Aşıkların kenti
Brugge

Yazı/Text: OYA BERK
Fotoğraflar/Photos: ERSİN DEMİREL
Nostaljik sokaklarla bezeli bu vakur ve romantik kent,
yeni evlilerin gözde balayı mekanı olmuş bir süredir. Yılda üç milyona yakın
turisti konuk eden Brugge, diğer Avrupa kentlerini kıskandırıyor romantik
havasıyla. Brugge deyince ilk akla gelenler dantel, çikolata, bira ve elmas
oluyor haliyle...

Brugge’ün Avrupa’daki adı, kanalları nedeniyle ‘Kuzeyin
Venediği.’
Kaket evlerden oluşan bir sokakta yürüyorum sanki. Tepede
buluşan merdiven basamakları gibi üçgen çatılı asırlık evler bir film setinin
dekoru gibi. Avrupa’nın en iyi korunmuş Ortaçağ kenti Brugge’ün sokaklarında
dolaşmak tarihsel bir yolculuğu yaşatıyor insana. Parke taşlı meydanları, dar
sokakları, üçgen çatılı evleri, görkemli gotik binaları ve faytonların
tıngırtılarıyla tarihi ve romantik bir şehir olma sıfatını fazlasıyla hak
ediyor Brugge.
Adı ‘köprüler’ anlamına gelen Brugge, içinden geçen
kanalların üzerine kurulmuş bir kent. Reie nehrinin kollarının oluşturduğu
kanallar bu görkemli şehre değişik bir hava katıyor. Suyun insana huzur veren
varlığının yanı sıra, kanalları süsleyen kemerli eski köprüler kentin ortaçağ
atmosferini yansıtıyor konuklarına. ‘Canot’ adı verilen teknelerle, üzerinde
kuğuların salındığı kanallarda düşsel bir yolculuk yapıyorum. Onlarca eski
köprünün süslediği kanalların kıyısındaki ortaçağ evleri, evlerin suda yansıyan
sureti akşam ışıklarıyla birlikte eşsiz görüntüler oluşturuyor. Belçika’nın
gözde şehrine bu nedenle ‘Kuzeyin Venediği’ sıfatı yakıştırılmış.
Kenti gezerken flamalarda, heykellerde sürekli ‘ayı’ ve
‘aslan pençesi’ figürlerine rastlıyorum. Hanedan döneminin amblemi ‘ayı’ ile
Fransız egemenliğine karşı olanların amblemi ‘aslan pençesi’ şehrin sembolü
haline gelmiş. Günümüzdeyse Brugge’ün yeni imajı çok farklı: ‘Aşıklar Kenti’.
Nostaljik sokaklarla bezeli bu vakur ve romantik kent, yeni evlilerin gözde
balayı mekanı olmuş bir süredir. Yılda üç milyona yakın turisti konuk eden
Brugge, diğer Avrupa kentlerini kıskandırıyor romantik havasıyla.
Brugge deyince ilk akla gelenler dantel, çikolata, bira ve
elmas. Yüzyıllar boyunca giysilerde ve ev dekorasyonunda kullanılan dantel
Brugge’ün simgesi olmuş. Onlarca ahşap makara ve iğne kullanılarak değişik bir
yöntemle işlenen danteller evlerin pencerelerini, yastıkların ve masaların
üzerini süslüyor hala. Değişik çeşitleriyle dükkanların vitrinlerini dolduran
çikolataların ve dünyaca ünlü Belçika birasının tadına bakmadan kentten
ayrılmamak gerek.
Kaldığım hostelden şehre doğru yürüyorum. Otomobilden çok
bisiklet hakim trafiğe. Kent hayatı olağan dinginliğiyle akıyor. Her şey
kurallara uygun, insanlar sabırlı ve saygılı. Öyle ki beni gören araç şöförü
yaya geçidini işgal ettiği için bir parça geriye alıyor arabasını. Brugge’de
trafik kuralları çok basit: öncelik yayalara ait, sonra bisiklet ve araç
trafiği geliyor.
Kentin dört ana kapısından biri olan Gentpoort köprüsü
trafiğe kapanıyor bir anda. Bizim Galata köprüsü gibi yavaş yavaş açılıp
okyanusa ulaşmaları için Gent’ten gelen gemilere yol veriyor köprü. Elimdeki
turistlik rotayı izleyerek yemyeşil bir parka dalıyorum. Burası ‘Aşk Gölü’
olarak da anılan Minnewaterpark. Aşıklar dilekleri gerçekleşsin diye para
atıyorlar içinde ördeklerin yüzdüğü masmavi sulara. Parkın içinde ağaçlar
arasında ilerleyen şirin bir yürüyüş parkuru bulunuyor. Minnewater’ın kıyısında
yer alan Beguinage manastırı 12. yüzyılda düşes Marguerite de Constantinople
tara-fından yaptırılmış. Belçika’nın sembolü olan bu ilginç yer ‘beguin’
rahibelerinin manastırıymış bir zamanlar. Asırlarca yoksullara yardım eden,
dantel örerek hayatlarını devam ettiren bu çilekeş insanların huzur dolu
mekanında Benedictine rahibeleri yaşıyor şimdi.
Şirin dar sokakları geçerek kıtadaki en yüksek tuğla
yapılardan biri olan Notre Dame kilisesinin önüne geliyorum. 13. yüzyılda
kurulan bu mimarlık şaheseri kilisenin sivri kuleleri mavi gökyüzüne doğru
yükseliyor. Notre Dame içindeki bir şapelde yer alan ve Michelangelo tarafından
yapılan ‘Meryem ve Çocuk’ heykeli kentin gurur kaynağı olmaya devam ediyor
asırlardır. Üzerinde bir aziz heykeli yer alan Nepomucenus köprüsü ve görkemli
Chancellery sokağının ardından kentin akropolisi sayılan Burg meydanındayım.
Dış cephesinde Flaman ülkesinin ve Burg tarihinin önemli karakterlerinin
sergilendiği orjinal heykelleriyle ‘Town Hall’ ve 12. yüzyıl Roman tarzı
mimarisiyle ‘Kutsal Kan Bazilikası’ ilk göze çarpan yapılar.
Birbirinden şirin Flaman-Gotik tarzda yapılmış üçgen çatılı
evlerle çevrili olan Grand Place (Markt) kentin en büyük ve en önemli meydanı.
Yüzyıllardır yiyecek pazarı olarak bilinen meydan, birçok restoran, cafe ve
birahanenin varlığından dolayı turistlerin uğrak yeri haline gelmiş. Alanın
doğu tarafında yer alan ve kentin Eyfel kulesi sayılan Beffroi şimdilerde saat
kulesi ve müze olarak hizmet veriyor. 47 çanlı kuleye 366 daracık basamakla
çıkılıyor. Tepeden kentin manzarası olağanüstü. Markt’ta görülecek diğer bir
tarihi yapı da Batı Flanders eyaletinin başkenti olan Brugge’ün hükümet binası.
Doğal çevre ile şehir yaşamı insanı yormayan bir biçimde dengelenmiş Brugge’de.
Küçük meydanlar, insana huzur veren parklar, suyun değişken rengiyle sakin akan
kanallar ve üçgen damlı evler şiirsel bir bütünlük sergiliyor. Bu görsel
zenginliğe sahip olan mekanlardan biri de Rozenhoedkaai semti. Kentin en güzel
fotoğraf veren meydanının arkasında balık pazarı yer alıyor. Hava kapalı olduğu
için bugünü müzeleri gezmeye ayırıyorum. Kentin sembollerinden ‘Dantel
Müzesi’ni geziyorum önce. Geçmişin görkemli el işlemeleri artık sadece
yaşlıların becerikli ellerinde güzelliğe dönüşüyor. Kentin en önemli müzesi
‘Gruuthuse Museum’de Belçika’nın ünlü ressamlarının tabloları sergileniyor.
Dünyanın her tarafından gelen resim meraklılarının kabelerinden biri olmuş bu
müze. Öğlene doğru Markt meydanındaki görüntü karşısında şaşkına dönüyorum.
Rengarenk çiçekler ve bitkiler, çeşit çeşit sebze-meyve tezgahları, pişmiş et
kokuları, satıcıların bağırışları arasında alışveriş yapan kentliler...
Çarşamba günleri pazar kuruluyor Grand Plaza’da. Buradaki en önemli ayrıntı
satıcıların çoğunun kadın olması. Kentin el sanatları pazarı ise sadece pazar
günleri Gruut-husestraat sokağında kanal kenarında kuruluyor. Kanallar üzerinde
benzersiz günbatımlarını yaşamak, aşkın varlığına bir kez daha inanmak için bu
güler yüzlü insanlar şehrine mutlaka gelin. Kuzey denizinin kıyısındaki bu
ortaçağ kentinde geçmişin huzur dolu havasını solumak, suyun gizemli
fısıltısını dinlemek için...
