26 Mayıs 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Aşıkların kenti Brugge

 

Yazı/Text: OYA BERK

Fotoğraflar/Photos: ERSİN DEMİREL

 

Nostaljik sokaklarla bezeli bu vakur ve romantik kent, yeni evlilerin gözde balayı mekanı olmuş bir süredir. Yılda üç milyona yakın turisti konuk eden Brugge, diğer Avrupa kentlerini kıskandırıyor romantik havasıyla. Brugge deyince ilk akla gelenler dantel, çikolata, bira ve elmas oluyor haliyle...  

 

Brugge’ün Avrupa’daki adı, kanalları nedeniyle ‘Kuzeyin Venediği.’

 

Kaket evlerden oluşan bir sokakta yürüyorum sanki. Tepede buluşan merdiven basamakları gibi üçgen çatılı asırlık evler bir film setinin dekoru gibi. Avrupa’nın en iyi korunmuş Ortaçağ kenti Brugge’ün sokaklarında dolaşmak tarihsel bir yolculuğu yaşatıyor insana. Parke taşlı meydanları, dar sokakları, üçgen çatılı evleri, görkemli gotik binaları ve faytonların tıngırtılarıyla tarihi ve romantik bir şehir olma sıfatını fazlasıyla hak ediyor Brugge.

Adı ‘köprüler’ anlamına gelen Brugge, içinden geçen kanalların üzerine kurulmuş bir kent. Reie nehrinin kollarının oluşturduğu kanallar bu görkemli şehre değişik bir hava katıyor. Suyun insana huzur veren varlığının yanı sıra, kanalları süsleyen kemerli eski köprüler kentin ortaçağ atmosferini yansıtıyor konuklarına. ‘Canot’ adı verilen teknelerle, üzerinde kuğuların salındığı kanallarda düşsel bir yolculuk yapıyorum. Onlarca eski köprünün süslediği kanalların kıyısındaki ortaçağ evleri, evlerin suda yansıyan sureti akşam ışıklarıyla birlikte eşsiz görüntüler oluşturuyor. Belçika’nın gözde şehrine bu nedenle ‘Kuzeyin Venediği’ sıfatı yakıştırılmış.

Kenti gezerken flamalarda, heykellerde sürekli ‘ayı’ ve ‘aslan pençesi’ figürlerine rastlıyorum. Hanedan döneminin amblemi ‘ayı’ ile Fransız egemenliğine karşı olanların amblemi ‘aslan pençesi’ şehrin sembolü haline gelmiş. Günümüzdeyse Brugge’ün yeni imajı çok farklı: ‘Aşıklar Kenti’. Nostaljik sokaklarla bezeli bu vakur ve romantik kent, yeni evlilerin gözde balayı mekanı olmuş bir süredir. Yılda üç milyona yakın turisti konuk eden Brugge, diğer Avrupa kentlerini kıskandırıyor romantik havasıyla.

Brugge deyince ilk akla gelenler dantel, çikolata, bira ve elmas. Yüzyıllar boyunca giysilerde ve ev dekorasyonunda kullanılan dantel Brugge’ün simgesi olmuş. Onlarca ahşap makara ve iğne kullanılarak değişik bir yöntemle işlenen danteller evlerin pencerelerini, yastıkların ve masaların üzerini süslüyor hala. Değişik çeşitleriyle dükkanların vitrinlerini dolduran çikolataların ve dünyaca ünlü Belçika birasının tadına bakmadan kentten ayrılmamak gerek.

Kaldığım hostelden şehre doğru yürüyorum. Otomobilden çok bisiklet hakim trafiğe. Kent hayatı olağan dinginliğiyle akıyor. Her şey kurallara uygun, insanlar sabırlı ve saygılı. Öyle ki beni gören araç şöförü yaya geçidini işgal ettiği için bir parça geriye alıyor arabasını. Brugge’de trafik kuralları çok basit: öncelik yayalara ait, sonra bisiklet ve araç trafiği geliyor.

Kentin dört ana kapısından biri olan Gentpoort köprüsü trafiğe kapanıyor bir anda. Bizim Galata köprüsü gibi yavaş yavaş açılıp okyanusa ulaşmaları için Gent’ten gelen gemilere  yol veriyor köprü. Elimdeki turistlik rotayı izleyerek yemyeşil bir parka dalıyorum. Burası ‘Aşk Gölü’ olarak da anılan Minnewaterpark. Aşıklar dilekleri gerçekleşsin diye para atıyorlar içinde ördeklerin yüzdüğü masmavi sulara. Parkın içinde ağaçlar arasında ilerleyen şirin bir yürüyüş parkuru bulunuyor. Minnewater’ın kıyısında yer alan Beguinage manastırı 12. yüzyılda düşes Marguerite de Constantinople tara-fından yaptırılmış. Belçika’nın sembolü olan bu ilginç yer ‘beguin’ rahibelerinin manastırıymış bir zamanlar. Asırlarca yoksullara yardım eden, dantel örerek hayatlarını devam ettiren bu çilekeş insanların huzur dolu mekanında Benedictine rahibeleri yaşıyor şimdi.

Şirin dar sokakları geçerek kıtadaki en yüksek tuğla yapılardan biri olan Notre Dame kilisesinin önüne geliyorum. 13. yüzyılda kurulan bu mimarlık şaheseri kilisenin sivri kuleleri mavi gökyüzüne doğru yükseliyor. Notre Dame içindeki bir şapelde yer alan ve Michelangelo tarafından yapılan ‘Meryem ve Çocuk’ heykeli kentin gurur kaynağı olmaya devam ediyor asırlardır. Üzerinde bir aziz heykeli yer alan Nepomucenus köprüsü ve görkemli Chancellery sokağının ardından kentin akropolisi sayılan Burg meydanındayım. Dış cephesinde Flaman ülkesinin ve Burg tarihinin önemli karakterlerinin sergilendiği orjinal heykelleriyle ‘Town Hall’ ve  12. yüzyıl Roman tarzı mimarisiyle ‘Kutsal Kan Bazilikası’ ilk göze çarpan yapılar.

Birbirinden şirin Flaman-Gotik tarzda yapılmış üçgen çatılı evlerle çevrili olan Grand Place (Markt) kentin en büyük ve en önemli meydanı. Yüzyıllardır yiyecek pazarı olarak bilinen meydan, birçok restoran, cafe ve birahanenin varlığından dolayı turistlerin uğrak yeri haline gelmiş. Alanın doğu tarafında yer alan ve kentin Eyfel kulesi sayılan Beffroi şimdilerde saat kulesi ve müze olarak hizmet veriyor. 47 çanlı kuleye 366 daracık basamakla çıkılıyor. Tepeden kentin manzarası olağanüstü. Markt’ta görülecek diğer bir tarihi yapı da Batı Flanders eyaletinin başkenti olan Brugge’ün hükümet binası. Doğal çevre ile şehir yaşamı insanı yormayan bir biçimde dengelenmiş Brugge’de. Küçük meydanlar, insana huzur veren parklar, suyun değişken rengiyle sakin akan kanallar ve üçgen damlı evler şiirsel bir bütünlük sergiliyor. Bu görsel zenginliğe sahip olan mekanlardan biri de  Rozenhoedkaai semti. Kentin en güzel fotoğraf veren meydanının arkasında balık pazarı yer alıyor. Hava kapalı olduğu için bugünü müzeleri gezmeye ayırıyorum. Kentin sembollerinden ‘Dantel Müzesi’ni geziyorum önce. Geçmişin görkemli el işlemeleri artık sadece yaşlıların becerikli ellerinde güzelliğe dönüşüyor. Kentin en önemli müzesi ‘Gruuthuse Museum’de Belçika’nın ünlü ressamlarının tabloları sergileniyor. Dünyanın her tarafından gelen resim meraklılarının kabelerinden biri olmuş bu müze. Öğlene doğru Markt meydanındaki görüntü karşısında şaşkına dönüyorum. Rengarenk çiçekler ve bitkiler, çeşit çeşit sebze-meyve tezgahları, pişmiş et kokuları, satıcıların bağırışları arasında alışveriş yapan kentliler... Çarşamba günleri pazar kuruluyor Grand Plaza’da. Buradaki en önemli ayrıntı satıcıların çoğunun kadın olması. Kentin el sanatları pazarı ise sadece pazar günleri Gruut-husestraat sokağında kanal kenarında kuruluyor. Kanallar üzerinde benzersiz günbatımlarını yaşamak, aşkın varlığına bir kez daha inanmak için bu güler yüzlü insanlar şehrine mutlaka gelin. Kuzey denizinin kıyısındaki bu ortaçağ kentinde geçmişin huzur dolu havasını solumak, suyun gizemli fısıltısını dinlemek için...

 

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


67096 - unknown - 38.107.179.237