İpuçları
Şehir gibi bir şehir Melbourne

Beni Avustralya’nın en güneyinde bulunan Melbourne şehrine
getiren trenden indiğimde nedenini bilmediğim bir huzurla doldu içim. Garip bir
histi, Avustralya’nın en kalabalık ikinci şehri olmasına ve bu şehre ilk defa
ayak basmama rağmen sanki bu şehirde uzun süre yaşamışım gibi ona tekrar
kavuşmanın mutluluğu içimi kapladı.
Şehirde şöyle bir turladığımda içimdeki bu his kaybolmak bir
yana daha da alevlenmişti.
Sydney’de hayran kaldığım şehir planlaması burada da kendine
aşık edecek güzellikte. Ulaşımdan alışverişe, keyifli kafelerinden müzelerine
kendine her alanda “şehir gibi şehir” dedirtecek düzgünlükte...
1835 yılında Yarra nehri etrafında kurulan bir zamanlar
küçük bir kasaba olan şehrin mimarisinin yüzde 70’i Victoria tarzında.
Avustralya’nın ekonomi ve endüstrisinin can damarı olan bu şehir kültürel ve
sportif faaliyetlerde de Avustralya’nın kalbi adeta. Sanatsal etkinlikler sizin
onları aramanıza fırsat vermeden şehrin her köşesinde kendini gösteriyor. ‘Sporun
kenti’ olarak da anılan Melbourne, 1956 yılında Güney yarım kürenin ilk
olimpiyatlarına, Bahar At Yarışları’na, Avusralya Formula 1. Grand Prix’sine,
dünyaca ünlü Avustralya Açık Tenis Turnuvası’na ve 2006 yılında İngiltere
Milletler Topluluğu Oyunları’na evsahipliği yaparak bu adı fazlasıyla
hakediyor.
Melbourne şehrinin kültürel nitelik, iklim, yaşam
standartları, sağlık ve suç oranı gibi sosyal konular bakımından “dünyanın en
yaşanabilir şehri” unvanını aldığını öğrenmemle, içim rahat bir şekilde “acaba
unutkanlığım abardı da buraya daha önce geldim de ben mi hatırlamıyorum”
paranoyalarımdan kurtulup huzur içinde vardığım bu güzelim şehirden “bunu
saymayız mutlaka bir daha bekleriz” sözünü kendi kendime defalarca söyleterek
buruk ama yine huzurlu bir şekilde ayrılıyorum..
Görülecek yerler;
Australian Center for Contemporary Art-Güney Melbourne:
Modern mimarinin en eskiden en yeniye serüvenini multivizyon eşliğinde görmek
için kaçırılmayacak fırsat.
Como House-Güney Yarra: Armytage ailesine yüz yılı
aşkın evsahipliği yapmış olan 1840 yılı yapımı bu muhteşem Kolonyal tarzındaki
köşk, geçirdiği yenilenmeler sayesinde günümüzde de sapasağlam, tüm görkemiyle
ayakta. Köşkün Yarra nehrine açılan manzarası, devasa ve görülmeye değer
bahçesi geçmişin şaşaalı yaşamını bugüne taşıyor.
Federation Square; Şehir Merkezi: 21. yüzyılın ilginç
mimarisinden örneklerle insanın içinde ya sev ya terket cinsinden hisler
uyandırıyor.
Luna Park; St. Kilda: Dünyaca meşhur lunaparkların
‘gülen yüz’ sembolü olan St. Kilda 1912 yılından beri gülmeye ve insanları
eğlendirmeye devam ediyor.
Melbourne Museum-Carlton: Avustralya’nın en ünlü
yarış atının doldurulmuşundan, balina iskeletine ve hatta içinde canlı
kurbağaların dolaştığı yağmur ormanlarına kadar pek çok ilginçliklere şahit
olacaksınız. İçinde bulundurduğu dev film salonlarından, Avustralya yerlileri
Aborjinlerin merkezine kadar pek çok aktivitenin olduğu müze saatler değil
günlerce gezseniz doyamayacağınız güzellikte.
NGV International-Şehir Merkezi: National Gallery of
Victoria International, yeni restore edilerek hizmete tekrar açılmış ve
dünyanın en iyi galerilerinden sayılıyor.
Rialto Tower-Şehir Merkezi: Bir zamanlar dünyanın en
güneyinin en yüksek binasıydı.Terasından 360 derecelik şehir manzarasının
muhteşem görüntüsünü kaçımayın dememe gerek yok sanırım.
Royal Melbourne Zoo-Parkville: Dünyanın en eski
üçüncü hayvanat bahçesi. En vahşisinden uysalına hayvanları kendi doğal
ortamlarında barındırıyor. Kelebek evini görmeden çıkmayın.

Ulaşımdan çevreye Melbourne bir şehirde aranabilecek tüm
özelliklere sahip.