26 Mayıs 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Kamusal Alanda Bilgi Yığışması: Beyazıt Boşluğu Örneği

 

Beyazıt Meydanı (Kaynak: İstanbul’un Kitabı, İstanbul Vilayeti Neşriyat ve Turizm Müdürlüğü Yayınları).

 

Senem Doyduk n Kamusallık, mimarlık ve kent disiplini penceresinden bakıldığında çeşitli yığışmalarla tanımlanabilir. Bu yığışmaların başlıca üç biçimde oluştuğu görülebilir. Sözkonusu yığışmalar; insan yığışması, fonksiyon yığışması, bilgi yığışmasıdır. Temelde üçe ayrılmakla birlikte, sözü edilen yığışmalar, birlikte davranan bir bütünün parçalarıdır. Bu yığışmaların karmaşık biçimlerde bir araya gelmesi ile kamusal alan oluşmaktadır. Yığışmaların her biri tek başına alanı kamusal kılmaya yeterli olmayabilir. Yalnız insanların tesadüfen bir arada bulunarak yığıştığı ya da fonksiyon yığışmasının gerçekleşmesine karşın insanların toplanmadığı bir alanın kamusallığından söz etmek güçtür. Bu çeşitlerin içinde, bir alandaki bilgi yığışmasını incelemek açıklayıcı olabilir. Tarih içinde biriken bilgi; yazılı bilgi-sözlü bilgi (gelenek), görsel semboller, arkeolojik nesneler ve yok olmuş arkeolojik varlıklardan oluşmaktadır. Ayrıca bilgi; süreklilik ve aktarılabilirlik özelliği taşımaktadır. Dolayısıyla, yukarıda sayılan farklı bilgi türlerinin veya diğer bir deyişle farklı bilgi formatlarının kendi aralarında transferleri sağlayan bir tür kodlama içerdikleri ileri sürülebilir. Bu kodlamanın çeşitli araçlarla aktarılması ile kamusal alanın sürekliliği meydana gelir ve bu da kamusal belleği oluşturur. Bu kodlama, sayılan bilgi türlerinin aslında kamuya ait total bilginin farklı versiyonları olduğunu, dolayısıyla bu bilgi türleri arasındaki tercümelerle kamusallığın bilgilerinin çözümlenebileceğini ortaya koyar. Yukarıda belirtilen üçlü sistemin ilk iki bileşenine hitap eden, fonksiyon değişikliği, fiziki ortamın dönüşümü gibi uygulamalar yapıldığında da bilgi, aktarılma özelliği ile kamusal alanda dirençli bir şekilde süreklilik göstermeye devam eder. Yalnızca sözkonusu sürekliliği ve çeşitli yığışmaları barındırması nedeni ile değil, ayrıca bilgi yığışmasının diğer yığışmalardan bağımsız olarak çeşitli kodlarla aktarım yapmaya devam ettiği bir örnek sergilemesi nedeniyle de Beyazıt’taki kamusal alan incelemeye değerdir. Beyazıt’taki insan, fonksiyon ve bilgi yığışmasının her biri ayrı inceleme konusu olabilecek zengin veriye sahiptir. Bilgi yığışması kapsamında öne çıkan “muhalefet” etkinliği alandaki kamusal yaşantıda süreklilik göstermiş ve arkeolojik veriler ile günümüze aktarılmıştır. Bu yazıda Beyazıt’taki kamusal alanın bu muhalefet etkinliği ve sürekliliği üzerinden okunması yapılacaktır. Günümüzde alanda varlığı devam eden muhalefetin tarihi, arkeolojik veriler ışığında araştırılacaktır.

 

Öncelikle, yazının ön kabuller olarak benimsediği varsayımlar ve çalışma kapsamına dair birtakım sınırlamaların ortaya konması, argümanın okuyucu açısından netleşmesi doğrultusunda fayda sağlayacaktır. Bu kapsamda, bilgi yığışması içinde sözü edilen “arkeolojik veriler” ile somut kalıntıları olmayan, günümüze ulaşmamış olan yapılar ve bu yapıların sağladıkları tarihsel bilgiler ele alındığı vurgulanmalıdır. Diğer bir deyişle, “arkeolojik veriler” terimi ile yalnız arkeolojik kalıntıları oluşturan, elle tutulur nesne ya da nesne parçaları kastedilmemektedir. Bunun yanısıra ele alınacak olan varlıklar Antik ya da Bizans Dönemi ile sınırlandırılmamalıdır. Osmanlı ya da Cumhuriyet dönemine ait ve günümüze ulaşmamış izler de bu kapsamda ele alınabilir. Bu noktada kastedilen iz, her zaman fiziki bir izi ya da sınırı oluşturmayabilir. Örneğin, Beyazıt alanında günümüze ulaşmamış olan yapıların izleri ile fiziki bir iz ya da sınır değil, alanın çeşitli dönemlere ait haritalarından bulunan bilgiler ele alınmaktadır (Doyduk, 2007).

 

Yazı, konuyu üç temel argüman çerçevesinde ele alacaktır. Öncelikle, Beyazıt’taki alanın fiziksel transformasyonu ve bir kentsel boşluk olarak önemi vurgulanacaktır. İkinci olarak, 19. yüzyıla kadar muhalefet etkinliği ile bütünleşmiş olan, Beyazıt Camisi’nin dış avlusunu oluşturan dükkan sıralarının, işlevsel ve sosyal içeriği ve yıkımları incelenecektir. Son olarak da, günümüz Beyazıt boşluğundaki muhalefet etkinliğinin diğer deyişle kamusal alandaki sivil örgütlenmenin, fiziksel mekan örgütlenmesi ile ilişkisi ortaya konacaktır.

 

1. Bu bağlamda, “Beyazıt Boşluğu” ve bu boşluğun dönüşüm süreci, bu arkeolojik verileri merkez alarak oluşturulan argümanı örneklendirecek potansiyele sahiptir. Beyazıt, İstanbul Tarihi Yarımada içerisinde yer alıp, Antik Dönem’den günümüze kadar kent boşluğu olarak varlığını sürdürmüş alanların içinde farklı bir içeriğe sahiptir. Öncelikle, bu alanın fiziki dokusunun çok kereler değiştiğinden söz edilebilir. Herkesin bu alanı dönüştürme isteği; proje önerileri, proje yarışmaları, boşluk sınırlarının genişleten müdahalelerinin tümü, alanda bir “yıkımlar akümülasyonu” ile sonuçlanmıştır.

 

Tarih boyunca, eğitim, ticaret, dini, idari fonksiyonları içinde barındırmış ve bu fonksiyon yığışması da alandaki muhalefet içeriğinin oluşmasına katkıda bulunmuştur. Alandaki muhalefet, yıkımların gerçekleştirilme nedenlerinden biridir. Erken, Klasik ve Geç Osmanlı dönemlerindeki yapı inşaatları ve yapıların kullanım biçimleri düşünülecek olursa, alandaki imar hareketinin, Antik dönemden itibaren hep bir kentsel boşluğun dönüştürülmesi-değiştirilmesi merkezi etrafında gerçekleştiği söylenebilir. Dolayısıyla, bu alandaki kentsel dönüşümün önceki dönemlere ait kamusal imgelemin ideolojik ve politik olarak ortadan kaldırılmaya çalışıldığı bir yıkımlar tarihi olarak değerlendirilebileceği öne sürülebilir. Kentin önemli fonksiyonlarını barındıran ve genişçe bir boşluğa sahip olan Beyazıt’ta kıraathane, berber gibi fonksiyonları barındıran dükkan sıraları inşa edilmiş ve daha sonra yıkılmıştır. 19. yüzyılın sonunda, Beyazıt Camisi, Beyazıt Medresesi ve Eski Saray’ın avlu duvarı arasındaki bölgede yer alan dükkanların yıkılması ile caminin etrafı boşaltılmış ve günümüzdeki boşluğun hatları çizilmiştir. Bu yeni alan çevredeki tüm yapıların kullanıcılarını bir arada bulunduran tek bir düzlem haline gelmiştir. Osmanlı döneminde yer alan yapıların yıkımı ile başlayan boşaltma hareketi, Menderes döneminde yol genişletme çalışmaları ile doruğa ulaşmış ve alandaki boşluk bugünkü sınırlarına ulaşmıştır. Sürekli müdahale edilen ya da edilmek istenen ya da edilmesi planlanan bu alanın bir türlü istenen “tasarlanmış-düzenlenmiş-tamamlanmış” haline gelememesi de bu alana meydan yerine kent boşluğu denme nedenidir.

 

2. Beyazıt Boşluğu’ndaki yıkımlar tarihi içerisinden Beyazıt Camisi dış avlusunu oluşturan dükkan sıralarının varlığı, biçimi, ortadan kaldırılması, kaldırılma nedenleri ve “yok” olduktan sonra boşluktaki izleri, Beyazıt kamusal yaşamındaki dönüşüm hakkında ipuçları sunar. Dükkan sıraları; kahvehane ve berberlerden oluşmakta, bu mekanlarda da iktidara muhalefet eden kesimler bir araya gelmektedir. Bu kümelenme, iktidara verdikleri huzursuzluk sonucu Yeniçerilerin ve onlarla özdeşleşen bu dükkanlar ve Fincancılar Kulluğu gibi yapıların ortadan kaldırılmalarına kadar sürmüştür.

 

Alandaki fonksiyon yığınlaşması (idari, eğitim, din, ticaret) kapsamında incelenebilecek olan ticari fonksiyona ait dükkan sıralarının farklı bir içeriği bulunmaktadır. Bu dükkan grupları arasında örneğin bakırcılar özel bir gruplaşma gösterirken, caminin dış avlu sınırını oluşturan dükkanlar da berber, kıraathane gibi işlevlere sahiptir. Dükkan gruplarının içinde kıraathaneler önemli bir yer tutmakta idi. Kıraathanelerin, eğlence hayatının sürdüğü mekanlar olduğu kadar, aydın, sanatçı, entelektüel çevrenin de sıklıkla bir araya geldikleri ve mesleki, siyasi toplantılar yaptıkları yerler olduğu söylenebilir. Kıraathanenin bir eğitim yapısı işlevine bürünmesinin en güzel örneği “Safarim Kıraathanesi”dir. Boşluğun güneyinde bulunan eski Okçularbaşı Caddesi’nde yer alan kıraathane 1857-1920 yılları arasında faaliyet göstermiştir. Kıraathane, dergilerin eski sayılarını da koleksiyon halinde muhafaza ettiğinden bir okuma salonu işlevi görmüştür. “Uzun Kahve” adı ile de anılan kıraathanede, politika, sosyal konular ve edebiyatla ilgili sohbetler gerçekleştirilmiştir (Koz, 1993, s. 459). Kıraathanelerin çok farklı amaçlarla ve fonksiyonlarla kullanılması geçmişte, kamusal yaşantının aslında bu yapı tipleri içinde geçtiğini göstermektedir. Kıraathane ve berber gibi dükkanların işleyiş şekli ve müşteri profili, bu mekanlardaki kamusal faaliyetlerin çarşıdaki ticaret dükkanlarından daha “sosyal” bir yaşantıya sahip olduğunu düşündürmektedir. Sözgelimi alanın kuzeyinde bulunan Bakırcılar Çarşısı’ndaki kullanıcı grubu, belirli bir hedefi olan ve alışveriş süresi boyunca vaktini orada geçiren bir gruptur. Oysa kıraathane kullanıcısı “rasgele” oluşmuş bir gruptur ve burada gerçekleşen iletişim kontrolsüzdür. Bu tip mekanlar, merkezi iktidara ya da güncel olaylara karşı rahatlıkla muhalefet edilebilen sosyal mekanlardır. 19. yüzyılın sonunda alanda yer alan kıraathanelerin yıkılma kararının alınış nedeni, bu savı desteklemeye yönelik bir örnektir. Beyazıt Camisi’nin dış avlusunun kuzey kısmında, Seraskerlik binasının karşısında yer alan kıraathaneler ve berberler, imparatorluk hakkında haber ve dedikoduların döndüğü meşhur yerler idi. Vak’a-i Hayriye’den (Yeniçerilerin lağvı) sonra bu tür buluşma noktaları imparatorluğun bütünlüğüne, kanuna ve düzene bir tehdit olarak görüldüğünden, kıraathaneler büyük ölçüde yıkılmıştır. Resmi Osmanlı tarihçisi Vak’a Nüvis Es’ad Efendi, Serasker Paşa civarı ve Boğaziçi boyunca kıraathanelerin kaydedildiğini ve Tophane’deki daha “aklı başında kıraathaneler” dışında geri kalanının yıkıldığını söylemektedir. Ayrıca, müşterilerin, berber dükkanlarını tıraş bittikten sonra hemen terk etmeleri konusunda çıkarılan bir fermandan da bahsedilmektedir (Gürallar, 2003, s. 112). Yönetime karşı güçlenen ve ayaklanan bir grup olarak yeniçerilerin tüm izlerinin silinme çabası ile birlikte boşluğun ortasında yer alan Fincancılar Kulluğu da ortadan kaldırılmıştır. Osmanlı tarihçisi Vak’a Nüvis Es’ad Efendi’nin aktarımından da anlaşılacağı üzere, kıraathaneler, tüm bu konu edilen kamusal yaşantıdaki çeşitliliği ve dolayısıyla merkezi otoriteye karşı oluşturduğu tehlikeyi barındıran yapı tipleridir. Kıraathanelerdeki sosyal yaşantıya getirilen sınırlamalara ait bir başka örnek de Takvim-i Vekayi’de yayınlanan bir uyarıdır. Sultanın Beyazıt Camisi’ni ziyareti sırasında ve ziyaret boyunca kıraathanelerde oturmak yasaklanmıştır (Gürallar, 2003, s. 192). Kıraathaneler, bu tehditkar içeriği ve doku içerisindeki yapılanma koşulları nedeni ile kaldırılmıştır. Ancak, kıraathanelerdeki muhalefet içeriğinin de üniversite ve cami yapılarına ait kullanıcı gruplarının, siyasi söylem ve eylem alanı olarak bu boşluğu kullanması ile geri dönmüş olduğu yorumu yapılabilir.

 

3. Günümüzde ise Beyazıt Boşluğu’ndaki muhalefet etkinliğinin kentsel mekana şu şekilde yansıdığı ileri sürülebilir; sözkonusu kamusal alanın, bu alanı politikleştiren muhalif gruplarca, tarihte muhalefeti barındıran dükkanların oluşturduğu ve bugün gözle görülmeyen bir hat doğrultusunda paylaşılarak özellikle eylemler sırasında ayrıştırdığı dikkati çekmektedir.

 

Fonksiyon ve insan yığışması sonucu gelişmiş olan ve bilgi yığışması kapsamında yer alan kutuplaşma ve muhalefet etkinlikleri, tarih boyunca Beyazıt’ta varlığını sürdürmüştür. Alan, 19. yüzyıldan günümüze dek, siyasi ifadelerin, dışavurumların mekanı olmuştur. Alanda karşılıklı yer alan dini ve eğitim grubu kullanıcıları bir arada bulunmakta ve alanı muhalif ve protest söylemler için özellikle tercih etmektedirler. Türkiye’nin siyasi tarihine geçmiş pek çok saldırı, protesto gösterisi, merkezi otoritenin güç gösterme eylemleri alanda gerçekleşmiştir. Örneğin, 1876 yılında, önemli bir askeri figür olan Reşit Paşa’nın öldürülmesi ve katilinin “Beyazıt Meydanı”nda asılması, alanın siyasi mücadelenin bir temsil alanı olarak kullanılmasına örnektir (Gürallar, 2003, s. 191). Bir diğer örnek olarak 1980 askeri darbesi verilebilir ki; bu müdahalenin kamu alanındaki etkinliğin duraklaması anlamına geldiği açıktır. 20. yüzyılın sonları kamusal alan kullanımında önemli değişikliklerin gerçekleştiği bir dönemdir. 1980 öncesinde de Türkiye’de kamusal alanın genişliğinden söz etmek zor olsa dahi, bu darbenin, her tür kamusal ifadeyi eskisinden de fazla kısıtladığı söylenebilir. Darbe dönemi kapandığında da toplum bu travmanın etkilerini uzun süre üzerinden atamamıştır (Tanyeli, 2002, s. 57). Uzun süre kesintiye uğrayan meydanlardaki siyasi etkinlikler zamanla kamusal yaşamdaki yerini tekrar almaya başlamıştır. Beyazıt, gelenekselleşmiş bazı eylem-anma ve protesto gösterilerinin merkezi durumundadır. “16 Mart Beyazıt Katliamı”, “8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü” ve “6 Kasım YÖK Boykotu” gibi anmalar, alanda geleneksel hale gelmiş eylemlerden bazılarıdır. Güncel konular ile ilgili basın açıklamaları için de Beyazıt seçilmektedir. Örneğin, Filistin ve Papa protestoları ağırlıklı olarak Beyazıt’ta gerçekleşmiştir. İstanbul Tarihi Yarımada’da bulunan tarihi kent meydanlarından en siyasi odaklı alanın burası olduğu söylenebilir. İslami gruplar, İstanbul’un diğer Selatin camilerinin önünde de, namazı takiben gösteriler yapmaktadırlar. Aynı şekilde, öğrenciler de İstanbul’daki diğer devlet üniversitelerinin önlerinde protesto gösterileri gerçekleştirmektedirler. Beyazıt da ülkenin en eski üniversitesi olan İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin eylem alanıdır. Ancak, Beyazıt’ın özelliği, bu iki karşıt grubu alanın karşılıklı iki tarafında (kuzey-güney doğrultusunda uzanan bir hat boyunca) bir arada barındırmasıdır. Karşılıklı iki grup, eylemlerini kendi yapı gruplarının önünde ya da yapıların çevresinde gerçekleştirmektedirler. İslami içerikli protestolar Beyazıt Camisi’nin çıkış kapısının önünde, öğrenci eylemleri de üniversite kapısının önünde ve çevresinde gerçekleştirilmektedir. Diğer bir deyişle, toplumsal gösterilerde alan iki yönde gruplar tarafından paylaşılarak kullanılmaktadır. Bu karşılaşmanın da tarihteki muhalefeti temsil eden dış avlu çeperinin izi boyunca ayrıldığının vurgulanması gerekir.

 

Beyazıt; tarihi, anıtsal yapıları barındırması kadar, tarihi olaylara sahne olması ile de kent belleğinde önemli bir yer edinmiştir. Ortadan kalkmış yapıların işlevleri “kentsel boşlukta” varlıklarını sürdürmektedirler. Günümüze ulaşmamış olan bu yapılara dair izler, kamusal alanda süregelen sosyal yaşantıda takip edilebilmektedir. Kentsel boşlukta oluşan yığışma, kent tarihine ilişkin çoklu okumaları olanaklı kılmaktadırlar. Beyazıt boşluğundaki kentsel dönüşüm, bir yıkımlar tarihi olarak saptanmış, ancak bu yıkımlar, tarihi kamusal imgelemin ideolojik ve politik söylemini ortadan kaldıramamıştır. Bilginin aktarılması ile ideolojik ve politik söylem sürekliliği sağlanmıştır.

 

Beyazıt’taki sosyal yaşantının tarihi incelendiğinde, alanda yer alan, kıraathane, berber dükkanı gibi kamu mekanları, muhalif içeriklerinden dolayı bir tehlike olarak algılanmış ve kaldırılmışlardır. Yüzyıl kadar sonra alandaki politik muhalefet, iki karşıt grubun gösterileri ile yaşamaktadır. Ortadan kaldırılmış ancak arkeolojik veriler aracılığı ile izleri sürülebilen bir diğer unsur, yıkılan ticari dükkanların yerlerini alan işporta sergileridir. Yukarıda sözü edilen kutuplaşmanın görülmeyen sınırını insan davranışları aracılığıyla ortaya çıkaran bu işporta sergileri, yıkılmış olan dükkanların fiziki biçimlenişi ile benzer bir dağılım göstermektedir. Dolayısıyla, kentsel arkeolojik veriler, kamusal yaşamın sürekliliğinde etkili rol oynamaktadırlar. Bilgi, fonksiyon, insan yığışmalarının kamusallık olgusundaki etkinliği, bu yığışmalar arasındaki bütünleşik ilişki kamusal alana yansımaktadır. n

Y.Mimar Senem Doyduk, YTÜ Mimarlık Fakültesi Restorasyon Anabilim Dalı.

 

Beyazıt Meydanı (Fotoğraf: Senem Doyduk Arşivi).

 

Beyazıt Meydanı (Kaynak: fotografya.gen.tr).

 

Kaynaklar:

Doyduk, Senem, “Evaluation of Urban Archaeological Data in Public Spaces Located in İstanbul Historic Peninsula”, Public İstanbul Konferansı Bildirileri, Weimar, 2007, s. 60-73.

Gürallar Yeşilkaya, Neşe, Transformation of a Public Space in the Nineteeth Century İstanbul: Beyazıt Meydanı, ODTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü Basılmamış Doktora Tezi, Ankara, 2003.

Koz, Sabri, “Sarafim Kıraathanesi”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, 1993, 6. cilt, s. 459.

Tanyeli, Uğur, “1985 Sonrasında İstanbul: Kamusalla Özelin Değişen Sınırları ve Mimarlık”, İstanbul Dergisi, Nisan 2002, sayı 41, s. 56-59.

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


66972 - unknown - 38.107.179.240