|
Melez, Hibrid, Kırma,
Creole
Melezlenmenin, kırmanın verimsizliğine inanan bir dünya
giderek aksinin, olumluluğu bir yana, olağanlığına ikna oluyor. İki farklı
kökenden gelenin ortaya çıkardığı sonucun üretken olamayacağı inancı, uzunca
bir süre kültürel kesişmelerin ana paradigması gibiydi. Kültürün sağlamlığının,
kendi iç dinamikleriyle “çalışmasına” ve öz kaynaklarıyla beslenmesine
dayandığı şeklindeki dışa kapanmacı bir ideal hemen her yerde belirleyiciydi.
Ta ki dünya ölçeğindeki büyük kolonyal macera 20. yüzyıl
ortalarında sonlanana dek. O zamandan başlayarak, eskiden sömürge olan
toplumlar, sömürge dönemlerinde sömürgeleştiren güç tarafından kendilerine
taşınanı, empoze edileni, öğretileni sorunsallaştırdılar. İlk evrede tepki özcü
nitelikte oldu. Yani, dıştan getirilen her şey, oradaki otantik kültürün
bünyesinde içkin değerleri tahrip eden, kültürü melezleyerek özünü bozan bir
etmen olarak düşünüldü. Dolayısıyla, mimarlıkta, sanatta ve gündelik yaşamda
amaç, yabancı olanın ayıklanıp, özde mevcut olanın açığa çıkarılmasıydı. Bunun
olanaksızlığını farketmek zor olmayacaktı. İşte o zaman, kültür kesişmelerinin,
melezlenmelerin anlamını değiştiren, eskisinden çok farklı bir kavrayış gündeme
geldi. Özellikle Farsi kökenli Hintli kuramcı Bhabha’nın 1980’lerin sonlarından
başlayan çalışmaları sayesinde, kültür karşılaşmalarının “ben” ile “öteki”nin
birbirine karışması şeklinde cereyan etmediğinin bilgisi üretilecekti. Olup
biten bir çaprazlanma değildi. Aksine, “ben” (sömürgeleştirilmiş) ile “öteki”
(sömürgeleştiren), çeşitli kültür pratiklerini, sayısız farklı ifade etme ya da
karşılaşma mekanında birlikte etkinlikte bulunarak gerçekleştiriyordu. Öğreten
ve öğrenen değil, birlikte yeni pratikler ve yeni sonuçlar üretenler vardı.
Buradan başlayınca, artık kültürlerin safiyetinden, kültürde içkin sabit
değerlerden, değişmez özlerden, taklit eden ve edilenden konuşmanın imkansız
hale geldiği söylenebilir. Kültürel üretimin müphemlik, karmaşıklık, çelişiklik
ve hibridler ortaya koyduğu aşikardı. Dahası, kimlikler de o sayede ve aynı
biçimde her an yeniden oluşuyordu.
Bu kuramsal altlığı sadece eski sömürge toplumlarında
geçerli sanmak safdillik olur. Türkiye’de de Doğu-Batı çelişkisi ve
kararsızlığı diye etiketlenen haliyle, aynı sorunsallar mevcut. Onun için, melezlik
ve hibrid kavramları üzerinden okumalar yapmak burada da olanaklı ve zorunlu.
Böyle okumalar yapınca, geçerliliği kesin sanılan çoğu kavramı tartışmak
kolaylaşıyor. Örneğin, bu ülkede sevilen kimlik yitimi paranoyaları ve Batı’yı
taklit etme korkuları anlamsızlaşıyor. Umarız, mimarlık, tasarım, sanat ve
kimlik sorunlarına iki yüzyıldır konagelenden farklı bir teşhis koymak ve kimi
gülünç tıkanmaları aşmak artık mümkündür.
|
|