“Oyunculuk, kişisel
bir yolculuk”

Yazı/Text: CEREN ÜNLÜ
Kent Oyuncuları’nın 35 yıl aradan sonra yeniden
sahnelediği ünlü klasik Anna Karenina’da oynayan Demet Evgar tiyatroda onuncu
yılını kutluyor.
Ekranla tanışıklığı reklamlarla başlayan Evgar dizi oyunculuğunun
yanısıra
‘Çok güzel bir dünya’ dediği sinemayı da sürdürmeye
kararlı.

Demet Evgar’ın bu sene tiyatrodaki onuncu yılı. Onun için
oyunculuk çok erken yaşlarda bir yaşam biçimi haline dönüşmüş bile. “Yaşamak
bir iş… Yaşamayı seversen sana iş gibi gelmiyor. İşini seversen de sana zül
gelmiyor” diyen oyuncu tiyatro kariyerini Kent Oyuncuları’nın 35 yıl aradan
sonra yeniden sahneye koyduğu Anna Karenina adlı oyununda sürdürüyor.
Hayat yolunu en çok neyin etkilediği sorusuna hiç düşünmeden
‘ailem’ cevabını veriyor. Konservatuara girmek istediğinde babasının ilk önce
karşı çıktığını ve bu yüzden mide kanaması geçirip 38 kiloya düştüğünü
anlatıyor. “Beni aslında oraya yönlendiren kişi hep kendisiydi” diye ekliyor
ardından. Sonraları da en büyük destekçisi babası olmuş. “Tanrının bizim
ailemize gönderdiği roller çok renkli, kararlı, ateşli roller. Benim kendimi
dışa vurmam bu nedenle çok daha kolay oldu sanıyorum. Ailem benim hayallerimin
üzerine oturmadı. Benim hayalimde canlandırdıklarıma her zaman inandılar.
İnandıkça da bana inanmayı öğrettiler. “Evgar Manisa’da doğup büyüyor ta ki, 17
yaşında Devlet Konservatuarı’nı kazanarak İstanbul’a gelene dek. Taşralı
olmanınsa dezavantajlarından çok avantajlarını görmüş. “Manisa benim için çok
büyüktü, hiç küçük bir yer gibi yaşamadım orada. Ama taşralı olmuş olmanın
getirdiği avantajları burada arkadaşlık kurarken çok yaşadım. Arkadaşlık
seçimlerimi daha doğru yapabildiğimi düşünüyorum. Çok özlüyorum, oradaki
arkadaşlarımla da sürekli irtibat halindeyim.” Henüz konservatuarın ikinci
sınıfında okurken bir grup arkadaş, hocaları Haldun Dormen’in de desteğiyle
Tiyatro Kılçık’ı kurma kararı almışlar. Kendi yazdıkları oyunları alternatif
bir anlayışla sergileyen Tiyatro Kılçık, bir bar tiyatrosu. Taksim Oldcity
Bar’da sergilenen ve interaktif bölümleri de bulunan oyunlar daha çok durum
komedisine dayalı hikayelerden oluşuyor. Evgar bu sene oyuncu kadrosunda yer
almasa da Tiyatro Kılçık için oyun yazmaya hala devam ediyor. Oyunculuğun
kişisel bir yolculuk olduğunun düşünen Evgar’ın örnek aldığı bir oyuncu yok;
ama beğendiği oyuncuların sayısı bir hayli fazla. Bülent Emin Yarar, Tilbe
Saran ve Şener Şen bunlardan bazıları. Son olarak Atv’de yayınlanan ve geçen ay
gösterimden kaldırılan ‘Erkekler Ağlamaz’ adlı dizide izlediğimiz Evgar’ın
televizyondaki ilk işleri Rondo ve Digitürk’ün reklam filmleri olmuş. Ardından
Mustafa Altıoklar’ın bir dizi projesinde yer alan oyuncu “Bu dizi birkaç bölüm
sürdü, sanki bizim tanışmamız için yapılmış gibiydi,” diyor. Diziyi yine
Altıoklar’la çalıştığı iki sinema filmi izliyor: Banyo ve Beyza’nın Kadınları.
Geçtiğimiz yıl Türk Sineması’nın az sayıdaki polisiye-gerilim türü
örneklerinden biri olarak gösterime giren ‘Beyza’nın Kadınları’ Mustafa
Altıoklar’ın en iyi filmlerinden biri şüphesiz. Filmde Beyza rolünde
izlediğimiz Demet Evgar, bilinç kayıpları içinde dört farklı hayat yaşayan bir
kadının trajedisini etkileyici bir performansla beyazperdeye taşırken
eleştirmenlerden de çok olumlu tepkiler aldı. “Sinema çok güzel bir dünya…
‘Banyo’da bir şey anlayamadım aslında. İlk çocukları pek anlamazmış ya anneler,
onun gibi. Sinema filmi çekiyormuşuz gibi hissedemedim, çok kısa bir zamanda
çekildi. Ama Beyza’nın Kadınları’nda buram buram hissettim.” Beyza rolünün,
özel hayatına dair de çok önemli bir tecrübe olduğunu anlatıyor: “4 değil 44
tane kadın çıkabilir insanın içinden. Kadınlığını çıkarabilmek durumlara çok
bağlı. Bir şeyi bastırdığında çok başka bir yerden, onun aksi bir tarafı
çıkıyor. Hiçbir şeyi bastırmadan yaşaman gerekiyor. Ama şunu gördüm ve anladım
ki, ben artık hayatımı düzene sokacağım, ben şunu kontrol altına alacağım gibi
bir şey söz konusu değil, bunu yapmak bizim elimizde değil. Tanrıyı güldürmek
istiyorsan planlarında söz et. Çünkü herkes kafasına göre bin bir türlü plan
yapıyor. Hangisi olacak?” Evgar’a göre Beyza’nın yaşadığı kişilik bölünmesini
hastalık derecesinde olmasa da her birimiz yaşıyoruz. “Hepimizin rolleri var.
Seninleyken başka, babamın, annemin yanındayken başka. Bunları, hayatının sana
anlatmak istediğini dinlemeye çalışırsan kontrol altında tutabiliyorsun, bu da tevekkülle
oluyor galiba, razı olacaksın herhalde. Haksızlığa uğradığını düşündüğün
yerlerde de mücadele edeceksin. Ama şuna inanıyorum ki, bir şeyi öğrendiğinde
ne kadar çok şeyi bilmediğinin de farkına varıyorsun fakat her şeyi bilmeye
çalışmak da insanı çok başka bir kulvara sürüklüyor. Bazı şeylere çok yüzeysel
bakmak gerekiyor. Tanrının bildiği bir şey var ki bizim bazı şeyleri bilmememiz
gerekiyor. Bilmemen gerekiyor, çünkü bildiğin zaman sürprizi gidiyor.
Bilmediğin de bir şey olsun. Zaten öğreneceksin onu. Ölmek için yaşamayı iş
ediniyorsun. Ben öyle bakıyorum.”
Evgar için, oyunlarına çalışırkenki zaman dilimleri bir tür
terapi. Yoğun bir tempoda çalışan oyuncu kalan zamanlarında dans etmeyi ve
seyahat etmeyi çok seviyor ve hayal kurmaya devam ediyor. “Şu anda bu zamana
kadar hayalini kurduğum şeyleri ediniyorum. Tam istediğim şeyleri yapamadığım
bir dönemdeyim. Bunun için her şeyden önce istemek gerekiyor. Böyle bir buçuk
senelik bir dönem atlattım. Bir şeyleri istemek için güç toparladım. Çünkü isteyince
her şey olur. Ama bir şeyi gerçekten istemek çok zordur.”