Bir Zamanlar Afganistan’da Modernlik... Kabil
ve Pağman

Amanullah Han.
1928 yılında yayınlanmış
olduğu sanılan ilginç bir albüm, değişim çabalarıyla bunalmış bir erken 20.
yüzyıl Afganistan’ı ve mimarisi üzerine konuşma fırsatı veriyor. Bu başlangıç
konuşmasının fiziksel çevrede modernlik üzerine düşünmek için olanaklar ortaya
koyduğu da söylenebilir.

abil İçkalesi, Kraliyet Sarayı.

Kabil’de Kasr-ı Dilküşa.

“Zeynü’l-İmaret” adlı saltanat yapısı, Kabil.

Kabil’de Savaş Bakanlığı
Mehmet K. Tarman n Modern Afganistan tarihi 1919’da
başlıyor. O yıl Afgan Emiri Habibullah bir av sırasında suikaste kurban gitmiş
ve oğlu Amanullah Han (1892-1960) tahta geçmişti. Mayıs 1919’daysa ülke
bağımsızlığını kazandı. Ya da Afganistan’ı Rus yayılmasına karşı bir süredir
denetim altında tutan İngilizler, buradaki kuvvetlerine karşı yürütülen
direnişle uğraşmak yerine, denetimlerini dolaylı hale getirip Afganistan’ı bir
tampon devlet olarak bağımsız ülke statüsüne kavuşturdular. Bu değişim genç
kral Amanullah’ı bir tür kahraman haline getirdi. O ise bu olanaktan
yararlanarak ülkesini modernleştirme yönünde girişimlere başlayacaktı. Henüz
bir kabile toplumu olarak alabildiğine parçalanmış bir siyasal/toplumsal
coğrafyada karmaşık aidiyet sorunları yaşayan bir ülkeyi, varolmayan otoriter
bir merkezi yönetimin olanaklarını kullanarak dönüştürmeye çalışıyordu1. Ne var
ki, dönemin radikal değişimler yaratan dünya konjonktürüyle yakından ilişkili
böyle bir çabanın önünde aşılmaz engeller vardı.
Amanullah’ın ve çevresinde toplanan çok küçük bir seçkinler
oligarşisinin (özellikle etkili bir toplumsal figür olan kayınpederi Mahmud Beg
Tarzi’nin) talepleri çerçevesinde biçimlenen modernleşmenin o yılların Afgan
toprağındaki diğer gerçekliklerle uzlaşması zordu. Sadece ülkenin yalçın
topoğrafyasının tanımladığı coğrafi engeller bile ulaşım bütünlüğünden tümüyle
yoksun bu devlete yaşama şansı tanımıyordu. Amanullah sözkonusu açmazları yeni
eğitim kurumları, bürokratik örgütlenme, ordu ve yasal değişiklikler gibi
bildik mekanizmaları kullanarak aşmayı deneyecekti. Okullar açılmaya çalışıldı.
Afganistan’ın ilk anayasası yapıldı (1923). Modern yurttaşlık kavramı
yerleştirilmeye çalışıldı ve nüfus idaresi kuruldu. Merkezi yönetim aygıtları
ve ordu yaratıldı. Kadınların özgürleştirilmesi için çabalar harcandı. Yeni bir
hukuk altyapısı oluşturmak için uğraşıldı. Tüm bunlar sırasında genç Türkiye
Cumhuriyeti’nin sağladığı Türk uzmanlardan da yararlanılacaktı. Zaten
Amanullah’ın ülkesinin batısındaki Rıza Şah İran’ı ve Atatürk Türkiye’sine
örnek olarak baktığı biliniyor. 1927 sonuyla 1928 başlarında bu ülkeleri ve
Avrupa’yı kapsayan geniş bir geziye çıkması da esinini nereden aldığını
gösterir.
Amanullah Han döneminde, yapılmak istenen reformlara ek
olarak, modernleşmenin hem bir aracı ve sonucu gibi gözüken, hem de ülkenin
aslında binlerce yıllık premodern siyasal davranış örüntülerini kullanarak
değiştirilmek istendiğini kanıtlayan bir etkinlikte bulunuldu: Fiziksel çevrede
radikal değişimler öneren simgesel bir inşai program uygulandı. Bu bağlamda
özellikle iki kentte yapılanlar kapsamlı gözüküyor: Kabil ve Pağman. Amanullah,
Kabil’de kentin Erk denilen ve yönetim işlevlerini içinde toplayan içkalesinde
ve çevresinde yeni yönetim ve saray yapıları inşa ettirmeye koyuldu. Özellikle birkaç
yeni bakanlık yapısı gerçekleştirdi. Kentin 20 km kadar batısında Hindukuş Dağları eteklerinde 2200 metre rakımlı bir vadide konumlanan Pağman
adlı köyü ise küçük alternatif bir başkent olarak adeta yoktan varetmeye
çalıştığı anlaşılıyor.
Bugün Pağman’da Amanullah Han döneminde yapılanlardan ayakta
kalmış neredeyse hiçbir şey yok. Burada neyin amaçlandığını gösteren iki görsel
belge kompilasyonu var. Biri, yönetimin propaganda için Fransızca ve Farsça
olarak bastırdığı 1304/1925 tarihli bir fotoğraf albümü2. Fotoğraflarından bir
kesimi bu sayfalarda yeniden yayınlanan ikincisiyse3, bazıları önceki albümde
de bulunan çok sayıda resmi kapsıyor; ancak sadece Fransızca olarak basılmış.
İçinde basım tarihi ve yeri belirtilmeyen albümün Amanullah Han Türkiye’yi de
kapsayan Avrupa gezisinden döndükten sonra ve iktidardan çekilmeden hemen önce
(1928 başı - Ocak 1929 arasında) yayınlandığı kestirilebiliyor. Çünkü,
resimlerden anlaşıldığı kadarıyla, Pağman’ı minyatür bir modern başkent yapan
tüm inşai girişimler tamamlanmış gözüküyor. Kısa yapı adları dışında hiçbir
açıklama metnine yer vermeyen albüm sayesinde Amanullah Han yönetiminin
Pağman’da bakanlıklar, okullar, cami, tiyatro, genel park (bağ-ı umumi),
hipodrom, ulusal kitaplık ve ulusal banka gibi kamusal tesisler, köprü ve
yollar, villalar, zafer takı, meçhul asker mezarı ve Amanullah Han’ın doğum
anıtı gibi anımsama yapıları inşa ettirdiği anlaşılıyor4.
Albümdeki resimlere bakılırsa Pağman neredeyse hiç kimsenin
yaşamadığı bir hayalet kent. Sadece yapılardan oluşuyor. Bu yanıltıcı bir
izlenim de değil. Yapımından beklenenler, belli ki, Amanullah Han dönemi Afgan
modernleşmesinin simgesi olmakla sınırlı. Dolayısıyla, çok küçük bir azınlığın
mevsimlik kullanımında olduğunu anlamak zor gözükmüyor. Yapıların da aynı
anlamı taşıdıkları açık. Hepsi olağan bir Batı başkentindeki “hakiki” kurum ve
yapılara göndermede bulunuyorlar. Örneğin, fotoğrafından anlaşıldığı kadarıyla,
Kitaplık gibi tumturaklı bir ad taşıyan yapının boyutu yüz metrekareyi aşmıyor.
“Tak-ı Zafer” incecik bir duvara açılmış bir kapıdan ibaret. Saray işlevi gören
yapılar aslında birer köşk. Sürekli oturan halkı bulunmayan bu kentin geometrik
bir genel parkı var ki, tek başına anlamlı bir ironi oluşturuyor. Meçhul Asker
Mezarı ise doğrudan doğruya Fransa’dan aktarılmış, ama bağlantılı olduğu
ulus-devlet, çağdaş yurttaşlık kavramı, mecburi ve kitlesel askerlik hizmeti
gibi gerçekliklerden habersiz bir ülkeye yerleştirilmiş bir şaka neredeyse.
Yapıların mimari özellikleri de varlıklarını eklektisist
Batı modellerine borçlular. Hepsinin Çarlık dönemi Rus Orta Asya mimarisini
vareden işgücü olanaklarıyla inşa edildiği söylenebilir. Dolayısıyla,
Afganistan’a defalarca melezlene melezlene ulaşmışlar. Cami gibi en geleneksel
olması umulacak bir yapı bile, tuhaf alınlıklı giriş portiği ve mihrap
tarafında simetri ekseni üzerinde konumlanan kilise kulesi benzeri minaresiyle
bu toprağa nereden ithal edildiğini okunaklı biçimde dışa vuruyor.
Pağman mimarisi şunu söylüyor: Burası düşlenmiş bir
modernlik dünyasının temsili; yani resmi veya maketi. Üstelik, o dünyayı
düşleyenlerin tahayyüllerinin nesneleri hakkında ne denli az şey bildiklerini
kanıtlıyor. Sonuç, ne kadar uğraşılsa da gerçeklikle ilgisi bir türlü
koparılamayan Kabil’in yanı başında, dağbaşındaki bir Orta Asya mesiresinin
tenhalığına sığınmış minyatür bir Batı başkenti simülasyonu olarak tezahür
ediyor.
Ne var ki, düş kısa sürer: Bir kabile isyanı sonucu Ocak
1929’da Amanullah Han tahttan feragat edecek, görevi kardeşi İnayetullah Han
devralacak ve Amanullah önce Hindistan’a, sonra da İsviçre’ye yerleşecektir.
Pağman’ın sonraki kaderi Taliban dönemine kadar Kabil’in yazlığı olmakla
sınırlıdır. Haftasonları kentin sıcağından ve tozundan bunalanlara yazın
gündelik kaçış olanağı sağladı. Çoğu simgesel kamu yapısının, örneğin, tiyatro,
kitaplık vs’nin daha 1929’dan başlayarak ortadan kalktığı kestiriliyor.
Kalanlar da Taliban’ın bildik vandalizmine kurban gittiler. Bugün Google
Earth’e müracaat edildiğinde, büyükçe bir köyün içinde sadece eski “Bağ-ı Umumi”nin
geometrik teraslamalarının kalıntıları fark edilebiliyor.
Tüm bunlardan sonra Amanullah’ı ve küçük yönetici
oligarşisini ayıplamalı mı? Bir premodern monarkın olanaksız modernlik düşleri
kurması çok mu anlamsız ve verimsiz? Hayır; modernleşmenin –en başarılı
gözüktüğü yerler de dahil– tüm dünyada ne denli karmaşık, çileli, uzun ve –en
önemlisi– ereksiz bir süreç olduğunu bilenler için, Pağman’da acıklı ve aykırı
hiçbir şey yok. Pağman’da yanlış bir taraf da yok. Habermas gibi modernitenin
tutarlı bir bütünsel proje olduğunu sanacak kadar saf (ya da tutucu) olanlar
dışında, kimse, artık aksaksız, kesintisiz, yetkin modernleşme güzergahları
bulunduğuna inanmıyor. Modernleşme sadece yaşanır; yaşama ilişkin herşey gibi,
aksini olduğu kadar hüsranları da, başarısızlıkları da, heba olup giden
emekleri de kapsar. Dünyanın her yeri Amerika’dan Avrupa’ya, Çin’e dek sayısız
Pağman barındırıyor.
Notlar:
1 Bkz. Leon B. Poullada, Reform and Rebellion in
Afghanistan, 1919-1929: King Amanullah’s Failure to Modernize a Tribal Society,
Cornell U. Press, Ithaca NY, Londra, 1973.
2 Souvenir d’Afghanistan: Kaboul - Kandahar - Galalabad -
Laghmann - Paghman / Yadigar-ı Afganistan: Kabil - Celalabad - Pağman -
Kandahar - Lağman, basımyeri yok, 1304.
3 Bu albüm ne yazık ki kapaksız; dolayısıyla adı da
bilinmiyor. Ancak karton kapaklı olduğu ve dikişli forma bağlantıları sayesinde
de içeriğinin bugüne eksiksiz ulaştığı anlaşılıyor.
4 Pağman için en iyi betimleme: Nancy Hatch Dupree,
An Historical Guide to Kaboul, Kabil, 1970 (2. baskı).

Pağman.

Pağman’da Kraliyet Villası.

Meçhul asker anıtı.

“Bağ-ı Umumi” Parkı.

Anıtın bugünkü hali.

Amanullah Han’ın doğumu anısına Eğitim Bakanlığı binasının
önüne inşa edilmiş anıt.

Park.

Tak-ı Zafer.

Tak-ı Zafer’in bugünkü hali.

Eğitim Bakanlığı.

Hipodrom.

Pağman Camisi, 1928’de ve bugün.

Tiyatro.

Hastane.

Danıştay.

Köprü.

Mağazalar.

Otel.