|
Kamusal Alanda Bilgi Yığışması: Beyazıt Boşluğu
Örneği

Beyazıt Meydanı (Kaynak: İstanbul’un Kitabı, İstanbul
Vilayeti Neşriyat ve Turizm Müdürlüğü Yayınları).
Senem Doyduk n Kamusallık, mimarlık ve kent disiplini
penceresinden bakıldığında çeşitli yığışmalarla tanımlanabilir. Bu yığışmaların
başlıca üç biçimde oluştuğu görülebilir. Sözkonusu yığışmalar; insan yığışması,
fonksiyon yığışması, bilgi yığışmasıdır. Temelde üçe ayrılmakla birlikte, sözü
edilen yığışmalar, birlikte davranan bir bütünün parçalarıdır. Bu yığışmaların
karmaşık biçimlerde bir araya gelmesi ile kamusal alan oluşmaktadır.
Yığışmaların her biri tek başına alanı kamusal kılmaya yeterli olmayabilir.
Yalnız insanların tesadüfen bir arada bulunarak yığıştığı ya da fonksiyon
yığışmasının gerçekleşmesine karşın insanların toplanmadığı bir alanın
kamusallığından söz etmek güçtür. Bu çeşitlerin içinde, bir alandaki bilgi
yığışmasını incelemek açıklayıcı olabilir. Tarih içinde biriken bilgi; yazılı
bilgi-sözlü bilgi (gelenek), görsel semboller, arkeolojik nesneler ve yok olmuş
arkeolojik varlıklardan oluşmaktadır. Ayrıca bilgi; süreklilik ve
aktarılabilirlik özelliği taşımaktadır. Dolayısıyla, yukarıda sayılan farklı
bilgi türlerinin veya diğer bir deyişle farklı bilgi formatlarının kendi aralarında
transferleri sağlayan bir tür kodlama içerdikleri ileri sürülebilir. Bu
kodlamanın çeşitli araçlarla aktarılması ile kamusal alanın sürekliliği meydana
gelir ve bu da kamusal belleği oluşturur. Bu kodlama, sayılan bilgi türlerinin
aslında kamuya ait total bilginin farklı versiyonları olduğunu, dolayısıyla bu
bilgi türleri arasındaki tercümelerle kamusallığın bilgilerinin
çözümlenebileceğini ortaya koyar. Yukarıda belirtilen üçlü sistemin ilk iki
bileşenine hitap eden, fonksiyon değişikliği, fiziki ortamın dönüşümü gibi
uygulamalar yapıldığında da bilgi, aktarılma özelliği ile kamusal alanda
dirençli bir şekilde süreklilik göstermeye devam eder. Yalnızca sözkonusu
sürekliliği ve çeşitli yığışmaları barındırması nedeni ile değil, ayrıca bilgi
yığışmasının diğer yığışmalardan bağımsız olarak çeşitli kodlarla aktarım
yapmaya devam ettiği bir örnek sergilemesi nedeniyle de Beyazıt’taki kamusal
alan incelemeye değerdir. Beyazıt’taki insan, fonksiyon ve bilgi yığışmasının
her biri ayrı inceleme konusu olabilecek zengin veriye sahiptir. Bilgi
yığışması kapsamında öne çıkan “muhalefet” etkinliği alandaki kamusal yaşantıda
süreklilik göstermiş ve arkeolojik veriler ile günümüze aktarılmıştır. Bu
yazıda Beyazıt’taki kamusal alanın bu muhalefet etkinliği ve sürekliliği
üzerinden okunması yapılacaktır. Günümüzde alanda varlığı devam eden
muhalefetin tarihi, arkeolojik veriler ışığında araştırılacaktır.
Öncelikle, yazının ön kabuller olarak benimsediği
varsayımlar ve çalışma kapsamına dair birtakım sınırlamaların ortaya konması,
argümanın okuyucu açısından netleşmesi doğrultusunda fayda sağlayacaktır. Bu
kapsamda, bilgi yığışması içinde sözü edilen “arkeolojik veriler” ile somut
kalıntıları olmayan, günümüze ulaşmamış olan yapılar ve bu yapıların
sağladıkları tarihsel bilgiler ele alındığı vurgulanmalıdır. Diğer bir deyişle,
“arkeolojik veriler” terimi ile yalnız arkeolojik kalıntıları oluşturan, elle
tutulur nesne ya da nesne parçaları kastedilmemektedir. Bunun yanısıra ele
alınacak olan varlıklar Antik ya da Bizans Dönemi ile sınırlandırılmamalıdır.
Osmanlı ya da Cumhuriyet dönemine ait ve günümüze ulaşmamış izler de bu
kapsamda ele alınabilir. Bu noktada kastedilen iz, her zaman fiziki bir izi ya
da sınırı oluşturmayabilir. Örneğin, Beyazıt alanında günümüze ulaşmamış olan
yapıların izleri ile fiziki bir iz ya da sınır değil, alanın çeşitli dönemlere
ait haritalarından bulunan bilgiler ele alınmaktadır (Doyduk, 2007).
Yazı, konuyu üç temel argüman çerçevesinde ele alacaktır.
Öncelikle, Beyazıt’taki alanın fiziksel transformasyonu ve bir kentsel boşluk
olarak önemi vurgulanacaktır. İkinci olarak, 19. yüzyıla kadar muhalefet
etkinliği ile bütünleşmiş olan, Beyazıt Camisi’nin dış avlusunu oluşturan
dükkan sıralarının, işlevsel ve sosyal içeriği ve yıkımları incelenecektir. Son
olarak da, günümüz Beyazıt boşluğundaki muhalefet etkinliğinin diğer deyişle
kamusal alandaki sivil örgütlenmenin, fiziksel mekan örgütlenmesi ile ilişkisi
ortaya konacaktır.
1. Bu bağlamda, “Beyazıt Boşluğu” ve bu boşluğun dönüşüm
süreci, bu arkeolojik verileri merkez alarak oluşturulan argümanı
örneklendirecek potansiyele sahiptir. Beyazıt, İstanbul Tarihi Yarımada
içerisinde yer alıp, Antik Dönem’den günümüze kadar kent boşluğu olarak
varlığını sürdürmüş alanların içinde farklı bir içeriğe sahiptir. Öncelikle, bu
alanın fiziki dokusunun çok kereler değiştiğinden söz edilebilir. Herkesin bu
alanı dönüştürme isteği; proje önerileri, proje yarışmaları, boşluk
sınırlarının genişleten müdahalelerinin tümü, alanda bir “yıkımlar
akümülasyonu” ile sonuçlanmıştır.
Tarih boyunca, eğitim, ticaret, dini, idari fonksiyonları
içinde barındırmış ve bu fonksiyon yığışması da alandaki muhalefet içeriğinin
oluşmasına katkıda bulunmuştur. Alandaki muhalefet, yıkımların gerçekleştirilme
nedenlerinden biridir. Erken, Klasik ve Geç Osmanlı dönemlerindeki yapı
inşaatları ve yapıların kullanım biçimleri düşünülecek olursa, alandaki imar
hareketinin, Antik dönemden itibaren hep bir kentsel boşluğun
dönüştürülmesi-değiştirilmesi merkezi etrafında gerçekleştiği söylenebilir.
Dolayısıyla, bu alandaki kentsel dönüşümün önceki dönemlere ait kamusal
imgelemin ideolojik ve politik olarak ortadan kaldırılmaya çalışıldığı bir
yıkımlar tarihi olarak değerlendirilebileceği öne sürülebilir. Kentin önemli
fonksiyonlarını barındıran ve genişçe bir boşluğa sahip olan Beyazıt’ta
kıraathane, berber gibi fonksiyonları barındıran dükkan sıraları inşa edilmiş
ve daha sonra yıkılmıştır. 19. yüzyılın sonunda, Beyazıt Camisi, Beyazıt
Medresesi ve Eski Saray’ın avlu duvarı arasındaki bölgede yer alan dükkanların
yıkılması ile caminin etrafı boşaltılmış ve günümüzdeki boşluğun hatları
çizilmiştir. Bu yeni alan çevredeki tüm yapıların kullanıcılarını bir arada
bulunduran tek bir düzlem haline gelmiştir. Osmanlı döneminde yer alan
yapıların yıkımı ile başlayan boşaltma hareketi, Menderes döneminde yol
genişletme çalışmaları ile doruğa ulaşmış ve alandaki boşluk bugünkü
sınırlarına ulaşmıştır. Sürekli müdahale edilen ya da edilmek istenen ya da
edilmesi planlanan bu alanın bir türlü istenen “tasarlanmış-düzenlenmiş-tamamlanmış”
haline gelememesi de bu alana meydan yerine kent boşluğu denme nedenidir.
2. Beyazıt Boşluğu’ndaki yıkımlar tarihi içerisinden Beyazıt
Camisi dış avlusunu oluşturan dükkan sıralarının varlığı, biçimi, ortadan
kaldırılması, kaldırılma nedenleri ve “yok” olduktan sonra boşluktaki izleri,
Beyazıt kamusal yaşamındaki dönüşüm hakkında ipuçları sunar. Dükkan sıraları;
kahvehane ve berberlerden oluşmakta, bu mekanlarda da iktidara muhalefet eden
kesimler bir araya gelmektedir. Bu kümelenme, iktidara verdikleri huzursuzluk
sonucu Yeniçerilerin ve onlarla özdeşleşen bu dükkanlar ve Fincancılar Kulluğu
gibi yapıların ortadan kaldırılmalarına kadar sürmüştür.
Alandaki fonksiyon yığınlaşması (idari, eğitim, din,
ticaret) kapsamında incelenebilecek olan ticari fonksiyona ait dükkan
sıralarının farklı bir içeriği bulunmaktadır. Bu dükkan grupları arasında
örneğin bakırcılar özel bir gruplaşma gösterirken, caminin dış avlu sınırını
oluşturan dükkanlar da berber, kıraathane gibi işlevlere sahiptir. Dükkan
gruplarının içinde kıraathaneler önemli bir yer tutmakta idi. Kıraathanelerin,
eğlence hayatının sürdüğü mekanlar olduğu kadar, aydın, sanatçı, entelektüel
çevrenin de sıklıkla bir araya geldikleri ve mesleki, siyasi toplantılar
yaptıkları yerler olduğu söylenebilir. Kıraathanenin bir eğitim yapısı işlevine
bürünmesinin en güzel örneği “Safarim Kıraathanesi”dir. Boşluğun güneyinde
bulunan eski Okçularbaşı Caddesi’nde yer alan kıraathane 1857-1920 yılları
arasında faaliyet göstermiştir. Kıraathane, dergilerin eski sayılarını da
koleksiyon halinde muhafaza ettiğinden bir okuma salonu işlevi görmüştür. “Uzun
Kahve” adı ile de anılan kıraathanede, politika, sosyal konular ve edebiyatla
ilgili sohbetler gerçekleştirilmiştir (Koz, 1993, s. 459). Kıraathanelerin çok
farklı amaçlarla ve fonksiyonlarla kullanılması geçmişte, kamusal yaşantının
aslında bu yapı tipleri içinde geçtiğini göstermektedir. Kıraathane ve berber
gibi dükkanların işleyiş şekli ve müşteri profili, bu mekanlardaki kamusal
faaliyetlerin çarşıdaki ticaret dükkanlarından daha “sosyal” bir yaşantıya
sahip olduğunu düşündürmektedir. Sözgelimi alanın kuzeyinde bulunan Bakırcılar
Çarşısı’ndaki kullanıcı grubu, belirli bir hedefi olan ve alışveriş süresi
boyunca vaktini orada geçiren bir gruptur. Oysa kıraathane kullanıcısı
“rasgele” oluşmuş bir gruptur ve burada gerçekleşen iletişim kontrolsüzdür. Bu
tip mekanlar, merkezi iktidara ya da güncel olaylara karşı rahatlıkla muhalefet
edilebilen sosyal mekanlardır. 19. yüzyılın sonunda alanda yer alan
kıraathanelerin yıkılma kararının alınış nedeni, bu savı desteklemeye yönelik
bir örnektir. Beyazıt Camisi’nin dış avlusunun kuzey kısmında, Seraskerlik
binasının karşısında yer alan kıraathaneler ve berberler, imparatorluk hakkında
haber ve dedikoduların döndüğü meşhur yerler idi. Vak’a-i Hayriye’den
(Yeniçerilerin lağvı) sonra bu tür buluşma noktaları imparatorluğun
bütünlüğüne, kanuna ve düzene bir tehdit olarak görüldüğünden, kıraathaneler
büyük ölçüde yıkılmıştır. Resmi Osmanlı tarihçisi Vak’a Nüvis Es’ad Efendi,
Serasker Paşa civarı ve Boğaziçi boyunca kıraathanelerin kaydedildiğini ve
Tophane’deki daha “aklı başında kıraathaneler” dışında geri kalanının
yıkıldığını söylemektedir. Ayrıca, müşterilerin, berber dükkanlarını tıraş
bittikten sonra hemen terk etmeleri konusunda çıkarılan bir fermandan da
bahsedilmektedir (Gürallar, 2003, s. 112). Yönetime karşı güçlenen ve ayaklanan
bir grup olarak yeniçerilerin tüm izlerinin silinme çabası ile birlikte
boşluğun ortasında yer alan Fincancılar Kulluğu da ortadan kaldırılmıştır.
Osmanlı tarihçisi Vak’a Nüvis Es’ad Efendi’nin aktarımından da anlaşılacağı
üzere, kıraathaneler, tüm bu konu edilen kamusal yaşantıdaki çeşitliliği ve
dolayısıyla merkezi otoriteye karşı oluşturduğu tehlikeyi barındıran yapı
tipleridir. Kıraathanelerdeki sosyal yaşantıya getirilen sınırlamalara ait bir
başka örnek de Takvim-i Vekayi’de yayınlanan bir uyarıdır. Sultanın Beyazıt
Camisi’ni ziyareti sırasında ve ziyaret boyunca kıraathanelerde oturmak
yasaklanmıştır (Gürallar, 2003, s. 192). Kıraathaneler, bu tehditkar içeriği ve
doku içerisindeki yapılanma koşulları nedeni ile kaldırılmıştır. Ancak,
kıraathanelerdeki muhalefet içeriğinin de üniversite ve cami yapılarına ait
kullanıcı gruplarının, siyasi söylem ve eylem alanı olarak bu boşluğu
kullanması ile geri dönmüş olduğu yorumu yapılabilir.
3. Günümüzde ise Beyazıt Boşluğu’ndaki muhalefet
etkinliğinin kentsel mekana şu şekilde yansıdığı ileri sürülebilir; sözkonusu
kamusal alanın, bu alanı politikleştiren muhalif gruplarca, tarihte muhalefeti
barındıran dükkanların oluşturduğu ve bugün gözle görülmeyen bir hat
doğrultusunda paylaşılarak özellikle eylemler sırasında ayrıştırdığı dikkati
çekmektedir.
Fonksiyon ve insan yığışması sonucu gelişmiş olan ve bilgi
yığışması kapsamında yer alan kutuplaşma ve muhalefet etkinlikleri, tarih
boyunca Beyazıt’ta varlığını sürdürmüştür. Alan, 19. yüzyıldan günümüze dek,
siyasi ifadelerin, dışavurumların mekanı olmuştur. Alanda karşılıklı yer alan
dini ve eğitim grubu kullanıcıları bir arada bulunmakta ve alanı muhalif ve
protest söylemler için özellikle tercih etmektedirler. Türkiye’nin siyasi
tarihine geçmiş pek çok saldırı, protesto gösterisi, merkezi otoritenin güç
gösterme eylemleri alanda gerçekleşmiştir. Örneğin, 1876 yılında, önemli bir
askeri figür olan Reşit Paşa’nın öldürülmesi ve katilinin “Beyazıt Meydanı”nda
asılması, alanın siyasi mücadelenin bir temsil alanı olarak kullanılmasına
örnektir (Gürallar, 2003, s. 191). Bir diğer örnek olarak 1980 askeri darbesi
verilebilir ki; bu müdahalenin kamu alanındaki etkinliğin duraklaması anlamına
geldiği açıktır. 20. yüzyılın sonları kamusal alan kullanımında önemli
değişikliklerin gerçekleştiği bir dönemdir. 1980 öncesinde de Türkiye’de
kamusal alanın genişliğinden söz etmek zor olsa dahi, bu darbenin, her tür
kamusal ifadeyi eskisinden de fazla kısıtladığı söylenebilir. Darbe dönemi
kapandığında da toplum bu travmanın etkilerini uzun süre üzerinden atamamıştır
(Tanyeli, 2002, s. 57). Uzun süre kesintiye uğrayan meydanlardaki siyasi
etkinlikler zamanla kamusal yaşamdaki yerini tekrar almaya başlamıştır.
Beyazıt, gelenekselleşmiş bazı eylem-anma ve protesto gösterilerinin merkezi
durumundadır. “16 Mart Beyazıt Katliamı”, “8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü”
ve “6 Kasım YÖK Boykotu” gibi anmalar, alanda geleneksel hale gelmiş
eylemlerden bazılarıdır. Güncel konular ile ilgili basın açıklamaları için de
Beyazıt seçilmektedir. Örneğin, Filistin ve Papa protestoları ağırlıklı olarak
Beyazıt’ta gerçekleşmiştir. İstanbul Tarihi Yarımada’da bulunan tarihi kent meydanlarından
en siyasi odaklı alanın burası olduğu söylenebilir. İslami gruplar, İstanbul’un
diğer Selatin camilerinin önünde de, namazı takiben gösteriler yapmaktadırlar.
Aynı şekilde, öğrenciler de İstanbul’daki diğer devlet üniversitelerinin
önlerinde protesto gösterileri gerçekleştirmektedirler. Beyazıt da ülkenin en
eski üniversitesi olan İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin eylem alanıdır.
Ancak, Beyazıt’ın özelliği, bu iki karşıt grubu alanın karşılıklı iki tarafında
(kuzey-güney doğrultusunda uzanan bir hat boyunca) bir arada barındırmasıdır.
Karşılıklı iki grup, eylemlerini kendi yapı gruplarının önünde ya da yapıların
çevresinde gerçekleştirmektedirler. İslami içerikli protestolar Beyazıt
Camisi’nin çıkış kapısının önünde, öğrenci eylemleri de üniversite kapısının
önünde ve çevresinde gerçekleştirilmektedir. Diğer bir deyişle, toplumsal
gösterilerde alan iki yönde gruplar tarafından paylaşılarak kullanılmaktadır.
Bu karşılaşmanın da tarihteki muhalefeti temsil eden dış avlu çeperinin izi
boyunca ayrıldığının vurgulanması gerekir.
Beyazıt; tarihi, anıtsal yapıları barındırması kadar, tarihi
olaylara sahne olması ile de kent belleğinde önemli bir yer edinmiştir. Ortadan
kalkmış yapıların işlevleri “kentsel boşlukta” varlıklarını sürdürmektedirler. Günümüze
ulaşmamış olan bu yapılara dair izler, kamusal alanda süregelen sosyal
yaşantıda takip edilebilmektedir. Kentsel boşlukta oluşan yığışma, kent
tarihine ilişkin çoklu okumaları olanaklı kılmaktadırlar. Beyazıt boşluğundaki
kentsel dönüşüm, bir yıkımlar tarihi olarak saptanmış, ancak bu yıkımlar,
tarihi kamusal imgelemin ideolojik ve politik söylemini ortadan
kaldıramamıştır. Bilginin aktarılması ile ideolojik ve politik söylem
sürekliliği sağlanmıştır.
Beyazıt’taki sosyal yaşantının tarihi incelendiğinde, alanda
yer alan, kıraathane, berber dükkanı gibi kamu mekanları, muhalif
içeriklerinden dolayı bir tehlike olarak algılanmış ve kaldırılmışlardır.
Yüzyıl kadar sonra alandaki politik muhalefet, iki karşıt grubun gösterileri
ile yaşamaktadır. Ortadan kaldırılmış ancak arkeolojik veriler aracılığı ile
izleri sürülebilen bir diğer unsur, yıkılan ticari dükkanların yerlerini alan
işporta sergileridir. Yukarıda sözü edilen kutuplaşmanın görülmeyen sınırını
insan davranışları aracılığıyla ortaya çıkaran bu işporta sergileri, yıkılmış
olan dükkanların fiziki biçimlenişi ile benzer bir dağılım göstermektedir.
Dolayısıyla, kentsel arkeolojik veriler, kamusal yaşamın sürekliliğinde etkili
rol oynamaktadırlar. Bilgi, fonksiyon, insan yığışmalarının kamusallık olgusundaki
etkinliği, bu yığışmalar arasındaki bütünleşik ilişki kamusal alana
yansımaktadır. n
Y.Mimar Senem Doyduk, YTÜ Mimarlık Fakültesi Restorasyon
Anabilim Dalı.

Beyazıt Meydanı (Fotoğraf: Senem Doyduk Arşivi).

Beyazıt Meydanı (Kaynak: fotografya.gen.tr).
Kaynaklar:
Doyduk, Senem, “Evaluation of Urban Archaeological Data in
Public Spaces Located in İstanbul Historic Peninsula”, Public İstanbul
Konferansı Bildirileri, Weimar, 2007, s. 60-73.
Gürallar Yeşilkaya, Neşe, Transformation of a Public Space
in the Nineteeth Century İstanbul: Beyazıt Meydanı, ODTÜ Fen Bilimleri
Enstitüsü Basılmamış Doktora Tezi, Ankara, 2003.
Koz, Sabri, “Sarafim Kıraathanesi”, Dünden Bugüne İstanbul
Ansiklopedisi, 1993, 6. cilt, s. 459.
Tanyeli, Uğur, “1985 Sonrasında İstanbul: Kamusalla Özelin
Değişen Sınırları ve Mimarlık”, İstanbul Dergisi, Nisan 2002, sayı 41, s.
56-59.
|
|