26 Mayıs 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Yeşilköy’den Nişantaşı’na bir keyif yolculuğu
Etiler Şamdan, Divan Oteli, Taksim Divan Cafe, Fashion, Şamsa, Le Select, Hillside Fethiye gibi tanınmış mekanların yaratıcısı olarak ismini duyduğumuz mimar Mustafa Toner’in renovasyonunu gerçekleştirdiği Çınar Otel’in yanı sıra, Nişantaşı’ndaki Sofa Otel içinde yer alan ve dekorasyonuna imza attığı Tuus Restaurant’a yer verdik bu sayımızda. Toner’le tasarım ve mimarlık üzerine gerçekleştirdiğimiz kısa ama keyifli bir sohbet de eşlik etti Yeşilköy’den Nişantaşı’na uzanan mekanlararası keyif yolculuğumuza…

Mustafa Toner kimdir?
Mustafa Toner, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Mimarlık Bölümü'nden mezun olduktan sonra serbest mimar olarak çalışma hayatına başlayan Toner, Belirli periyotlarda serbest olarak çalışma hayatına devam etmiş ve bu dönem içerisinde mimarlık, iç mimarlık ve dekorasyon işleriyle uğraşmış. 2000 yılı Ocak ayından bu yana, kendi kurmuş olduğu Toner Mimarlık A.Ş'de 13 kişilik ekibiyle çalışmalarını sürdürmekte.


İç mimari genelde mimarinin uzantısı ya da parçası olarak değil, bağımsız bir olgu olarak değerlendiriliyor. Siz bu bağlamda nasıl tanımlıyorsunuz iç mimariyi?
Ben zaten mimar kökenliyim. Mimar olduktan sonra başlayıp bu yolda devam ettiğim için, iç mimariyi mimarinin ayrılmaz bir parçası olarak görüyorum ve mimariyle birleşen iç mimari çözümlerini daha başarılı buluyorum. Mimarinin etkisi, iç mimariyi herhangi bir mekan olmaktan çıkarıp çok daha boyutlu ve kuvvetli bir çözüm haline getiriyor.

İç mekan tasarımında yaklaşımınızı ne belirliyor? Müşterinin talepleriyle yaratmak istediğiniz konseptin arakesitinde bir mimar olarak duruşunuz belirleyici olabiliyor mu?
İç mimari ne yazık ki resim yapmak gibi değil. Resimde ressam oturur, kendince güzeli yaratır, o güzeli beğenen de parasını verir alır. Ama mimari veya iç mimaride müşterilerinizin taleplerine uygun çözümleri yaratmak sizin birinci göreviniz. Tabii bunu onun bütçesine göre, zamanına göre, ihtiyaçlarına uygun çözümleri bularak ve bütün bunları olması gerektiği şekilde bir araya getirip çözersiniz. Dolayısıyla burada müşterinin talepleri bir engel veya bir “keşke olmasa” biçiminde ifade edilebilecek bir şey değil; tam tersi mimarinin belirleyici ve vazgeçilmez bir unsurudur. Bizim burada en çok önem verdiğimiz nokta, müşterinin taleplerini en iyi şekilde yerine getirmek. Aynı zamanda da kendi estetik kaygılarımızdan, değerlerimizden de olabildiğince az taviz vererek çözmek…

Kendinizi bir metropol insanı olarak tanımlıyorsunuz. Nedir kentin ve kentli olmanın sizi çeken ya da sizi siz yapan yanı?
Özellikle İstanbul gibi bir şehirde sanatsal, kültürel anlamda insanı besleyen o kadar çok detay var ki! Yaşantısında, mimarisinde, sanat dünyasında olsun, insanları her anlamda besleyici ve farklı tezatlar oluşturan şeyler var. Örneğin, Zürih kentinde yaşıyor olsaydım herhalde çok daha sıkıcı bir hayatım ve sıkıcı bir meslek hayatım olurdu. İnsanlar 20 sene sonrasına kadar bile ne olacağını biliyorlar; biz burada yarın ne olacağını bilmiyoruz. Bu da ayrı bir heyecan katıyor tabi; sanat zaten heyecansız olmuyor. Burada müşterilerimizle olan ilişkilerimizde bile bir heyecan var. Sonra müthiş bir rekabet var. Bütün bunlar tabi beraberinde daha iyiyi getiriyor. O nedenle bir metropolde yaşamaktan mesleğim adına da kendi adıma da mutluyum.

Son zamanlarda kullanıcının mutluluğuna hizmet eden özgün tasarımlar, “konsept ürün” ya da “konsept mekan” adı altında kavramsallaştırıldı. Ancak sıradışı olmak adına, fonksiyonu göz ardı eden tasarımlar görüyoruz. Fonksiyonla tasarım arasındaki korelasyonu bir iç mekan tasarımcısı olarak nasıl tanımlıyorsunuz?
Bir devirde bu durum ayyuka çıkmıştı, yani ergonomi, fonksiyonellik falan tamamen ikinci plana atılmıştı. Sonra biraz uzaklaşıldı bundan, fonksiyonellik tekrar ön plana çıktı. Şimdi ise tekrar bir geriye gidiş seziyorum. Fonksiyonlar daha geriye atılır bir hal aldı. Bunu doğru bulmuyorum; çünkü mimaride önemli olan doğru ile güzeli bir araya getirmek. Çünkü neticede faydaya yönelik üretim disiplinleridir bunlar. Ama bir heykel olsaydı söz konusu üretim, o zaman dediğim gibi fonksiyonelliği geri plana atabilir, hiç düşünmeyebilirdik. Ama heykel yapmıyorsunuz işte! Dolayısıyla orada çok iyi ayırt etmek lazım, resim, heykel, mimari bunlar birbirinden çok farklı dallar. Hepsi sanat dalıdır ama aynı dallar değildir. Plastik sanatlardır ama farklıdırlar. Siz oturamayacağınız bir koltuk yaparsanız başarılı değilsiniz, istediği kadar güzel ve farklı bir koltuk olsun…

Farklı dediniz ama mimarlık ve diğer görsel sanatlar hep iç içe varolagelmiş. Resme olan ilginiz, renklerle ilişkinizde, dolayısıyla mimarlık pratiğinizde belirleyici oldu mu?
Benim resme olan ilgim çok küçük yaşlardan beri vardı ve bu beni zannediyorum ki özellikle iç mimari çözümlemelerimdeki renk kullanımında diğer bazı meslektaşlarıma göre daha rahat kılıyor. Renk kullanımında kendimi daha cesur hissediyorum. Tek renge ya da bazı meslektaşlarımda olduğu gibi 1-2 renge bağlı kalmıyorum. Rengi rahatlıkla ve keyifle kullanıyorum. Bunların arasında bazı sevdiğim ve senelerdir tonlarını değiştirerek kullanmaya devam ettiğim renkler var. Örneğin bir limon sarısını çok severim, bir bordoyu çok severim; bir şarap kırmızısını keza öyle. Bunları senelerdir kullanırım ama bunların renk tonlarınla oynarım, başka renklerle bütünleştiririm.

Tasarımlarınızda hangi malzemeleri tercih ediyorsunuz? Bu seçimdeki kriterleriniz nelerdir?
Son zamanlarda özellikle doğal malzeme kullanmaya çok dikkat ediyorum. Doğal malzeme derken işte, çeşitli egzotik ahşap türlerini bir araya getirmek ama doğal ahşaptan bahsediyorum. Mermer veya taşı tercih ediyorum, granit ve suni taşlara mümkünse hiç rağbet etmiyorum. Doğal haliyle taşları kullanmayı seviyorum. Hele bu taşlar biraz da enteresan damar yapısına sahip, kuvvetli ifadeye sahipse, bunu daha da ön plana çıkarmayı seviyorum. Deriyi kullanmak hoşuma gidiyor, keten gibi doğal, ham ve kaba dokulu kumaşları seviyorum. Kadifeyi seviyorum. Bütün bunların yanında camı, metali seviyorum. Metali ham haliyle kullanmayı tercih ediyorum; yani paslanmaz halini değil, işlenmemiş metali kullanmayı tercih ediyorum; ama bu son zamanlarda böyle… bu böyle gidecek anlamına gelmiyor. Belki 2 sene sonra, 3 sene sonra altın sarısıyla granit kullanmaya başlayabilirim.

Çınar Oteli’nin renovasyonunda hareket noktanız ne oldu?
Çınar Oteli’nin renovasyonunda hareket noktasını, Yönetim Kurulu Başkanı Murat (Ercan) Bey ile beraber aldığımız karar oluşturdu ki, zaten başta da konuştuğumuz üzere müşteriyle birlikte hareket etmek lazım. Birinci kararımız şu oldu: Her şeyden önce burası Türkiye’nin en eski otellerinden biri, çok köklü bir tarihe sahip. Yanlış hatırlamıyorsam 50. senesi. Dolayısıyla biz bunu yok eden bir tutum yerine, bunu belli noktalarda da biraz vurgulayan bir tutum izlemek istedik. Giriş lobisinde bir seramik pano vardır ki 50 senedir orada duruyor, yeri doğrudur, değildir tartışılır ama orası onundur, dedik. Tavanda, o dönemde yapılmış -o zamana göre de hakikaten çok enteresandır- yuvarlak nişler içinde kromajlı aydınlatma elemanları vardı. Mesela onları tuttuk, otelin ayrılmaz bir parçası olarak düşündük. Yuvarlak kolonlar vardı, onları da aynen olduğu gibi koruduk. Merdiven trabzanı ve merdivenin formuna hiç dokunmadık. Onun dışındaki mekanlarda, kullandığınız mobilyalarda ve tarzda da daha kalıcı, bir 10-15 sene daha bizi rahatlıkla eskimeden, demode olmadan götürecek bir çizgiye gittik. Bunu yaparken seçtiğimiz renkler, daha çok kremler, bej tonlarına benzer nötr tonlar oldu. Kullandığımız malzemelerde, örneğin ahşaplarda bunu gerçekleştirmeye çalıştık. Yani “trendy” tabir edilen bir mekan yaratmak değil, daha kalıcı ve eskiye de saygılı bir duruş sergilemek istedik.

Banyolar artık basit yıkanma eyleminin gerçekleştirildiği tali mekanlardan, birer keyif ve dinlenme mekanına dönüşüyor. Bu dönüşümün projelerinizdeki yansımaları nelerdir?
Projelerimizde biz banyoları artık neredeyse yatak odalarının içine, hatta ortasına almış durumdayız. Yatak odası ve banyo ayrımı kalktı, artık yatak odalarıyla banyolar bütünleşti, birleşti, genel anlamda bunlar bir bütün haline geldi. Benim evimde de böyle, otellerde de böyle yapılıyor. Biz bunu Çınar Oteli’nde belli bir ölçüde gerçekleştirebildik. Çünkü statik yapısı itibariyle bu her yerde yapılmaya çok da müsait bir durum değildir, bu bir; ikincisi otel ve hitap ettiğiniz müşteri profili de bunda çok önemli bir karar belirleyici. Ama master suitlerde, jakuziyi manzaranın en hakim olduğu nokta ve yatak odasının içinde yerleştirdik. Onun dışında banyoları büyütmeye ve yaşanır hale getirmeye, küçük hücreler olmaktan çıkarmaya gayret ettik. Daha ferah ve yine doğal mermerler, büyük tezgah yüzeyleri kullanarak, mekanı rahatlatmak gibi bir takım çözümlere gittik.


“Mimaride önemli olan doğru ile güzeli bir araya getirmek. Çünkü neticede faydaya yönelik üretim disiplinleridir bunlar. Ama bir heykel olsaydı söz konusu üretim, o zaman dediğim gibi fonksiyonelliği geri plana atabilir, hiç düşünmeyebilirdik. Ama heykel yapmıyorsunuz işte!”

 


“Projelerimizde biz banyoları artık neredeyse yatak odalarının içine, hatta ortasına almış durumdayız. Yatak odası ve banyo ayrımı kalktı, artık yatak odalarıyla banyolar bütünleşti, birleşti, genel anlamda bunlar bir bütün haline geldi.”


“Master suitlerde, jakuziyi manzaranın en hakim olduğu nokta ve yatak odasının içinde yerleştirdik. Onun dışında banyoları büyütmeye ve yaşanır hale getirmeye, küçük hücreler olmaktan çıkarmaya gayret ettik.“        

Tuus çok özel bir mekan… Tasarım hikayesini dinleyebilir miyiz sizden?
Tuus benim çocuğum gibi… Normal, alışılmış restoranların dışında, yine biraz daha kalıcı ifadesi olsun diyerek yola çıktığımız, malzeme seçiminde, çatalına bıçağına kadar, ışık kullanımına kadar her türlü detayını özenle tespit ettiğimiz, “trendy” (!) olmamasına özellikle gayret ettiğimiz bir mekan. Özellikle orada da yine doğal malzeme kullanımına, ahşap, mermer, taş, demir, kumaş, deri gibi malzemelerin kullanımına özellikle dikkat ettik. Yarı açık bir mutfak yaparak müşteri ile mutfağı biraz birleştirmeyi amaçladık. Bütün bunların yanında mekanı belli bir şekilde ikiye bölerek iki ayrı kullanımı birbirini rahatsız etmeden sağlamak istedik. Bunu da demir bir duvarla gerçekleştirdik. Barı demir bir duvarın arkasına alarak, restoran kısmından ayırarak yemek sonrası insanların boşalmış bir yemek salonunu görmeden, bar keyfine devam edebilmelerini sağlamak istedik. Bunları belli ölçüde başarabildik. Şimdi siz bunları kafanızda düşünüyorsunuz, hayal ediyorsunuz, müşteriyi de kendinize göre bir şekilde, bir yere koyuyorsunuz; ama esasında kararları müşteri veriyor, siz vermiyorsunuz. Sonra bir bakıyorsunuz ki müşteri, o müşteri değil zaten. Yani öyle yemekten sonra oraya gideyim de bir konyak içeyim, bir ”cigar” yakayım diyen müşteri değil. Sonuçta gördük ki, yemekten sonra kalkayım da duvarın arkasına geçeyim, oradaki barda da eğlenceme devam edeyim diyen bir müşteri profili yok Türkiye’de. O zaman ne oldu; duvar yavaş yavaş, ilk sene biraz indi, ikinci sene biraz daha indi… Müşteri sizi yönlendiriyor esasında, Türkiye’de ben bunu gördüm. Müşteriyle fazla didişmeyeceksiniz. Hani gazeteler, bütün basın diyor ya; halk ne istiyorsa biz onu veriyoruz, biz de niye öyle yapıyorsunuz diyoruz. Hayır, halk ne istiyorsa vermek gerekiyor galiba, yoksa batıyorsunuz. Yani ticari kaygılar onu gerektiriyor. Bizim de buradaki yanlışımız, sanıyorum böyle bir fikirle yola çıkmak oldu. İşletme hataları tabi mimariyi bir yerde etkilemeye başlıyor. Bu sefer ne yapıyorsunuz; işte orta duvarı kaldırıyorsunuz, halbuki o duvarı çok seviyorsunuz; ama çareniz yok. Barın yerini değiştiriyorsunuz. Yok işte öğlen yemeği olsun diye oturma ve yemek kısmını öne almaya başlıyorsunuz, oysa ki orayı siz bir bar olarak düşünmüşsünüz. İşte giriş kısmında misafirler oturmak istemiyorlar diye giriş kısmını ayırıyorsunuz, başka bir şey yapıyorsunuz; mekan küçülmeye, etkisi azalmaya başlıyor. Yani tüm bunlara rağmen şu haliyle de Tuus benim çok hoşuma gidiyor. Localar yaptık insanlar daha keyifli, ev atmosferinde oturabilsin, mekandan keyif alsın. İnsanların iki yanını göremediği upuzun masalar yapmaktansa yuvarlak masalar yapalım istedik. Yuvarlak masa, mekanı çözümlerken sizi belli bir ölçüde bağlıyor. O bağlanmayı kabul ediyorsunuz; ama müşteriyi yine mutlu edemiyorsunuz. Hakikaten ne yapsanız kolay değil, zor. Şu anda bir daha yapar mısın derseniz, hayır. Ticaretle artık bir yerde çakışmaya başlıyor. Mimar olduğum için, bazı şeyleri ticari açıdan değil kendi mimari kaygılarımla değerlendirdim ve çözdüm. İşletme esnasında bizi yordu. Bir o yordu; ikincisi işletme zaten başlı başına yorucu.

Orada bütün bir duvar boyunca uzanan, çok büyük bir şarap kabımız vardır ki oranın odak noktasını oluşturan elemanlarından biridir. Tamamen masif ağaçtan imal edilmiştir. Çok sevdiğim bir elemandır. 900’den fazla şarabın saklanabildiği bir elemandır. Ayrıca MAC Galeri’den Hakan Çarmaklı’nın verdiği, Asım İşler’in çok güzel işleri var. Onlar oraya çok şey kattı. Sanatın bir şekilde bu tip mekanlara girmesi gerektiğini düşünüyorum. Yani sadece dekoratif duvar kağıdı kaplayarak, tepeden “falancanın” lambasını sallandırarak iç mimarlık yapılacağını sanmıyorum. İç mimaride olsun mimaride olsun sanatı kuvvetli bir şekilde birleştirmeniz gerekiyor yaptığınız işle. Netice o zaman çok daha etkili çıkıyor.

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


70762 - unknown - 38.107.179.237