26 Mayıs 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Nişantaşı ‘Mon Amour’

 

Hikaye/Story: ESMAHAN AYKOL

Fotoğraflar/Photos: YUNUS EMRE AYDIN

 

Nişantaşı’na dükkanları değil, o dükkanlardan alışveriş edenleri görmeye gitmek gerek. Sokaklarda yürüyenleri, caddelerde karşıdan karşıya geçenleri, kaldırım kahvelerinde oturanları... İnsanları.

 

 

Yurtdışından gelen bir tanıdık, İstanbul’da gezip görmesi gereken yerler hakkında fikrimi sorduğunda, ‘Aman,’ diyorum, ‘Sakın Nişantaşı’nı atlama. Kapalıçarşı’ya, Topkapı Sarayı’na, Ayasofya’ya, Süleymaniye’ye nasıl olsa gidersin.’ Sonra, Nişantaşı’nı pek kimseye cazip gelmeyecek bir şekilde anlatmaya başlıyorum. ‘Dünya markaları var: Louis Vuitton, Armani, Gucci, Laura Ashley... Yerli markalar da var: Vakko, Beymen, İpek Kıramer, Yargıcı...’ Eh, takdir edersiniz, bunlar Londra’da da, Madrid’de de, hatta Avrupa’nın en fukara başkentlerinden biri; Berlin’de bile var. Bana o soruyu soran tanıdığım da İstanbul’a LV çanta almaya gelen biri olmuyor. ‘Ne yapayım dükkanları? Dükkanlar her yerde dükkan,’ diyor.

Nişantaşı’na dükkanları değil, o dükkanlardan alışveriş edenleri görmeye gitmek gerek. Sokaklarda yürüyenleri, caddelerde karşıdan karşıya geçenleri, kaldırım kahvelerinde oturanları... İnsanları. Ciks, concon, tiki, kokoş, elit, trendi, sofistike, popüler, güzel, bakımlı, monden, zengin... Sıfatlardan sıfat beğenip ‘Nişantaşı kadınları’nı tarif etmek, onlarla birlikte bir cafe’de, buranın da o bildiğiniz İstanbul’a ait olduğunu düşünerek oturmak gerek. Bence.

Biraz şık gitmeli tabii. Göze batmayacak, cafe’lerin kapılarında yanyana dizilmiş duran korumalarla takışmadan içeri girebilecek kadar şık. Benim favori mekanım Abdi İpekçi Caddesi’ndeki -Beymen Cafe adıyla da maruf- Brasserie. Sağ arka köşede bir yer kapmanızı öneririm. Duvarlar boydan boya ayna kaplı olduğundan, hem içerde oturanlara, hem de kapıdan giren çıkana hakim olabilirsiniz böylelikle. Çekinilecek bir şey yok, herkes buraya görmek ve görülmek için geliyor.

Öğlen saatlerinde iş yemeğine gelen kravatını gevşetmiş birkaç masa dolusu işadamıyla da karşılaşılsa bile, Brasserie’nin asıl müşterileri kadınlar. Hemen hepsi sarışın, 15 yaşında da olsalar 70 yaşında da, şaşırtıcı bir şekilde birbirine benzeyen kadınlar bunlar. Literatüre iyiden iyiye giren ‘Nişantaşı kadınları’ tanımlamasının işaret ettiği de bu benzerlik. Aynı estetik cerrahın elinden çıkmış burunlar, dudaklar, aynı yüz gerdirme operasyonları, aynı marka kılık kıyafet, aynı kaslara vurulan botoks iğneleri, cildin altına vitamin kokteylleri, haftanın birkaç günü solaryum seansları... Ah, tabii o turuncu suratların müsebbibi solaryum. En fenası da o. Bence.

Sonra mesela, Türkçe konuşmayan bir garson arasanız İstanbul’da, nerde bulursunuz? Tabii ki Nişantaşı’nda. İngilizcesi iyi olmayan Türkleri bilemem ama İstanbul’a gelen bir turist için bulunmaz nimet. Hiç zorlanmadan sipariş verir, garsona hangi yemeği tavsiye ettiğini sorar...

Tabii Nişantaşı bir tek cafe’den ibaret değil. Kesif bir parfüm kokusunun kapladığı sokaklardan geçip; İtalyan, Çin, Fransız, Türk mutfaklarının iyi örneklerini sunan restoranlardan birine girmek, buralarda lokal veya milli şöhretlerle karşılaşmak imkanı da vardır. Reasürans Pasajı’nın içindeki Touch Down’da iyi müzik dinlenir, Cafe Wien’in Apfel-Strudel’i, daha önce hiç yememişseniz ilginizi çekebilir. Emporio Armani butiğinin içindeki Caffe de, yoldan gelip geçenleri ve çevre masalardakileri izlemek gibi çeşit çeşit imkanlar sunmasıyla tanınmıştır.

Bu kadar gözde olduğuna göre kaçınılmaz, Nişantaşı’nın en büyük sorunlarından biri park yeri bulmaktır. Kaldırımın ortasına park etmiş otomobiller, semti yürüyerek gezmek isteyenlere hayatı bir miktar zindan edebilir. Tabii ki bu durumdan en çok bu semtte oturan insanlar şikayetçidir. Nişantaşı’nın sakinleri, deminden beri anlattığım cafe’lerde oturan veya sokaklara parfüm kokuları saçanlar değildir. Birkaç kuşaktan beri buralıdır sakinlerin pek çoğu, kentli orta sınıftır, yaş ortalaması da epeyce yüksektir.

Oysa Nişantaşı, İstanbul’un görece genç semtlerinden biridir. 1857’de Sultan Abdülmecid’in kurdurduğu Belediye dairelerinin ik icraatlarından biri, İstanbullulara korku salan Beşiktaş sırtlarındaki ıssız koruların adam edilmesiydi. Biri, bugün Rumeli ve Valikonağı caddelerinin kesiştiği yerde, diğeri de Teşvikiye Karakolu’nun yanında duran taşlar, semtin sınırlarını belirlemek için konmuş, buralar yerleşime açılmıştı. Neo-Klasik tarzdaki Teşvikiye Karakolu ve Neo-Barok Teşvikiye Camii de aynı dönemde, Abdülmecid tarafından inşa ettirilmiştir. Padişah’ın Topkapı Sarayı’nı terk edip, Dolmabahçe’de yeni yaptırdığı -uğruna büyük miktarda dış borç alınan- saraya taşınmasından sonra da sosyal etkinliklerin bir çoğu bugünkü Nişantaşı’nda  gerçekleştirilmeye başlanmıştır. Kentin ilk apartmanlarını, merdivenleri halı kaplı o güzelim Art-Nouveau binaları görmek için bile Nişantaşı’na gitmeye değer. Bir de unutmadan, Orhan Pamuk’un Kara Kitap’ta anlattığı Alaaddin’in Dükkanı da burdadır. Teşvikiye Karakolu’nun tam karşı köşesinde.

 

Nişantaşı mekanları kesif bir parfüm kokusu eşliğinde tüm mutfakların en iyi örneklerini sunar.

 

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


66897 - unknown - 38.107.179.240