azerice bilen insan
sayısı da oldukça fazla Tiflis’te. Sempatik ve yardımsever bir kişiliğe sahip
Gürcüler ne yapıp edip sorununuza çare oluyor. Kendinizi çok yalnız
hissederseniz eğer Türk lokantalarının yerini sormanız yeterli. Ara caddelerden
biri boyunca dizilmiş her türlü Türk yemeğini bulabileceğiniz lokantalar da var
Tiflis’te. Türkiye’nin yanı başında olsanız da bir gurbet havası hakim burada
yaşayan Türklere. Hemen baş tacı ediliyorsunuz. Koyu bir sohbete dalıyorlar.
Tiflis’te olsun diğer Gürcü şehirlerinde olsun her köşede
seyyar kumar makineleri, ışıltılı lüks kumarhaneler göze çarpıyor. Çünkü
kumarhane işletmek serbest Gürcistan’da... Ve yine ilginç gelecek bir not daha…
Fashion TV oldukça ilgi görüyor Tiflis’te. Kafelerde sürekli plazma
televizyonlardan yayın yapılıyor. Hatta her tarafı dev plazma televizyonlarla
çevrili ‘Fashion TV Bar’ bile var. Tiflis ekonomik yönden çok hızlı gelişen bir
şehir, bir başkent... Bir milyon iki yüz elli bin nüfusa sahip Tiflis’te
Gürcüler, Ermeniler, Azeriler, Ruslar, Türkler, İranlılar yaşıyor. Hıristiyan,
Yahudi, Müslümanların hoşgörü içinde yaşadığı, kiliselerin, camilerin,
sinagogların yükseldiği her yönüyle insanın ruhunu okşayan ve huzur veren bir
havası var Tiflis’in. Şehrin silueti mi yansımış yüzlerine Gürcülerin bilemem
ama hep güleç, hoşgörülü bir tebessüm var bu güzel şehrin insanlarında. Tiflis,
hayallerimdeki kadar güzel…

Tiflis’te her köşede seyyar kumar makineleri, ışıltılı
lüks kumarhaneler göze çarpıyor.